VII. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Mezhebinin DünyanIn Dört Bir Yanına Yayılması

VII. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Mezhebinin DünyanIn Dört Bir Yanına Yayılması

Ebû Hanîfe (r.a.) tâbiîlerinin çokluğu ve mezhebinin dünyanın dört bir tarafına yayılmasıyla diğer imâmlardan ayrılır. Dünyanın yarısı, hatta üçte ikisi ona tâbi olmuştur. Ebû Hanîfe (r.a.)’in mezhebi, tedvin açısından da mezheblerin ilkidir.

Zehebî Siyer-u a‘lâmi’n-nübelâ isimli eserinde şöyle der:
“Evzâî’nin mezhebi bir süre yaygınlık kazandı. Sonra bağlıları, birer ikişer yok olup gittiler. Aynı şekilde Süfyân ve isimlerini zikrettiğimiz başka bilginlerin mezhepleri de böylece yok oldu gitti. Bugün sadece bilinen dört mezheb kaldı. Bu mezhebleri, -mezhebde müctehîd olması şöyle dursun- gerektiği şekilde bilenler bile azalmıştır. Hicrî 300 yılından sonra Ebû Sevr’in bağlıları kalmamıştır. Zâhiriyye mezhebinden Dâvûd ez- Zâhirî’nin taraftarları ise çok azdır. İbn Cerîr’in mezhebi hicrî 400 yılından sonrasına kadar kalabilmiştir. Dâvûd’un mezhebi fenâ bir mezheb değildir, içinde güzel fıkhî görüşler bulunmaktadır ve nasslara bağlı bir mezhebdir. Bunun yanında bazı bilginler, Dâvûd’un mezhebinin aksine olan görüşlere itibar etmezler. Dâvûd’un bazı konularda mezhebini çirkin kılacak şâz (kâide dışı) görüşleri vardır.75
Zehebî, Tezkiretu’l-huffâz isimli eserinde şöyle der:
“Şamlılar daha sonra da Endülüslüler, bir süre İmâm Evzâî mezhebine göre amel ettiler. Sonra bu mezhebi bilenler yok olup gitti. Bugün Evzâî mezhebinden geriye hilaf kitaplarında bulunan birkaç satır kalmıştır.”76

İmâm-ı Rabbânî Sîdî Abdülvehhab eş-Şa‘ranî (rh.a.), el-Mizan isimli eserinde şöyle der:
“Ebû Hanîfe (r.a.)’in mezhebi, mezheblerin içinde ilk tedvin edilen ve -bazı keşif ehli kimselerin ifâde ettiği üzere- en son yok olacak olan mezhebdir. Allâhü Te‘âlâ onu dîni ve kulları için imâm olarak seçmiştir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in ardından gidenler kıyâmete kadar asırdan asıra artarak devam edecektir. Bu mezhebe mensup hiç biri, girmiş olduğu bu yoldan çıkması için hapsedilip dövülse bile bu isteğe boyun eğmez. Allâh (c.c.) ondan, ardından gidenlerden ve hem kendisine ve hem de diğer imâmlara karşı edeb ve terbiye sınırları içinde kalanlardan râzı olsun.”77

Şa‘ranî (rh.a.), el-Mîzân’ın başka bir yerinde ise şöyle der:
“Yüce Allâh dînin kaynağına ulaşmayı bana bahşedince bütün mezheblerin aynı kaynaktan beslendiğini ve dört imâmın mezheb derelerinin gürül gürül aktığını ve yokolup gitmiş mezheplerin tümünün birer taşa döndüklerini gördüm. Deresi en uzun olan âlimin Ebû Hanîfe (r.a.) olduğunu müşâhede ettim. Sonra sırasıyla Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel (r.a.e.) gelmektedir. Bu müctehîdlerin içinde deresi en kısa olan Dâvûd (rh.a.)’in mezhebi olan zâhiriyye mezhebidir. Dâvûd’un mezhebi Hicrî V. asırda yok olup gitmiştir. Ben bunu, adı geçen imâmların mezheblerine göre amel süresinin uzunluğu veya kısalığına yordum. Keşif ehli kimselerin söylediklerine göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in mezhebi nasıl ilk tedvin edilen mezhep olmuşsa aynı şekilde en son yok olup gidecek mezhebdir.”78

Şemsüleimme Serahsî (rh.a.), Usûlu’l-fıkh isimli eserinde “İmâm Ebû Hanîfe (r.a.), kendi çağında hadîsi en iyi bilen kişi idi. Fakat zabtın mükemmel olmasını şart koştuğu için az hadîs rivâyet etmiştir” demektedir.79
Alauddin Ebû Bekr b. Mes‘ûd el-Kâsânî (rh.a.), Bedâi‘u’s-sanai’ fî tertîbi’ş-şerâi’ isimli eserinde “Ebû Hanîfe (r.a.) hadîs sarraflarından birisi idi. Onun yaklaşımı, -âhad seviyesinde bile olsa- haberi kıyâsa tercih etmek şeklindeydi. Ancak haberi rivâyet eden râvînin âdil ve adâletinin zâhir olmasını şart görürdü” demektedir.80
Kâsânî, aynı eserinin bir başka yerinde ise “Ebû Hanîfe (r.a.)’in ‘sahihtir’ değerlendirmesinde bulunduğu bir hadîsi hiç kimse tenkîd edemez”81 demektedir.