MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ

MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ

Allah (c.c.)’e hamd ederek belirtmeliyim ki bu konuyu mezhep savunmak amacıyla seçmedim. Ben hanefî mezhebine mensup da değilim. Konuyu siyasî amaçla da tercih etmedim. Konunun siyasetle uzaktan yakından bir ilgisi de bulunmamaktadır. Konuyu riva-yetler arasından sağlam olanlarını tercih eden, doğruyu araştıran usul ve kaidelere dayalı yeni bir ilmî metotla incelemek amacıyla tercih ettim.
Bu konuyu araştırmamın değişik sebepleri bu-lunmaktadır. Öncelikle, Ebû Hanife (r.a.)’in hayatını inceleyen araştırmaların bir kısmı onun güvenilirliği ile ilgili bütün görüşlere yer verirken aleyhindeki açıkla-maları doğru bulmadıklarını ifade ederek sadece işaret-le yetinmektedir. Bir kısmı ise onun güvenilirliğini zik-retmekle birlikte yanlış bilgi vermek, zihinlerde şüphe uyandırmak amacıyla herhangi bir araştırma yapmadan aleyhinde söylenenlerin tamamını sıralamaktadır. Her iki gurup da görüşlerinin objektif bir araştırmaya dayalı olduğunu da ifade etmemektedir.

Konuyu seçmemin bir başka sebebi de özellikle 1970’li yıllarda mezhep ihtilaflarının tarihte olduğu gibi taassup sürecine girmesi ve tehlike arzeder hale gelme-sidir. Tarihimizdeki taassuplaşma İslâm devletinin yı-kılmasına, müslümanlar arasında fitne ve çatışmaların başlamasına sebep olmuştu. Yaklaşık aynı dönemde
yaşayan dört mezhep imamının birbirlerine karşı saygı göstermelerine, ilim almak amacıyla bir kısmı diğerine talebe olmasına ve taraftarlarının daha sonra birbirleri-ne düşman olacaklarını hayallerinden bile geçirmeme-lerine rağmen taassup sebebiyle Müslümanların birbi-riyle savaş yaptıkları da bilinmektedir.

Bu konuyu incelememin bir sebebi de İslâm top-lumunda mezheplerin tamamına karşı çıkıp fıkıh ilmini reddederek yeniden hadise yönelmeye davet eden bazı grupların ortaya çıkmasıdır. Bunlar, malikî mezhebinin kurucusu İmam Malik (r.a.)’in de hadis imamlarının tartışmasız önderi ve mezhep imamı olduğunu unutarak davet ettikleri yolun selef metodu olduğunu zannetmek-tedirler. Ayrıca bunlara göre hanbelî mezhebinin kuru-cusu, cerh ve ta’dil ilminin önderi Ahmed b. Hanbel (r.a.)’in de mezhep imamı olduğunu unutmuş görün-mektedirler.
Bu durumda mezheplere karşı çıkanların İmam Malik (r.a.) ve Ahmed (r.a.)’den daha isabetli görüş ortaya koymaları, İmam Ebû Hanife (r.a.) ve Şâfiî (r.a.)’den de ileri seviyede fıkıh bilgini yetiştirmeleri gerekmektedir. Hadislerin tamamını bir araya getiren, fıkhı bilen, Arap diline vakıf ve ileri seviyede zeki biri-ni gördüğümüzde ona ilk tabi olan biz oluruz. Ancak hadis usulünü bilmeden hadise yönelmeye, fıkıh ilmin-den uzaklaşmaya davet eden kimselere de dinimizi satmaz, onları önder olarak kabul etmeyiz. Çünkü biz, Allah (c.c.)’ün hadis ve ilimlerini bahşettiği bir ümmetiz. Ayrıca hadis fakihin en temel kaynaklarından biri-dir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.); Sözümü işittiği gibi muhafaza edip başkasına nakledenin Allah yüzünü nurlandırsın, zira kendisine hadis nakledilen nice kim-seler nakleden kişiden daha kavrayışlıdır1 buyurmuştur.

Sözü edilen sebeplerin her biri bu konuyu seç-memde etkili olmuştur. Yukarıda eleştirdiğim yanlışlık-lara düşmemem, araştırma kurallarına uymam ve taas-suptan uzak durmam konularında Allah (c.c.)’ün yar-dımcım olmasını temenni ediyorum.