14. ASIR ÂLİMLERİ

14. ASIR ÂLİMLERİ

 

SERÛCÎ (Ahmed bin İbrâhim bin Abdülganî)

Mısır’da yetişen Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin İbrâhim bin Abdülganî bin Ebî İshâk es-Serûcî’dir. Künyesi Ebü’l-Abbâs ve lakabı Şemsüddîn’dir. Harran nahiyelerinden Serûc’a mensûb olduğu için, Serûcî denilmiştir. 637 (m. 1239) senesinde doğdu. 701 (m. 1301) senesinde, Rebî’ul-âhır ayının 12. günü Mısır’da Kâhire’de vefât etti. Karâfe kabristanında İmâm-ı Şafiî hazretlerinin kabri yakınında defn olundu. Doğum ve vefât târihleri 639-710 olarak da bildirilmiştir.

Devamını Oku


DURSUN FAKÎH (Tursun Fakîh)

Tefsîr, hadîs ve fıkıh âlimi. Şeyh Edebâlî hazretlerinin dâmâdı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in bacanağıdır. Osman Bey devrinin meşhûr âlimlerindendir. Aslen Karamanlı olup, hocası Edebâlî’nin ( radıyallahü anh ) hemşehrîsidir. Çeşitli ilimleri, Edebâlî’den tahsil edip, tefsîr, hadîs ve fıkıh bilgilerinde âlim, tasavvufta yüksek derecelere sahip oldu. Kalbi, kötülüklerin pisliklerinden temizlendi. Zühd ve takvâda, güzel ahlâkta, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymakta, insanlara doğru yolu göstermekte çok ileri idi. Osman Bey zamanında, gazâ ve fetihlere iştirâk eder, gazilere imamlık yapar va’z ve nasihatlerde bulunurdu. Karahisar’da ilk Cum’a namazını , Eskişehir’de ilk bayram namazını  o kıldırdı.

Devamını Oku


ALÂÜDDÎN-İ BUHÂRÎ (Abdülazîz bin Ahmed)

Hanefî mezhebi fıkıh ve usûl âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Abdülazîz bin Ahmed bin Muhammed el-Buhârî olup, lakabı Alâüddîn’dir. Buhârâ’da yetişen Alâüddîn hazretlerinin doğum tarihi bilinmemektedir. 730 (m. 1329) senesinde vefât etti.

Devamını Oku


ZEYLA’Î (Fahreddîn Osman bin Ali)

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinin meşhûrlarından. İsmi, Osman bin Ali bin Muhammed el-Bâri’î ez-Zeyla’î’dir. Künyesi Fahreddîn olup, Ebû Muhammed künyesi ile tanınırdı. “Zeyla’î” nisbeti ile meşhûr oldu. Zeyla’, Kızıldenizin Habeşistan sahilinde bir kasabadır. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. Fıkıh, nahiv ve ferâiz bilgilerinde büyük bir âlim olarak yetişti ve meşhûr oldu. 705 (m. 1305) senesinde Kâhire’ye gelip ders ve fetvâ verdi. Takrir ve incelemelerde bulundu. Fıkıh ilminin yayılmasında büyük hizmeti oldu. Çok kıymetli şerhleri ve te’lîf eserleri vardır. 743 (m. 1343) senesi Ramazan ayında, Mısır’da vefât etti. Buradaki Karâfe kabristanına defnedildi.

Devamını Oku


KIVÂMÜDDÎN EL-KÂKÎ (Muhammed bin Muhammed Sencârî)

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Ahmed es-Sencârî’dir. “Kıvâmüddîn-i Kâkî” lakabı ile meşhûr oldu. Hanefî fakîhlerinin büyüklerindendir. Fıkıh ilmini, Alâüddîn Abdülazîz el-Buhârî ile, Hüsâmeddîn Hasen-i Sığnâki’den öğrendi. “Hidâye” adındaki meşhûr fıkıh kitabını, Alâüddîn-i Buhârî’nın huzûrunda okuyup mütâlâa etmişti. Fıkıh hocası olan bu iki zât da, Fahreddîn Muhammed bin Muhammed el-Mâymargî’den fıkıh öğrenmiştiler. Kâhire’ye gelip Mardin Câmii’ne yerleşti. Fetvâ verir ve ders okuturdu. Vefâtına kadar bu işlerine devam etti. 749 (m. 1348) senesinde vefât etti.

Devamını Oku


İBN-İ TÜRKMÂNÎ (Ali bin Osman el-Mârdînî)

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Ali bin Osman bin İbrâhim bin Mustafâ bin Süleymân el-Mârdînî’dir. Lakabı “Alâüddîn” olup, “İbn-i Türkmânî” künyesi ile meşhûr oldu. 683 (m. 1284) senesinde doğdu. Fıkıh, usûl, nahiv, tefsîr, hadîs, ferâiz, hesâb, edebiyat, târih, mantık ve hey’et (astronomi) ilimlerinde mütehassıs bir âlim olarak yetişti. Hanefî fıkhında İmâm derecesine yükseldi. Fetvâ verir ve ders okuturdu. Kâdılık vazîfesine ta’yin edildi. Kıymetli eserleri vardır. 750 (m. 1349) senesi Muharrem ayında Kâhire’de vefât etti.

Devamını Oku


İBN-İ FASÎH (Ahmed bin Ali bin Ahmed)

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden ve şâir. İsmi, Ahmed bin Ali bin Ahmed olup, nisbeti el-Kûfî ve el-Bağdâdî ve el-Hemedânî’dir. Künyesi Ebû Tâlib, lakabı Fahrüddîn’dir. İbn-i Fasih diye meşhûrdur. Aslen Kûfeli olan İbn-i Fasih ( radıyallahü anh ), 680 (m. 1281) senesinde orada doğdu. 755 (m. 1354)’de Şa’ban ayının 26. günü Dımeşk’da vefât etti.

Devamını Oku


İBN-İ VEHBÂN (Abdülvehhâb bin Ahmed)

Hanefî mezhebi fıkıh ve kırâat âlimi. Edib ve şâir. İsmi, Abdülvehhâb bin Ahmed bin Vehbân ed-Dımeşkî’dir. Künyesi Ebû Muhammed ve lakabı Emînüddîn’dir. Şam’da yetişen İbn-i Vehbân’ın ( radıyallahü anh ), doğum târihi kat’î olarak tesbit edilememiştir. 730 (m. 1329)’dan evvel doğduğu tahmin edilmektedir. 768 (m. 1367) senesi Zilhicce ayında vefât etti.

Devamını Oku


CEMÂLEDDÎN AKSARÂYÎ (Muhammed bin Muhammed Râzî)

Fıkıh ve tefsîrde, aklî ve naklî ilimlerde âlim. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Fahreddîn Râzî’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin torunlarından, vâ’iz Muhammed bin Muhammed idi. Anadolu’da huzûrun yeniden te’min edilmesi için gelen âlimler arasında yer alan Cemâleddîn Aksarâyî, babasından ve zamanın meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi. Bir ara Amasya kadılığı ve Dâr-ül-ilm müderrisliği yaptı.

Devamını Oku


TEFTÂZÂNÎ (Sa’deddîn Mes’ûd bin Ömer)

Tefsîr, hadîs, kelâm, nahiv, mantık ve fen âlimi. En büyük Şafiî âlimlerindendir. Asrının müceddidlerinden idi. Unutulmuş olan İslâm bilgilerini yeniden ortaya çıkarıp, ihyâ etti. İsmi, Mes’ûd bin Ömer bin Abdullah’tır. Nesâ köylerinden Teftâzân köyünde, 712 (m. 1312) senesinde doğdu. Sa’düddîn lakabı verildi. Timur Hân ve Seyyid Şerîf Cürcânî ( radıyallahü anh ) gibi din ve dünyâ büyükleriyle görüştü. Anadolu’ya geldi. Eserleri yıllarca medreselerde ders kitabı olarak okutuldu. 791 (m. 1389) yılında Semerkand’da vefât edip, Serâhs’ta defnedildi.

Devamını Oku


İBN-İ MELEK

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdüllatîf bin Abdülazîz bin Emînüddîn’dir. Lakabı İzzüddîn’dir. İbn-i Melek veya İbn-i Ferişte künyesiyle meşhûr oldu. İzmir yakınlarında bulunan Tire’dendir. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. 801 (m. 1399) senesinde Tire’de vefât etti.

Devamını Oku


ALÂÜDDÎN ALİ ESVED KARAHİSÂRÎ (Kara Hoca)

Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi Ali bin Ömer’dir. Alâüddîn ve Esved lakabları verildi. Kara Hoca diye meşhûr oldu. Afyon Karahisar taraflarından olduğu için Karahisâri nisbet edildi. Memleketinde bir miktar ilim tahsil ettikten sonra, İran taraflarına gitti. Oradaki âlimlerden ve eserlerinden istifâde etti. Bilhassa Fahrüddîn-i Râzî hazretlerinin talebeleri ile yakın irtibâtı oldu. Hadîs-i şerîf, tefsîr ve fıkıh ilimlerinde yükseldi. Cemâlüddîn-i Aksarayî’nin ilminden de istifâde etti. Tasavvuf yolunda ilerledi. Tahsilini tamamlayıp, memleketine döndü. İznik şehrini fetheden Osmanlı Sultanı Orhan Gâzî tarafından ona İznik’teki bir câmide hatîblik vazîfesi verildi. Bu sırada Orhan Gâzî İznik’te bir medrese inşâ edip, buraya ilim erbâbını da’vet etti. Dâvûd-i Kayserî’yi bu medresenin müderrisliğine ta’yin etti. Ondan sonra Tâcüddîn Kürdî müderris oldu. Tâcüddîn Kürdî’nin vefâtından sonra da Alâüddîn Esved müderris ta’yin edildi. Osmanlı Devleti’nin temel taşları olan medreselerde, onun talebeleri ders verip ilim öğretti. Ondan ders alan nice talebeler, ilim sahibi kimseler olup, Osmanlı şehirlerinde kadılık yaptılar. İçlerinden Şemseddîn Fenârî gibi şeyhülislâmlar yetişti. Onun talebeleri içinden yetişen kadılar meşhûr oldu. Târihe “Osmanlı kadısı” mührünü vurdular. O kadıların huzûrlarına pâdişâhlar bile edeble çıkar, karşılarında ayakta dururlardı. Haktan ayrılmıyan bu kadılar, haksız hareket eden paşaları nice ağır cezalarla cezalandırıp, pâdişâhlara ellerini kesme cezası verdiler. (Bkz. Hızır Çelebi) Osmanlı Devleti’nin mensûpları, altıyüz sene o müderrislerin ve o kadıların yol göstermeleriyle huzûrlu bir hayat yaşayıp, ebedî saadete kavuşmak için gayret ettiler. Osmanlı Türkleri de, insanlara merhametlerinden, diğer milletleri zâlimlerin idâresinden kurtarıp, hidâyete kavuşturmak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek için, cepheden cepheye koştular. Kendilerinin tattıkları huzûru, diğer insanlara da tattırmak için, yedi iklim, üç kıt’aya at koşturdular.

Devamını Oku