Yazarın Önsözü

Yazarın Önsözü

Hamd âlemlerin Rabbi Yüce Allâh’a mahsûstur. İyi sonuç (âkibet) müttakîlerindir. Zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur. Salât ve selâm Peygamberlerin Efendisi (s.a.v.) Efendimiz ve Peygamberler (a.s.)’ın en sonuncusu Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in, O’nun ter-temiz âlinin, ashâbının ve müctehîd fukahâ ve hâfız muhaddislerden olmak üzere diğer âlimlerin ve özellikle de önder olan müctehîdlerin ilki olan İmâm-ı A’zamımız Ebû Hanîfe Nu‘man b. Sâbit (r.a.)’in üzerine olsun.

En başta İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.) olmak üzere rehber imâmların hidâyet üzere oldukları ve dirâyetli bulundukları noktası, müslümanların üzerinde fikir birliği ettikleri apaçık hakîkatlerdendir. Bu imâmların fazîlet timsâli ve âlim kimseler oldukları, Yüce Allâh’a, O’nun Peygamberi (s.a.v.)’e, Kitabına ve mü’minlere samîmiyetle bağlı bulundukları, müslümanlarca doğruluğundan kuşku duyulmayan bir husûstur. Yüce Allâh, onları gökteki yıldız mesâbesinde yaratmıştır. Zîrâ doğru yolu bulmak isteyen her mü’min, onlara bakarak yolunu bulur. İbâdet etmek isteyen herkes, onlara uyarak ibâdetini îfâ eder. Bu imâmlar bizim her türlü takdirimize ve saygımıza hakkıyla lâyık kimselerdir. Çünkü üzerimizde büyüklüğü anlatılamaz iyilikleri ve derin ihsânları ve lütufları bulunmaktadır.

Bu imâmlar ve onların dışında erken dönem âlimleri, onların ardından gelen haber ve nakil ehli, fıkıh ve dü-şünce ehli âlimler, ancak ve ancak hayırla yâdedilirler. Onları kötülükle anan, doğru yolda değildir. Nitekim Kitâb ve sünnet buna delâlet ettiği gibi ümmetin âlimleri de bu gerçeği belirtmişlerdir.Bununla birlikte şu son asırlarda hangi yoldan gitti-ğini bilmeyen yeni bir nesil türemiştir. Bunlar âlimlere hak etmedikleri birtakım iftirâlarda bulunmaya, onların konumlarını küçük görmeye ve kendi şahsiyetlerini ise onlara eşit ve önde göstererek kendilerini büyük gör-meye başlamışlardır. Bu yeni nesil, -Yüce Allâh kendi-sini bütün ithâmlardan uzak kıldığı ve bu sâyede katın-da değerli bir şahsiyet olduğu halde- İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)’e ağır tenkîdler yöneltmekte ve dil uzatmaktadır.

Sözünü ettiğimiz bu nesilden bazıları, Ebû Hanîfe (r.a.)’in îmânı, dîni ve fıkhını karalayan, aslı ve esâsı olmayan birtakım tenkîdler ve kusurlar yaymaya baş-lamışlardır. Oysa o, gerçek bir imâm olduğu noktasında herkesin fikir birliği ettiği imâmlardan birisidir. Ebû Hanîfe (r.a.)’e karşı yöneltilen bu tenkîd ve kusurların aslının ve esasının olmadığını, mütekaddimûn ve müteahhirûn âlimlerden birçokları açıklamış, yöneltilen bu tenkîdlere iltifât edilmemesi noktasında insanları uyarmış ve gereken dikkati çekmiştir. Ancak bu kimse-lere yapılan uyarılar fayda vermemiştir. Bir başka zümre daha harekete geçmiş, onlar da cerh ve ta‘dîl kitapla-rında zikredilen birtakım tenkîdleri uydurmuşlardır. Bunlar da yapılan tenkîdi boşa çıkaran birçok illetle ve şartla mâlüldür. Söz konusu tenkîdleri uyduranlar, bu büyük imâmın hâfızasına ve zabtına dil uzatmaya baş-lamışlardır. Bunlar mütekaddimûn muhaddis imâmların Ebû Hanîfe (r.a.)’i, ilmini, hıfzını ve anlayışını övdük-lerini bilmemekte veya bilmemezlikten gelmektedirler. Bu imâmlar cerh ve ta‘dil ilminin önde gelen âlimleridir. Bu iki ilim dalının sancağı ellerindedir. İşâret ettiğimiz bu ikinci zümre önde gelen müteahhirûn hâfızların söz konusu kusur ve sakat düşünceleri çürüttüklerini ve tamâmının Ebû Hanîfe (r.a.)’i övdüklerini, şânını yücelttiklerini ve medh ü senâ ettiklerini de unutmuş görünmektedirler. Ben bu inatçıları kınamak, aldanmış olan zayıf anlayışlı kimselere merhamet etmek ve acımak maksadıyla bu kitapta mütekaddimûn ve müteahhirûn âlimlerin Ebû Hanîfe (r.a.)’e, özellikle de hadîs ilmi ve sünnet konusundaki yüce makâmına yönelttikleri övgüleri toplamak, onun bu ilim dalındaki yüce mertebesini ve makâmını açıklamak istedim. Umarım ki Yüce Allâh, hak yoldan sapıp, yolunu kay-betmiş olanlara hidâyet eylesin ve böylece kurtuluşa erip, helâk olanlarla birlikte helâk olmasınlar.

İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)’in fazîletleri ve menkîbeleri sayılamayacak kadar çoktur. Mütekaddimûn ve müteahhirûndan büyük bir zümre bu fazîletleri ve menkîbeleri müstakil cüzlerde ve kitaplar-da zikrettikleri gibi tarih ve terâcim (hayat hikâyeleri) kitaplarında da dile getirmişlerdir. Fakat bu kitapların büyük bir kısmı, okurların genelinin e ulaşabileceği bir konumda değildir. İşte bizim topladığımız ve seçtiğimiz menkîbeler ve fazîlet örnekleri, okuyucuyu bu sayılara sığmaz menkîbeler ve muazzam fazîlet örneklerine muttali kılacak çok güzel bir vesîle sayılır.

Okuyucunun elindeki şu kitap, zikretmeyi istedikle-rimin tamâmı değildir. Ben ancak okuyucuya şu ana kadar toplayabildiklerimi sunmaktayım. Yüce Allâh’dan O’nun rızâsına ve isteğine uygun olarak bunları tamâmlamam için başarı nasîb etmesini dilerim. Yüce Allâh hidâyete önderlik eden bu imâmların tamâmından râzı olsun. Katındaki kerâmet yurdunda ve doğruluk makâmında İslâm ve müslümanlar adına onlara hayırlı mükâfaatlar nasîb etsin. Allâhü Te‘âlâ’dan huşû ve yakarma dileği ile yaptığım bu çalışmayı kabûl buyurmasını ve âhiretim için azık kılmasını diliyorum. Çünkü Allâh (c.c.), umut beslenenlerin en hayırlısı ve duâları kabûl etmeye en lâyık olan bir ilâhdır. En başta ve en sonda hamd, Yüce Allâh’a mahsustur. Allâh (c.c.) Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e, O’nun âline ve seçilmiş kullarının ve velileri-nin en seçkini olan ashâbı (r.a.e.)’e kıyâmete kadar rahmet eylesin.

Muhammed Abdurreşîd en-Nu‘mânî
Karaçi, 20 Şaban 1415