Imam-ı Azam Ebu Hanife (r.a.)

ÖNSÖZ

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’ne, salât ve selâm “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz’e, ehline ve ashâbına olsun.
Yaratılmış hiçbir varlık yoktur ki bir gâyesi olmasın. Kâinâttaki bütün varlıklar insan için, insan da âlemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’nü tanımak ve O’na ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanların bu yaratılış gâyesinin gereklerini yerine getirebilmeleri için, onlara yol gösterici olarak da, Cenâb-ı Hakk, peygamberler (a.s.)’ı göndermiştir.
“Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, Allah (c.c.)’nü tanıyıp, Ona ibâdetin, en mükemmel şekliyle nasıl olabileceğini bizzat, tatbîkî olarak bizlere ta‘lîm buyurmuşlardır.

Cenâb-ı Hakk Nahl sûresi 44’te: “Ey Habîbim! Kur’ân’ı insanlara tefsîr et.”, Ahzâb 21’de: “And olsun ki Resûlullah’da, sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir örnek vardır.” ve Âl-i İmrân 31’de: “Resûlüm! De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın, Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” buyuruyor.
Bu âyetlerden de anlaşılacağı üzere, Allah’a ittiba’ın tek yolunun ancak, Cenâb-ı Hakk’ın “Kendiliğinden hiçbir şey yapmadığı, her söz ve fiilinin vahye muntazır olduğunu” beyân ettiği, Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e tebaiyyet olduğu âşikârdır.

Haşr sûresi: 7’de Cenâb-ı Hakk: “Resûlüm size ne verdi ise, onu alınız; size neyi yasakladı ise ondan da sakınınız.” buyuruyor. Resûlullah (s.a.v.) de: “Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadîsim ulaştığı zamân kişinin: – Bizimle sizin aranızda Allah’ın Kitabı vardır. O’nda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz; nelere de haram denmişse onları haram addederiz – diyeceği zamân yakındır. Bilin ki Resûlullah (s.a.v.)’in haram kıldıkları da tıpkı Allah’ın haram ettikleri gibidir.” (Ebû Dâvud, Sünen: 6, Tirmizî, İlim: 60) buyurmaktadır.
Resûlullah (s.a.v.)’in işaret ettiği ve günümüzde de hayli çoğalan sapık i‘tikâd sâhiblerinin gâyesi Resûlullah (s.a.v.)’i (hâşâ) aradan çıkarıp Allah (c.c.)’ne giden yolu böylece kesmektir.
O hâlde yapılacak yegâne iş, Resûlullah (s.a.v.)’in hayatını en ince teferruatına kadar öğrenmek ve onu tatbîk etmek gayretini a‘zamî derecede sürdürmektir. Bu da ancak O (s.a.v.)’i bize en doğru ve güvenilir şekilde aktaran büyük İmâmlarımız sâyesinde mümkündür. Bunların en başında da bütün İslâm Âlemi’nin ittifâk ettiği İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.) gelmektedir. Bizleri saâdete götürecek yüce hayatın esâslarını hem i‘tikâd, hem de amelî olarak ortaya koymuş olan İmâm-ı A‘zam (r.a.) hakkında binlerce eser bulunmaktadır.
Bu gerçekten hareket ederek, hayatlarını Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’e hizmet etmeye adamış olan Muhterem Ömer Muhammed Öztürk Ağabey, yirmi iki yıl önce kendilerine bu konuda yardımcı olabilecek 15-20 kişilik bir heyetle yoğun bir çalışma içine girmiş, bu eserlerin listesini ve hangi kütüphanelerde bulunduklarını tesbitini yapmışlardı. İçlerinde Arapça ve Osmanlıca olup da geciktirmeden tercüme ve sadeleştirme yapılacaklar, ehil kimselere yaptırılmak üzere tevdi edildi.Bu yoğun çalışma sırasında aynı heyet içerisinde yer alan ve önemli bir eseri de tercüme etmekte iken vefat eden Merhum Cevat İzgi’yi ve toplantılara fiilen iştirak eden Merhum Vahid Çabuk’u da rahmetle anıyoruz.Muhterem Ömer Muhammed Öztürk Ağabey’in bu uzun zorlu çalışmaları, azim ve gayretleri ile nihâyet Azmi Bilgin Bey’in sadeleştirdiği elinizdeki bu kitapla meyvelerini vermeye başladı. Elhamdülillâh.

Şâfiî Mezhebi’ne mensûb İbn-i Hacer el-Heytemî (rh.a.) [1504-1566] tarafından hazırlanan bu kitab, Sultân II. Abdülhamîd Hân’ın emirleri ile rûmî: 1310 (1894-1895] yılında Manastırlı İsmâîl Hakkı (rh.a.) tarafından tercüme edilip mü’minlerin halîfesi o büyük Hâkan II. Abdülhamîd (k.s.)’a arz edilmişti.
2003 yılında ilk baskısını yaptığımız bu kitabın ikinci baskısını da yine Muhterem Ömer Muhammed Öztürk Ağabey’in kontrolü ve emirleri doğrultusunda okuyucularımıza sunuyoruz.
Gayret bizden, tevfîk Allah (c.c.)’dendir.

Misvâk Neşriyât