VIII. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hadîs Hâfızlarından Birisi Olduğu

VIII. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hadîs Hâfızlarından Birisi Olduğu

Hadîs hâfızlarının tabakaları konusunda eser veren önde gelen büyük hadîs hâfızları ittifakla Ebû Hanîfe (r.a.)’i kendilerinden biri olarak kabûl ederler. Bu âlimlerden birisi olan Zehebî (rh.a.), Tezkiratu’l-huffâz isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayatından sözeder ve onu över. Zehebî (rh.a.) eserinin giriş kısmında aynen şöyle der:
“Bu eser, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ilmini taşıyan ve ta‘dîl olunan şahıslarla, tevsik (sika olduğunu ifâde etme), taz‘îf (zayıf olduğunu belirtme), tashîh (sahih olduğunu ifâde etme) ve tezyîf (sahte olduğunu beyân etme) noktalarında görüşlerine başvurulan kimselerin isimlerine dair bir belge mahiyetindedir.” Zehebî’nin Tezkiratu’l-huffâz’ı defalarca basılmış olup, piyasada bulunmaktadır.

Zehebî’yi bir Hanbelî bilgini olan imâm, muhaddis ve hâfız Zünnûn Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Abdulhâdî el-Makdisî (rh.a.) izlemektedir. Makdisî el-Muhtasar fî tabakâti ulemâi’l-hadîs isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’e yer vermekte, onun hayatını anlatmakta ve onu hayırla övmektedir. Bu eser de şu ana kadar basılmamıştır.82 Makdisî’nin, Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında söylediklerinin tamamını burada zikretmek istiyorum.
“Ebû Hanîfe (r.a.) Künyesi, en-Numân b. Sâbit b. Zûtâ et-Teymî. Dedesi Zûtâ, Teym kabîlesinin âzadlısıdır. Ebû Hanîfe (r.a.), Kûfeli olup, imâm ve Irak’ın fakihidir. Doğumu Hicrî 80’dir. Enes b. Mâlik (r.a.) ve başkalarını Kûfe’ye gelip onlara uğradığı zaman görmüştür. İbnu’s-Sa‘d’ın nakline göre Seyf b. Câbir bunu Ebû Hanîfe (r.a.)’den duymuştur.
“Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ, Nâfi, Abdurrahman b. Hürmüz el-A‘rec, Adî b. Sâbit, Seleme b. Küheyl, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Alî, Katâde, Amr b. Dînâr, Ebû İshâk (r.a.e.) ve başkalarından hadîs rivâyet etmiştir.

“Züfer b. el-Hüzeyl, Dâvûd et-Tâî, Ebû Yusuf, Muhammed, Esed b. Amr, el-Hasen b. Ziyad el-Lu’lû, Nuh el-Câmi’, Ebû Mutî’ el-Belhî (rh.a.e.) ve daha bir çok öğrenci ondan fıkıh öğrenmişlerdir. Kendisi Hammad b. Ebû Süleyman (rh.a.) ve başkalarından fıkıh tahsîl etmiştir.
Vekî, Yezid b. Harun, Sa‘d b. es-Salt, Ebû Âsım, Abdurrezzak, Ubeydullah b. Mûsâ, Ebû Nu‘aym, Ebû Abdurrahman el-Mukrî (rh.a.e.) ve daha birçokları kendisinden hadîs rivâyet etmişlerdir.
Ebû Hanîfe (r.a.) otoriteydi, takva sâhibi idi, âlimdi, ilmiyle amel ederdi, ibâdete düşkündü, şânı yüceydi, sultânların verdikleri hediyeleri kabûl etmez, tam tersine ticaretle meşgûl olur, rızkını ticâretten kazanırdı.
“Dırâr b. Surad’ın nakline göre Yezîd b. Harun’a, ‘Sevrî mi yoksa Ebû Hanîfe (r.a.) mi daha fakihtir?’ diye sorulunca, Yezîd, ‘Ebû Hanîfe (r.a.) daha fakih, Süfyân es-Sevrî daha çok hadîs ezberlemiştir’ diye cevâb vermiştir.

“İbnü’l-Mübârek (rh.a.), ‘Ebû Hanîfe (r.a.) insanların en fakihidir’ derken, İmâm-ı Şâfiî (r.a.), ‘İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e minnet borçludur’ demiştir. Yezîd (rh.a.) ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha takvâlı ve daha akıllı birisini görmedim” derken, Ebû Dâvûd (rh.a.) ise “Allah (c.c.) Ebû Hanîfe (r.a.)’e rahmet eylesin. O otoriteydi” demiştir.
Bişr b. el-Velîd’in nakline göre Ebû Yusuf (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Bir gün Ebû Hanîfe (r.a.) ile birlikte yürüyordum. Birisi, bir başkasına ‘İşte bu zât Ebû Hanîfe (r.a.)’dir. Geceleri uyumaz’ deyince Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Vallâhi benden sözedilirken yapmadığım bir şey söylenmemeli’ dedi ve bundan sonra geceleri namaz, dua ve yakarışla ihyâ etmeye başladı. Ebû Hanîfe (r.a.)’in menkîbeleri ve fazîletleri çoktur. İrtihâli Hicrî 150 senesinin receb ayıdır. Allâh (c.c.) ona rahmet eylesin.

Makdisî söz konusu kitabının baş tarafında şöyle der:
“Bu eser muhtasar bir kitap olup, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ashâbından, tâbiînden ve onları izleyen etbâu’t-tabiîn tabakasından hadîs hâfızlarını ihtivâ etmektedir. Hadîs ilmiyle meşgûl olan bir kimsenin bunlar hakkında bilgi sâhibi olmaması doğru değildir.”
Muhtasar olmakla birlikte Makdisî bu eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den söz eder. Bu da Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikâyelerine önem vermek gereken belli sayıdaki hadîs hâfızlarından birisi olduğunu gösterir.

Bundan sonra bir Şâfiî bilgini olan ve İbn Nasıruddîn olarak meşhûr olan imâm, allâme, hâfız, Şam diyârının tarihçisi ve hâfızı Şemsüddîn Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekr, manzum eseri Bedîatu’l-beyân an mevti’l-a‘yân ve bunun şerhi et-Tibyân li Bedîati’l-beyan isimli kitaplarında Ebû Hanîfe (r.a.)’i zikreder. Bu kitap hadîs hâfızlarını hem şiir ve hem de düz yazı hâlinde ele alıp tabaka tabaka zikreder. Ben bu eserin el yazması bir nüshasını 1387 yılında hacca gittiğimde Medine-i Münevvere’deki Şeyhülislâm Ârif Hikmet Kütüphanesi tarih kitapları kısmında 48 numarada kayıtlı olarak görmüştüm. Bu eserde aynen şöyle denmektedir.
İkisinden sonra irtihâl etti İbni Cüreyc ed-Dânî,
Tıpkı Ebû Hanîfe (r.a.) lâkaplı Nu‘man b. Sâbit gibi.
Yani el-Haccac ile Zübeydî’nin irtihâlinden bir yıl sonra İbn Cüreyc ed-Dânî ve Ebû Hanîfe (r.a.) irtihâl ettiler.83

Hicrî 150’de irtihâl edenlerden birincisi, Ebü’l-Velid Abdülmelik b. Abdülaziz b. Cüreyc (rh.a.)’dir. Bazıları ise, Emevîlerin âzadlısı Mekkeli Ebû Halîd el-Ümevî (rh.a.)’dir, demişlerdir.
İkincisi ise Nu‘man b. Sâbit b. Zûtâ et-Teymî (r.a.) olup onların âzadlısı ve Kûfelidir. Bazıları Ebû Hanîfe (r.a.)’in Fars kökenli olduğunu söylemişlerdir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in oğlu Hammad (rh.a.)’den olan torunu İsmâîl, kendisini şöyle tanıtmaktadır: Ben İsmâîl b. Hammad b. en-Nu‘man b. Sâbit b. en-Nu‘man b. el-Merzuban’ım. Fars’ın köle olmayan hür çocuklarındanım. Vallahi bizim neslimizden asla köle çıkmamıştır.
Ebû Hanîfe (r.a.), Kûfe’ye geldiğinde Enes b. Mâlik (r.a.)’i birkaç kez görmüştür. Bu haberi Seyf b. Câbir Ebû Hanîfe (r.a.)’den işitmiştir. Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ, Nâfi’, Amr b. Dînâr, el-A‘rec, Katâde (r.a.e.) ve daha birçok fazîletli kimseden hadîs rivâyet etmiştir.
“Ebû Hanîfe (r.a.), önde gelen beldelerin imâmlarından birisi idi. Irak’ın fakihi olup, ibâdete düşkündü. Şânı büyüktü. Ticâretle meşgûl olur, sultânların verdiği hediyeleri kabûl etmezdi.
“Ebû Hanîfe (r.a.), namaz kılarken bir rekâtta bütün Kur’ân’ı baştan sona okuyup hatmeden âlimlerden birisidir. Kırk sene yatsı namazının abdestiyle sabah namazı kılmıştır. Fazîletleri çok ve meşhûrdur. İmâm-ı Şâfiî (r.a.), ‘İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e minnet borçludur’ demiştir.”

İbnü’l-Mibred diye meşhûr olan Hanbelî bilgin, muhaddis ve imâm Cemâlüddin Yusuf b. Hasen b. Ahmed b. Abdulhâdî es-Salihî (rh.a.), Tabakâtu’l-huffâz isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den sözeder. İbnü’l-Mibred’den de şeyh, allâme, muhaddis Abdullatif b. el-Mahdum Muhammed Hâşim es-Sindî (rh.a.), Zebbû zübâbâti’d-dirâsât isimli eserinde nakilde bulunur.84
Bu âlimlerden sonra ise hadîs hâfızlarının sonuncusu İmâm Celâlüddin Suyûtî (rh.a.), Tabâkatu’l-huffâz isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den sözetmiştir. Ben Süyûtî (rh.a.)’in, Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikâyesinden sözettiğini et-Ta‘likât ‘alâ Zebbi zübâbâti’d-dirâsât isimli eserimde belirtmiştim. Oraya bakılabilir. Süyûtî’nin, Tabakâtu’l-huffâz’ı Avrupa’da ve Beyrut’ta basılmıştır. Süyûtî kitabının başında şöyle der:

“Bu eser, hâfızların, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ilmini taşıyan ve ta‘dîl edilmiş bilginlerin ve râvîleri tevsik (sikâ olduğunu belirtme), tecrîh (râvîleri cerh etme), taz‘îf (zayıf olduğunu belirtme) ve tashîh (sahih olduğunu belirtme) noktasında ictihâdlarına başvurulan kimselerin tabakalarına dâirdir. Ben bunları imâm ve hâfız Ebû Abdullah ez-Zehebî (rh.a.)’in mensûb olduğu tabakaları zikrederken özetledim ve onun üzerine Zehebî’den sonra gelenleri ise ilave ettim.”
Suyûtî (rh.a.)’den sonra da şeyh, allâme ve muhaddis Muhammed b. Rüstüm b. Kubad el-Harisî el-Bedahşî (rh.a.), Ebû Hanîfe (r.a.)’den sözeder. Bedahşî, hadîs ve ricâl ilminde kapasitesi geniş bilginlerden birisidir. Bedahşî, Ebû Hanîfe (r.a.)’i Terâcimü’l-huffâz isimli eserinde zikreder. Bu eser hadîs hâfızlarının hayat hikâyelerine dâir olup, büyük bir cilt hâlindedir. Bedahşî hâfızların hayat hikâyelerini imâm ve hadîs Hâfızı es-Sem‘ânî’nin Kitâbu’l-ensâb isimli eserinden yararlanarak kaleme almıştır. Ancak bu eserden yararlanma esnâsında bazı hâfızların hayat hikâyelerini kısaca verirken, çoğunu faydalı bir ilâve yaparak aktarmıştır. Bedahşî, bu eserin yazımını Hindistan’ın başkenti Dihlî’de Hicrî 1146 senesi Rebîulevvel ayının 9. Perşembe günü bitirmiştir. Bedahşî bu eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den şöyle sözetmektedir:

“Adı Nu‘man b. Sâbit. Kûfeli. Lâkabı Ebû Hanîfe (r.a.), el-İmâmu’l- A‘zam… Fıkıhta rehber olan dört imâmdan birisi.” Bedahşî onu “el-hazzâz” (ipek kumaşı tâciri) olarak zikreder. Bir grup Irak’lı bilgin, o zamanlar ipek kumaşı ticaretiyle meşhûr olmuştur. Kûfelilerden de Ebû Hanîfe (r.a.) en-Nu‘man b. Sâbit el-Kûfî (r.a.), ilimde derinleşmesine ve ma‘nâların inceliklerine ve gizliliklerine dalmasına rağmen ipek kumaşı satar ve helâl kazanç elde etmek amacıyla rızkını bu meslekten temin ederdi. Ancak denildiğine göre ipek kumaşı ticâreti, onun ilk zamanlar meşgûl olduğu bir işti. Onun şöhreti, hakkında daha fazlasını anlatmaya ihtiyaç bırakmayacak kadar yaygındır. Ebû Hanîfe (r.a.) Hicrî 70 yılında doğmuş, 150 yılında irtihâl etmiştir. Bedahşî’nin, “el-hazzâz” (ipek kumaş tâciri) kelimesini ele aldığı kısımdaki ifâdesi burada son bulmaktadır.

Bedahşî, Ebû Hanîfe (r.a.)’i “er-râî”85 kelimesini ele alırken bir kez daha zikreder. Ebû Hanîfe (r.a.)’in bu lâkabı neden aldığı Rabîa b. Abdurrahman’ın hayat hikâyesi verilirken açıklanmıştı. el-Bedahşî orada şöyle der:
“Ebû Hanîfe (r.a.) en-Nu‘man b. Sâbit en-Nu‘man b. el-Merzuban et-Teymî el-Kûfî (r.a.). Re’y sâhibi, re’y ashâbının imâmı, Irak’ın fakihi. Enes b. Mâlik (r.a.)’i sağlığında görmüştür.
“Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ b. Ebû Rebah, Ebû İshâk es-Sebiî, Muhârib b. Disâr, Hammad b. Ebû Süleyman, el-Heysem b. Habîb, Kays b. Müslim, Muhammed b. el-Münkedir, İbn Ömer (r.a.)’nın âzadlısı Nâfi, Hişam b. Urve ve Simâk b. Harb (r.a.e.)’den hadîs rivâyet etmiştir.
“Hüşeym b. Beşir, Abbad b. el-Avvâm, Abdullah b. el-Mübârek, Vekî b. el-Cerrah, Yezid b. Hârun, Kadı Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî, Amr b. Muhammed el-Ankazî, Hevze b. Hanîfe (r.a.), Ebû Abdurrahman el-Mukrî, Abdurrezzak b. Hemmam (rh.a.e.) ve başkaları da kendisinden hadîs rivâyet etmişlerdir.

“Ebû Hanîfe (r.a.), Kûfeli olup Teym kabîlesinin Hamza b. Habib ez-Zeyyât kolundandır. Kûfede dünyaya gelmiştir. Ebû Ca‘fer el-Mansur kendisini Bağdat’a göndermiş ve vefatına kadar burada kalmıştır. Babası Sâbit b. Nu‘man el-Merzuban’ın hür olan Fars evlâdından olduğu ve henüz yaşı küçükken Hz. Alî (r.a.)’e gittiği ve onun da kendisine ve zürriyetine bereket duâsında bulunduğu söylenmiştir. Rivâyete göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in dedesi en-Nu‘man b. el-Merzuban Hz. Alî (r.a.)’e Nevruz günü fâlûzec86 hediye edince Hz. Alî (r.a.), “Hergün nevruz yapsanız da bunu yesek” demiştir. Bir başka rivâyete göre ise Nu‘man b. el-Merzuban söz konusu hediyeyi mihrican günü takdim etmiş ve Hz. Alî (r.a.) de “Hergün mihrican yapsanız da bunu yesek” demiştir.
“İbn Hubeyre, Ebû Hanîfe (r.a.)’e kadılık teklîf etmiş, ancak o bu görevi kabûl etmemiştir. Bunun üzerine İbn Hubeyre ona her gün on, toplam yüzon kırbaç vurdurmuştur. Ancak Ebû Hanîfe (r.a.) bunlara sabretmiş, teklîf edilen görevi kabûl etmemiştir. İbn Hubeyre onun bu tavrını görünce kendisini serbest bırakmıştır.

Ebû Hanîfe (r.a.) ilim öğrenmekle meşgûl olmuş, bu konuda olanca gücünü sonuna kadar sarfetmiş ve nihâyet başkalarının elde edemediği bir dereceye ulaşmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) bir gün Mansur’un huzûruna girer. Mansur’un yanında Îsâ b. Mûsâ vardır. Îsâ, Mansur’a “Bu şahıs, günümüzde dünya çapında bir âlimdir” der.
Ebû Hanîfe (r.a.) rüyâsında Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kabrini açtığını görür. Rüyâsı Muhammed b. Sîrîn’e anlatılınca İbn Sîrîn, “Bu rüyâyı gören kişi, daha önce hiç kimsenin elde edemediği bir ilmi elde edecek” der.
Mis‘ar b. Kidam (rh.a.) ‘Fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.), zühdde el-Hasen b. Sâlih hariç Kûfe’de hiç kimseyi kıskanmam’ demiştir. Mis‘ar bir başka ifâdesinde ‘Yüce Allâh ile arasına Ebû Hanîfe (r.a.)’i koyan kimsenin korkmayacağını umarım ve o kimse kendi nefsi açısından ihtiyatlı olmakta kusûr etmiş olmaz’ demiştir.
“Fudayl b. Iyâz (rh.a.) şöyle der:
‘Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıh bilgini olup, bu ilim dalıyla meşhûr olmuş, takvâsıyla bilinen bir kimse idi. Zengin, kapısına gelen herkese bol bol vermekle meşhûr, gece-gündüz sabırla ilim öğrenen, dîni güzel yaşayan, çok susan, az konuşan bir kişi idi. Kendisine haram veya helal konusunda bir mesele gelmedikçe konuşmazdı. Kendisi iyiliksever ve hakkı gösteren bir kimse idi. Sultânların mallarına iltifat etmezdi. Hakkında sahîh hadîs bulunan bir mesele ile karşılaştığında -sahabe ve tâbiînden bile rivâyet edilse- hadîse uyardı. Aksi takdirde kıyasa başvurur ve kıyası güzel yapardı.’

“Doğumu hicrî 80’dir. Hicrî 150 yılı Receb ayında irtihâl etmiştir. Hayzuran mezarlığında Bâbu’t-Tâk denilen yerde defnedilmiştir. Cemaatin kalabalıklığından dolayı cenaze namazı altı kez kılınmıştır. En son namazını oğlu Hammad (rh.a.) kıldırmıştır. Cenazesini el-Hasen b. Umâra ve başka bir kişi yıkamıştır. Ben onun mezarını birkaç kez ziyaret ettim.”
“Zehebî ve İbn Nasuriddîn, Tabakâtu’l-huffâz isimli eserde Ebû Hanîfe (r.a.)’den sözederler.” (Bedahşî’den yapılan alıntı burada son bulmaktadır.)
Ben bu kitabın el yazması bir nüshasını Hindistan’ın Lekno şehrinde Dâru’l-ulûm li nedveti’l-ulemâ’da Hizânetü’l-kütüb’de gördüm.

es-Sîretü’ş-şâmiyye isimli eserin müellifi Şâfiî âlimi ve allâme, sika, meselelere derinlemesine vâkıf, hâfız, önde gelen âlim, şeyh, imâm Şemsüddin Muhammed b.Yusuf es-Sâlihî ed-Dımeşkî (rh.a.), Ukûdu’l-cümân isimli eserinin 23. bölümünde şöyle der:
“Bu bölümde Ebû Hanîfe (r.a.)’in çok hadîs bildiğinden ve kendisinin muhaddis hâfızların önde geleni olduğundan söz edilecektir
“İmâm Ebû Hanîfe (r.a.) hadîs hâfızlarının büyüklerindendir. Bir hadîs hâfızı ve tenkîdci bilgin olan Ebû Abdullah ez-Zehebî (rh.a.), el-Mumti’ ve Tabakâtu’l-huffâzi’l-muhaddisîn isimli eserlerinde Ebû Hanîfe (r.a.)’i hadîs hâfızlarından saymıştır. Zehebî (rh.a.)’in bu tesbîti isâbetli olup güzeldir. Ebû Hanîfe (r.a.) hadîse bu derece önem vermeseydi, fıkıh meselelerindeki istinbat yeteneğini elde edemezdi. Çünkü o delillerden hüküm çıkaran ilk bilgindir.”87

Şâfiî bilgini allâme ve muhaddis İsmâîl el-Aclûnî b. Muhammed Cerrah (rh.a.), Ikdu’l-cevher es-semîn isimli risâlesinde şöyle der: Bu risâle Aclûnî’nin er-Risâletü’l-aclûniyye meşhûr olan ve yaptığı rivâyetlerle hocalarının ismini topladığı bir eseridir (sebet): “Bu esere – muhaddis olduğuna işaret etmek maksadıyla – Ebû Hanîfe (r.a.)’in Müsned’ini de ilâve ettim.”88
Aclûnî, “İmâm Ebû Hanîfe en-Nu’man (r.a.)” şeklindeki ifâdesini şöyle açıklamaktadır:
“O, imâmların imâmı, ümmetin yol göstericisi olup, adı Ebû Hanîfe en-Nû’man b. Sâbit el-Kûfî (r.a.)’dir. Hicrî 80 yılında dünyaya gelmiş ve 150 yılında Yüce Allâh’ın rahmetine kavuşmuştur.
Ebû Hanîfe (r.a.), tâbiînden sayılan bir bilgindir. Hiç kuşkusuz müctehîdlerin önderidir. İctihâd kapısını ilk açanın kendisi olduğu ittifakla kabûl edilir. Onun fıkhına ve fürû fıkıhtaki çalışmasına vâkıf olan kişi, ilminin genişliği ve makamının yüceliği noktasında hiç kuşku duymaz. Ebû Hanîfe (r.a.), Kitab ve sünneti en iyi bilen kişi idi. Çünkü şer‘î hükümler Kitab ve sünnetten alınır. Hadîs sermayesi az olan kimsenin hadîs öğrenmesi, alması ve bu uğurda paçalarını sıvayıp ciddiyetle çalışması gerekir. Çünkü dîni sahîh esaslardan ve hükümleri de onları tebliğ eden sâhibinden almak zorundadır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’den hadîs nakleden usûl ve hadîs bilginleri, onun sahîh hadîsi muteber kıyasa tercih ettiği noktasında ittifak ederler. Evet, o diğer imâmlar gibi çok hadîs rivâyet eden bilginlerden değildi. Zaten imâmlığın ve ictihâdın şartları arasında çok hadîs rivâyet etmek diye bir şey yoktur. Çünkü ictihâd, sünnetleri nakledip, tebliğ etmeye değil, ezberlemeye ve almaya bağlıdır.

Sahâbelerin önderi, en fakihi ve en hâfızı olan Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.)’in çok hadîs rivâyet etmediği ancak sayılı birkaç hadîs naklettiği noktasında hiçbir müslümanın kuşkusu yoktur. Muhaddislerin imâmı olduğu ittifakla kabûl edilen imâmların imâmı ve hicret yurdunun önde gelen âlimi İmâm-ı Mâlik (r.a.)’e göre sadece el-Muvatta isimli eserindeki hadîsler sahîhtir.89 Şimdi durum böyledir diye bir kimse çıkıp, İmâm-ı Mâlik (r.a.) hakkında herhangi bir şey söyleyebilir mi?
Bazı sünnetlerin Ebû Hanîfe (r.a.)’e ulaşmadığı veya ulaşsa bile onun görüşüne göre sıhhatinin sâbit olmadığı gerçeğini inkâr etmiyoruz. Fakat bu, müctehîdin durumunu zedeleyen bir husûs değildir. Hz. Ömer (r.a.) -Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den sonra nakli bilen ilim ehli nezdinde sahâbenin en fakihi olduğu Sâbit olmasına rağmen- belli bir görüşü kabûl eder, sonra bu husûsta kendisine bir sünnet ulaşınca ondan dönerdi.

Öte yandan Ebû Hanîfe (r.a.)’e dil uzatanlar, onun otorite bir âlim olduğunu ve -hangi açıdan olduğunu bilmemekle birlikte- üstün bir âlim olduğunu kabûl ediyorlar ve onu re’ye dayanarak hüküm vermekle suçluyorlardı. Selef bilginlerimize göre re’y, şer‘î nassların ma‘nâlarına, Yüce Allâh’ın hükümleri koyarken gözetmiş olduğu hikmetlere vâkıf olma gücünden başka anlama gelmiyordu. Hiçbir ictihâd, hatta ilim, ezberlemekten ve ezberlenmiş olanların ma‘nâlarını derinlemesine anlamaktan başka bir yolla yapılamaz.
Ebû Hanîfe (r.a.), hâfız, hüccet ve fakihtir. Rivâyeti hocadan alma ve kabûl etme şartları noktasında çok titiz olduğu için çok rivâyette bulunmamıştır.”90
Buradan ortaya çıkıyor ki İmâm Ebû Hanîfe (r.a.), belli başlı büyük beldelerdeki muhaddis imâmlardandır. Bu ilimle meşgûl olanlardan hiçbir kimsenin kendilerinden aslâ habersiz olamayacakları hadîs hâfızlarının önde gelenlerindendir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadîsini nakleden ta‘dîl edilmiş âlimlerin büyüklerindendir. Tevsîk (birisinin sika olduğunu söyleme), tecrîh (bir râvîyi cerh etme), taz‘îf (ravinin zayıf olduğunu söyleme) ve tashîh (hadîsin sahîh olduğunu söyleme) konularında ictihâdlarına başvurulan bilginlerdendir. Kur’ân ve sünneti en iyi bilen âlimlerden birisidir.