XI. Kütüb-ü Sitte Ricâlini Toplayan Hâfızların Ebû Hanîfe (r.a.)’in Cerhedilecek Bir Tarafının Olmadığı Görüşünde Birleşmeleri

XI. Kütüb-ü Sitte Ricâlini Toplayan Hâfızların Ebû Hanîfe (r.a.)’in Cerhedilecek Bir Tarafının Olmadığı Görüşünde Birleşmeleri

Kütüb-ü Sitte ricâlini toplayan ve onları divanlarına geçiren hâfız imâmlar, ittifakla Ebû Hanîfe (r.a.)’i övmüş, yüceltmiş ve ona saygı göstermişlerdir. Bu övgünün yanında onun seviyesini düşürmemişler, kendisine hâfızasının bozuk olduğu ve gâfil bulunduğu şeklinde herhangi bir leke sürmemişlerdir. Aksine hâfızasını ve ilimdeki yüceliğini dile getirip, onu tam bir hayırla anmışlardır. Bu tavır, Ebû Hanîfe (r.a.)’e dil uzatan kimselerin tenkîdlerine -bunlar kim olursa olsun- değer vermediklerini gösterir.
Şam’ın muhaddisi, Şâfiî mezhebine mensup büyük âlim, biricik Hâfız Yusuf b. ez-Zekî Abdurrahman Ebü’l-Haccac Cemâlüddin el-Mizzî (rh.a.), Tehzîbü’’l-kemâl isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’i tanıtmakta ve uzun uzun anlatmaktadır. Hâfız Süyûtî’nin, Tebyîdu’s-sahîfe isimli eserinde Hatîb el-Bağdâdî’ye nispet ederek naklettiklerinin tamâmı aslında Hâfız Mizzî’nin Tehzîbu’l-kemâl’inden nakledilmiştir.

Tehzîbü’l-kemâl’de cerh ve ta‘dil imâmlarının görüşlerine dair zikredilenlerin tamamı, İbn Ebû Hatim’in Kitâbu’l-cerh ve ta‘dil’i İbn Adiyy’in el-Kâmil’i ve Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîhu Bağdâd’ı ve İbn Asâkir’in, Târîhu Dımeşk’ından nakledilmiştir.
Burada dikkate değer olan husûs, İmâm Mizzî’nin, Tehzîbü’l-kemâl’inde Ebû Hanîfe (r.a.)’in mertebesine ve makamına yakışmayacak hiçbir şeyden sözetmemiş olmasıdır. Bravo ona! Bakışı ne kadar ince! Neden böyle olmasın ki! Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz isimli eserinde onun hakkında aynen şöyle der: “Mizzî, rical bilgisi alanında bu ilmin sancağını taşıyan, yükünü üstlenmiş bir kişidir. Gözler onun gibisini görmemiştir.”118

Zehebî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikâyesini anlatırken Mizzî’nin Tehzîb’indeki bu tutumunu Tezhîb’inde övmekte ve şöyle demektedir: “Kanaatimize göre Şeyhimiz Ebü’l-Haccac, Ebû Hanîfe (r.a.)’in zayıf olmasını gerektiren hiçbir şey söylememiş olmakla çok güzel yapmıştır.”
Benim kanaatime göre İmâm Mizzî (rh.a.), Tehzîbü’l-kemâl’deki tevsikini bu ilim dalının otoritesi, hâfızların efendisi Yahyâ b. Ma‘în (rh.a.)’den nakletmiştir. Çünkü Mizzî şöyle der: Muhammed b. Sa‘d el-Avfî’nin nakline göre Yahyâ b. Ma‘în, ‘Ebû Hanîfe (r.a.) sikadır. Ancak ezberlediği bir hadîsi rivâyet eder, ezberlemediğini ise rivâyet etmezdi’ demiştir. Hâfız Sâlih b. Muhammed el-Esedî’nin nakline göre Yahyâ b. Ma‘în, ‘Ebû Hanîfe (r.a.) hadîste sikadır’ demiştir. Ahmed b. Muhammed b. el-Kâsım b. Muhriz Yahyâ b. Ma‘în’in ‘Ebû Hanîfe (r.a.) la be’se bih’tir’119 derken, bir keresinde ise ‘Bizce Ebû Hanîfe (r.a.) sıdk ehli birisidir. Yalan söylemekle ithâm edilmemiştir’ demiştir.

Öte yandan Hâfız Mizzî Tehzîbü’l-kemâl’in mukaddime kısmında aynen şöyle der: “Ebû Hanîfe (r.a.)’in hadîsin ilk râvîsinden itibaren bize kadar olan isnâdını zikretmeden yaptığı rivâyetler, kesinlik ifâde eden bir sıyga ile naklediliyorsa hadîsin söyleyene isnâdında herhangi bir beis ve sakınca görmeyiz. ‘Kîle= denildi’ ve ‘ruviye= rivâyet olundu’ gibi kesinlik ifâde etmeyen sîgayla rivâyet ettiklerinde ise söyleyene nisbet husûsunda şüphe olabilir.
Hâfız Mizzî’nin bu açıklamasından Ebû Hanîfe (r.a.)’in, İbn Ma‘în (rh.a.) tarafından güvenilir olduğunun tespitinin doğru ve gerçek olduğu ve bunda herhangi bir kuşku bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Öte yandan Hâfız Mizzî (rh.a.)’i imâm ve Hâfız Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî (rh.a.) izlemektedir. Zehebî, Tehzibü’l-kemâl isimli eserinde aynen şöyle der:
“T.S.120 Nu‘man b. Sâbit b. Zutâ, İmâm Ebû Hanîfe el-Kûfî (r.a.), Irak’ın fakihi, rey ashâbının imâmı. Fars asıllı olup, Teym b. Sa’lebe oğullarının âzâdlısı olduğu ve Hz. Enes (r.a.)’i gördüğü söylenmiştir. 1- Atâ b. Ebû Rebah, 2- Nâfi, 3- Adiyy b. Sâbit, 4- Abdurrahman b. Hürmüz el-A‘rec, 5- İkrime, 6- Muharib b. Disar, 7- Alkame b. Mersed, 8- Seleme b. Küheyl, 9- Hammad b. Ebû Süleyman, 10- Hakem b. Uteybe, 11- Ebû Ca‘fer el-Bakır, 12- Katâde, 13- Amr b. Dînâr (r.a.e.) ve daha başkalarından hadîs rivâyet etmiştir. Şa‘bî ve Tâvûs’tan da rivâyette bulunduğu söylenmiştir.

Kendisinden de 1- Oğlu Hammad, 2- Hamza ez-Zeyyât, 3- Dâvûd et-Tâî, 4- Züfer b. el-Hüzeyl, 5- Nuh b. Ebû Meryem, 6- Kadı Ebû Yusuf, 7- Muhammed b. el-Hasen, 8- İbnü’l-Mübârek, 9- Ebû Yahyâ el-Himmanî, 10- Vekî b. el-Cerrah, 11- Hafs b. Abdurrahman el-Belhî, 12- Sa‘d b. es-Salt, 13- Ebû Nu‘aym, 14- Ebû Abdurrahman el-Mukrî, 15- el-Hasen b. Ziyad el-Lü’lü’, 16- Ebû Âsım en-Nebîl, 17- Abdürrezzak, 18- Ubeydullah b. Mûsâ (rh.a.e.) ve daha birçokları hadîs rivâyet etmişlerdir.
Ahmed el-Iclî şöyle der: Ebû Hanîfe (r.a.), Hamza ez-Zeyyât kabilesindendir. Kendisi ipekçi olup, ipek kumaş satardı. Muhammed b. İshâk el-Bekkaî’nin nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in torunu Ömer b. Hammad (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Zutâ, Kâbul halkından idi. Sâbit müslüman olarak dünyaya geldi. Ebû Hanîfe (r.a.) ipek tüccarı idi. Dükkanı Amr b. Hureys yurdunda meşhûrdur. Aslen Nesâlı olduğunu söyleyenler olduğu gibi Tirmiz’den olduğunu ileri sürenler de vardır.

Ebû Hanîfe (r.a.)’in torunu İsmâîl b. Hammad (rh.a.) ise şöyle anlatmıştır: “Ben, aslen Farslı ve hür İsmâîl b. Hammad b. en-Nu‘man b. Sâbit b. Nu‘man b. el-Merzubanım. Vallahi bizim neslimize aslâ kölelik bulaşmamıştır. Dedem hicrî 80 yılında dünyaya gelmiştir. Dedemin babası Sâbit henüz küçük yaşlarda iken Hz. Alî (r.a.)’e gider. Hz. Alî (r.a.) orada kendisine ve zürriyetine bereket duâsında bulunur. Sâbit’in babası Nu‘man ise Hz. Alî (r.a.)’e nevruz günü tatlı ikram edince Hz. Alî (r.a.), ‘Hergün nevruz yapsanız da bunu yesek’ demiştir.”
Sâlih b. Muhammed b. Cezere ve başkalarının nakline göre Yahyâ b. Ma‘în (rh.a.), ‘Ebû Hanîfe (r.a.) hadîste sikadır’ demiştir. Ahmed b. Muhammed b. Muhris’in nakline göre ise İbn Ma‘în, ‘Ebû Hanîfe (r.a.), lâ be’se bih’tir. İbn Hübeyre kadılığı kabûl etmesi için kendisini kırbaçlamış fakat Ebû Hanîfe (r.a.) bu görevi kabûl etmemiştir’ demiştir.

İbn Ke’s en-Nehâî’nin Ca‘fer b. Muhammed b. Hâzim -el-Velid b. Hammad -el-Hasen b. Ziyâd isnâdıyla Züfer b. el-Huzeyl’den nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle anlatmıştır:
“Ben (tahsil hayatımın ilk başlarında) kelam ilmi üzerinde çalışıyordum. Nihâyet bu ilimde parmakla gösterilecek bir dereceye ulaştım Bizler Hammad b. Ebû Süleyman (rh.a.)’in ders halkasına yakın bir yerde oturuyorduk. Bir kadın çıkageldi. Bana; ‘Bir erkek câriye bir kadınla evli ve onu sünnete göre boşamak istiyor. Ona kaç talak verebilir?’ diye sorunca kadına ne cevâb vereceğimi şaşırdım. Bu soruyu Hammad’a sormasını, sonra aldığı cevâbı gelip bana bildirmesini tenbihledim. Hammad soru sâhibi kadına ‘Karısı âdetten temizlendiğinde onunla cinsel ilişkide bulunmaksızın bir talakla boşar. Sonra bir âdet daha görünceye kadar bekler. Kadın ikinci âdetinden temizlenip, boy abdesti aldığında artık başka erkeklerle evlenmesi helâl hâle gelir’ demiş. Kadın bu cevâbı aldıktan sonra dönüp bana haber verdi. Bunun üzerine, ‘Kelâm ilmine ihtiyâcım yok’ dedim, nalınlarımı kaptığım gibi Hammad’ın ders halkasına oturdum. Artık onun öğrettiği mes’eleleri dinliyor, ağzından çıkanları belliyor, ertesi günü tekrarladığında söylediklerini tam olarak ezberliyordum, onun öğrencileri ise bu başarıyı gösteremiyorlardı. Hammad ‘Ders halkasının en başında benim hizâma Ebû Hanîfe (r.a.)’den başkası oturmasın dedi.’ Ben tam on yıl Hammad’la birlikte bulundum.

“Sonra içime reis olma isteği doğdu. Bundan dolayı Hammad’dan uzaklaşıp, kendime bir ders halkası açmak istedim. Düşüncemi hayata geçirmek maksadıyla bir akşamüstü dışarı çıktım. Mescide girip de Hammad’ı görünce kendisinden uzaklaşmayı istemediğimi anladım. Geldim yine onun ders halkasına oturdum. O gece Hammad’ın Basra’da yaşayan, kendisinden başka vârisi olmayan ve geriye mal bırakın bir akrabasının ölüm haberi geldi. Bunun üzerine Hammad kendi yerine benim geçmemi istedi.
“Hammad mescidden çıkar çıkmaz o zamana kadar hiç duymadığım birtakım mes’eleler gelmeye başladı. Ben de bunlara cevâb veriyor, verdiğim cevâbı yazıyordum. Hammad Basra’da iki ay kaldıktan sonra geri dönünce kendisine karşılaştığım yaklaşık altmış mes’eleyi arzettim. Bunların yirmisinde bana muhâlefet etti. Bunun üzerine vefât edinceye kadar kendisinden ayrılmamaya karar verdim.”121

Muhammed b. Müzâhim’in nakline göre İbnü’l-Mübârek (rh.a.), ‘Yüce Allâh, Ebû Hanîfe (r.a.) ve Süfyân’la benim imdâdıma yetişmeseydi, ben de diğer insanlar gibi olacaktım’ demiştir. Süleyman b. Ebû Şeyh’in Hucr b. Abdülcebbar’dan nakline göre Kâsım b. Ma‘n el-Mes‘ûdî’ye ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’in öğrencilerinden olmak ister misin?’ diye sorulunca, ‘hiç kimse Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha faydalı birisiyle oturmuş değildir’ diye cevâb vermiştir.
Ahmed b. es-Sabbah’ın nakline göre İmâm-ı Şâfiî (r.a.)’i şöyle anlatmıştır: İmâm-ı Mâlik (r.a.)’e ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’i gördün mü?’ diye sorulunca, Mâlik (r.a.) ‘Evet, öyle bir adam gördüm ki eğer şu sütunun altından yapılmış olduğunu ispat etmek istese delilini getirip ispat edebilir’ dedi.

Ravh şöyle anlatmıştır: Hicrî 150 senesinde İbn Cüreyc’in yanında bulunuyordum. Birden Ebû Hanîfe (r.a.)’in irtihâl haberi geldi. İbn Cüreyc, ‘İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn’ âyetini okudu ve acıdan inleyerek ‘İlim dünyadan göçtü gitti’ dedi.
Dırar b. Surad anlatıyor: Yezid b. Harun (rh.a.)’e, ‘Ebû Hanîfe (r.a.) mi yoksa Süfyân (rh.a.) mi daha fakihtir?’ diye sorulunca Yezid, ‘Süfyan (rh.a.) daha çok hadîs bilir ama Ebû Hanîfe (r.a.) daha fakihtir’ diye cevâb verdi.
İbnü’l-Mübârek (rh.a.), ‘Ben fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.) gibisini görmedim. Süfyân es-Sevrî (rh.a.) ve Ebû Hanîfe (r.a.) bir mecliste bulunduklarında onların karşısında kim fetvâ verebilir?’ demiştir.
Ebû Arûbe’nin Seleme b. Şebîb vâsıtasıyla Abdurrezzak’tan nakline göre İbnü’l-Mübârek (rh.a.) ‘Eğer bir kimsenin re’yine göre konuşması gerekseydi, bu Ebû Hanîfe (r.a.) olurdu’ demiştir.
Cendel b. Vâlık’ın nakline göre Muhammed b. Bişr şöyle anlatmıştır: Ben Ebû Hanîfe (r.a.) ve Süfyân es-Sevrî (rh.a.)’in huzurlarına girer çıkardım. Ebû Hanîfe (r.a.)’e geldiğimde bana ‘Nereden geliyorsun?’ diye sorar, ben ‘Süfyan’ın yanından geliyorum’ derdim. O da ‘Sen öyle bir adamın yanından geliyorsun ki Alkame ve el-Esved hazır olsalar onun gibisine muhtaç olurlardı’ derdi. Süfyân (rh.a.)’e gittiğimde bana ‘Nereden geliyorsun?’ diye sorar, ben de ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’in yanından’ diye cevâb verdiğimde bana ‘Sen yeryüzündeki insanların en fakihinin yanından geliyorsun’ derdi.

Bekir b. Yahyâ b. Zebbân’nın babasından nakline göre ‘Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Ey Basralılar! Sizler bizlerden daha takvâlısınız. Bizlerse sizlerden daha fakihiz’ demiştir.
Şeddad b. Hakîm ‘Ben Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha bilgin olanını görmedim’ demiştir. Mekkî b. İbrâhîm ‘Ebû Hanîfe (r.a.) kendi zamanının en bilgini idi’ demiştir. Yahyâ b. Ma‘în’nin nakline göre Yahyâ b. Sa‘îd el-Kattân ‘Biz Allâh (c.c.) için yalan söylemiyoruz. Ebû Hanîfe (r.a.)’in re’yinden daha iyisini işitmedik. Onun görüşlerinin çoğunu aldık’ demiştir. Rebî ve başkalarının nakline göre İmâm-ı Şâfiî (r.a.) ‘İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e muhtaçtır’ demiştir.
Ebü’l-Fadl Abbâs b. Aziz el-Kattân’ın Harmele’den nakline göre İmâm-ı Şâfiî (r.a.) ‘İnsanlar şu sayacağım şahsiyetlere tamâmen muhtaçtırlar. Fıkıhta çok bilgili ve derin olmak isteyen Ebû Hanîfe (r.a.)’e, Megâzî’de derinleşmek isteyen İbn İshâk (rh.a.)’e, tefsir ilminde çok bilgili olmayı arzu eden Mukâtil b. Süleyman (rh.a.)’e, şiirde geniş bir bilgi isteyen Züheyr b. Ebû Sülmâ’ya, nahivde ilerlemek isteyen el-Kisâî’ye muhtaçtır’ demiştir.
Hammad b. Kureyş’in nakline göre Esed b. Amr şöyle demiştir: Ebû Hanîfe (r.a.)’in kırk yıl yatsı namazının abdesti ile sabah namazı kıldığı bilinmektedir. O bütün gece bir rek‘atta Kur’ân’ın tamâmını okuyup hatmederdi. Geceleyin ağlaması dışarıdan duyulur, komşuları ona acırdı. Nakledilen bir başka menkîbesine göre Ebû Hanîfe (r.a.) irtihâl ettiği yerde Kur’ân’ı tam yetmişbin kere hatmetmişti.

Kanaatimize göre bu hikâye, -râvîleri arasında bilinmeyenler bulunduğu için- kabûl edilemez. Bu menkîbeyi Abdullah b. Muhammed b. Yakub el-Harisî el-Buhârî, Ahmed b. el-Hüseyin el-Belhî vâsıtasıyla Hammad’dan nakletmiştir.
Hârisî’nin Kays b. Ebû Kays -Muhammed b. Harb el-Mervezî -İsmâîl b. Hammad b. Ebû Hanîfe isnâdıyla nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in oğlu Hammad (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Babam Ebû Hanîfe (r.a.) irtihâl edince Hasen b. Umare (rh.a.)’den cenâzesini yıkaması ricâsında bulunduk. Hasen b. Umâre, cenâzeyi yıkadıktan sonra ‘Allah (c.c.) sana rahmet eylesin ve seni bağışlasın. Otuz yıldan bu yana oruçsuz bir günün geçmedi ve kırk yıldan beri geceleyin yatağa girip sağ yanına yatmadın. Senden sonra gelenleri yordun. Kurraları rezil rüsvây ettin’ demiştir.
Bişr b. el-Velîd’in nakline göre İmâm Ebû Yusuf (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Bir gün Ebû Hanîfe (r.a.) ile birlikte yürüyorduk. Âniden birisinin diğerine ‘Bu zât Ebû Hanîfe (r.a.)’dir geceleri uyumaz’ dediğini işittim. Bu söz üzerine Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Vallahi benden söz edilirken yapmadığım bir şey söylenmemeli’ dedi ve bundan sonra geceleri namaz, duâ ve yakarışla ihyâ etmeye başladı.

Muhammed b. Alî b. Affân’ın Alî b. Hafs el-Bezzar vâsıtasıyla Hafs b. Abdurrahman’dan nakline göre Mis‘ar (rh.a.) şöyle anlatmıştır: ‘Bir gece mescide girince namaz kılmakta olan bir adam gördüm. Kur’ân’ın baştan itibaren yedide birini okuyunca kendi kendime artık herhalde rükû eder dedim. Sonra üçte birini, daha sonra yarısını okudu. Sonra aynı rek‘atta Kur’ân’ı sonuna kadar okuyup hatmetti. Bir de ne göreyim bu adam Ebû Hanîfe (r.a.) değilmiymiş!’
Hârice b. Mus‘ab, ‘Kur’ân’ı bir rek‘atta baştan sona dört kişi hatmetmiştir. Bunlar Hz. Osman, Temim ed-Dârî, Sa‘îd b. Cübeyr ve Ebû Hanîfe (r.a.e.)’dir’ demiştir. Yahyâ b. Nasr (rh.a.), “Ebû Hanîfe (r.a.)122 ramazanda Kur’ân’ı altmış kez hatmetmiş olabilir” demiştir.
Süleyman b. er-Rebî’in Hibban b. Mûsâ vâsıtasıyla nakline göre İbnü’l-Mübârek (rh.a.) şöyle anlatmıştır: “Kûfe’ye geldiğimde buranın en müttakî kişisini sordum. Bana ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’dir dediler.” Süleyman’ın nakline göre Mekkî b. İbrâhîm şöyle anlatmıştır: “Kûfelilerle birlikte bulundum. Onların içinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha takvâlısını görmedim. Hâmid b. Âdem’in nakline göre İbnü’l-Mübârek (rh.a.) “Ben Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha takvâlı bir kimse görmedim. Kendisi hem kırbaçlanmış ve hem de beytülmâlin başına getirilmek istenmiştir” demiştir.
Ubeydullah b. Ömer er-Rakkî’nin nakline göre İbn Hübeyre, Ebû Hanîfe (r.a.)’e Kûfe kadılığı teklîfinde bulundu. Ebû Hanîfe (r.a.) kabûl etmedi. Bunun üzerine İbn Hubeyre ona günlük on, toplam yüzon kırbaç vurdurdu, sonra salıverdi.
Süleyman b. Ebû Şeyh’in nakline göre Rebî b. Âsım şöyle anlatmıştır: Beni Yezid b. Ömer b. Hubeyre, Ebû Hanîfe (r.a.)’e gönderdi. Kendisine geldim, İbn Hubeyre onun beytülmâlin başına gelmesini istiyordu. Ancak Ebû Hanîfe (r.a.) bu görevi kabûl etmedi. İbn Hubeyre de onu kırbaçladı.

Muğîs b. Bedîl’in nakline göre Hârice b. Mus‘ab (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Mansur, Ebû Hanîfe (r.a.)’e onbin dirhem ödül verdi ve bu parayı teslim alması için da‘vet olundu. Ebû Hanîfe (r.a.) benimle danışmada bulundu ve “Bu da‘veti yapan öyle bir kişi ki eğer o parayı reddedecek olursam öfkelenir” dedi. Kendisine “Bu para onun gözünde büyük bir meblağdır. Eğer onu teslim almak için da‘vet edilirsen ‘Müminlerin emîrinden benim umûdum ve beklentim bu değildi’ de. Ebû Hanîfe (r.a.) söz konusu parayı teslim almak için da‘vet edilince aynen böyle söyledi. Bu söz Mansur’un kulağına gidince Mansur ödülü vermekten vazgeçti.
Muhammed b. Abdülmelik ed-Dakîkî’nin nakline göre Yezid b. Hârun (rh.a.) ‘Çok insanla karşılaştım, fakat Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha akıllı, daha takvâlı ve daha üstününü görmedim’ demiştir.

Muhammed b. Abdullah el-Ensârî (rh.a.) ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’in aklî seviyesi konuşmasında, yürümesinde, bir yere girip çıkmasında hemen kendini belli ediyordu’ demiştir.
Sehl b. Osman’ın nakline göre. Ebû Hanîfe (r.a.)’in oğlu Hammad (rh.a.)’den olan torunu İsmâîl (rh.a.) şöyle anlatmıştır: Bizim iki katırı olan Râfızî değirmenci bir komşumuz vardı. Adam, katırlarından birine Ebû Bekir, diğerine Ömer ismini vermişti. Bu hayvanlardan birisi bir gece kendisini tepip öldürünce, Ebû Hanîfe (r.a.) ‘Onu tepen hayvana bakın, Ömer adını verdiği mi tekmelemiş?’ dedi. Gidip bakınca gerçekten Ömer adını verdiği katırın tepmiş olduğunu gördüler.
Ya‘kûb b. Şeybe, ‘Arkadaşlarımızdan birisi bana İbnü’l-Mübârek’in şu beyitlerini dikte etti’ demiştir.
Görüyorum Ebû Hanîfe (r.a.)’i her gün,
Artmakta asâleti ve şerefi gün be gün.
Konuşur doğruyu ve tercih eder onu,
Konuşunca zâlimler doğru yerine zulmü.
Yaptığı kıyasları yapar akılla,
Kimi eş tutarsınız -söylesenize!- ona.
Yetti Hammad’ın kaybı -az değil!- bize,
Ama onun kaybıyla uğradık en beterine!
Düşmanları güldürmedi üzerimize,
Bir de çok ilim üretti hepimize.
Gördüm ilmini derin mi derin deniz gibi,
Gelince insanlar çözmesi için problemlerini.
Gelince problemler atar birbirine âlimler,
O gelir üstesinden “Bunlar ne kadar kolay!” der.
Nasr b. Alî’nin nakline göre el-Hureybî, “Ebû Hanîfe (r.a.) açısından insanlar ikiye ayrılırlar. Bir kısmı kıskanç, diğer kısmı câhildir. Benim nazarımda bunların en iyisi câhil olanlardır” demiştir.

Yahya b. Eyyûb’un nakline göre Yezid b. Hârun, “Ebû Hanîfe (r.a.) de bir insandır. Tıpkı diğer insanlar gibi hatâ da edebilir, isâbet de” demiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) Bağdat’ta irtihâl etmiştir. Sa‘îd b. Ufeyr ve başkaları onun hicrî 150 yılının Receb ayında irtihâl ettiğini söylerler. Ebû Hanîfe (r.a.)’in 151 veya 153 yılında vefat ettiğini söyleyenler yanılmaktadırlar. Hasen b. Yusuf (rh.a.) “Ebû Hanîfe (r.a.)’in cenâze namazı izdihamdan dolayı altı kez tekrarlanarak kılınmıştır” demiştir.
Tirmizî’nin Sünen’inin sonundaki İlel Bölümünde nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.), “Atâ’dan daha fazîletlisini görmedim” demiştir. (Avs der ki: Nesâî, es-Sünenü’l-Kebir’inin “Men Vaka’a alâ Behîme=Hayvanla Cinsel İlişkiye Girme” Bölümünde şöyle bir rivâyette bulunur. Alî b. Hucr’un Îsâ b. Yunus, Ebû Hanîfe (r.a.) -İbn Behdele diye bilinen Âsım -Ebû Rezîn (r.a.e.) isnâdıyla nakline göre İbn Abbâs (r.a.) “Hayvanla cinsel ilişkiye girene şer’î ceza yoktur” demiştir.)123
“Hocamız Ebü’l-Haccac’ın Ebû Hanîfe (r.a.)’i zayıf kılacak herhangi bir şey rivâyet etmemekle isabet ettiği kanaatini taşımaktayız.”124

İmam, hâfız, asrının muhaddisi, hâfızların sonuncusu, İslâm tarihçisi, zamanının biricik bilgini, bu mesleğin yükünü taşıyan Şemsuddin Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz et-Türkmânî, sonra da Dımeşkî’nin, Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikâyesi hakkında zikrettikleri bunlardan ibarettir.
İmam, hâfız ve tarihçi Ebü’l-Mehasin Muhammed b. Alî b. el-Hasen el-Hüseynî, et-Tezkira bi ma‘rifeti ricâli’l-aşara125 isimli eserinde şöyle der: (Bu eser Kütüb-ü Sitte, Ahmed b. Hanbel, Şâfiî ve Ebû Hanîfe (r.a.e.)’in müsnedi olmak üzere on kitabın hadîs ricâlini ele almaktadır.)
“(Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve Nesâî (r.a.e.) rivâyet ediyorlar.) Nu‘man b. Sâbit et-Teymî, Ebû Hanîfe el-Kûfî (r.a.), Iraklıların fakihi, rey ashabının imâmı, aslen Farslı olduğu söylenmiştir. Hayatında Enes b. Mâlik (r.a.)’i görmüştür. Hammad b. Ebû Süleyman, Atâ, Âsım b. Ebü’n-Necûd, Zührî, Katâde, Ebü’z-Zübeyr, Muhammed b. el-Münkedir, Ebû Ca‘fer el-Bâkır, Şa‘bî (r.a.e.) ve başkalarından hadîs rivâyet etmiştir.

Kendisinden de oğlu Hammad, Vekî b. el-Cerrah, Îsâ b. Yunus, Abdurrezzak, Kadı Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, Züfer b. el-Huzeyl (rh.a.e.) ve başkaları hadîs rivâyet etmişlerdir.
Aclûnî ise onu şöyle tanıtır: Kûfeli’dir, Hamza ez-Zeyyât kabilesinden olup Teym’lidir. Kendisi ipek tüccarı olup, ipek kumaş satardı. Muhammed b. Sa‘d el-Avfî’nin nakline göre Yahyâ b. Maîn “Ebû Hanîfe (r.a.) sika idi. Sadece ezberlediği hadîsleri rivâyet ederdi” derken bir keresinde “O doğru sözlü birisi olup, yalan söylemekle ithâm olunmamıştır. İbn Hübeyre kadılık görevini kabûl etmesi için kendisini kırbaçlatmış, ancak kadı olmayı kabûl etmemiştir” demiştir.
Dırar b. Sur’ad’ın nakline göre Yezid b. Harûn’a, “Ebû Hanîfe (r.a.) mi yoksa Süfyân (rh.a.) mi daha fakihtir?” diye sorulunca Yezid, “Süfyan daha çok hadîs bilir, Ebû Hanîfe (r.a.) daha fakihtir” diye cevâb vermiştir. İbnü’l-Mübârek (rh.a.) “Fıkıhta onun gibisini görmedim. Süfyân ve Ebû Hanîfe (r.a.) bir mecliste bulunduklarında onların karşısında kim fetva verebilir?” demiştir. Mekkî b. İbrâhîm ise “Ebû Hanîfe (r.a.) kendi zamanının en bilgini idi. Ben Kûfelilerle birlikte bulundum. Onların içinde Ebû Hanîfe (r.a.)’den daha takvalısını görmedim” demiştir.

İbn Ma‘în’nin nakline göre Yahyâ el-Kattân, “Allah (c.c.) için yalan söylemiyorum. Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşünden daha güzelini işitmedim. Onun görüşlerinin çoğunu aldık” demiştir. İbn Maîn “Yahya b. Sa‘îd fetva için Kûfelilerin görüşlerine başvurur ve bunların arasından Ebû Hanîfe (r.a.)’inkini tercih eder, öğrencileri arasında onun re’yine tabi olurdu” demiştir.
Rabî’in nakline göre İmâm-ı Şâfiî (r.a.) “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e muhtaçtır. Ebû Hanîfe (r.a.) kendisine fıkıh melekesi lutfedilmiş birisiydi” demiştir.
Rabî’in Şâfiî (r.a.)’den nakline göre “Ebû Hanîfe (r.a.)’e oruca niyet eden bir kimsenin tan yeri ağarıncaya kadar yiyip içmesinin ve cinsel ilişkide bulunmasının mümkün olup olmadığı soruldu.” O esnada yanında asil126 bir kimse vardı. O kişi “Ya tan yeri gecenin yarısında ağaracak olursa?” deyince Ebû Hanîfe (r.a.) ona dönerek “Sen sus ey topal!”dedi.
Ebû Yusuf (rh.a.) şöyle anlatmıştır. Bir gün Ebû Hanîfe (r.a.) ile birlikte yürüyordum, birisinin aniden ‘Bu zat Ebû Hanîfe (r.a.)’dir, geceleri uyumaz.’ dediğini işittim. Bu söz üzerine Ebû Hanîfe (r.a.), ‘Vallahi benden sözedilirken yapmadığım bir şey söylenmemeli.’ dedi ve bundan sonra geceleri namaz, dua ve yakarışla ihyâ etmeye başladı.
Ebû Nuaym ve bir grup bilginin ifâdesine göre Ebû Hanîfe (r.a.) Hicrî 80 yılında dünyaya gelmiş ve 150 yılında vefat etmiştir. İbn Ma‘în, 151 ve bir başkası ise 153 senesinde vefat ettiğini söylemiştir.

Hâfız ve hüccet Ebü’l-Haccac Yusuf b. Zekî Abdurrahman el-Mizzî (rh.a.)’in Hicrî 740 senesinde kıraat yoluyla Ebû İshâk İbrâhîm b. Alî b. el-Vasıtî -Ebû Alî el-Hasen b. İshâk b. el-Cevâlîkî -Ebû Bekr Muhammed b. Ubeydullah ez-Zâğunî -Ebü’l-Kâsım Alî b. Ahmed el-Bundâr -Ebû Tahir Muhammed b. Abdurrahman el-Bezzâr -Ebû Hamid Muhammed b. Harun el-Hadramî -Yusuf b. Mûsâ -Vekî b. el-Cerrah -Ebû Hanîfe (r.a.) -İbn Zübeyr (r.a.e.) isnâdıyla Câbir b. Abdullah (r.a.)’den nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) “Kim malı olan bir köle satarsa o mal kölenin efendisine aittir. Ancak müşteri akit esnasında malı da şart koşmuşsa bu takdirde mal müşterinindir.”127 buyurmuştur. Bu hadîsi Ebû Dâvûd Büyû, Nesâî ise ıtk ve -Atâ ve Câbir isnâdıyla da- şurût bölümünde rivâyet etmiştir.

Şâfiî mezhebinden Halep beldesinin biricik şeyhi, önce Trablus’lu, sonra Halep’li Sıbt b. el-Acemî, imâm ve allâme Burhanuddin Ebü’l-Vefa, İbrâhîm b. Muhammed b. Halil Nihayetu’s-sûl fi ricâli’s-sitteti’l-usûl128 isimli eserinde şöyle der:
“(Tirmizî, Nesâî) Nu‘man b. Sâbit b. Zûtâ, imâm ve Müctehîd Ebû Hanîfe (r.a.), Kûfeli, Irak’ın fakihi, re’y ashabının imâmı. Fars kökenli olduğu söylenmiştir. Teymullah b. Sa’lebe oğullarının azadlısıdır. Zûtâ ise Kûbul halkındandır. Sâbit müslüman olarak dünyaya gelmiştir. Zûtâ, Teymullah b. Salebe oğullarının kölesi idi. Sonra azad edildi. Dolayısıyla Teymullah b. Salebe oğullarının azadlısı olur. Oğlu Hammad’dan olan torunu İsmâîl şöyle anlatır: Künyem İsmâîl b. Hammad b. Nû’man b. Sâbit b. Nû’man b. el-Merzuban’dır. Aslen hür olup, Fars evladındanım. Vallahi bizim sülalemize kölelik asla bulaşmamıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) ipek kumaş ticareti yapardı. Dükkânı Amr b. Hureys yurdunda herkesçe bilinmektedir.
“Ebû Nuaym el-Fadl b. Dukeyn’in ifâdesine göre Ebû Hanîfe (r.a.) aslen Kâbulludur. Ebû Abdurrahman el-Mukrî ise onun Babil’li olduğunu söylemiştir. Yahyâ b. Nasr el-Kureyşî’nin ifâdesine göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in babası Nesâ’lıdır. Haris b. İdris ise onun aslının Tirmiz’den geldiğini söyler. İshâk b. el-Buhlul’un babasından nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in babası Sâbit, Enbâr’lıdır.

“Ebû Hanîfe (r.a.), Enes b. Mâlik (r.a.)’i görmüştür. Ebû İshâk el-Feyrûzâbâdî’nin ifâde ettiği üzere onun zamanında dört sahâbe henüz hayattaydı. Bunlar Enes, Abdullah b. Ebû Evfâ, Sehl b. Sa‘d ve Ebü’t-Tufeyl (r.a.e.)’dir. Ebû Hanîfe (r.a.) bunların hiçbirinden hadîs almamıştır. Onun, Şa‘bî ve Tağûs’dan rivâyette bulunduğu söylenmiştir.
“Kâdi’l-Kudât Cemalüddin Mahmûd b. Ahmed b. es-Serrâc’ın Ebû Hanîfe (r.a.)’in yedi sahâbeden rivâyette bulunduğunu ve bu yedi ismi iki beyitte şiirleştirdiğini nakletmiştik. Serrâc, Ebû Hanîfe (r.a.) için Mâ revâhu Ebû Hanîfe (r.a.) ani’s-sahabe ismini verdiği bir cüz tertiplemiştir. Hanefî mezhebinden bazı âlimlerin Molla Yakub isnâdıyla Ebû Hanîfe (r.a.)’in sahâbeden yaptığı rivâyetleri derlediklerini görmüş bulunmaktayım.”
Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîhu Bağdad isimli eserinde nakline göre Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ b. Ebû Rebah, Ebû İshâk es-Sebiî, Muharib b. Disar, Heysem b. Habib es-Savvaf, Kays b. Müslim, Muhammed b. el-Münkedir, İbn Ömer’in azadlısı Nâfi, Hişam b. Urve, Yezid el-Fakir, Simak b. Harb, Alkame b. Mersed, Atiyye el-Avfî, Abdulaziz b. Rufey’, Abdulkerim Ebû Umeyye (r.a.e.) ve başkalarından hadîs almıştır.

Ebû Yahyâ el-Himmânî, Huşeym b. Beşir, Abbad b. el-Avvam, Abdullah b. el-Mubarek, Vekî b. el-Cerrah, Yezid b. Harun, Alî b. Âsım, Yahyâ b. Nasr, Kadı Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, Amr b. Muhammed b. el-Ankazî, Hevze b. Halife, Ebû Abdurrahman el-Mukri’, Abdurrezzak b. Hemmam (rh.a.e.) ve başkaları kendisinden hadîs rivâyet etmişlerdir.
Ebû Hanîfe (r.a.) Kûfelidir. Ebû Ca‘fer el-Mansur kendisini Kûfe’den, Bağdad’a göndermiştir. Ebû İshâk’ın Tabakat’ında nakline göre Hicrî 70 yılında dünyaya gelmiş ve Bağdat’ta hicrî 150 yılında seksen yaşındayken vefat etmiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) fıkhı Hammad b. Ebû Süleyman’dan almıştır. Menkîbeleri çok ve meşhûr olup, kitaplarda mevcûddur. Aynı şekilde zühdü, namaza ve ibâdete olan düşkünlüğü bütünüyle bilinmektedir. Sadece menkîbelerini konu alan eserler yazılmıştır.
Doğru olanı kendisinin hapiste iken vefat ettiğidir. Ebû Ca‘fer el-Mansûr kendisine kadılık görevi teklîf etmiş, o ise bu teklîfi kabûl etmemiştir. Bunun üzerine halife onu hapse atmıştır. Bu olay meşhûr olup, kitaplarda zikredilmektedir. Allâh (c.c.) kendisine rahmet eylesin. Bunlar, Sıbt b. el-Acemî el-Burhan el-Halebî’nin ifâdeleridir.

Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında Mizzî, Zehebî, Hüseyinî, Burhan el-Halebî (rh.a.e.) gibi olumlu şahâdette bulunan bilginlerden birisi de şeyhülislâm, zamanında hadîs hâfızlarının önde geleni, Mısır diyarının hadîs hâfızı, Şâfiî mezhebine mensup Şihabüddin Ebü’l-Fadl Ahmed b Alî İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.)’dir. İbn Hacer, eseri Tehzîbu’t-Tehzîb isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayatını anlatırken onu zayıf kılan herhangi bir ifâdede bulunmamıştır.
Mizzî, Zehebî, Irâkî, İbn Hacer hakkında imâm ve hadîs hâfızı Celaluddin es-Suyûtî, Zeylu Tezkireti’l-huffaz isimli eserinde aynen şöyle der: “Bugün muhaddisler, hadîs ilminin rical bilgisi ve başka dallarında Mizzî, Zehebî, Irakî ve İbn Hacer’e muhtaçtırlar.”129
Muhaddis, hadîs hâfızı ve parlak bir bilgin olan Dımeşk’lı Şâfiî İmaduddin hâfız b. Kesir Ebü’l-Fidâ İsmâîl b. Ömer b. Kesir de aynı şekilde davranmış ve el-Bidâye ve’n-nihaye isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’i tanıtırken onun hakkında güzel şeyler söylemiş ve Hicrî 150 yılında vefat eden bilginlerden söz ederken şöyle demiştir:

“Bu yılda bir de İmâm Ebû Hanîfe (r.a.) vefat etmiştir. İsmi Nu‘man b. Sâbit b. et-Teymî olup onların azadlısıdır. Kûfeli, Irak’ın fakihi, önde gelen İslâm imâmlarından ve mezheb âlimlerinden birisidir. Onların içinde ilk vefat edenidir. Çünkü o sahâbe asrına yetişmiş, Enes b. Mâlik (r.a.)’i görmüştür. Başka sahâbeleri de gördüğü söylenmiştir. Bazıları onun yedi sahâbeden hadîs rivâyet ettiğini söyler.
Aralarında el-Hakem, Hammad b. Ebû Süleyman, Seleme b. Küheyl, Âmir eş-Şabî, İkrime, Atâ, Katade, Zührî, İbn Ömer’in azadlısı Nâfi, Yahyâ b. Sa‘îd el-Ensarî ve Ebû İshâk es-Sebiî (r.a.e.) gibi bilginler olmak üzere tabiîn âlimlerinden hadîs rivâyet etmiştir.
Oğlu Hammad, İbrâhîm b. Tahman, İshâk b.Yusuf el-Ezrak, Kadı Esed b. Amr, Hasen b. Ziyad el-Lü’lü, Hamza ez-Zeyyât, Dâvûd et-Tâî, Züfer, Abdurrezzak, Ebû Nuaym, Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybanî, Hüşeym, Vekî b.el-Cerrah ve kadı Ebû Yusuf (rh.a.e.) başta olmak üzere birçokları kendisinden hadîs rivâyet etmişlerdir.

Yahya b. Ma‘în (rh.a.) şöyle der: Ebû Hanîfe (r.a.) sika idi ve doğru sözlü biriydi. Yalan söylemekle ithâm olunmamıştır. İbn Hubeyre kadılığı kabûl etmesi için onu kırbaçlatmış, ancak kadı olmayı kabûl etmemiştir. Yahyâ b. Sa‘îd fetvada onun görüşünü tercih ederdi. Yahyâ, “Biz yalan söylemiyoruz. Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşünden daha güzelini işitmedik. Onun görüşlerinin çoğunu aldık” demiştir. Abdullah b. el-Mübârek (rh.a.) ise “Yüce Allâh, bana Ebû Hanîfe (r.a.) ve Süfyân es-Sevrî (rh.a.) vâsıtasıyla yardımda bulunmamış olsaydı, ben sıradan diğer insanlar gibi olurdum” demiştir.
Abdullah b. Dâvûd el-Hureybî (rh.a.) “Fıkhı ve sünnetleri koruyup, muhâfaza ettiği için insanların namazlarında Ebû Hanîfe (r.a.)’e dua etmeleri gerekir” demiştir. Süfyân es-Sevrî (rh.a.) ve İbnü’l-Mübârek (rh.a.) ise “Ebû Hanîfe (r.a.) kendi zamanında yeryüzünün en fakihi idi” derken, Ebû Nuaym (rh.a.) ise “Ebû Hanîfe (r.a.) fıkhî meselelerin içine dalabilecek kudrette biri idi” demiştir. Mekkî b. İbrâhîm (rh.a.) “O yeryüzünün en âlimi idi” demiştir.
el-Mişkat isimli eserin müellifi Şâfiî bilgin şeyh, otorite âlim, allâme Veliyyüddin Muhammed b. Abdullah el-Hatib et-Tebrizî (rh.a.), Esmâu ricâlihi isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’i tanıtırken diğer bilginler gibi davranmış ve şöyle demiştir:
“Şerik en-Nehâî der ki: Ebû Hanîfe (r.a.) çok susar, daima düşünürdü. İnsanlarla az konuşurdu. Bu onun batınî ilme sâhib bulunup dini meselelerle meşgûl olduğuna dair emarelerin en açığıdır. Kime susmak ve zühd bahşedilmişse ona ilmin tamamı verilmiş demektir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in menkîbe ve fazîletlerini açıklamaya kalkarsak sözü uzatmış ve asıl maksadımıza erememiş oluruz. Çünkü o hem âlim, hem ilmiyle amel eden birisi idi. O takva sâhibi, zahid, ibâdet düşkünü ve şeriat ilimlerinde otoriteydi. Onun bu kitapta zikredilmesinden maksadımız -el-Mişkat’ta her ne kadar kendisinden hadîs rivâyet etmemiş isek de- onun yüce mertebesi ve bol ilmiyle teberrükte bulunmaktır.”

Bu bilginlerden önce ise bir Şâfiî bilgin olan imâm, biricik hadîs hâfızı, şeyhülislâm, evliyanın bayraktarı Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahyâ b. Şeref b. Mürrî el-Hizâmî el-Havranî en-Nevevî (rh.a.) Tehzîbü’l-esmâ ve’l-lügât isimli eserinde aynı şekilde hareket etmiş, Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikâyesini zikrederken fazîletlerinden, menkîbelerinden başka bir şey zikretmemiş, ilmini ve takvasını övmekten başka bir şey yapmamıştır.
Nevevî’den önce ise hicrî 606’da vefat eden Câmiu’l-usûl ve en-Nihaye fî ⁄aribi’l-hadîs ve’l-eser isimli eserlerin müellifi Şafiî Allâme, biricik usta, belagat sâhibi, kadı ve reis Mecdüddin Ebû Saadat el-Mübârek b. Muhammed eş-Şeybânî İbnü’l-Esir (rh.a.) de aynı şekilde hareket etmiştir. Çünkü o da Câmiu’l-usûl130 isimli eserinin üçüncü bölümünde Ebû Hanîfe (r.a.)’i zikretmiş, onu çok beliğ bir şekilde övmüş, kendisine dil uzatanlara şöyle cevâb vermiştir:
“Nu’man b. Sâbit (r.a.): Ebû Hanîfe Nu‘man b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh. Kûfeli, fakih ve imâm. Teymullah b. Sa’lebe’nin azadlısı olup, Hamza ez-Zeyyât kabilesindendir. Ebû Hanîfe (r.a.) ipek ticaretiyle meşgûl olup, ipek kumaş satardı. Hac bölümünün iş’âr131 konusunda zikri geçmektedir. Dedesi Zûtâ, Kâbul halkındandır. Babil’li olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi Enbarlıdır diyenler de vardır. Dedesi Teymullah b. Salebe oğullarının kölesi olup, azad edilmiştir. Babası Sâbit müslüman olarak dünyaya gelmiştir.

“Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hammad’dan torunu İsmâîl künyesini şöyle anlatmıştır: Ben, Merzuban oğlu, Numan oğlu, Sâbit oğlu, Numan oğlu, Hammad oğlu İsmâîl’im. Merzuban, aslen hür olup, Farslıdır. Vallahi bizim soyumuza asla kölelik bulaşmamıştır. Dedem Hicrî 80 yılında dünyaya gelmişti. Dedem Sâbit küçükken Hz. Alî (r.a.)’e gelmiş ve Hz. Alî (r.a.) ona ve zürriyetine bereket duasında bulunmuş. Biz Yüce Allâh’ın, Hz. Alî (r.a.)’in bu duasını kabûl buyurduğunu umuyoruz.
“Ebû Hanîfe (r.a.), hicrî 80 yılında dünyaya gelmiş, Bağdat’ta 150 yılında vefat etmiştir. 151 ve 153 yılında vefat ettiği de söylenmiştir. Ancak 150 yılında vefat ettiği haberi daha doğru ve daha yaygındır. el-Hayzurân mezarlığında toprağa verilmiştir. Kabrinin yeri Bağdat’ta herkesçe bilinmektedir.

“Ebû Hanîfe (r.a.) döneminde dört sahâbe henüz hayatta idi. Bunlar Basra’da Enes b. Mâlik (r.a.), Kûfe’de Abdullah b. Ebû Evfâ (r.a.), Medine’de Sehl b. Sa‘d es-Saidî (r.a.) ve Mekke’de Ebü’t-Tufeyl Âmir b. Vâsile (r.a.)’dir. Ebû Hanîfe (r.a.) bu sahâbelerden hiçbiriyle karşılaşmamış ve hiçbirinden hadîs almamıştır. Mezhebine mensup olanlar bir grup sahâbeyle görüştüğünü ve onlardan rivâyette bulunduğunu söylüyorlarsa da nakil âlimlerinin kanaatine göre bu, sâbit değildir.132
Ebû Hanîfe (r.a.) fıkhı Hammad b. Ebû Süleyman’dan almıştır. Atâ b. Ebû Rebah, İshâk es-Sebiî, Muharib b. Disâr, Heysem b. Habib, Muhammed b. el-Munkedir, İbn Ömer’in azadlısı Nâfi, Hişam b. Urve ve Simak b. Harb (r.a.e.)’den hadîs rivâyet etmiştir.
Abdullah b. Mübârek, Vekî b. el-Cerrah, Yezid b. Harun, Alî b. Âsım, Kadı Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybanî (rh.a.e.) ve başkaları da kendisinden rivâyette bulunmuşlardır.
Halife el-Mansur kendisini Kûfe’den Bağdad’a göndermiş ve vefat edinceye kadar Bağdad’da kalmıştır. İbn Hubeyre Emevi halifesi Mervan b. Muhammed zamanında kendisini Kûfe kadılığını kabûle zorlamış, ancak Ebû Hanîfe (r.a.) bu görevi kabûl etmemiştir. Bunun üzerine İbn Hubeyre kendisine günde on kırbaç olmak üzere toplam yüz kırbaç vurdurmuştur. Ancak görevi kabûl etmemekteki ısrarını görünce kendisini salıvermiştir. Mansur, Ebû Hanîfe (r.a.)’i Bağdad’a gönderdiğinde orada kadı olmasını istemiş, ancak Ebû Hanîfe (r.a.) bunu kabûl etmemiştir. Bunun üzerine halife Mansur, bu görevi kabûl edeceğine, Ebû Hanîfe (r.a.) de etmeyeceğine dair karşılıklı olarak yemin etmişlerdir. Bunun üzerine halife Mansur kendisini hapsetmiş ve hapiste vefat etmiştir. Görevi kabûl etmeyince halifenin Bağdad’ın saraylarının kerpiçlerini saydığı takdirde kurtulacağını söylediği ve onun da hapisten kurtulmak için bunu kabûl ettiği söylenirse de bu rivâyet doğru değildir.

Ebû Hanîfe (r.a.) orta boylu idi. Bir rivâyete göre uzun boylu olup, esmerce idi. Güzel yüzlü olup, insanların içinde en güzel konuşanı, hoş sohbet, ses tonu en tatlı ve çok cömert olanıydı. Kardeşlerine yardım etmekte ileri gitmişti.
İmam Şâfiî (r.a.)’in nakline göre İmâm-ı Mâlik (r.a.)’e, “Ebû Hanîfe (r.a.)’i gördün mü?” diye sorulunca Mâlik (r.a.), “Evet gördüm. Öyle bir kişi ki şu sütunun altın olduğunu iddia etse bunun delilini getirip seni ikna edebilir” demiştir. “Fıkıhta derinleşmek isteyen Ebû Hanîfe (r.a.)’e muhtaçtır” sözü de Şâfiî (r.a.)’e aittir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in menkîbelerini ve fazîletlerini açıklamaya kalkışsak söz uzar ve asıl maksadımıza da erişemeyiz. Çünkü o âlim, ilmiyle amel eden, zahid, ibâdete düşkün, takva sâhibi, şeriat ilimlerinde kendisinden hoşnud olunan bir âlimdi.
Kendisinin Kur’ân’ın mahluk olduğunu söylediği, kaderi inkâr edip, ircâ görüşünde133 olduğu iddia edildiği gibi bunun dışında başka iddialar da ileri sürülmüştür.134 Hakkında mertebesine yakışmayan bir takım iddialar ileri sürülmüştür. Ancak bunları zikretmeye ve kimlerin ileri sürdüğünü söylemeye gerek yoktur. Doğru olan, Ebû Hanîfe (r.a.)’in bu tip iddialardan münezzeh olduğudur.

Böylesi iddialardan uzak ve temiz olduğunu gösteren delillerden birisi, Yüce Allâh’ın onun adını dünyanın dört bir tarafına yayması ve ilminin yeryüzünü kaplaması, görüşlerini ve fıkhını herkesin almış olması, insanların onun sözlerine ve uygulamalarına başvurmuş olmasıdır. Eğer bunda gizli bir sır ve Yüce Allâh’ın kendisini muvaffak kıldığı ilahî bir rıza olmasaydı, yeryüzünün yarısı veya yarıya yakını onu taklîd etme, görüşüne ve mezhebine göre amel etme noktasında ittifak etmezlerdi. Hatta şu ana kadar onun fıkhına göre ibâdet olunmuş, onun görüşüne ve mezhebine göre amel edilmiş ve onun görüşü esas alınmıştır. Bu da yaklaşık olarak 440 senelik bir süredir.
Bunda onun mezhebinin ve inancının doğru olduğuna ve hakkında söylenenlerden münezzeh olduğuna apaçık bir delil vardır. Ebû Ca‘fer et-Tahâvî (rh.a.) onun mezhebini alanların büyüklerinden biri olarak Akîdetu Ebî Hanîfe (r.a.) isminde bir kitap yazmıştır. Onun akidesi, ehl-i sünnet ve’l-cemaat inancıdır. Bu eserde kendisine nispet olunan ve hakkında uydurulan yakışıksız sözlerden hiçbiri yoktur. Onun mezhebine bağlı olanlar, kendi hâlini ve sözlerini başkalarından daha iyi bilirler. Ashabının nakillerine başvurmak, başkalarının kendisinden naklettiklerinden daha evladır.135

Aynı şekilde Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında bu iddiaları ileri süren kimsenin neden böyle konuştuğu, kendisini buna sevkeden sebebin ne olduğu belirtilmiştir. Ancak biz bunları zikretmeye lüzum görmüyoruz. Çünkü Ebû Hanîfe (r.a.) gibi bir bilginin ve onun İslâmdaki mertebesinin, hakkındaki iddialara karşı kendisini savunacak delil aramaya ihtiyacı yoktur.”
Bütün bu bilginlerden önce Şâfiî mezhebinden Hâfız, büyük ve allâme bir bilgin olan Tâcülislâm Ebû Sa‘d Abdulkerim es-Sem’ânî el-Mervezî (rh.a.), el-Ensâb isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.) için güzel bir hayat hikâyesi zikreder, onun fazîletlerini ve kahramanlıklarını dile getirir ve bir kusurunu bulup anlatmaya kalkışmaz.
Adı geçen bütün bu büyük bilginlerden sonra gelen ve Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayatını yazan ya da onun haberlerine dair müstakil kitap ve cüz kâleme alan otorite hadîs hâfızları, muhaddis âlimler ve başkaları aynı şekilde hareket etmişler ve eserlerinde onun fazîletlerinden, kahramanlıklarından başka bir şey zikretmemişler, onun dinini, takvasını, Kitap ve sünnet bilgisinin genişliğini övmekten başka bir şey yapmamışlardır.
Burada söz konusu büyük âlimlerden olup, XI. asrın önde gelen büyük imâmlarından birisi olan şafiî bilgin, Hicaz diyarında sünneti ihya eden, müfessir ve muhaddis imâmlardan birisi olan ve hicrî 996 yılında dünyaya gelip, 1057’de vefat eden imâm, allâme İbn Allân Muhammed Alî b. Muhammed Allân b. İbrâhîm es-Sıddıkî el-Alevî (rh.a.)’in sözüne yer vermek istiyorum: İbn Allân el-Fütûhatu’r-rabbaniyye ale’l-ezkari’n-nebeviyye isimli eserinde Ebû Hanîfe (r.a.)’i tanıtmaktadır. el-Ezkâr metninde Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle tanıtılmaktadır:
“İmâm Ebû Hanîfe (r.a.). En büyük imâm. Biricik, şerefli ve bayraklaşmış bir kişilik. İmâmların imâmı, mertebesinin yüceliği, ilminin bolluğu, zühdü hakkında herkesin ittifakı vardır. Zahirî ilimler şöyle dursun, batınî ilimlerde bile zamanının ilim adamlarına üstün olduğu noktasında görüş birliği mevcûddur. Kendisine güzel övgü yapılmakla ve tabiînin büyüklerinden birisi olduğu kanaati yaygın olmakla üstün bir şahsiyet Nu‘man b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh Teymullah b. Salebe el-Kûfî’nin azadlısı.

Hatib el-Bağdâdî’nin Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hammad’dan torunu Ömer’den nakline göre Sâbit İslâm üzere dünyaya gelmiştir. Zûtâ, Teym oğullarının kölesi olup, kendisini daha sonra azad ettiler. Dolayısıyla onun velâsı Teym oğullarına ait oldu. Ebû Hanîfe (r.a.)’in oğlu Hammad’dan olan bir diğer torunu Ömer’in kardeşi İsmâîl ise bu iddiayı reddeder ve babası Sâbit’in aslen Farslı ve hür olduğunu söyler. İsmâîl şöyle devam eder: Vallahi bizim soyumuza hiç kölelik bulaşmamıştır. Zûtâ, oğlu Sâbit’i henüz küçük yaşlarda iken Hz. Alî (r.a.)’e götürür. Hz. Alî (r.a.) ona ve zürriyetine bereket duasında bulunur. Biz Yüce Allâh’dan, Hz. Alî (r.a.)’in bizim hakkımızdaki duasının makbul olmasını umarız.136
Ebû Hanîfe (r.a.)’in torunu, İsmâîl’in umduğu gibi Yüce Allâh, dedesi Ebû Hanîfe (r.a.)’e nihayetsiz ve sınırsız bir bereket nasip etmiştir. Yüce Allâh ona tabi olanlara da aynı şekilde bereket bahşetmiştir. Böylece dünyanın dört bir tarafında Ebû Hanîfe (r.a.)’in ardından gidenler çoğalmış ve başka beldelerde bağlıların üzerinde onun ihlası ve doğruluğu ortaya çıkmıştır.

Ebû Hanîfe (r.a.), fıkhı Hammad b. Ebû Süleyman (r.a.)’den almıştır. Dört sahâbeyi, hatta sekizini hayatlarında görmüştür. Bunlar Enes, Abdullah b. Ebû Evfâ, Sehl b. Sa‘d ve Ebü’t-Tufeyl (r.a.e.)’dir. Birisi Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivâyette bulunduğu sahâbeleri şu şekilde dizelere dökmüştür:
Tabiîn neslinin süsü olan Ebû Hanîfe (r.a.), Câbir, İbn Cez’, Rıza Enes, Ma’kıl, Amr b. Hureys el-Mahzûmî, Vâsıle ve binti Acred (r.a.e.)’den rivâyette bulunmuş, bu hoş insanlardan ilim almıştır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in adı geçen bu sahâbelerin hiçbiriyle görüşmediği de söylenmiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.), Atâ (r.a.) ve onun tabakasında bulunanlardan ilim alıp, hadîs işitmiştir. Kendisinden İbnü’l-Mübârek (rh.a.), Vekî b. el-Cerrah (rh.a.) ve başkaları rivâyette bulunmuştur.

Halife Mansur kadılık vazifesini üslenmesini talep etmiş, ancak o bu teklîfi kabûl etmemiştir. Bunun üzerine Mansur kendisini hapse atmış ve kırbaçlatmıştır. Ancak o görevi kabûl etmemekte ısrarlı olmuş, sonunda hapiste vefat etmiştir.
Abdullah b. Mübârek (rh.a.) onun hakkında “Dünya bütünüyle kendisine teklîf edilip de bundan kaçan bir adamı hatırlıyor musunuz?” demiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) güzel giyimli ve hoş kokuluydu. Gelişi, güzel kokusundan anlaşılırdı. Hoş sohbet olup, çok cömert ve kardeşlerine yardım eden bir kişi idi. Orta boyluydu. Uzun boylu olduğu da söylenmiştir. İnsanların içerisinde en güzel konuşanı ve ses tonu en tatlı olanıydı.
Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle anlatır: Basra’ya geldiğim vakitler bana ne sorulursa cevabını verebilirim zannediyordum. Sonra öyle sorularla karşılaştım ki bunların cevabı bende mevcûd değildi. Bunun üzerine vefat edinceye kadar Hammad’dan ayrılmamaya karar verdim ve tam onsekiz sene ondan hiç ayrılmadım. Sonra her kıldığım namazda anne ve babamın yanında Hammad için de dua ettim ve ben ilim aldığım hocalarımla benden ilim alan öğrencilerime dua ederim.
Sehl b. Müzahim (rh.a.), Ebû Hanîfe (r.a.) için “Dünya kendisine bol bol verildi de o bunu reddetti. Kırbaçlandı da dünyayı kabûl etmedi” demiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) ipek kumaşçısı olup, ipek kumaş satardı. Dükkanı Amr b. Hureys yurdunda idi.
İbn Cureyc (rh.a.) vefat haberini alınca, “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” “ayetini okumuş ve “ilim bu dünyadan göçüp gitti” demiştir.
Fudayl b. Iyâz (rh.a.), “Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıhla meşhûr olup, takvası ve ilminin genişliği ile tanınırdı. İyilik yapmakla meşhûr olmuştu. Gece gündüz sabırla ilim öğretir ve az konuşurdu. Kendisine helal ve haram hakkında herhangi bir soru gelmedikçe konuşmazdı. Onun fazîletleri çoktur” demiştir ki, bu ifâdenin taşıdığı güzel övgü yanında Fudayl b. Iyâz (rh.a.)’den gelmiş olmasının ayrı bir değeri vardır.
Bağdat kadısı Hasen b. Umara (rh.a.) cenazesini yıkarken “Allâh (c.c.) sana mağfiret eylesin. Otuz seneden beri oruçsuz bir günün geçmedi. Kırk seneden beri hiçbir gece sağ yanını yatağa koyup da yatmadın.”demiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) hicrî 80 yılında dünyaya geldi ve Bağdat’ta vefat etti. Kadılık görevine gelmesi için konulduğu hapishanede vefat ettiği söylenmiştir. Vefat tarihi meşhûr rivâyete göre hicrî 150’dir. Bazı rivâyetlerde 151 veya 153’tür. Recep ayında vefat etmiştir. Mezarı Bağdat’tadır ve ziyaret olunmaktadır.
İmam Şâfiî (r.a.)’in “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e muhtaçtırlar” sözü onun fazîletini göstermektedir.137
Cerh ve ta’dil otoriteleri olan bu hâfız ve tenkîd ehli bilginler, eserlerinde Ebû Hanîfe (r.a.)’in düşmanlarının ve kıskananlarının zikrettikleri kusur ve ayıplara dair hiçbir şeyi zikretmemektedirler. Bilginlerin bu tavırlarından bazı rical kitaplarında Ebû Hanîfe (r.a.)’e yönelik tenkîdlerin tamamının, üzerinde durulmaya değmez, önemsiz ve değersiz şeyler olduğu anlaşılmaktadır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in herhangi bir görüşünü tenkîd eden kimsenin, bunu ya söz konusu görüşün delilini bilmediğinden, ya onu ince bir kavrayışla kavrama yeteneğine sâhib olmadığından yaptığında hiç kuşku yoktur. Selef (geçmiş) ve halef (sonraki nesil) bilginler Ebû Hanîfe (r.a.)’in ilminin çokluğu, takvası, ibâdeti, kavrayış ve akıl yürütmesinin inceliği noktasında görüş birliği hâlindedirler. Cahillerin, kıskançların ve her halükârda ona düşman olanların sözlerine itibar olunamaz. Abdulvehhab eş-Şa‘ranî (rh.a.), el-Mîzanu’l-kübrâ isimli eserinde ne kadar doğru söyler!
“Re’yin kınanması konusunda dört mezheb imâmından nakledilen görüşe gelince, bunların içinde şeriatın zahirine muhalif olan bütün görüşlerden uzak olan ilk imâm, -bazı mutaassıbların kendisine iftiralarının aksine- İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe en-Nu’man b. Sâbit (r.a.)’dir. Ona bu iftirayı atanlar kıyamet günü kendisiyle yüzyüze geldiklerinde ne kadar rezil olacaklar! Kalbinde nûr olan bir kimse, imâmların hiçbirini kötü bir vasıfla anmaya cesaret edemez.
İmamların mertebeleriyle, onlara bu iftiraları atanların seviyeleri hiç bir olur mu! İmamlar gökteki yıldızlar mesabesindedirler. Başkaları ise yıldız namına ancak o yıldızın suyun yüzündeki yansımasını bilen yeryüzü sakinleri gibidirler. Muhyiddin el-Arabî (rh.a.) el-Futuhatu’l-Mekkiyye isimli eserinde isnâdıyla birlikte Ebû Hanîfe (r.a.)’in ‘Allah (c.c.)’ün dini konusunda re’y ile konuşmaktan kaçınınız, sünnete tabi olunuz. Kim sünnetin dışına çıkacak olursa sapıtır.’ dediğini rivâyet etmiştir.”138
İmam Şa’ranî (rh.a.) aynı eserin bir başka yerinde ise şöyle der:
“Âlimler Hz. Peygamber (s.a.v.)’den sonra onun tebliğ ettiği şeriatın güvenilir kişileridir. İnsanlara beyân ettikleri ve şeriattan çıkardıkları hükümlerde kendilerine itiraz olunamaz. İmâm Ebû Hanîfe (r.a.)’e hele hele hiç itiraz olunamaz. Hiç kimsenin ona itiraz etmesi mümkün değildir. Çünkü o imâmların en büyüğü, mezheb kuran imâmların en kıdemlisi, hadîsi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e en yakın ve tabiîn imâmlarının büyüklerinin uygulamalarını gören biridir.
“Bizim gibilerin İmam Azam Ebû Hanîfe (r.a.)’e itirazları hiç yakışık alır mı! İnsanlar onun büyüklüğü, ilmi, takvası, zühdü, iffeti, ibâdeti, Yüce Allâh’ı çokça gözetmesi ve ömür boyu ondan korkması noktasında hem fikirdirler. Vallahi söz konusu itiraz, insanın basiretindeki bir körlükten başka bir şey değildir.
“İmamların şereflerine hiç bilmeden dil uzatanlarla birlikte olmaktan kaçın. Yoksa hem dünyayı ve hem de âhireti kaybedersin. Çünkü İmâm Ebû Hanîfe (r.a.), -bu eserin birçok yerinde daha önce işaret ettiğimiz üzere- Kitap ve sünnete bağlı ve re’yden uzak bir bilgindi.
“Onun mezhebini inceleyen kimse kendisini mezheplerin içinde dinde en ihtiyatlı birisi olarak bulacaktır. Bundan başkasını söyleyen kişi cahil, mutaassıp ve sakat anlayışıyla hidâyet önderleri imâmları inkâr edenlerin arasında yerini alır. İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) böyle bir durumda olmaktan münezzehtir. Tam tersine o büyük bir imâmdır ve bütün mezheplerin yok olacağı zamana kadar kendisine tabi olunacaktır.
“Zaman akıp gittikçe onun bağlılarının sayısı, görüşlerine ve kendisine tabi olanların sözlerine inananlar günden güne artacaktır. Biz daha önce imâmımız Şâfiî (r.a.)’in “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.)’e muhtaçtır” şeklindeki ifâdesini aktarmıştık.
“Ebû Hanîfe (r.a.)’in mezhebine tabi olan bazı kimseler, başka imâmları taklîd etmek için dövülmüşler ve hapse konulmuşlar fakat bu isteği yerine getirmemişlerdir. Ve Allâh (c.c.)’e yemin olsun ki bu boşuna bir çabadır. Bazı mutaassıbların Ebû Hanîfe (r.a.) hakkındaki ifâdelerine ve onun re’y ehli olan âlimlerden birisi olduğu şeklindeki iddialarına itibar olunmaz. Dahası bu imâma dil uzatanların sözleri, tahkik ehli bilginlere göre hezeyana benzemektedir. Ebû Hanîfe (r.a.)’e dil uzatan kişinin müctehîdler arasındaki ihtilaflı noktaları ve çıkardıkları hükümlerin inceliklerini bilme noktasında herhangi bir nasibi olsaydı, İmâm Ebû Hanîfe (r.a.)’i müctehîdlerin en başına koyardı. Koymuyorsa bu onun anlayış ve akıl yürütmesini anlayamadığından dolayıdır.
“Bil ki ey kardeşim! İmâm Ebû Hanîfe (r.a.)’in menkîbelerine başka müctehîdlerden daha çok yer vermişsem bunun sebebi, mezhebine muhalif olan bazı talebelerden dinleri hakkında düşüncesiz ve sorumsuz hareket eden kimselere acıdığımdandır. Çünkü bu kişiler, Ebû Hanîfe (r.a.)’in anlayış ve zekasını anlayamadıkları için onun sözlerinden bazılarının zayıf olduğu kanaatine varmışlardır. Oysa diğer imâmlar böyle değildir. Çünkü onların Kitap ve sünnetten ne şekilde hüküm çıkardıkları -anlama ve akıl yürütmeyi kavrama noktasında nasibi olan ilim öğrencilerinin çoğunluğu için- açıktır.”139