Hanefî fıkıh âlimi ve tarihçi. İsmi, Mahmûd bin Ahmed bin Mûsâ bin Ahmed bin Hüseyn bin Yûsuf bin Mahmûd’dur. Lakabı “Bedreddîn” olup, “Ayni” nisbeti ile meşhûr oldu. Aslen Ankaralı olup, Türktür. Aynî’nin büyük dedesi Ahmed, oğlu Mûsâ ile milâdi ondördüncü asrın başlarında, Ankara’dan hicret ederek Haleb’de yerleşmiş ve babası Ahmed orada dünyâya gelmiştir. Bilâhare ailesi Anteb’e gelip yerleşmiştir. Babası büyük bir fıkıh âlimi olup, Sicillât (İlâm) tanzimi işlerinde mütehassıs idi. Çeşitli ilim dallarında da geniş bilgiye sahip olan babası, hakkaniyet ve adâletten ayrılmadan 30 seneye yakın kadılık vazîfesi yaptıktan sonra, 784 (m. 1382) senesinde vefât etti. Bedreddîn Aynî de, 762 (m. 1360) senesi Ramazan ayında Anteb’in Kepken mahallesinde dünyâya geldi. Burada doğmuş olması münâsebetiyle “Aynî” diye şöhret buldu. O vakit Anteb’in (Ayıntâb’ın) adının “Ayn” olduğu anlaşılmaktadır.

Bir ulemâ ailesine mensûp olan Aynî, küçük yaşında ilim tahsiline başladı. Evvelâ doğduğu şehirde, sonra Bihisti, Kâhta, Malatya ve Haleb’de devam etti. Sonra Şam, Kudüs ve Kâhire’ye gitti. Kâhire’de tasavvuf yoluna intisâb ederek, henüz yeni te’sis edilmiş bulunan Barkûkıyye tekkesinde bir müddet kaldı. Şam’a ve doğum yeri olan Anteb’e müteaddit ziyâretlerde bulundu. 829 (m. 1425) târihinde Mısır Hanefî Kâdı’l-kudâtlığına ve Evkaf nâzırlığına ta’yin olunan Bedreddîn Aynî, Sultan Eşrefin yanında yüksek bir mevki kazanmış olduğundan, hayatının bu devri gıbta edilecek bir sûrette parlak geçmiş ve bu vazîfeyi 842 (m. 1438) târihine kadar tam bir liyâkat, hakkaniyet ve adâletle ifâ etmiştir. Her ilim dalında yed-i tûlâ (Çok derin ve geniş bilgi) sahibi idi. Özellikle hadîs, tefsîr, fıkıh, lisan ve târih ilimlerinde zamanının İmâmı (en büyük âlimi) mertebesine yükselmişti. “Hazînet-ül-ulûm” lakabı ile yâd olunan bu büyük zât, elliye yakın kitap te’lîf etti. Câmi’ul-Ezher yakınında bir medrese ve kütüphâne yaptırıp, ders vermek ve kitap yazmakla meşgûl oldu. Bütün kitaplarını buraya vakfetti. 855 (m. 1451) senesi Zilhicce ayının dördünde 90 küsur yaşında Kâhire’de vefât etti.

Bedreddîn Aynî, çocukluğunda Kur’ân-ı kerîmin tamâmını hıfzetmiş (ezberlemiş) idi. Babasından ve fükahâdan Cemâleddîn Yûsuf Malâtî’den ve daha birçok âlimden fıkıh ilmini öğrendi. Şemseddîn Muhammed bin Râfi’ bin Zâhid ile uzun süre kalıp, ondan; sarf, lügat, mantık ve diğer ilimleri okudu. Yine sarf, ferâiz-i Sirâciyye kitabını başka ilimleri de, Bedreddîn Mahmûd bin Muhammed el-Antâkî’den okudu. Nahivde, “Mufassal” ve metni “Tenkîh” ile beraber, “Tavdîh” kitaplarını, İmâm-ı Teftâzânî’nin talebesi Esîruddîn Cibril bin Sâlih el-Bağdâdî’den, “Misbâh” kitabını da Hayreddîn el-Kâsir’den, “Dav-ül-Misbâh” kitabını, Zinnûn’dan dinledi. Fıkıh ilmini babası ile Mikâil’den öğrendi. “Kudûrî” ve “Manzûme” adındaki eserleri okumak ve “Mecma” isimli eseri de dinlemek sûretiyle Mîkâil’den ve Hüsâmeddîn er-Rehâvî’den okudu. Me’fînî, beyân ve tefsîr ilimlerine dâir eserleri Tayyibî’nin talebesi büyük fıkıh âlimi Îsâ bin Hâs bin Mahmûd es-Sermâvî’den ve Cârbûrdî’den okuyarak çok istifâde etti. Bütün bu ilimlerde çok yükseldi. Babasının yerine memleketinin kâdısı (hâkimi) oldu.

Bedreddîn Aynî, 783 (m. 1381) senesinde Haleb’e gelerek, Cemâleddîn Yûsuf el-Malâtî’den ilim tahsil etti. Fıkıh ilmine dâir yazılan “Hidâye” ve “Ahseykesî”nin kitaplarını ondan okudu. “Ferâiz-i sirâciyye” şarihi Haydar-ı Rûmî’den de ilim okudu. Sonra memleketine döndü ve babasının vefâtına kadar oradan ayrılmadı. Tekrar ilim tahsil etmek için sefere çıktı. Bihistî’de Vekıyy-i Bihistî’den, Kâhta’da Alâüddîn-i Sîrefi’den, Malatya’da Ber-ül-Keşyâfi’den ilim tahsil ettikten sonra memleketine döndü. Bundan sonra hacca gitti. Şam’a uğrayıp Kudüs’e geldi ve Beyt-ül-makdis’i (Mescid-i Aksâ’yı) ziyâret etti. Orada Hanefî âlimlerinden Alâüddîn Ahmed bin Muhammed es-Seyrâmî ile karşılaştı ve ondan hiç ayrılmayıp çok istifâde etti. 788 (m. 1386) senesinde onunla beraber Kâhire’ye gitti. Orada Berkûkıyye tekkesine yerleşip, Şeyh Alâeddîn’in hizmetinde bulundu. Ondan fıkıh, usûl-i fıkıh, meâni, beyân ve diğer birçok ilimler ile “Keşşâf” tefsîrinin başından bir bölümünü okudu. Yine Şihâbüddîn Ahmed bin Hasr et-Türkî’den fıkıh ve başka ilimleri okudu. Ayrıca “Mehâsin-fil-ıstılâh” adındaki eserin müellifi Belkmî’den de ilim aldı. İbn-i Hacer-i Askalânî’den, “Şâtıbiyye” adındaki kırâat ilmine dâir eseri, Zeyn-ül-Irâkî’den “Sahîh-i Müslim”i ve İbn-i Dakîk-ül-Iyd’in “İlmâm”ını dinledi. Takıyyüddîn-i Decvî’den de; Kütüb-i sitte, Müsned-i Abd, Müsned-i Dârimî ve Müsned-i Ahmed’in birinci cüz’ünden üçte birine yakınını okudu. Hâfız Kutb-ül-Halebî’nin torunu Kutbüddîn Abdülkerîm’den Taberânî’nin üç “Mu’cem”inden birini, Şerefüddîn bin Küveyk’ten “Şifâ”yı, Nûreddîn el-Fevi’den Dâre Kutnînin “Müsned”inin bir kısmını veya hepsini, Tagrî Bermiş’ten Tahâvî’nin “Şerhu me’ânî-âsâr”ını ve Hâfız Heysemî’den de daha birçok eserleri okudu. Nâsıruddîn el-Kurtî’den tasavvuf ilmini öğrenip, bu yola intisâb etti. Bu sıralarda Şam’a gitti. Orada, Hanefî âlimlerinden Necm bin Keşk’ten ve Haccâr’dan ve İbn-i Zübeydî’den “Sahîh-i Buhârî’nin bir bölümünü okudu. Hârisî’nin “Müsned-i Ebî Hanife” adındaki eserinin beşinci cüz’ünü, Şeref bin Küveyk’ten okumuştur. İzzeddîn bin Küveyk ve babası Şerefüddîn’den hadîs-i şerîf dinledi. Berkûkıyye tekkesinin Şeyhi Alâüddîn vefât edinceye kadar onun hizmetinden ayrılmadı. Şeyhin vefâtından sonra, kendisini çekemiyenlerin zorlaması ile bu tekkeden ve hattâ Kâhire’den uzaklaştırılmak istendi. Sirâcüddîn-i Belkînî, onu sevenlerdendi Onun ayrılmaması için çok uğraştı. Fakat o, az sonra memleketine gitti. Sonra döndü. Şöhreti çok yayılmasına rağmen, fakirleşmişti. Bundan sonra Mısır’da hüküm süren emirlerden ve sultanlardan birçoğu, onun faziletini, üstünlüğünü takdîr edip, birkaç kerre Kâhire’nin muhtesibliğine ta’yin ettiler. Evkaf nâzırlığı yaptı.

Eserleri pekçoktur. Bir kısmı Türkçe olup, çoğunu Arabca yazmıştır. Üç eseri çok meşhûr olup, pek kıymetlidir. Hepsi elli kadar olan teliflerinin ba’zıları şunlardır:

1-Umdet-ül-kâri’ fî şerh-i Sahîh-il-Buhârî: Her cildi yediyüzer sayfa olmak üzere, onbir cilddir. Bu muazzam ve kıymetli eseri, Kur’ân-ı kerîmden sonra, İslâm kitaplarının en doğrusu olan “Buhârî’nin şerhidir. Bu eser, diğer şerhler arasında beyân, sıhhat ve münderecât bakımlarından en üstünüdür. Bu eseri, hadîs âlimlerince çok takdîr edilmiş ve yüksek bir mazhâriyete ulaşmıştır. Merhum Bedreddîn Ayni, bu eseri sebebiyle “Şârih-i Buhârî” diye anılagelmiştir. “Allâme Aynî” de denilmektedir.

O asrın en büyük âlim ve muhaddislerinden olan İbn-i Hacer-i Askalâni de, Sahîh-i Buhârî’ye mufassal (geniş) şerh yazmıştı ki, buna “Feth-ül-bârî fî şerhi Sahîh-il-Buhârî” adını vermiştir. Bu, Aynî’nin şerhinden biraz evvel yazılmıştır. Her iki eser de matbû’ olup, kütüphânelerde mevcûttur.

Trablusgarb âlimlerinin büyüklerinden Abdürrahmân Busayrî, “El-Mübtekarât-ül-le’âlî ved-Dürer fil-mübâkemeti beyn-el-Aynî ve İbn-i Hacer” adında bir eser yazarak, bu iki büyük âlimi ve eserlerini mukayese etmiştir. Bu eser, Libya’da basılıp neşrolunmuştur.

2- Akd-ül-Cümân fî târihi ehl-iz-zemân: Bu eserinde, kâinatın yaratılışından başlanarak, varlık âleminin yaratılışı ve geçirdiği devirler îzâh olunduktan sonra, Hazreti Âdem’den i’tibâren 851 (m. 1447) târihine kadar meydana gelen vak’alar ve Peygamberlerin hayatları anlatılmaktadır. Bilhassa İran, Rum, İslâm ve İslâmdan önce kurulan Arab devletleri hakkında geniş ma’lûmât verilmiş ve coğrafya, Tabakât-ül-arz (etnoğrafya), hey’et (astronomi) ve hayvanât (zooloji) ilimleri konularında çok faydalı bilgiler ve geniş açıklamalarda bulunmuştur. Eserin içinde, Aynî’nin gayet hakîm bir tarzdaki tetkikleri de yer almaktadır.

Akd-ül-Cümân, Sultan Üçüncü Ahmed’in emriyle ilmî bir heyet tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. 620-851 (m. 1223-1447) seneleri arasında olan vak’aları içine alan nüsha, Millet Kütüphânesi Pertev Paşa kısmındadır. Bu “Târih”in onbirinci cildi Mirzâde Sâlim ve sekiz cildi Abdüllatîf Râzî ve bir kısmı Sümbül zâde Vehbî ve birinci cildi Üsküdarlı Mehmed Emîn efendiler tarafından tercüme edilmiştir. Tercüme edilen bu nüshalar, Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa ve Es’ad Efendi kütüphânelerinde mevcût ve mahfûzdur, saklıdır.

“Akd-ül-Cümân’ın Arabca nüshası, takım olarak Bâyezîd Câmi-i şerîfi ve Aşir Efendi Kütüphânelerinde bulunduğu gibi, bir takım da Enderun’da Sultan Üçüncü Ahmed Kütüphânesinde bulunmaktadır. Bu takımın birinci cildi müellifîn elyazısı iledir. Ba’zı cildleri Beşirağa ve ba’zı cildleri Süleymâniye Kütüphânesindedir. Bu konudaki ma’lûmâtı Bursalı Tâhir Bey, “Osmanlı müellifleri” adındaki eserinin birinci cild 353. sayfasında vermektedir.

Aynî, bu eserini, kardeşi Şihâbüddîn Ahmed ile birlikte 8 cild hâlinde ihtisar etmiştir (kısaltmıştır). Birincisi “Târih-i Bedrî”, muhtasarı da “Târih-i Şihâbî” adları ile meşhûr olmuştur. Aynî, büyük eserini 3 cild üzerine bir kerre daha ihtisar etmiş ve buna “Târih-ül-bedr fî evsâf ehl-il-aşr” adını vermiştir.

3- El-Mekâsıd-ün-nahviyye fî şerhi Şevâhidi şürûh-il-Elfiye: İbn-i Mâlik’in “Elfiye”sinin dört şerhinden alınmış şiir misâllerine dâirdir.

4- El-Binâye fî şerh-il-Hidâye: Hanefî mezhebinin temel fıkıh kitaplarından “Hidâye”nin şerhidir. Aynî, “Hidâye” şerhinde diyor ki: “Hâfızlar, para için, mâl için Kur’ân-ı kerîm okumamalıdır. Hâfız da, parayı veren de günaha girer.”

5- Keşf-ül-lisân: İbn-i Hişâm’ın şerhidir. 6- Şerhu Me’ânî-ül-âsâr Tahâvî’nin eserinin şerhi olup, adını “Mebânî-ül-ahbâr” koymuştur. 7-Şerh-i Kenz, 8- Şerh-i Mecma’, 9- Şerhu dürer-il-bihâr, 10- Tabakât-ül-Hânefiyye, 11- Tabakât-üş-Şu’arâ, 12-Muhtasaru târih-il-İbn-i Asâkir, 13-Şerhu Şevâhid-is-sagîr vel-kebîr, 14-Kudûrî tercümesi: Türkçe yazılmış bir fıkıh kitabıdır. 15- Târih-ül-akâsire: Türkçe yazılmış bir târih kitabıdır. Aynî’nin yetiştirdiği talebesinden ve Türk asıllı olan, meşhûr tarihçi Ebü’l-Mehâsin Yûsuf bin Tagriberdî (Tanrıverdi), “Menhel-üs-Sâfî” adındaki eserinde, hocası hakkında geniş bilgi vermektedir. Burada, târihini Melik Eşrefe Arabca okuyup, Türkçeye tercüme ettiğini ve melikin buna çok hayret ettiğini yazmaktadır. 16-Nûhbet-ül-efkâr fî tenkîhi mebânî-il-ahbâr: Hadîs ilmine dâir olup, 8 cilddir. 17-Şerh-ül-Menâr: Usûl-i fıkıh hakkındadır. 18- Zeyn-ül-mecâlis: Sohbetlerindeki nasihatlerini ve nâdir haberleri içine alan 8 cildlik bir eserdir.

1) Mu’cem-ül-müellifîn cild-12, sh. 150

2) Ed-Dav-ül-lâmi’ cild-10, sh. 131

3) Bugyet-ül-vuât cild-2, sh. 275

4) Kâmûs-ül-a’lâm cild-5, sh. 3233

5) Şezerât-üz-zeheb cild-7, sh. 287

6) Miftâh-üs-se’âde cild-1, sh. 208, 265, cild-2, sh. 148

7) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh. 988

8) Fevâid-ül-behiyye sh. 207

9) Keşf-üz-zünûn sh. 152, 154, 155, 220, 282, 287, 294, 375, 548, 972, 990, 1006, 1012, 1015, 1016, 1021, 1066, 1098, 1102, 1134, 1137, 1150, 1180, 1226, 1506 1515, 1600, 1651, 1686, 1728, 1918, 2035, 2036,

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir