V. İbn Teymiye’nin Ebû Hanîfe (r.a.)’i Övgüsü

V. İbn Teymiye’nin Ebû Hanîfe (r.a.)’i Övgüsü

Takıyyuddîn Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Abdulhalim el-Harrânî İbn Teymiye, Minhâcü’s-sünne isimli eserinde aynen şöyle demektedir:
“Bu zikredilenler gece gündüz ilim öğrenen kimseler olup, hiçbir kimseye karşı art niyetli değillerdir. Tam tersine -şer‘î delilleri yorumlamalarına uygun olarak- bazen bir sahâbenin, bazen de bir başka sahâbenin sözünü tercîh ederler. Sa‘îd b. el-Müseyyeb, Urve b. Zübeyr, Kâsım b. Muhammed, Alî b. el-Hüseyin, Ebû Bekr b. Abdurrahman, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Süleyman b. Yesâr, Hârice b. Zeyd, Sâlim b. Abdullah b. Ömer (rh.a.e.) ve daha birçokları gibi Medîne fukahâsı ve bunların ardından gelen İbn Şihâb ez-Zührî, Yahyâ b. Sa‘îd, Ebü’z-Zinad, Rabîa, Mâlik b. Enes, İbn Ebû Zi’b, Abdülaziz el-Macişun (rh.a.e.) ve başkaları gibi bu nesli takip eden bilginler işâret ettiğimiz âlimlere örnektirler.

Tâvûs el-Yemanî, Mücâhid, Atâ, Sa‘îd b. Cübeyr, Ubeyd b. Umeyr, İbn Abbâs (r.a.)’in âzadlısı İkrime ve Mekke âlimlerinden Amr b. Dînâr, İbn Cüreyc, İbn Uyeyne (rh.a.e.) ve başkaları gibi bunların ardından gelen bilginler,
Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Sîrîn, Câbir b. Zeyd Ebü’ş-Şa‘sâ, Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şıhhîr, sonra Eyyûb es-Sahtiyanî, Abdullah b. Avn, Süleyman et-Teymî, Katâde, Sa‘îd b. Ebû Arûbe, Hammad b. Seleme ve Hammad b. Zeyd (rh.a.e.),
Alkame, el-Esved, Kadı Şureyh (rh.a.e.) ve benzerleri… Sonra İbrâhîm en-Nehâî, Âmir eş-Şa‘bî, el-Hakem b. Uteybe, Mansur b. el-Mu‘temir’den Süfyân-ı Sevrî, Ebû Hanîfe (r.a.), İbn Ebû Leylâ, Şureyk’e ve Vekî’ b. Cerrah, Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen (rh.a.e.) ve benzerlerine kadar olan bilginler, Sonra İmâm-ı Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Râhûye, Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm, el-Humeydî Abdullah b. Zübeyr, Ebû Sevr, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Muhammed b. Cerîr et-Taberî ve Ebû Bekr el-Münzir (rh.a.e.)’i sayabiliriz.”61

İbn Teymiye, Ebû Hanîfe (r.a.) ve öğrencisi Ebû Yusuf (rh.a.) ile, Muhammed b. el-Hasen (rh.a.)’i gece gündüz ilim öğrenen ve hiç kimseye karşı art niyetli olmayan, aksine şer‘î delili yorumlamalarına göre bazen bir sahâbenin, bazen bir başka sahâbenin görüşünü alan birer âlim olarak kabûl etmekte ve daha sonra da bunların akranlarını bir bir sıralamaktadır.
İbn Teymiye, kitabının başka bir yerinde “Ebû Hanîfe (r.a.) ve öğrencilerinin doğru sözlü olan bilginlerden olduklarını” açıkça ifâde etmektedir.62
İbn Teymiye, Minhâcü’s-sünne isimli eserinin bir başka yerinde ise aynen şöyle der:
“Bu âlimlerden sonra herkesin temizliğini ve zekâ seviyesini bildiği bir nesil gelmiştir. Sa‘îd b. el-Müseyyeb, Hasan-ı Basrî, Atâ b. Ebû Rebah, İbrâhîm en-Nehâî, Alkame, el-Esved, Âbide es-Selmânî, Tağûs, Mücâhid, Sa‘îd b. Cübeyr, Ebü’ş-Şa‘sâ Câbir b. Zeyd, Alî b. Zeyd, Alî b. el-Hasen, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Urve b. Zübeyr, el-Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekr, Ebû Bekr b. Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm, Mutarrif b. eş-Şıhhîr, Muhammed b. Vasî, Habib el-Acemî, Mâlik b. Dînâr, Mekhûl, el-Hakem b. Uteybe, Yezid b. Ebû Habîb (rh.a.e.) ve sayılarını ancak Yüce Allâh’ın bildiği daha birçok bilgin buna örnektir.

Bu neslin ardından aralarında Eyyûb es-Sahtiyanî, Abdullah b. Avn, Yunus b. Ubeyd, Ca‘fer b. Muhammed, Zührî, Amr b. Dînâr, Yahyâ b. Sa‘îd el-Ensârî, Rabîa b. Ebû Abdurrahman, Ebü’z-Zinâd, Yahyâ b. Ebû Kesîr, Katâde, Mansûr b. el-Mu‘temir, el-A‘meş, Hammâd b. Ebû Süleyman, Hişam ed-Destuvaî ve Sa‘îd b. Ebû Urve (rh.a.e.)’nin bulunduğu tabaka,
Bunların ardından aralarında Mâlik b. Enes, Hammâd b. Zeyd, Hammâd b. Seleme, Leys b. Sa‘d, Evzâî, Ebû Hanîfe (r.a.), İbn Ebû Leylâ, Şerîk, İbn Ebû Zi’b ve İbnü’l-Macişun (rh.a.e.) bulunduğu tabaka,
Bunlardan sonra ise Yahyâ b. Sa‘îd el-Kattân, Abdurrahman b. Mehdî, Vekî b. el-Cerrah, Abdurrahman b. Kâsım, Eşheb b. Abdülaziz, Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, İmâm-ı Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Râhûye, Ebû Ubeyd, Ebû Sevr (rh.a.e.) ve sayılarını ancak Yüce Allâh’ın bildiği daha bir çok bilgin zümresi gelmektedir. Bütün bu bilginlerin -riyâset ve dünya malı kazanmak amacıyla- fazîletli olmayan bir kimseye öncelik vermek gibi bir art niyetleri yoktu. Bunlar, ilmî konularda kafa yorma ve onun hakîkatlerini açığa çıkarma noktasında insanların en önde gelenleri ve en büyükleri idiler.”63

İbn Teymiye, Minhâcü’s-sünne’nin bir başka yerinde şu ifâdelere yer vermektedir: “Bunlardan sonra dört imâm ve onlara tâbi olanlar gibi hadîs, tefsîr, tasavvuf ve fıkıhta önder olan âlimler nesli gelmektedir.”64
İbn Teymiye, aynı eserinin bir başka yerinde ise şöyle der:
“Daha sonra Mâlik b. Enes, Sevrî, Evzâî, Leys b. Sa‘d, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed b. Hanbel, İshâk, İmâm-ı Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf (r.a.e.) gibi dinde otorite olarak meşhûr olan İslâm âlimleri nesli gelir.”65

İbn Teymiye, aynı eserinin bir başka yerinde ise şu satırlara yer vermektedir:
“İşte bu, Mâlik b. Enes, Sevrî, Leys b. Sa‘d, Evzâî, Ebû Hanîfe (r.a.), İmâm-ı Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İshâk, Dâvûd, Muhammed b. Huzeyme, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Ebû Bekir b. el-Münzir, Muhammed b. Cerîr et-Taberî (rh.a.e.) ve arkadaşları gibi önder olan bilginlerin mezhebidir.”66
Önde gelen bilginlerin ve şerefli imâmların hayat hikâyelerini rical ve tarih kitaplarında okuyan kimse, onların şanlarının ve otoritelerinin ne kadar büyük olduğunu anlar.
İbn Teymiye, Ebû Hanîfe (r.a.) ve iki öğrencisini önde gelen büyük âlimlerin zümresinden saymakta ve onları bazen “Rehber imâmlar” bazen “dinde otorite oldukları bilinen İslâm önderleri”, bazen “hadîs, tefsîr, tasavvuf ve fıkıh imâmları”, bazen “ilim üzerinde düşünme ve onun hakîkatlerini açığa çıkarma noktasında insanların en büyüklerinden ve temizliklerini ve zekâlarını herkesin bildiği kişiler”, bazen de “gece gündüz ilim öğrenen kişiler” şeklinde nitelemektedir.

Böylesine üstün sıfatlar taşıyan bir kimsenin hadîste imâmlığı, rivâyetine güvenilirliği, ne kadar yetenekli ve zabıt sâhibi olduğu, hâfızası, kapasitesi, Kur’ân ve sünnet ilimlerinde ne derece uzman olduğu artık sorulur mu? Bu bilginler köprüyü geçip ilimde mükemmelliğin zirvesine ermişlerdir. Rical ve tabakat kitapları bunların fazîletleri ve menkîbeleriyle dopdolu olup, sonradan gelenler onların yolunu takib etmişlerdir. Allâhü Te‘âlâ sonra gelecekler içinde kendilerine iyilikle anılmayı nasîb etmiş, verilen fetvalar onların görüşleri üzere verilir olmuş ve müslümanlar onların ardından gitmiştir. Artık bunlar hakkında kendilerine dil uzatan veya ilim ve rivâyetlerini kusurlu gösteren kimselerin sözleri kabûl edilemez. Allâh (c.c.) hakkı ve gerçeği söyler ve O, doğru yola iletendir.