X. Ebû Hanîfe (r.a.)’in En Sahîh isnâd şartını Taşıması

X. Ebû Hanîfe (r.a.)’in En Sahîh isnâd şartını Taşıması

Ebû Hanîfe (r.a.)’in hadîsi bilmesi, zabtı, rivâyetinin sağlamlığı, sıhhati ve mertebesinin yüceliği açısından büyük bir âlim olduğunu gösteren ifâdelerden birisi, Buhârî (rh.a.)’in şu tesbîtidir: Bütün isnâdların içinde en sahîh olanı İmâm-ı Mâlik’in, Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.) vâsıtasıyla yaptığı rivâyettir. İmâm Ebû Mansur Abdülkahir b. Tahir et-Temimî, bu görüşü esas alarak isnâdların en üstününün İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, Nâfi, İbn Ömer (r.a.e.) olduğunu söylemiştir. Hâfız, allâme ve imâm olan şeyh Alâuddîn Muğultay buna “Ebû Hanîfe (r.a.) -Dârekutnî’nin ifâdesine göre- İmâm-ı Mâlik’ten, hadîs rivâyet ederdi” diyerek itirazda bulunmuştur.

Bulkînî, Mehâsinu’l-ıstılâh isimli eserinde kendisine “Ebû Hanîfe (r.a.) -Dârekutnî’nin dediği gibi- İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den hadîs rivâyet etmiş olsa bile onun bu rivâyeti, Şâfiî (r.a.)’inki kadar şöhret bulmamıştır” diyerek cevâb vermiştir.
Irakî şöyle der: Ebû Hanîfe (r.a.)’in -Dârekutnî’nin Garâib ve el-Müdebbec isimli eserlerinde zikrettiği üzere- İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet, İmâm-ı Mâlik’in, Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.) isnâdıyla yaptığı rivâyetten başkadır. Mes’ele bu konuda farazîdir. Evet, Hatîb el-Bağdâdî, İmâm-ı Mâlik’ten, Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.) isnâdıyla da hadîs zikretmiştir.
Şeyhülislâm İbn Hacer el-Askalanî (rh.a.) şöyle der: “Onun Ebû Hanîfe (r.a.)’e itirazı isâbetli değildir. Çünkü Ebû Hanîfe (r.a.)’in İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyette bulunduğu sâbit değildir. Söz konusu rivâyeti zikreden Dârekutnî, sonra da ondan naklen Hatîb el-Bağdâdî’dir. Bu iki muhaddis, İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyet edilen ve isnâdı tenkîde açık olan iki rivâyetten dolayı böyle söylemişlerdir. Çünkü Ebû Hanîfe (r.a.)’in İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den yaptığı rivâyet, ders müzâkeresinde ilgili hadîsi zikretme kâbilindendir. Yoksa maksadı -uzun bir süre İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den ayrılmayan ve el-Muvatta isimli eserini bizzat İmâm-ı Mâlik (r.a.)’e okuyan İmâm-ı Şâfiî (r.a.) gibi- İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyette bulunmak değildir.”111
Doğrusu hadîs hâfızı ve önde gelen imâmların bu tutumu insanı hayretler içinde bırakmaktadır. Hâfız Muğultay, Ebû Hanîfe (r.a.)’i, İmâm-ı Mâlik, Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.) isnâdıyla isnâdların en sahîhi içinde zikrederken, yukarıda adı geçen muhaddisler ise onu hıfzı kötü ve rivâyeti zayıf olarak suçlamamakta, hadîs ilmindeki yüce mertebesini ve rivâyetteki sağlam üslûbunu inkâr etmemektedirler. Onların bütün tepkileri, -Ebû Hanîfe (r.a.)’in, İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den yaptığı rivâyet, Şâfiî (r.a.)’inki kadar meşhûr olmadığı veya rivâyeti müzâkere esnâsında vâki olup, İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyette bulunma maksadı taşımadığı ya da İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyetinin Nâfi (r.a.) vâsıtasıyla olmadığı ya da Ebû Hanîfe (r.a.)’in, İmâm-ı Mâlik (r.a.)’den rivâyette bulunduğunun sahîh olmaması dolayısıyla- Ebû Hanîfe (r.a.)’i bu silsileye katan Muğultay’a karşıdır.

Buradan tenkîd imâmı olan bu büyük hadîs hâfızları; imâm, Hâfız Muğultay, Hâfız el-Bulkînî, Hâfız el-Irakî, Şeyhülislâm İbn Hacer el-Askalânî ve Hâfız Süyûtî (rh.a.e.)’in, İmâm-ı Mâlik (r.a.) ve İmâm-ı Şâfiî (r.a.)’in akrânı olan Ebû Hanîfe (r.a.)’in hadîs ilminde mertebesinin yüce ve rivâyetinin sağlam olduğu noktasında ittifak ettikleri anlaşılmaktadır.
İmam Muğultay isnâdların en sahîhi Ebû Hanîfe (r.a.)’in, Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.)’den yaptığı isnâddır deseydi, bunun belli bir açıklaması olurdu. Hiç kuşkusuz isnâdların en sahîhi Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ b. Ebû Rebah, İbn Abbâs (r.a.e.) isnâdıdır. Bu isnâdı İmam Abdülvehhab eş-Şa‘rânî -İmâm-ı Mâlik, Nâfi’ ve İbn Ömer (r.a.e.) isnâdını zikrettiği gibi- el-Mizanu’l-kübrâ isimli eserinde zikretmektedir.112
Zehebî, Siyeru a‘lami’n-nübelâ isimli eserinde Abîde es-Selmânî’yi tanıtırken şöyle der: “Ebû Amr b. Salah’ın nakline göre Amr b. Alî el-Fellas, ‘İsnâdların en sahîhi İbn Sîrîn’in, Abîde ve Hz. Alî (r.a.) şeklinde olanıdır’ demiştir.
Zehebî şöyle devam ediyor:

“Bu isnâd kuvvetli olmakla birlikte İbrâhîm en-Nehâî’nin, Alkame -Abdullah -Alî ez-Zührî -Sâlim ve babası şeklindeki isnâdından daha üstün değildir. Sonra bu iki isnâd ile Sahihlerde birçok hadîs rivâyet edilmiştir. Oysa birinci isnâd böyle değildir. Buhârî ve Müslim’de Abîde -Hz. Alî (r.a.) isnâdıyla bir tek hadîs bulunmaktadır.”113
Zehebî, Alkame b. Kays en-Nehâî el-Kûfî’yi tanıtırken de şöyle der: “Hadîs hâfızlarından birisi isâbetli bir şekilde ‘İsnadların en sahîhi, Mansur -İbrâhîm en-Nehâî -Alkame -İbn Mes‘ûd (r.a.) şeklindeki isnâddır’ demiştir. Buna göre isnâdın en sahîhi, Mansur -Şu‘be ve Süfyân -Yahya el-Kattân ve Abdurrahman Mehdî -Alî b. el-Medînî -Ebû Abdullah el-Buhârî şeklinde olanıdır.”114
Zehebî, Vekî’ b. el-Cerrah’ı tanıtırken de şöyle der: “Benim kanaatime göre Irak’ta ve başka yerde isnâdın en sahîhi, Ahmed b. Hanbel -Vekî’ b. el-Cerrah -Süfyan -Mansur -İbrâhîm en-Nehâî -Alkame -Abdullah -Hz. Peygamber (s.a.v.) şeklindeki isnâddır. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde bu isnâdla yapılmış birçok rivâyet vardır.

“Abdullah b. Hâşim şöyle anlatmıştır: Bir gün Vekî b. el-Cerrah yanımıza geldi ve ‘Sizce en iyi iki isnâd hangisidir? A‘meş -Ebû Vail -Abdullah şeklinde olanı mı, yoksa Süfyân -Mansur -İbrâhîm -Alkame -Abdullah şeklinde olanı mı?’ diye sordu. Biz ‘A‘meş’in isnâdıdır. O daha âlî bir isnâddır’ dedik. Abdullah ‘Tam aksine ikinci isnâd daha âlîdir. Çünkü o baştan sona fakihin fakihten yaptığı isnâddır. Diğeri ise şeyhin şeyhten yaptığı isnâddır. Fakihlerin birbirlerine naklettikleri hadîs, şeyhlerin birbirlerine naklettikleri hadîsten daha hayırlıdır’dedi.”115
Zehebî, Abdullah b. Hâşim’i tanıtırken de şöyle der: “Hâkim’in Yahyâ b. Muhammed el-Anberî -Ahmed b. Seleme isnâdıyla nakline göre Abdullah b. Hâşim şöyle anlatmıştır: Vekî b. el-Cerrah bir gün ‘Sizce şu iki isnâddan hangisi daha iyidir? A‘meş -Ebû Vaîl -Abdullah şeklinde olanı mı, yoksa Süfyân -Mansur -İbrâhîm en-Nehâî -Alkame -Abdullah şeklinde olanı mı?’ diye sorunca ‘Biz, birincisi daha âlîdir’ dedik. Veki’, ‘A‘meş hadîs âlimidir, Ebû Vaîl de böyledir. Süfyân ise fakihtir. Fakihlerin fakihlerden rivâyet ettikleri hadîs, hadîs âlimlerinin birbirlerine rivâyet ettikleri hadîsten daha iyidir’ dedi.
“Benim kanaatime göre ise tam aksine A‘meş ve hocası Ebû Vaîl fıkıh bildikleri gibi ma‘rifet sâhibi yüce kimselerdir.”116

Buna göre Irak’ın isnâdlarının en sahîhi ve en âlîsi, İmâm Ebû Yusuf, İmâm-ı Muhammed b. el-Hasen -Ebû Hanîfe (r.a.) -Hammad b. Ebû Süleyman -İbrâhîm en-Nehâî -Alkame veya el-Esved -Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.e.) ve Hz. Peygamber (s.a.v.) şeklinde olanıdır. Çünkü bu isnâddaki isimlerin tamâmı önde gelen şerefli fıkıh bilginleridir. Onlar hem bilgili ve hem de yüce şahsiyetlerdir. Dahası; Ebû Yusuf ve Muhammed, Veki’ b. el-Cerrrah’tan daha fakih ve daha üstündür. Ebû Hanîfe (r.a.) ise Süfyân ve A‘meş’den daha fakih ve daha üstündür. Aynı şekilde onun hocası Hammad, Mansur’dan daha fakihtir.
Hâfız İbn Hacer Şerhu Nuhbetü’l-fiker fî mustalahi ehli’l-eser isimli kitabında şöyle der:
“Meşhûr, aziz ve garib şeklinde kısımlara ayrılmış olan âhad haberlerin içinde tercih edilen görüşe göre karineler yardımıyla nazarî ilim ifâde edenler vardır. Karînelerle birlikte bulunan haber çeşit çeşittir.

“a- Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde rivâyet ettikleri ve tevâtür derecesine varmamış olanlar,
“b- Farklı rivâyet yolları olup, râvî zaafından ve illetlerden sâlim olan meşhûr haberler,
“c- Rivâyeti sağlam hadîs hâfızı imâmlarla müselsel117 olan haberler. Çünkü böyle bir haber garib olmaz. Ahmed b. Hanbel (r.a.)’in rivâyet ettiği ve bu rivâyette kendisine İmâm-ı Şâfiî (r.a.)’den ve Mâlik b. Enes’den rivâyetle başkasının iştirâk ettiği haber böyledir. Çünkü böyle bir haber, -râvîlerinin güvenilir olmaları ve başka birçok râvînin rivâyeti yerine geçecek kabûl niteliklerini taşımaları dolayısıyla- onu alan kişi nezdinde hükmü temellendirme (istidlal) bilgisi verir.
“İlimle ve rivâyetlerle en asgari seviyede meşgûl olan kimse, -meselâ- İmâm-ı Mâlik (r.a.) kendisine herhangi bir rivâyette bulunduğunda doğru söyleyip söylemediği noktasında herhangi bir kuşku duymaz. İmâm-ı Mâlik (r.a.)’in bu haberini onun seviyesinde bir başkası daha rivâyet ettiğinde haber daha da güçlenir ve râvînin yanılmış olabileceği endişesinden uzaklaşır.”
Buna göre İmâm Leys b. Sa‘d’ın -bu haberde ona başkası da katılıyor- Ebû Yusuf (rh.a.) vâsıtasıyla -bu rivâyette Ebû Yusuf’a başkası da iştirâk ediyor- Ebû Hanîfe (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet veya İmâm-ı Şâfiî (r.a.)’in aynı şekilde İmâm Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybanî (rh.a.) ve İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet hakkında da aynı şeyler geçerlidir. Çünkü bu rivâyet de aynı şekilde karînelerle dopdoludur ve mutkin olan hadîs hâfızı imâmlarla müselseldir.

Hattâ imâmlarla müselsel olan haber, Buhârî ve Müslim’deki rivâyete bile tercih edilir. İbn Hacer, Şerhu Nuhbe isimli eserinde şöyle der: “Bazen üstün olmayan rivâyet, kendisini üstün kılan bir meziyet kazanabilir. Meselâ Müslim’in Sahîh’inde bulunan bir hadîs, meşhûr olup, tevâtür derecesinde değildir. Fakat hadîsle birlikte öyle karîneler bulunur ki bunların sayesinde ilim ifâde etmeye başlar ve Buhârî’nin ferd ve mutlak olarak rivâyet ettiği bir hadîse tercih olunur. Bir başka örnek daha vermek gerekirse; Buharî ve Müslim’in bab başlığında değil de metin içinde rivâyet ettikleri bir hadîs, –mes’elâ İmâm-ı Mâlik’in Nâfi ve İbn Ömer (r.a.e.) isnâdıyla rivâyeti gibi- isnâdların en sahîhi olarak nitelendiğinde bu hadîs, onların herhangi birinin tek başına kaldığı habere -özellikle de isnâdında tenkîde uğramış bir râvî bulunduğunda- tercih edilir.

Buna göre İmâm-ı Mâlik’in, Nâfi, İbn Ömer (r.a.e.) isnâdıyla rivâyet ettiği hadîs, Buhârî ve Müslim’in isnâdların en sahîhi olarak vasıflanan bab başlığında rivâyet etmedikleri bir hadîse tercih edilir. Aynı şekilde Ebû Hanîfe (r.a.)’in Nâfi -İbn Ömer veya Atâ b. Ebû Rebah -İbn Abbâs ya da hocası Hammad -İbrâhîm en-Nehâî -Alkame -İbn Mesûd (r.a.e.) isnâdıyla yaptığı rivâyetler de böyledir.