I. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Menkîbelerine ve Fıkıh ilmindeki

I. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Menkîbelerine ve Fıkıh ilmindeki

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh (c.c.)’e mahsustur. Yüce Allâh, Muhammed (s.a.v.) Efendimize, O’nun âline ve ashâbına rahmet eylesin.

Bu eser, İmâm-ı A‘zâm Ebû Hanîfe (r.a.)’in hadîs ilmindeki mertebesini açıklamak amacıyla kaleme alınmış bir çalışmadır. Yüce Allâh’dan Ebû Hanîfe (r.a.)’in hasımlarının onun hâfızası ve hadîs ilmindeki güvenilirliği noktasında ortaya attıkları birtakım şüphe-leri gidermeye bu eseri vesîle kılmasını diliyor, bunun mükâfaatlandırılmaya lâyık bir çaba olmasını ve günâhımın bağışlanmasını niyâz ediyorum. Çünkü Allâh (c.c.), en hayırlı umut kapısıdır ve duâları kabûle lâyık olan biricik ilâhtır.

Ebû Hanîfe (r.a.), fıkıh, ilim, takva, hâfıza ve zabıt yönünden dünya imâmlarından birisidir. O dindarlığı-nın, ibâdetinin, teheccüdünün, çok Kur’ân okumasının ve geceleri ibâdetle geçirmesinin yanında çok cömert ve çok zekî olan kimselerden biri sayılırdı.
Ebû Hanîfe (r.a.), Kitâb’a ve Sünnet’e önem veren ve hadîs öğrenme konusunda çaba harcayıp, yolculuk-lara çıkan bir âlimdi. O, sünnetlere, bunları toplamaya, sünnetin kutsal sınırlarını savunmaya, ona karşı gelen veya ondan uzaklaşmak isteyenlere karşı baskı yapmaya çok büyük önem verirdi. Zîrâ Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetini başka şeylere tercîh ederdi. Ebû Hanîfe (r.a.) sika olan güçlü râvîlere yönelen, rivâyette zayıf olanları terkeden ilk âlimdir. Ebû Hanîfe (r.a.), hadîs ve fıkıhdan ayrılmamış takvâ ve ibâdete devâm etmiş ve sonunda dünyanın dört bir tarafında görüşleri-ne başvurulan bir âlim ve kendisine uyulan bir bilgi sığınağı hâline gelmiştir.

Ebû Hanîfe (r.a.)’in ilim tahsîl etme, ezberleme, onu koruma ve bu uğurda işini sağlam yapması, ilim ve fıkıh tahsîl etmek için çalışması ve bunları yayma, sultânın teklîf ettiği makamları sabırla kabûl etmeme, kendini ilmi yaymaya, ibâdete ve cömertliğe fedakârca verme noktasındaki hal ve tavırları… Dünyanın onun nazarındaki değersizliği, gelip geçici olan dünyalıklara aldırmazlığı, bunun yanında dindarlığı, insanı fâsık kılan hareketlerden uzak olması ve iyiliğin her çeşidini kendinde bulundurması… Bütün bu durumlarda onun menkîbeleri sayılamayacak kadar çok ve teşhîr etmeye ihtiyaç duyulmayacak kadar da meşhûrdur.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in imâmlığı, büyüklüğü, mertebe-sinin yüceliği, fazîletinin mükemmelliği noktasında görüş birliği vardır. Selef âlimleri, onun takvâsını, züh-dünü, ibâdetini, sultânlardan uzak duruşunu, onların kadılık teklîflerini kabûl etmeyişini, ilminin bolluğunu ve hadîs bilgisinin çokluğunu, fıkıhda eşsiz bir zekâya sâhib olduğunu, sünnete bağlılığını övmek için çok şeyler söylemişlerdir. Dünyanın dört bir tarafında kendi zamanında yaşamış önde gelen imâmların ona saygı duyduklarına, meziyetlerini kabûl ettiklerine dâir haber-ler çok fazladır. Bütün bunlar tarih ve rical kitaplarında mevcûddur. Bundan dolayı burada onları zikretmemize gerek yoktur.