IX. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Cerh ve Ta‘dîl imâmlarından Birisi Olması

IX. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Cerh ve Ta‘dîl imâmlarından Birisi Olması

İbn Teymiye diye meşhûr olan Ebü’l-Abbâs Takıyyuddin Ahmed b. Abdülhalim er-Reddu ale’l-Bekriyyi şeklinde meşhûr olan Telhîsu kitabi’l-istiğâse isimli eserinde şu açıklamayı yapmaktadır:
“Yahya b. Ma‘în, Buhârî, Müslim, Ebû Hâtim, Ebû Zür‘a, Nesâî, Ebû Ahmed b. Adiyy, Dârekutnî (rh.a.e.) ve benzerlerinin hadîs ricâli ve hadîsin sahîhi ile zayıfı konusundaki değerlendirmeleri, İmâm-ı Mâlik, Sevrî, Evzâî, Şâfiî (rh.a.e.) ve benzerlerinin ahkâmın, helâl ve haramın bilinmesi konusundaki görüşleri gibidir. Bilginler arasında -bir ve ikinci gruptan sadece birisine katılması daha uygun olsa da- her iki grupta mütâlaa edilmesi mümkün olanlarla, bu iki gruptan sadece birisinde önde gelen âlimler vardır.

İmâm-ı Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel (r.a.e.), İshâk b. Râhûye, Ebû Ubeyd, Evzâî, Sevrî ve Leys b. Sa‘d (rh.a.e.), Ebû Hanîfe (r.a.)’in öğrencisi Ebû Yusuf (rh.a.) gibi hadîs ve fıkhın önde gelen imâmlarının çoğunluğu ve Ebû Hanîfe (r.a.)’in bizzat kendisi, hem hadîs ve hem de fıkıhta önde gelen birer âlimdirler. Fakat muhaddis ve fakîh olan bazı bilginler, bir dalda önde gelen bir bilgin olurken, diğer ilim dalında bu bilgi seviyesine erişmemiştir. Her iki ilim dalından bazılarının bildiğini, diğer bazıları bilmemektedir. Yüce Allâh ilim ve îmân ehlinin cümlesinden râzı olsun.”91

Hâfız, tenkîdci büyük bir âlim olan İmâm Şemsüddin ez-Zehebî (rh.a.), Zikru men yu’temedu kavluhû fi’l-cerh ve’t-ta‘dîl isimli eserinde şöyle der:
“Sahâbe asrından sonra râvîleri tezkiye ve cerh eden ilk kişi, Şa‘bî, ikincisi İbn Sîrîn ve benzerleri olmuştur. Bu bilginlerin bazı kimselerin güvenilir, bazılarının ise zayıf olduklarına dair ifâdeleri hâfızalardadır.
“O dönemde zayıf râvîlerin az olmasının sebebi, zayıf hocalarının azlığıdır. Çünkü onların hadîs aldıkları hocalarının çoğunluğu âdil sahâbeler idi. Sahâbelerin dışındaki hocaları ise -ki bunlar tâbiînin büyükleridir- sika olup, rivâyet ettikleri haberi ezberliyorlardı. Hâris el-A‘ver, Âsım b. Damra ve benzerleri gibi tenkîd edilen râvî sayısı azdı.
“Evet, bunların arasında Abdurrahman b. Mülcem, çok yalancı el-Muhtar b. Ebû Ubeyd ve Ma‘bed el-Cühenî gibi haricî, şia ve kaderiyye mezhebinden bid‘atçıların önde gelenlerinden sayısız kimseler vardı. Sonra hicrî II. yüzyılın başlarında tâbiîn arasından ve onların küçüklerinden Atiyye el-Avfî, Fergad es-Sabâhî, Câbir el-Cu‘fî, Ebû Hârun el-Abdî gibi zayıf bir topluluk ortaya çıktı. Bunlar, ezberlerinin kötülüğü veya bid‘ate sapmış olmaları yüzünden tenkîde uğramışlardır.

“Hicrî 150 yıllarında tâbiîn neslinin çoğunluğunun sona ermesiyle birlikte önde gelen bir grup âlim, râvîleri güvenirlik ve zayıflık açısından değerlendirmeye başlamıştır.
Râvîleri tenkîd eden bilginlerden üçüncüsü Ebû Hanîfe (r.a.)’dir. Mes’elâ o, “Cabîr el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim” demiştir. Bir diğer bilgin A‘meş (rh.a.)’dir. A‘meş bir grup râvînin zayıf olduğunu söylerken başka bir grubun güvenilir olduğunu belirtmiştir. Bu konuda fikir beyân eden bir başka bilgin Şu‘be’dir. Şu‘be bazı râvîleri tenkîd etmiştir. Bu gruptaki altıncı bilgin İmâm-ı Mâlik (r.a.)’dir.”92

İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.)’in arkadaşı Hâfız Ebü’l-Hayr Muhammed b. Abdurrahman es-Sehâvî (rh.a.) şöyle der:
“Zehebî’nin belirttiği üzere hadîs ricâli hakkında bir grup sahâbe değerlendirmede bulunmuştur. Sonra Şa‘bî ve İbn Sîrîn gibi tâbiînden bazıları, râvîler hakkında değerlendirmede bulunmuşlarsa da -tâbiîn hocalar arasında zayıf râvî az olduğu için- bu çok azdır. Zîrâ tâbiîn neslinin hocalarının çoğunluğu âdil sahâbelerdir. Sahâbelerin dışındaki hocaların ekserîsi sikadır. Hicrî I. asırda sahâbe ve tâbiînin büyükleri arasında -Hâris el-A‘ver ve yalancı Muhtar gibi birkaçı hariç- zayıf râvî hemen hemen yok gibidir.
Hicrî II. asrın başlarında tâbiîn arasında zayıf bir topluluk belirdi. Bunlar çoğunlukla hadîsi hocadan almaları ve zabıtları açısından zayıf olarak gösterildiler. Bunların mevkuf bir hadîsi merfû yaptıkları ve çoğunlukla mürsel olarak rivâyette bulundukları görülmektedir. Aralarında Ebû Harun el-Abdî gibi hatâlı rivâyette bulunanları da vardır.
Hicrî 150 yıllarına yani tâbiîn asrının sonuna geldiğimizde bir grup âlim, râvîleri güvenilir ve zayıf şeklinde değerlendirmeye başlamıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Ben Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim’ demiştir. A‘meş (rh.a.) bir grup râvînin zayıf olduğunu, diğer grubun ise sika olduğunu ifâde etmiştir. Şu‘be (rh.a.) hadîs râvîleri hakkında kafa yormuştur. Şu‘be araştırıcı bir bilgindi. Güvenilir olmayan râvîden hemen hemen rivâyette bulunmazdı. İmâm-ı Mâlik (r.a.) de böyledir.”93
İmâm, allâme, Hâfız Abdulkâdir el-Kuraşî, el-Cevâhiru’l-mudiyye fî tabakâti’l-Hanefîyye isimli eserinde şöyle der:
“İmâm Ebû Hanîfe (r.a.)’in cerh ve ta‘dîl konusundaki değerlendirmeleri kabûl edilmiştir. Cerh ve ta‘dîl âlimleri, -Ahmed b. Hanbel, Buhârî, İbn Ma‘în, İbnü’l-Medînî (rh.a.e.) ve bu sanatın önde gelen başka âlimlerinden ilim aldıkları gibi- ondan bu ilmi almışlar ve gereğine göre hareket etmişlerdir. Bu durum bize Ebû Hanîfe (r.a.)’in ne kadar büyük, ilminin ve şerefinin ne kadar geniş olduğunu göstermektedir.
“Tirmizî’nin el-Câmiu’l-kebîr isimli eserinin İlel bölümündeki şu rivâyeti bu kabildendir: Mahmûd b. Gaylan’ın Yahyâ el-Himmânî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) “Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancı, Atâ b. Ebû Rebah’tan daha fazîletli bir kimse görmedim” demiştir.
“Beyhakî’nin el-Medhal li Delâilü’n-nübüvve isimli eserinden yaptığımız nakle göre Abdülhamid el-Himmanî vâsıtasıyla Ebû Sa‘d es-Sağânî şöyle anlatmıştır: Bir gün Ebû Hanîfe (r.a.)’e yönelerek ‘Ey Ebû Hanîfe! Sevrî’den ilim (hadîs) alan kişi hakkında ne dersin?’ diye sorunca, Ebû Hanîfe (r.a.): ‘Ondan aldığın rivâyeti yaz. Çünkü o sikadır. Ancak Ebû İshâk’ın, Hâris’den rivâyet ettiği hadîslerle, Câbir el-Cu‘fî’nin hadîsi bundan müstesnâdır’ dedi.
“Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Talk b. Habîb, kaderiyye (kaderi inkâr) görüşüne sâhibdi’ demiştir. Ebû Hanîfe (r.a.) bir başka râvîyi değerlendirirken de ‘Zeyd b. Ayyaş zayıftır’ demiştir. Süveyd b. Sa‘îd’in nakline göre Süfyân b. Uyeyne (rh.a.) ‘Hadîs rivâyetine beni ilk yönlendiren kişi Ebû Hanîfe (r.a.)’dir. Kûfe’ye gelmiştim. Ebû Hanîfe (r.a.), Amr b. Dînâr’ın hadîsini en iyi bilen kişi Süfyân’dır dedi. Bunun üzerine öğrenciler etrafımda toplandılar ve ben de onlara hadîs rivâyet ettim.’
“Ya‘kûb b. Şeybe, ‘Süfyan b. Uyeyne’nin Rakabe b. Maskala’dan rivâyet ettiği söz, Ebû Hanîfe (r.a.)’dendir” dedikten sonra “Onu İbnü’l-Medînî’nin tanıdığını ve kendi nezdinde bulamadığını” ifâde etmektedir.
“Ebû Süleyman el-Cüzcânî’nin nakline göre Hammad b. Zeyd şöyle anlatmıştır: “Amr b. Dînâr’ın künyesinin ‘Ebû Muhammed’ olduğunu Ebû Hanîfe (r.a.) söylemeden önce bilmiyorduk. Mescid-i Haram’da bulunduğumuz bir sırada Ebû Hanîfe (r.a.), Amr b. Dînâr (rh.a.) ile birlikte idi. Ona ‘Ey Ebû Hanîfe! Ona söyle, bize hadîs rivâyet etsin’ dedik. Bunun üzerine Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Ey Ebû Muhammed onlara hadîs rivâyet et’ diyerek ismiyle değil, künyesiyle hitâb etti.
“Ebû Hanîfe (r.a.) “Allah (c.c.) Amr b. Ubeyd’e la‘net etsin. Çünkü insanlara kelam ilminin kapısını açan odur. Allâh (c.c.) Cehm b. Safvan’ı ve Mukâtil b. Süleyman’ı kahretsin. Bunlardan birisi Allâh (c.c.)’ün sıfatlarını inkâr ederken, diğeri ise Allâh (c.c.)’ü yaratıklarına teşbihte çok ileri gitmişti” demiştir.”94
Abdulkâdir el-Kuraşî’nin el-Cevâhiru’l-mudiyye fî tabâkati’l-hanefîyye isimli eserinin yukarıda alıntı yapılan satırlarının devamında şu ifâdeler yer almaktadır:
“Tahavî’nin Süleyman b. Şu‘ayb’ın babası vâsıtasıyla İmâm Ebû Yusuf’tan nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Bir râvînin herhangi bir hadîsi duyduğu andan rivâyet ettiği güne kadar ezberlediği şekilden başka bir biçimde rivâyet etmesi uygun değildir’ demiştir.
“Hocamız allâme, hüccet ve âlimlerin sultânı Zeynuddin b. el-Kinanî el-Kubbetu’l-Mansûriyye’de hadîs dersi verirken kendisinin Ebû Hanîfe (r.a.)’in yukarıdaki ifâdesini desteklediğini ve bir ilim meclisinde ‘Benim Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
‘Ben Peygamberim yalan yok. Ben oğluyum Abdülmuttalib’in’95 hadîsinden başkasını rivâyet etmem helâl değildir. Çünkü ben bu sözü işittiğim andan şu ana kadar ezberimde olduğu gibi tutmaktayım’ demiştir.
“Fakat insanların çoğu bunun aksine hareket etmektedirler. Ebû Hanîfe (r.a.)’in az hadîs rivâyet etmesi kendisine yüklenenlerin iddiâ ettikleri sebeplerden değil, sadece bu anlayışı yüzündendir.
“Ebû Âsım’ın nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) kıraat yoluyla hadîs alma yani kitapların hocaya arzı yoluyla hadîs almak câizdir, demiştir. Ebû Âsım’ın bir başka nakline göre İbn Cüreyc kıraat yoluyla yani kitapların üstâda arzı yoluyla hadîs almak câizdir, demiştir.
“Ebû Âsım Mâlik b. Enes ve Süfyân’dan da aynı şeyleri işittiğini belirterek şöyle anlatmıştır: Ebû Hanîfe (r.a.)’e hocaya okuma yoluyla hadîs alan ve daha sonra da ‘bize haber verdi’ veya bu ma‘nâda başka bir söz kullanarak rivâyette bulunan kimsenin durumunu sordum. Her üç âlim de bana bunda herhangi bir sakınca yok, dediler.
“Ebû Âsım’ın nakline göre İbn Cüreyc ve İbn Ebû Zi’b, Ebû Hanîfe, Mâlik b. Enes, Evzâî ve Sevrî (r.a.e.) hocaya okuma yoluyla hadîs alıp sonra da “bize haber verdi” şeklinde rivâyet etmede herhangi bir sakınca yoktur, demişlerdir.
“Ebû Katan’ın nakline göre Tahavî şöyle anlatmıştır: Ebû Hanîfe (r.a.) bana ‘Hadîsi benden okuma yoluyla alıp, haddesenî (bana rivâyet etti ki) diyebilirsin’ dedi. İmâm-ı Mâlik (r.a.) bana ‘Hadîsi benden okuma yoluyla alıp, haddesenî (bana rivâyet etti ki) diyebilirsin’ dedi.
Tahâvî’nin Ravh b. el-Ferec’den nakline göre İbn Bükeyr şöyle anlatmıştır: İmâm-ı Mâlik (r.a.)’in Muvatta’ını okumayı bitirdiğimizde bir kişi kalkıp ‘Ey Ebû Abdullah, hadîsi aldığımızı nasıl belirteceğiz?’ deyince İmâm-ı Mâlik (r.a.), ‘Dilersen ‘haddesenî= bana rivâyet etti’, dilersen ‘ahbaranî= bana haber verdi’, dilersen “ahbaranâ= bize haber verdi” diyebilirsin’ diye cevâb verdi. Zannediyorum ki ‘dilersen “semi‘tu= işittim” diyebilirsin de dedi.96
Tahavî, Ebû Hanîfe, EbûYusuf ve Muhammed (r.a.e.) bu kanaatte olan bilginlerdendir, demektedir.
Ebû Hanîfe (r.a.) “Benim nezdimde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sirval giydiği sahîh olarak sâbit değildir ki buna dayanarak sirval giymeye fetva vereyim” demiştir.97
İbn Hibban’ın Sahîh’inde Rakka’da Hüseyin b. Abdullah b. Yezid el-Kattân’ın -Ahmed b. Ebü’l-Havârî -Ebû Yahyâ el-Himmânî isnâdıyla nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle anlatmıştır: ‘Karşılaştığım kimseler arasında Atâ’dan daha fazîletlisini, Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim. Kendi re’yime dayanarak ne söyledimse bana mutlaka o konuda bir hadîs rivâyet etti ve yanında henüz rivâyet etmediği şu kadar bin hadîs olduğunu da iddiâ etti’ Görüldüğü üzere Ebû Hanîfe (r.a.), Câbir el-Cu‘fî’yi cerhedip, yalancı olduğunu ifâde etmektedir.”98
İbn Hibban es-Sikât isimli eserinde Ebû Muhammed Mûsâ b. es-Sindî’nin tanıtımını yaparken şu satırlara yer vermektedir: “İmran b. Mûsâ b. Mucaşi’nin Mûsâ b. Sindî vâsıtasıyla Müemmel b. İsmâîl’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Sakalı uzun olanın aklı olmaz’ derler. Gördüğüm kadarıyla Alkame b. Mersed’in sakalı uzun, ama aklı boldur’ demiştir.”99
Hâfız Ebû Ahmed Abdullah b. Adî el-Cürcânî, el-Kâmil fi’d-duafâ isimli eserinde Câbir b. Yezid el-Cu‘fî’yi tanıtırken şöyle der:
“Hüseyin b. Abdullah el-Kattân’ın Ahmed b. Ebü’l-Havarî vâsıtasıyla Ebû Yahyâ el-Himmânî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Atâ’dan daha fazîletlisini ve Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim. Kendi re’yimle ne söyledimse Câbir o konuda bir hadîs rivâyet etti ve yanında Hz. Peygamber (s.a.v.)’e âid henüz rivâyet etmediği daha şu kadar bin hadîs olduğunu iddiâ etti’ demiştir.
“Abdullah b. Muhammed b. Abdülaziz’in Mahmûd b. Gaylan -Abdulhamid el-Himmanî isnâdıyla nakline göre Ebû Sa‘d es-Sağanî şöyle anlatmıştır: Bir gün Ebû Hanîfe (r.a.)’e bir adam geldi ve ‘Sevrî’den hadîs alma konusunda ne dersin’ diye sordu. Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Ondan duyduklarını yazabilirsin, ancak Ebû İshâk’ın el-Hâris vâsıtasıyla Hazret-i Alî’den rivâyet ettiği hadîsle Câbir el-Cu‘fî’nin hadîsi böyle değildir’ dedi.
“Abdullah’ın Abdülhamid el-Himmanî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Câbir’den daha yalancı bir kimse görmedim’ demiştir. İbn Ebû Bekr’in Abbâs -İbn Hammad –Abbâs -Abdulhamid Beşmin’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim’ demiştir.100
Ebû Ömer Yusuf b. Abdülberr el-Kurtubî, Câmiu beyâni’l-ilm ve fadlihi isimli eserinde der ki: “Hammad’ın derslerine en çok devam eden bir kişi olarak Ebû Hanîfe, Atâ’yı, Hammad’a tercih ederdi. Hakem b. Münzir’in Yusuf b. Ahmed, -Ebû Recâ Muhammed b. Hammad el-Mukri’ -Ömer b. Şebbe isnâdıyla Ebû Âsım ed-Dahhak b. Mahled’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Atâ b. Ebû Rebah’dan daha fazîletli bir kimse görmedim’ demiştir.”
“Hakem’in Yusuf -fakih, ibâdete düşkün ve salih bir kul olan Ebû Abdullah Muhammed b. Hayran -Şu‘ayb b. Ebû Eyyûb isnâdıyla Ebû Yahyâ el-Himmanî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Atâ b. Ebû Rebah’dan daha fazîletli, Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancı bir kimse görmedim’ demiştir.”101
Beyhakî, Kitabu’l-kırâe halfe’l-imâm isimli eserinde şöyle der: “Câbir el-Cu‘fî’yi Ebû Hanîfe (r.a.)’den başka cerheden olmasaydı bu bile yeterdi. Çünkü Ebû Hanîfe (r.a.) onu görmüş, denemiş ve yalancı olduğunu söylemesini gerektiren sözler işitmiş ve bunu haber vermiştir.
“Ebû Sa‘d el-Mâlînî’nin Ebû Ahmed b. Adiyy -Hüseyin b. Abdullah el-Kattân -Ahmed b. Ebü’l-Havarî isnâdıyla el-Himmanî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Atâ’dan daha fazîletlisini ve Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim. Kendi re’yime dayanarak ne söyledimse Câbir o konuda bir hadîs söyledi ve kendi yanında henüz rivâyet etmediği şu kadar bin hadîs olduğunu iddiâ etti’ demiştir.
“Ebû Sa‘d’ın Ebû Ahmed -Abdullah b. Muhammed b. Abdülaziz -Mahmûd b. Gaylan -Abdülhamid el-Himmanî isnâdıyla Ebû Sa‘d es-Seğanî’den nakline göre adamın biri Ebû Hanîfe (r.a.)’e gelerek ona ‘Sevrî’den hadîs alma konusunda ne düşünürsünüz?’ diye sorunca Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Sevrî’nin Ebû İshâk, Hâris ve Alî isnâdıyla rivâyet ettiği hadîsle, Câbir el-Cu‘fî kanalıyla rivâyet ettiği hadîsi hariç diğer rivâyet ettiği hadîsleri yazabilirsin’ dedi.
“Ebû Abdullah’ın Ebü’l-Abbâs Muhammed b. Ya‘kûb -Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî isnâdıyla Yahyâ el-Himmânî’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Câbir el-Cu‘fî’den daha yalancısını görmedim’ demiştir.”102
Çeşitli bilim dallarına ve bilgilere vâkıf olan zâhirî mezhebinden hâfız ve edip Ebû Muhammed Alî b. Ahmed Sa‘îd b. Hazm el-Muhallâ isimli eserinde şöyle der:
“Câbir el-Cu‘fî yalancıdır. Onun yalancı olduğuna ilk tanıklık eden kişi Ebû Hanîfe (r.a.)’dir.”103
İbn Hazm aynı eserin bir başka yerinde “Mücâlid zayıftır. Onun zayıf olduğunu vurgulayan ilk kişi Ebû Hanîfe (r.a.)’dir” demektedir.104
Hâkim, Târîhu Nîsâbûr isimli eserinde Ebû Müshir nakliyle Ahmed b. Abbâs b. Hamza’yı tanıtırken şöyle diyor: Sa‘îd b. Abdülaziz’in nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Erkeklerden ilk müslüman olan Hz. Ebû Bekir (r.a.), kadınlardan Hz. Hatîce (r.anhâ), çocuklardan Hz. Alî (r.a.)’dir’ demiştir.”105 Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz isimli eserinde, Atâ b. Ebû Rebah’ı tanıtırken şöyle der: “Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ b. Ebû Rebah (rh.a.)’den daha fazîletli bir kimse görmedim demiştir.”106
Zehebî (rh.a.), Medine’nin fakihi Ebü’z-Zinâd’ın hayat hikâyesini anlatırken şöyle bir nakilde bulunur: “Ebû Hanîfe (r.a.), Rebîa ve Ebü’z-Zinâd’ı gördüm. Ebü’z-Zinâd, Rebîa’dan daha fakihdi” dedi.107
Zehebî, Ca‘fer es-Sâdık (r.a.)’in hayatını anlatırken ise şöyle der: “Ebû Hanîfe (r.a.)’in ‘Ca‘fer b. Muhammed’den daha fakihini görmedim’ dediği rivâyet edilmiştir.”108
Hâfız, muhaddis ve Arapların tercümanı, edep ehlinin lisanı, otorite imâm, zâhiriyye âlimlerinden Esiruddin Muhammed b. Yusuf Ebû Hayyan el-Endülusî el-Gırnatî, el-Bahru’l-muhit isimli meşhûr tefsirinde şöyle der:
“Sevrî, Ebû Hanîfe (r.a.) ve Yahyâ b. Âdem ‘Hamza Kur’ân ve ferâiz ilminde herkesten üstün bir seviyeye çıkmıştır” demişlerdir.109
Her hâlükârda imâmımız İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.) kendi asrında cerh ve ta‘dîl imâmlarının önde gelenlerinden biriydi. O bu dalda öyle bir otoriteydi ki bir şey söylediği zaman sözü kabûl olunurdu. Herhangi bir râvîyi cerh veya ta‘dîlde bulunduğunda sözü dinlenirdi. Rivâyeti araştıran biri olup, tıpkı Şu‘be ve Mâlik gibi neredeyse sadece sika olan râvîlerden rivâyette bulunurdu. O, imâmların içerisinde hadîs ricâlini birbirine tercih eden, sika olmayan râvîlerin rivâyetlerini kabûl etmeyen ilk imâmdır. O, sadece sahîh olan rivâyetleri nakleder, ancak ezberlediği hadîsleri rivâyet ederdi. Bu konuda İmâm-ı Mâlik (r.a.) ona tabi olmuştur.
Muhaddislerin sultânı cerh ve ta‘dîl ilminin imâmı Yahyâ b. Ma‘în -Hâfız İbn Kesir’in el-Bidâye ve’n-nihâye isimli eserinde naklettiği üzere- “Dört âlim vardır: Sevrî, Ebû Hanîfe (r.a.), Mâlik ve Evzâî” demiştir.110
İlimde birbirine akran olan bu bilginlerden Ebû Hanîfe (r.a.) ve İmâm-ı Mâlik (r.a.), hadîs ricâlini tenkîd açısından Sevrî ve Evzâî’den daha üstün bir seviyededirler. Ebû Hanîfe (r.a.) ile İmâm-ı Mâlik hem hâfız ve hem de hüccet olan bilgindirler. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, Kitabu’l-âsâr’da veya İmâm-ı Mâlik (r.a.)’in el-Muvatta’da delil olarak dayandıkları rivâyetin râvîleri makbuldür. Az olmakla birlikte -Zeyd b. Ayyaş gibi- hakkında ihtilaf ettikleri râvînin durumunun ise araştırılması gerekir.