XIII. ibn Abdülberr’in Ebû Hanîfe (r.a.)’e Dil Uzatanlara Cevâbı

XIII. ibn Abdülberr’in Ebû Hanîfe (r.a.)’e Dil Uzatanlara Cevâbı

Şeyhülislâm, mağribin hâfızı Ebû Ömer Yusuf b. Abdülber en-Nemerî el-Kurtubî (rh.a.) ise hak ve gerçek neyse onu haykırmış, el-İntikâ ve Câmiu Beyâni’l-İlim ve Fadlihî isimli iki eserinin ikisinde de Ebû Hanîfe (r.a.)’e dil uzatanların içyüzlerini ortaya çıkarmıştır. Çünkü o İmâm Ebû Yusuf (rh.a.)’i eseri el-İntikâ’da tanıtırken aynen şöyle der: Yahyâ b. Ma‘în (rh.a.) onu överdi. Sika olduğunu söylerdi. Diğer hadîs ehli bilginleri ise Ebû Hanîfe (r.a.) ve arkadaşlarına düşman gibidirler.”

Ey Elbânî! Büyüklüğü, ilmi ve takvâsı karşısında tüm müslümanların boyun eğdiği ve yeryüzünün yarısının asırlardan beri ardından gittiği Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında iddiâlarına herhangi bir delil getirmeksizin düşman olanların sözleri kabûl olunur mu? Sende böylesi tehlikeli sulara dalmaktan kendini alıkoyacak bir akıl yok mudur?
İbn Abdülberr (rh.a.), Câmiu beyani’l-ilm isimli eserinde aynen şöyle der.
Muhaddisler, Ebû Hanîfe (r.a.)’i kötüleme ve kınamada haddi aşmışlardır. Gerekçeleri, Ebû Hanîfe (r.a.)’in re’yi ve haberlere kıyas yapma ilkesini getirmiş ve bu ikisine (re’y ve kıyasa) itibar etmiş olmasıdır. İlim ehlinin çoğunluğu ise şöyle der: Eğer ortada sahîh bir eser (nass) mevcûdsa bu takdirde kıyas ve akıl yürütme (nazar) geçerliliğini kaybeder.
Ebû Hanîfe (r.a.), bazı âhad haberleri ihtimal dahilinde olan bir tevile dayanarak reddetmiştir, ama ondan önce de birçok bilgin aynı şeyi yapmıştır. Kendisi gibi re’yi kabûl eden bilginlerden bazıları da ona uymuşlardır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in yaptığı tevillerin tamamı, -İbrâhîm en-Nehâî (rh.a.) ve İbn Mes‘ûd (r.a.)’in öğrencileri gibi- kendi beldesindeki bilginlere tâbi olarak yapılmış olan şeylerdir. Ne var ki Ebû Hanîfe (r.a.) ve talebeleri bazı olayları daha meydana gelmeden olmuş gibi farzetme ve kendi re’ylerine ve istihsanlarına dayanarak bunlara cevâb verme noktasında ileri gitmişlerdir. Bundan dolayı selef arasında ihtilaf meydana gelmiş ve bu hareket, muhâlifleri nazarında bid‘at olarak değerlendirilmiştir.

İlim ehli olup da herhangi bir âyet hakkında belli bir açıklama tarzı (tevil) veya sünnet hakkında belli bir görüşü olmayan bir âlim bulunduğunu ben bilmiyorum. Bundan dolayı bilginler, geçerli bir açıklama (tevil) veya nesih olduğu iddiasıyla bazı sünnetleri reddetmişlerdir. Ancak -bu tavır başkalarında daha az görülürken- Ebû Hanîfe (r.a.) bunu çok daha fazla yapmıştır.
Yahya b. Selâm’ın Abdullah b. ⁄anim vâsıtasıyla İbrâhîm b. el-Ağleb’den nakline göre Leys b. Sa‘d “Mâlik b. Enes’in kendi re’yine göre hükme bağladığı meselelerden yetmiş tanesinin Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine muhalif olduğunu gördüm ve bunu kendisine yazdım” demiştir.
İbn Abdülber şöyle der:
“Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen sahîh bir hadîsi, onun gibi bir başka sahîh hadîsten dolayı nesh olunduğu iddiâsı veya belli bir icmâ ya da o âlimin prensibine göre uyulması gereken bir uygulama ya da senedine yönelik bir tenkîde dayanmaksızın reddeden herhangi bir âlim mevcûd değildir. Eğer bir kimse (bu gerekçelere dayanmaksızın) Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen bir hadîsi reddedecek olursa, -önder bir âlim olarak kabûl edilmesi şöyle dursun- âdalet sıfatını kaybeder ve fâsıklık günâhına girmiş olur.

Öte yandan Ebû Hanîfe (r.a.)’i mürcie görüşünü benimsemekle ithâm etmişlerdir. Âlimler arasında mürcie görüşü taşıdığı iddia edilen birçok bilgin bulunmaktadır.
Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında söylenen çirkin sözlerin nakledilmesine gösterilen titizlik, -otorite bir âlim olduğu ve kıskanıldığı için- başka hiç kimse hakkında gösterilmemiştir. Yapmadığı şeyler yaptı diye aktarılmış, şahsiyetine yakışmayan şeyler uydurulup aleyhinde söylenmiştir.
Bilginlerden bir grup ise onu övmüş ve üstün olduğunu ifâde etmiştir. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Sevrî ve Evzâî (r.a.e.)’in fazîletlerini bir kitapta toplama imkânı bulursak ileride bunu yapmayı düşünüyoruz. Daha önce de hadîs imâmlarının menkîbelerini bir kitapta toplamayı düşünmüştük.152

Abdurrahman b. Yahyâ’nın Ahmed b. Sa‘îd -Ebû Sa‘îd b. el-Arabî -Abbâs b. Muhammed ed-Devrî isnâdıyla Abbâs’tan nakline göre Yahyâ b. Ma‘în (rh.a.) “Bizim ashâbımız Ebû Hanîfe (r.a.) ve talebeleri hakkında aşırıya kaçıyorlar” deyince kendisine “Ebû Hanîfe (r.a.) yalan söyler miydi?” diye soruldu. İbn Ma‘în “O yalan söylemeyecek kadar şerefli bir âlimdi” demiştir.
Muhammed b. el-Hüseyin el-Ezdî el-Mavsîlî, ed-Du‘afâ isimli kitabının sonunda verdiği haberlerde şöyle der: Yahyâ b. Ma‘în “Vekî b. Cerrah’a tercih edilmeye değer hiçbir kimse görmedim. O Ebû Hanîfe (r.a.)’in re’yi ile fetvâ verirdi. Onun rivâyet ettiği hadîslerin tamâmını ezbere bilirdi. Ebû Hanîfe (r.a.)’den çok hadîs dinlemişti” demiştir.
Alî b. el-Medînî “Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Hammad b. Zeyd, Huşeym, Vekî b. el-Cerrah, Abbad b. el-Avvam, Ca‘fer b. Avn (rh.a.e.) –Ca‘fer sika olup la be’se bih’tir.- Ebû Hanîfe (r.a.)’den hadîs rivâyet etmişlerdir” demiştir. Yahyâ b. Sa‘îd ise “Ebû Hanîfe (r.a.)’in sözlerinden güzel bulup aldıklarımız olmuştur” demiştir. Yahyâ “Ben Ebû Yusuf’tan, el-Camiu’s-sağir’i dinledim” demiştir. Bu haberi Ezdî aktarmış ve “Muhammed b. Harb’ın nakline göre Alî b. el-Medînî, Ebû Yusuf’un, el-Câmiu’s-sağir’i başından sonuna kadar harf harf rivâyet ettiğini söyledi” demiştir.
İbn Abdülber şöyle devam ediyor:
Ebû Hanîfe (r.a.)’den hadîs rivâyet edip, sika olduğunu söyleyen ve kendisini övenler, onu tenkîd edenlerden çok daha fazladır. Hadîs ehli olup onu tenkîd edenler, onun re’y ve kıyasa yer vermesi ve mürcie mezhebinin görüşünü benimsemesi açısından tenkîd etmektedirler.
Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle derdi: Geçmiş nesillerden bir kimsenin zekâsı, insanların onun hakkında ihtilaf etmiş olmalarından anlaşılır. Derler ki Hz. Alî (r.a.)’in durumu ortada değil mi? Onun hakkında iki grup helâk olmuştur. Bir grubu onu aşırı bir şekilde severken, karşı grup ona kin beslemiş ve tefrîde düşmüştür. Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle denir: “Onun hakkında iki zümre helâk olacaktır. Onu aşırı biçimde sevenler, kendisine kin besleyip, iftirâ atanlar.”153 Şerefli, dinde ve fazîlette zirveye çıkmış insanların nitelikleri bunlardır. Doğruyu ancak Allâh (c.c.) bilir.”

İbn Abdülber Câmiu beyani’l-ilm isimli eserinin Bâbu hükmi kavli’l-ulema ba’dihim fî ba’d= Âlimlerin Birbirini Tenkîdi” isimli bölümünde aynen şöyle der:
“Bu, birçok kimsenin hatâ ettiği ve câhil bir neslin sapıttığı ve üzerine düşen yükümlülüğün ne olduğunu bilmediği bir noktadır. Bu konuda doğru olan şudur: Âdil olduğu gerçek, ilimde güvenilirliği sâbit ve sika olduğu, ilme özen gösterdiği açık olan kimse hakkında hiç kimsenin tenkîdine iltifat olunmaz. Ancak tenkîdci, ilgili kişiyi cerh ederken geçerli bir delil getirecek olursa buna dayanarak yaptığı tenkîd geçerli olur. Bu tenkîd şahâdet yoluyla ve o şahâdetin içerisinde müşâhede ve görme şeklinde olur. Râvînin bu durumda olması, bunu gören kimsenin fıkıh ve akıl yürütme açısından gördüğünü söylemesini gerektirir.
Önde gelen bir bilgin olduğu sâbit, hıfzı ve titizliği olmadığı için rivâyeti sahîh olmayan kimse hakkında âlimlerin ittifak ettikleri görüşün ne olduğuna bakılır ve düşüncenin netîcesine göre onun vermiş olduğu haber kabûl edilmeye çalışılır.

Müslümanlardan kalabalık bir grubun dinde önder kabûl ettiği kimseyi tenkîd edenlerin görüşünün kabûl edilmeyeceğine delilimiz şudur: Selef âlimleri, birbirleri hakkında öfke hâlinde birçok şeyler söylerlerdi. İbn Abbâs (r.a.), Mâlik b. Dinar ve Ebû Hazîm’in dediği gibi tenkîdin yapılmasına sebebin kıskançlık olduğu durumlar bunlardan birisidir.154
Selefin birbirleri hakkında söylenmemesi gereken şeyleri söylemelerinin sebebleri arasında tevile dayanarak söyledikleri de vardır. Selefin bazıları diğer bazılarına tevil ve ictihâd farklılığından dolayı kılıç çekmiştir. Bu konuda elde herhangi bir delil ve bunu gerekli kılacak herhangi bir hüccet olmaksızın onları taklîd etmek doğru değildir. Biz bu konuda büyük, sika ve önde gelen âlimlerin birbirleri hakkında üzerinde durmaya ve örnek almaya değmeyen bazı sözlerine yer vermek istiyoruz. Vereceğimiz örnek, söylediğimiz şeyin ne kadar doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Başarı yalnız Allâh (c.c.)’dendir. İbn Abdülber, görüşlerine iltifat edilmeyen kimselerden bazılarının diğerleri hakkında söyledikleri sözlere birçok örnek verdikten sonra şöyle der:

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sahâbeleri ve büyük bilginler arasında öfke esnâsında bundan çok daha fazlası söylenmiştir. Fakat anlayış, ilim ve eğriyi doğrudan ayırma yeteneği olan kimseler bu sözlere iltifat etmezler. Çünkü onlar netîcede beşerdirler. Birbirlerine öfkelendikleri gibi hoşnûd da olurlar. Hoşnûdluk ânında söylenen söz, öfke ânında söylenenin aynısı değildir. “Kişinin ağır başlı olup olmadığı öfke ânında belli olur” diyen kimse ne güzel söylemiştir!
İmâm-ı Mâlik (r.a.), Şâfiî (r.a.) ve benzeri âlimlere dil uzatanları en güzel A‘şâ’nın şu beyti tasvir etmektedir:
Toslar dağ keçisi boynuzlarıyla kayaya
Dağıtmak için onu! Olur ne olursa boynuza!
Olmaz bir şey tosladığı kayaya!
Hüseyin b. Humeyd’in şu beytinin de A‘şâ’nın-kinden aşağı kalır tarafı yoktur:
Ey sarsmak için kafa vuran dağa!
Başına acı acıyacaksan, acıma dağa!
Ebülatâhiye’nin beyti de son derece güzeldir:
Kim kurtulmuş tenkîdinden âdemoğlunun,
Zanna dayanan dedikodusu var insanoğlunun.
Şu da en güzellerinden birisidir:
“Ağızdan çıkan sözün mazereti olur mu artık!”

Biz zulmün ve kıskançlığın eskiden beri var olduğu kanaatindeyiz. Kûfî’nin, Sa‘d b. Ebû Vakkas (r.a.) hakkındaki şu sözüne bir baksana! “O halk arasında âdil davranmaz. Müfrezeye katılıp savaşmaz. İnsanlar arasında eşit biçimde bölmez.” Oysa bu Sa‘d b. Ebû Vakkas (r.a.), Bedir savaşına katılmış ve daha dünyada iken cennetle müjdelenmiş on sahâbeden ve Hz. Ömer (r.a.)’in halîfeliği sırasında danışma meclisine atadığı altı üyeden birisidir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz irtihâl ettiğinde ondan hoşnûd olarak irtihâl etmişti.
Rivâyete göre Hz. Mûsâ (a.s.) “Yâ Rabbi! İsrailoğullarının hakkımda söyleyecekleri gerçek dışı sözlere mâni ol” diye duâ edince, Allâh (c.c.) kendisine “Yâ Mûsâ! Ben onların kendi hakkımdaki sözlerine mâni olmadım, senin hakkındakine nasıl olurum?” diye vahyeder.
İbn Abdülber şöyle devam eder:
Vallahi insanlar başkalarını gıybet etme ve kötüleme noktasında haddi aştılar. Sade ve sıradan insanları kınamakla yetinmediler. Tam aksine seçkin olanlara da dil uzattılar. Sadece câhilleri kınamakla kalmadılar, âlimlere de dil uzattılar. Bütün bunları yapmaya insanı sevkeden cehâleti ve kıskançlığıdır. İbnü’l-Mübârek (rh.a.)’e “Filanca Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında ileri geri konuşuyor” denilince O da İbnü’r-Rukayyat’ın beytini okudu:
Görünce Allâh (c.c.)’nun ihsânını kıskandılar seni,
Asillere bahşettiği nimetin sana da verildiğini!
Ebû Âsım en-Nebîl’e “Filanca Ebû Hanîfe (r.a.) hakkında ileri geri konuşuyor” denilince Ebû Âsım (rh.a.), “Onu en iyi Nusayb’ın şu beyti anlatır” dedi.
Kıskandılar yiğidi, olamadılar çünkü onun gibi,
Bu yüzden hasım oldu herkes ona, düşman kesildi!

Sika âlimlerin, sebt imâmların birbirleri hakkında söylediklerini kabûl etmek isteyen, sahâbelerin birbirleri hakkında söylediklerini de kabûl etsin. Eğer böyle yaparsa büsbütün sapıtmış ve apaçık bir ziyana düşmüş olur. Aynı şekilde İkrime’nin Sa‘îd b. Müseyyeb hakkındaki söylediklerini, Şa‘bî’nin, İbrâhîm en-Nehâî, genel olarak Hicazlılar, Mekkeliler, Kûfeliler ve Şamlılar hakkında söylenenleri, İmâm-ı Mâlik, Şâfiî ve bu konuda adını zikrettiğimiz diğer imâmların birbirleri hakkındaki sözlerini de kabûl edecek olursa, yine büsbütün sapıtmış, açık bir ziyâna düşmüş olur.
Eğer bunu yapmayacak olursa -Yüce Allâh kendisine hidâyet edip, doğru yolu gösterirse asla yapmayacaktır. – O zaman bizim ileri sürdüğümüz şu şartı kabûl edip, o noktada dursun. Şartımız şuydu: Âdil olduğu sahîh olarak rivâyet olunan ve ilimle meşgûl olduğu bilinen, büyük günâhlardan uzak, şahsiyetli ve yardım sever, iyiliği daha ağır basan, kötülüğü ise daha az olan kimse hakkında burhana ve delîle dayanmayan kimsenin sözü kabûl olunmaz. Bu, hak ve gerçek olup, bundan başkası inşallâh kabûl olunmaz. Ebü’l-Atâhiye ne güzel söyler!
Ağlattı İslâm’ı bilginler, gamlandırdılar,
Gördüler ağlarken ama aldırmadılar.
İstemez çoğu, muhâlif olanın isâbetini,
İster ki hatâ etsin, sevindirsin kendisini!
Kim var dînine güvenilir aralarında!
Kim var re’yine güvenilir oralarda!
Sa‘îd b. Müseyyeb’i, tâbiîn ve müslümanların önde gelen âlimlerinden adlarını zikrettiğimiz diğer bilginleri övenler sayılamayacak kadar çokturlar. İnsanlar bu bilginlerin fazîletlerini toplamışlar, hayat hikâyeleri ve haberleriyle ilgilenmişlerdir. Sahâbelerin ve tâbiînin fazîletleri yanında İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî ve İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.e.)’in fazîletlerini okuyan, bunlara önem veren, onların şerefli hayat hikâyelerine ve rehberliklerine vâkıf olan kimse, hayırlı bir amel işlemiş olur. Yüce Allâh bizleri onların tamâmının sevgisinden istifâde eden kullarının zümresine ilhâk eylesin. İmâm Sevrî (rh.a.) der ki: Sâlihler anıldığında rahmet iner. Onların fazîletleri ile ilgilenmeksizin bazılarının kıskançlığa kapılarak, yanlışlık yaparak, öfkesine ve nefsinin isteklerine yenilerek bazıları hakkında söyledikleri şeyleri ezberleyen kimse, başarıdan mahrum kalır, gıybete sürüklenir ve doğru yoldan sapar. Yüce Allâh hepimizi sözü dinleyen ve üzerine tâbi olanlardan eylesin.
Bu bölümü Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Sizden öncekilerin hastalığı olan kıskançlık ve kin sizlere de bulaştı”155 hadîsiyle açmıştık. Bu hadîs, yeter de artar bile! Başarı nasîb olan kimseye az bir hikmet ve çok az bir öğüt yeter. Yeter ki onları anlasın ve öğrendiği ile amel etsin. Benim başarım ancak Allâh (c.c.)’nun yardımı iledir, O bana yeter ve O ne güzel bir vekildir.

Abdullah b. Muhammed b. Yusuf’un İbn Rahmûn -Muhammed b. Bekr b. Dâse isnâdıyla nakline göre Ebu Dâvûd Süleyman b. el-Eş‘as “Allâh (c.c.) İmâm-ı Mâlik’e rahmet eylesin. O bir otoriteydi. Allâh (c.c.), Şâfiî’ye rahmet eylesin. O bir otoriteydi. Allâh (c.c.), Ebû Hanîfe (r.a.)’e rahmet eylesin o da bir otoriteydi” demiştir.156
İbn Abdülber, Câmiu beyani’l-ilm isimli eserinde yine şöyle der:
“Halef b. el-Kâsım’ın -Ebû Abdullah Mahmûd el-Verrak -Ahmed b. Mes’ade -Muhammed b. Hammad el-Mıssîsî -Ahmed b. el-Kâsım- isnâdıyla nakline göre Ahmed b. Ebû Recâ’nın babası şöyle anlatmıştır: Rüyâmda Muhammed b. Hasen (rh.a.)’i gördüm. Ona ‘Âkibetin nasıl oldu?’ diye sorunca ‘Ben bağışlandım. Bana ‘Bu ilmi sana seni bağışlamak istediğimiz için verdik’ denildi, dedi. Muhammed b. Hasen’e ‘Ebû Yusuf (rh.a.)’e nasıl muâmele edildi?’ diye sorunca, “O, bizden bir derece üstündür’ diye cevâb verdi. ‘Ebû Hanîfe (r.a.)’in âkibeti nasıl oldu?’ diye sorunca, İmâm-ı Muhammed ‘O, yücelerin en yücesindedir’ diye cevâb verdi.157