I. ABDEST


 

1. Abdestin Alınıs Sekli ve Fazileti
“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktıgınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize
kadar ellerinizi yıkayın. Baslarınızı mesh edip, topuklara kadar
ayaklarınızı yıkayın.” (Mâide 5/6)
1. Abdülaziz b. Abdullah el-Üveysî > Ibrahim b. Sa‘d > Ibn Sihab > Atâ
b. Yezid isnadıyla nakledildigine göre Hz. Osman (r.a.)’in azatlısı Humrân
b. Ebân onu abdest alırken gördügünü ifade ederek söyle anlatmaktadır:
Önce bir kap su istedi ve ellerine üç defa su döküp onları yıkadı, sonra sag
eliyle kaba daldırarak aldıgı su ile agzını çalkaladı, burnuna su verip dısarı
attı, sonra üç defa yüzünü yıkadı, sonra dirseklere kadar üç defa kollarını
yıkadı, sonra basını mesh etti, sonra ayaklarını topuklarına kadar üçer defa
yıkadı, ondan sonra da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in su hadisini nakletti: “Kim
benim abdest aldıgım gibi abdest alır da kendisini tamamen Allah’a vererek
iki rekât namaz kılarsa, Allah onun geçmis günahlarını affeder.”1
Ebû Dâvûd’un sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadan
Ebû Alkame’den yaptıgı rivayeti “Hz. Osman (r.a.) su istedi ve abdest aldı.
Suyu önce sag eliyle sol eline döküp iki elini bileklerine kadar yıkadı”
seklindedir. (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 51) Ibn Hacer söz konusu hadisi et-Telhîsü’l-
habîr isimli eserinde ‘Ebû Dâvûd’un Hz. Osman (r.a.)’den rivayet ettigi
meshur hadis’ diyerek nakletmektedir.
Müellif hadiste yer alan “ile’l-mirfakayn: dirseklere kadar” ifadesiyle
ilgili Gunyetü’l-mütemellî (s. 16-17) isimli eserden özetle asagıdaki bilgileri
nakletmektedir. Imam Züfer ve Dâvûd ez-Zâhirî katılmasalar da dirsekler
ve topukların yıkanması abdeste dâhildir. Bu iki âlim ihtilaf olmayan
hususu esas almıslardır. Zira “ilâ” edatından sonra gelen kelime bazen ön-
18 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
2 Müslim, “Tahâret”, 34.
ceki kelimeye dâhil olurken bazen de aksi söz konusu olabilmektedir. Nitekim
Zemahserî “ilâ” edatının sadece sonuç noktası bildirdigini, kendisinden
sonraki kelimenin ondan önce gelen kelimenin hükmüne dâhil olup olmamasının
ise ayrı bir delile ihtiyacı bulundugunu ifade etmektedir.
Dirsek ve topukların abdestte yıkamaya dâhil oldugu hususundaki delilimiz
konuyla ilgili icmâdır. Nitekim el-Bahrü’r-râik’ta da, “Dogrusu, bu
konuda getirilen deliller sözü edilen hususların farziyeti için yeterli degildir.
Bunların farziyetini belirlemede icmâ delili tercih edilmelidir” denilmektedir.
Imam Sâfiî de el-Ümm isimli eserinde, “dirseklerin abdeste dâhil
oldugu hususunda aykırı bir görüs belirten bir âlim bilmemekteyiz”
açıklamasını yapmıstır. Böylece o konuyla ilgili icmâ bulundugunu haber
vermektedir. Ibn Hacer de Fethu’l-bârî’de Imam Sâfiî’nin bu açıklamasını
naklettikten sonra, “buna göre Züfer’in görüsü icmâ delili karsısında zayıf
düsmektedir. Dâvûd ez-Zâhirî’nin durumu da aynıdır. Bu konuda Imam
Mâlik’ten net bir görüs sahih olarak nakledilmemistir. Esheb onun “topukların
hükmü dirsekler gibidir” seklinde farklı yorumlanabilecek bir görüsünü
haber vermistir.
el-Müntekâ’da nakledildigine göre Ebû Hüreyre (r.a.) abdest alırken yüzünü
iyice yıkadı. Sonra sag ve sol ellerini pazılarına kadar yıkadı, basını
mesh etti, sag ve sol ayaklarını baldırlarına kadar yıkadıktan sonra ‘Resûlullah
(s.a.v.)’i bu sekilde abdest alırken gördüm.’ O (s.a.v.) söyle buyur-
ABDEST 19
3 Dârekutnî, es-Sünen, I, 83. Dârekutnî bu rivayetin isnadında yer alan Abdullah b.
Akîl sebebiyle illetli oldugunu söylemistir. Bize göre ravilerinden Kâsım da zayıftır.
Konuyla ilgili Sa’lebe b. Abbâd’ın babası vasıtasıyla rivayet ettigi merfû bir hadis
de bulunmaktadır. Abdestin faziletiyle ilgili bu hadiste “sonra kollarını dirseklerine
de su degdirerek yıkadı” denilmektedir. Hadis Tahâvî’nin Sehu meâni’lâsâr’ı
(I, 22), Taberânî’nin Mu’cemü’l-kebîr’i ve Heysemî’nin Mecmau’z-zevâid’inde
rivayet edilmis olup ravileri güvenilirdir.
4 Tirmizî, “Tahâret”, 25; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 51; Ibn Mâce, “Tahâret”, 52; Ahmed
b. Hanbel, VI, 359. Tirmizî hadisi hasen bir isnadla rivayet etmistir. Ancak
onun bu degerlendirmesi muhtemelen hadisin birçok isnadla nakledilmesi sebebiyledir.
Ayrıca Imam Tirmizî, “gerek sahâbe gerekse daha sonraki âlimler uygulamada
bunu esas almıslardır” açıklamasını yapmıstır. O devamla Ca’fer b. Muhammed,
Süfyan es-Sevrî, Abdullah b. Mübârek, Imam Sâfiî ve Ishak b. Râhûye’nin de bu
görüsü benimsediklerini ve basın bir defa mesh edilmesini yeterli gördüklerini haber
vermistir. Nitekim Muhammed b. Mansur el-Mekkî’nin nakline göre Süfyan b.
Uyeyne Ca’fer b. Muhammed’e “bası bir defa mesh etmek yeterli midir?’’ diye sordugumda
“Evet vallahi” seklinde cevap vermistir.
du: “Siz abdesti mükemmel almanız sebebiyle kıyamet gününde (abdest organlarından)
alınları ve ayakları nurlanmıs olarak diriltileceksiniz. Imkânı
olan daha iyi yıkamak suretiyle kıyamet günü alınları ve ayaklarındaki
nuru artırsın”2 demistir.
Konuyla ilgili Sevkânî Neylü’l-evtâr’da (I, 148) söyle demektedir: Bu
hadisten abdestte dirseklerin -keza ayak topuklarının- yıkanmasının farz oldugu
anlasılmaktadır. Zira âyet bu hususta kapalı (mücmel) olup Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in uygulaması onu açıklamaktadır. Buna göre dirseklerin
yıkanması hususundaki kapalılık ortadan kalkmakta ve farz oldugu anlasıl-
20 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
5 Müellif haberin söz konusu lafızlarla zikrettigi kaynaklarda bulundugu hususunda
yanılmıstır. Zira bu haberi zikredilen kaynaklardan rivayet edenler “sakal” lafzı olmaksızın
nakletmislerdir. Nitekim “sakal” lafzının geçtigi tek kaynak Taberânî’nin
Mu’cemü’l-kebîr’idir (II, 60). Konuyla ilgili Ibn Hacer’in el-Isâbe’de (I, 185) yer
alan açıklaması söyledir: Sözü edilen haber Ibn Ebî Seybe, Ahmed b. Hanbel, Ibn
Ebî Amr, Begavî, Taberânî, Bârûdî ve baskaları tarafından rivayet edilmis, Buhârî
et-Târîh’inde zikretmistir. Hepsi de sözü edilen haberi Ebü’l-Esved > Abbâd b. Temîm
el-Mâzinî > babası vasıtasıyla rivayet etmislerdir. Temîm el-Mâzinî: “Resûlullah
(s.a.v.)’i abdest alırken gördüm, ayaklarını su ile mesh etti” demistir. Ravilerinin
tamamı güvenilirdir. Isnadın zayıf oldugunu sadece Ibn Ebî Ömer ileri sürmüstür.
Begavî ise Abbâd’ın babasından bundan baska bir rivayetini ve ona mütabaatı
bulunan olup olmadıgını bilmedigini ifade etmistir. Ancak bunun dogrulugu tartısmaya
açıktır. Nitekim Ibn Mende bundan baska Abbâd’dan biri abdestin bozulup
bozulmadıgında süphe etmekle ilgili olmak üzere iki hadis daha rivayet etmistir.
Ibn Lehîa bunu amcasından naklettigi hususunda hata etmistir. Ikinci hadisi ise önce
Ebü’l-Hasen el-Hâsimî’nin (ö. 415/1024) Fevâidü’l-Isevî’den Leys > Hisam b.
Sa’d > Ibn Sihab > Abbâd b. Temîm > babası ve amcası isnadıyla elde etmistik. Buna
göre onlar Resûlullah (s.a.v.)’i sırt üstü yatarken görmüslerdir. Bu, Abbâd’ın
amcasından rivayeti olarak bilinmektedir. Abbâd’ın hem babası hem de amcasından
rivayet etmesine engel bir durum da söz konusu degildir. Bârûdî ise sözü edilen haberi
Ebû Bekir el-Hüzelî – Ibn Sihab ez-Zührî – Abbâd isnadıyla babasından veya
amcasından oldugu hususundaki süphesini de ifade ederek nakletmektedir. Ayrıca
o çogunluga göre söz konusu haberin Abbâd’ın babası ve Hz. Abdullah b. Zeyd b.
Asım el-Mâzinî’nin kardesi Hz. Temim b. Zeyd el-Ensârî’den de rivayet edildigini
söylemistir. Temim b. Zeyd el-Ensârî’nin Abdullah b. Zeyd b. Asım el-Mâzinî’nin
anne bir kardesi, babasının ise Gaziyye b. Abd-i Amr b. Atıyye b. Hansâ oldugu
da söylenmistir. Dimyâtî ise Ibn Sa’d’ı esas alarak bunun kesinligine hükmetmistir.
Ibn Hibbân da Temim b. Zeyd el-Mâzinî’nin sahâbî oldugunu, hadislerinin
oglunun yanında bulundugunu, onların Ahmed b. Hanbel (el-Müsned, IV, 40) ve
Ibn Huzeyme (Sahih, I, 101) tarafından rivayet edildigini söylemektedir. Burada
Temim’den de rivayet edildigini de hatırlatmalıyım.
6 Dârekutnî’nin Sünen’inde ‘namazını tamamlayınca’ seklinde de geçmektedir. Ayrımaktadır.
Azîzî, Resûlullah (s.a.v.)’ın abdest aldıgında dirseklerini su ile
döndürerek yıkadıgını belirtmis konuyla ilgili Dârekutnî’nin Cabir b. Abdullah
(r.a.)’ten yaptıgı rivayetin3 hasen li-gayrihi oldugunu söylemistir.
2. Tirmizî’nin hasen-sahih diyerek rivayet ettigine göre Rubeyyi’ bint
Muavviz b. Afra Resûlullah (s.a.v.)’in abdest alısını gördügünü ifade etmis
ve “Hz. Peygamber (s.a.v.) basının ön ve arka tarafını, gözle kulak arasında
kalan kısımlarını ve kulaklarını birer kere mesh etti” demistir..4
Âlimler ayakların mesh edilmesinin yıkanmaları yerine geçmeyecegi ve
bunun abdest için yeterli olmayacagı hususunda icmâ etmislerdir. Ancak
ayakların mesh edilmesinin yeterli olacagına delâlet eden rivayetler de bulunmaktadır.
Burada önce söz konusu rivayetleri zikredecek sonra da bu
görüsün isabetli olmadıgını ortaya koyacagız. Kenzü’l-ummâl’da (V, 102)
bulunan bir haberde Abbâd b. Temîm’in nakline göre babası söyle demistir:
“Resûlullah (s.a.v.)’i abdest alırken gördüm, sakalını ve ayaklarını su ile
mesh etti.’’ Bu haber Ibn Ebî Seybe, Ahmed b. Hanbel, Adenî, Begavî, Bârûdî,
Ebû Nuaym tarafından da rivayet edilmis, ayrıca Buhârî et-Târîhi,
Taberânî ise Mu’cemü’l-kebîr’inde ona yer vermislerdir. el-Isâbe’de de ravilerinin
güvenilir oldugu belirtilmistir. Ben de haberin Heysemî tarafından
Mecmeu’z-zevâid’de Taberânî’nin Mu’cemü’l-kebîr’i kaynak gösterilerek
zikredildigini ve ravilerinin güvenilir oldugunu belirttigini gördüm.5
Hüseyin b. Ismail > Yusuf b. Musa > Hisam b. Abdülmelik ve Haccac
b. Minhal > Hemmam > Ishak b. Abdullah b. Ebî Talha > Ali b. Yahya b.
Hallad > babası > amcası isnadıyla Dârekutnî’nin rivayetine göre Hz. Rifâa
b. Râfi (r.a.) söyle anlatmıstır: Biz Resûlullah (s.a.v.)’in yanında oturuyorduk
veya Resûlullah (s.a.v.) oturuyordu biz de etrafında bulunuyorduk.
Bir adam çıka geldi ve kıbleye yönelip namaz kıldı. Namazını bitirince 6
geldi ve Resûlullah (s.a.v.)’e ve çevresindekilere selam verdi. Resûlullah
(s.a.v.) “ve aleyke” diye selamını aldı ve “Git, namazını tekrar kıl, çünkü
namazın olmadı” buyurdu. Adam namazını kılmaya basladı. Biz de göz
ucuyla onu izliyor namazındaki hatasının ne oldugunu bilmiyorduk. Adam
namazını bitirince tekrar Resûlullah (s.a.v.)’e ve çevresindekilere selam
ABDEST 21
ca ‘Resûlullah (s.a.v.) ona dedi..’ ifadesi de yer almaktadır. Bk. Dârekutnî, Sünen,
I, 96; Azîmâbâdî et-Ta’lîku’l-mugnî, I, 95. Bu hadisenin aslı Sahihayn’da da bulunmaktadır.
7 Dârekutnî, Sünen, I, 35.
8 Ibn Mâce, “Tahâret”, 57.
verdi. Resûlullah (s.a.v.) selamını aldı ve “Git, namazını tekrar kıl, çünkü
namazın olmadı” buyurdu. Ravi Hemmam der ki: Ona namazı iadesini iki
mi yoksa üç defa mı emrettigini hatırlamıyorum. Sonunda adam, ‘namazımdaki
eksigimi bilmedikçe tekrar kılmayacagım’ dedi. Bunun üzerine
Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurdu: “Abdesti Allah’ın emrettigi gibi tam almadıgınız
müddetçe namazınız eksik olur. Söyle ki bir kimse yüzünü ve dirseklerine
kadar ellerini yıkar, basını ve topuklarına kadar ayaklarını mesh
eder. Sonra tekbir getirerek namaza durur, ona hamd eder, fatiha sûresi ve
Kur’an’dan diledigi sûreyi okur. Sonra tekbir alır ve rükûa gider, ellerini
dizlerine koyup sırtı ve bası aynı hizada olacak sekilde bir müddet rükûda
bekler, ‘semiallahu limen hamideh’ diyerek rükûdan dogrulup uzuvları sakin
oluncaya kadar bir süre kıyam vaziyetinde bekler, sonra tekbir alır ve
secdeye gider, yüzünü yere koyup uzuvları sükun buluncaya kadar bir süre
secdede bekler, tekbir alarak oturagı üzerine sırtı düz olacak sekilde bir
süre oturur, dört rekâtı da böylece kılar ve namazını tamamlar. Bu sekilde
olmadıgı sürece namazınız eksik olur.”7
Azîmâbâdî et-Ta’lîku’l-mugnî ale’s-sünen-i Dârekutnî isimli eserinde
hadisin isnadında yer alan Hisam b. Abdülmelik’in güvenilir ravilerden
hadiste hafız ve imam seviyesine ulasmıs bulunan Ebü’l-Velid et-Tayalisî,
Hemmâm’ın ise güvenilir ravilerden Hemmâm b. Yahya oldugunu ve isnadda
yer alan diger ravilerin de güvenilir olduklarını söylemistir.
Münkirî de et-Tergib’de (I, 44) söyle nakleder: Hz. Rifâa b. Râfi (r.a.)
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında oturmakta iken O (s.a.v.)’in söyle buyurdugunu
isitmistir: “Abdesti Allah’ın emrettigi gibi tam almadıgınız
müddetçe namazınız eksik olur. Söyle ki bir kimse yüzünü ve dirseklerine
kadar ellerini yıkar, basını ve topuklarına kadar ayaklarını mesh eder.”
Hadisi Ibn Mâce ceyyid bir isnadla rivayet etmistir.8
Humrân b. Ebân Hz. Osman (r.a.)’i abdest alırken gördügünü ifade ede-
22 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
9 Hadis sahihtir.
10 Ebû Ya’lâ’nın Müsned’inde söz konusu hadis bulunamamıstır (Çev.).
11 Heysemî haberin sahih ve muhtasar oldugunu, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Ya’lâ tarafından
tam olarak rivayet edildigini ravilerinin güvenilir oldugunu söylemistir
(bk. Mecmaü’z-zevâid, V, 106). Münzirî de haberin Ahmed b. Hanbel tarafından
ceyyid bir isnadla rivayet edildigini, Ebû Ya’lâ’nın eserine aldıgını Bezzâr’ın da
“basını mesh ettiginde de durum aynıdır” ilavesiyle ve güvenilir bir isnadla naklettigini
söylemistir (Münzirî, et-Tergîb, I, 152).
rek söyle anlatmaktadır: Önce bir kap su istedi ve ellerini üç defa yıkadı,
sonra agzını çalkaladı, burnuna su verip temizledi, sonra üç defa yüzünü yıkadı,
sonra üç defa kollarını yıkadı, basını ve ayaklarının sırtını mesh ettikten
sonra güldü ve “Niçin güldügümü neden sormuyorsunuz?’’ dedi. Biz,
“Müminlerin emiri niçin gülüyorsun?’’ diye sorunca, “Kul abdest alıp yüzünü
yıkadıgında Allah onun yüzüyle isledigi günahları siler. Kollarını yıkadıgında
basını mesh ettiginde ve ayaklarını temizlediginde de durum aynıdır”
seklinde cevap verdi. Söz konusu haberi Ahmed b. Hanbel (I, 58),9
Bezzâr (Heysemî, Kesfü’l-estâr, s. 271), Ebû Ya’lâ10 rivayet etmislerdir. Ebû
Nuaym haberin sahih oldugunu belirtmis (Hılyetü’l-evliya, II, 224), Ali el-
Muttakî de Kenzü’l-ummâl’da (V, 106) zikretmistir.11
Abdest âyetinde geçen kelimenin “ercüliküm” seklinde ‘Lâm’ harfinin
esresiyle okunması mütevâtirdir. Buna göre Kur’an ve hadislerden anlasılan
ayakların meshi olmalıdır. Konuyla ilgili mezheplerin görüslerinin detayları
hakkında Sevkânî’nin eserine (Neylü’l-evtâr, I, 163) bakılabilir. Nevevî’nin
konuyla ilgili açıklaması söyledir: Bu konuda âlimlerin ihtilafı söz
konusudur. Ancak asırlar boyunca degisik bölgelerdeki âlimlerin çogu topuklarla
birlikte ayakların yıkanmasının farz oldugunu, mesh etmenin yeterli
olmadıgını ve ayakları yıkadıktan sonra ayrıca meshe gerek kalmadıgı
görüsünü benimsemislerdir. Icma hususunda görüsü dikkate alınan herhangi
bir âlimin buna aykırı bir görüsü bulundugu bilinmemektedir. Ibn
Hacer el-Askalânî ise söyle demektedir: Sahâbeden Hz. Ali, Hz. Ibn Abbas
ve Hz. Enes b. Mâlik (r.a.e.) dısında farklı bir görüs açıklayan olmamıstır.
Bunların da daha sonra bu görüslerinden vazgeçtikleri bilinmektedir.
Saîd b. Mansur’un rivayetine göre Abdurrahman b. Ebî Leylâ abdestte
ayakların yıkanmasıyla ilgili sahâbenin icmâ ettigini söylemis, Tahâvî ve
Ibn Hazm da ayakları mesh etmenin mensuh oldugunu belirtmislerdir. Buna
mukabil Imâmiyye abdestte ayakları mesh etmenin farz oldugunu iddia
etmistir. Müfessir, muhaddis, zahid Muhammed b. Cerir et-Taberî, Cübbâî
ve Hasan-ı Basrî ise abdest alırken ayaklarını yıkama veya mesh etme hususunda
kisinin serbest oldugunu, ikisinden diledigini tercih edebilecegini
söylemislerdir. (Ibn Hacer, Fethü’l-bârî, I, 320)
Bize göre ayakların mesh edilecegini ifade eden söz konusu rivayetlerin
delil olamayacagı iki açıdan ortaya konulabilir. Icma abdestte ayakların
yıkanması yönünde olup bu meshle ilgili haberlerin nesh edildigini göster-
ABDEST 23
12 Müslim’in lafzı “iki topugunu” seklindedir.
mektedir. Ayrıca Sevkânî’nin Neylü’l-evtâr’da (I, 164) belirttigi gibi ayakların
yıkanmasını ifade eden rivayetler mütevâtir seviyesine ulasırken mesh
rivayetleri bu derecede degildir. Ayakların meshinin yeterli olacagını ileri
sürenlerin aksini ifade eden mütevâtir seviyesine ulasmıs rivayetler karsısında
ne diyeceklerini ben de merak ediyorum. Bunu iddia edenlerin
Kur’ân’a ve kavlî ve fiili mütevâtir sünnete muhalefet etmelerinin dısında
konuyla ilgili ikna edici bir delil getirebilmeleri de söz konusu degildir.
Fakat onlar ‘rivayetler arasındaki tearuzu gidermek amacıyla Taberî’nin de
belirttigi gibi ayakların yıkanmasının da mesh edilmesinin de mümkün olabilecegini’
söyleyebilirler. Buna verilecek cevap söyle olacaktır: Üstadımın
da ifade ettigi üzere Resûlullah (s.a.v.) ökçelerini yıkamayan birini gördügünde,
“Ateste yanacak ökçelerin vay haline!” (Müslim, “Tahâret”, 242)12
buyurmustur. Yıkamamak sözü edilen adamın ıslak elini topuguna degdirmedigi
anlamına gelmez. Buna ragmen Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözü edilen
tehdidi, abdestte ayakları mesh etmenin yeterli olmadıgına delalet etmektedir.
Böylece yasaklayıcı delilin, cevaz verici delile öncelenmesi söz
konusu olmaktadır.
Önde gelen âlimlerden Ibnü’t-Türkmânî’nin konuyla ilgili açıklaması
ise söyledir: Bu hadisle istidlal tartısmaya açıktır. Zira ayakların mesh edilmesinin
farz oldugunu ileri sürenler, meshin ayakların tümüne yapılmasının
gerekli oldugunu söylemektedirler. “Ayaklarınızı topuklarınıza kadar”
(el-Mâide 5/6) âyetinin zahiri de bunu gerektirir. Buna göre söz konusu tehdid
ayagın tamamının mesh edilmemesiyle ilgilidir. Müslim’in rivayeti de
(Müslim, “Tahâret”, 241) bunu gösterir. Ancak hadiste suyun topuklara ulasmadıgından
bahsedilmektedir. Bu durum ise ayakların yıkanılacak uzuv oldugunu
göstermekte, bunun dısındaki uygulamanın ise abdest için yeterli
olmadıgını göstermektedir. Daha önce ifade edildigi gibi hadisteki tehdit
mesh hakkında olmayıp ayakların tamamının yıkanmamasıyla ilgilidir. Ibnü’t-
Türkmânî’nin bu açıklaması ikna edici degildir. Zira söz konusu hadisin
diger rivayeti ‘biz ayaklarımıza mesh ederken Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Ateste yanacak topukların vay haline!” diye uyardı (Müslim, “Tahâret”, 241)
seklindedir.
‘Hz. Peygamber (s.a.v.) onların topuk ve ayaklarını mesh etmesine degil,
ayaklarını meshedip hem de yıkamalarına karsı çıkılmıstır’ denilebilir.
Buna söyle cevap verilir. Ancak onlara göre de ayakları yıkamak mesh yerine
geçmektedir. Dolayısıyla ayakların hem mesh hem de yıkanması sebe-
24 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
biyle karsı çıkılmıs oldugu iddiası yerinde degildir.. Âyette geçen kelimenin
“ercüliküm” seklinde ‘Lâm’ harfinin esresiyle okunması hususuna gelince,
bu konu temel kaynaklarda yeterince ele alındıgı için burada tekrar
etmeye gerek görmemekteyiz.
2. Basın Dörtte Birini Mesh Etmek
3. Basın dörtte birinin meshinin yeterli olacagı hakkında Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in abdest alısıyla ilgili Hz. Mugire b. Su’be (r.a.)’in rivayet ettigi
uzun hadiste “perçemine, sarıgının üzerine ve mestlerine mesh etti”
(Müslim, “Tahâret”, 81) açıklaması yer almaktadır.. Nesâî’nin rivayeti söyledir.
“Resûlullah (s.a.v.) abdest aldı. Perçemine, sarıgına ve mestlerine mesh
etti”. O hadis hakkında herhangi bir degerlendirme yapmamıstır. (Nesâî, “Tahâret”,
87) Hocası hariç Nesâî’nin isnadı Müslim’in senediyle aynıdır. Nesâî’nin
hocası ise Ibn Hacer’in de belirttigi gibi (Takrîb, s. 16) Kütüb-i sitte
ravilerinden olup güvenilir bir hadis hâfızıdır.. Aynı hadisi Müslim’in isnadıyla
Tirmizî “Resûlullah (s.a.v.) perçemine ve sarıgına mesh etti” (Tirmizî,
“Tahâret”, 75) seklinde rivayet etmistir. Söz konusu hadisi Müsedded hariç
Müslim’in isnadıyla Ebû Dâvûd da rivayet etmistir. Müsedded ise Buhârî
ravilerinden güvenilir bir hadis hâfızıdır. Ebû Dâvûd’un rivayeti “Resûlullah
(s.a.v.) abdestte mestlerine ve perçemine mesh ederdi” (Ebû Dâvûd, “Tahâret”,
60) seklindedir.
Müellif hadiste yer alan “perçem” kelimesi hakkında söyle demistir: el-
Bahr’da zikredildigi üzere nâsıye basın üst ön kısmından dörtte biridir. el-
Bahr isimli eserde ifade edildigi gibi basın dörtte birinin mesh edilecegi
hususunda konunun basında zikredilen âyetin delil olarak kullanılısı su sekildedir:
Âyetteki “ruûs=bas” kelimesinin basında bulunan ba harfi bitistirmeye
(ilsak) delâlet etmektedir. M-s-h fiili bazen ba harfi ile meshin
kendisiyle yapıldıgı “yed=el” kelimesini tümleç olarak alır. Bu durumda
“Yetimin basını elimle sıvazladım” cümlesinde oldugu gibi basın tamamının
mesh edilecegini ifade eder. M-s-h fiili bazen de ba harfi mahalle yönelik
olur. Bu durumda fiil alet miktarı ile sınırlı kalır. Bu durumda âyette
oldugu gibi “Elinizin tamamıyla basınızı mesh edin” anlamı çıkar. Buna göre
bas bütünüyle degil elin tamamı kadarı mesh edilecektir. Genellikle elin
tamamı ise sadece basın dörtte biri kadar yer tutar. Böylece âyette kastedilenin
de bu oldugu anlasılır. Teyemmüm yapılırken mesh edilecek uzuvların
tamamının mesh edilmesi ise Kâsânî’nin belirttigi gibi âyetle degil sünnetle
sabittir. (Bedâiu’s-sanâi, I, 15)
ABDEST 25
Basın dörtte birinin mesh edilecegi hususunda sözü edilen hadis iki açıdan
delil olmaktadır. Birincisi âyette oldugu gibi ba harfinin mesh edilmesi
gereken “ruus” kelimesinin basında bulunması, ikincisi ise hadiste yer
alan “nâsıye” kelimesidir. Zira yukarıda ifade edildigi üzere nâsıye basın
üst ön kısmından dörtte birine tekabül etmektedir. Hadisten dil özelligi geregi
ilk anlasılan nâsiyenin tamamının mesh edilmesidir. Aksi takdirde Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in abdestini anlatan söz konusu haberde Kur’ân’ın ifadesi
degistirilmeden “meseha bi-re’sihi=basını mesh etti” seklinde ifade
edilmesi daha uygun olurdu. Bu haberde âyette geçen re’s=bas yerine perçem
anlamındaki nâsiye kelimesi tercih edildigine göre bundan anlasılan
perçemin tamamının mesh edilmesidir. Basın bundan daha azının mesh edilecegine
dair herhangi bir bilgi nakledilmemistir. Bu itibarla bize göre daha
azının mesh edilmesi yeterli degildir. Basın tamamının mesh edilecegine
dair rivayetler ise sünnet ve meshin kemal haline delâlet etmektedir.
Hadiste mesh edilecek yerin sınırları belirtilmeksizin mutlak olarak ifade
edilmesi ile âyette mücmel olarak zikredilmesi meselenin aslını degistirecek
bir durum degildir. Zira el-Hidâye müellifi Merginânî’nin de degisik
vesilelerle zikrettigi gibi farz olmadıgının açıkça belirtilmesi, kastın
farklı oldugunun açıklanması ve benzeri aksini ifade eden aykırı bir delil
bulunmadıkça Hz. Peygamber (s.a.v.)’in terk etmeden bir fiile devam etmesi
onun farz olduguna dair müstakil bir delildir. Hz. Peygamber (s.a.v.)
abdestte basın dörtte birinden daha az asla mesh etmis degildir. Dörtte birle
ilgili haberler ise tevâtür seviyesine ulasmıstır. Konuyla ilgili diger hadislerin
anlamları da açıktır.
Sarık Üzerine Mesh
Hadiste söz konusu edilen sarık üzerine mesh hakkında Imam Muhammed
el-Muvatta isimli eserinde “Bize ulastıgına göre sarık üzerine mesh
baslangıçta söz konusu idi ancak daha sonra terk edildi” demistir. Konuy-
26 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
13 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 58; Ahmed b. Hanbel, V, 277; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek,
I, 169. Hadisle ilgili Ibn Hacer’in açıklaması söyledir: Hadisi Ahmed b. Hanbel,
Ebû Dâvûd ve Hâkim en-Nîsâbûrî munkatı bir isnadla rivayet etmislerdir. Beyhakî
de, zayıf oldugunu belirttikten sonra Buhârî’nin ‘sahih olmayan bir hadistir’
açıklamasını yapmıstır (Ibn Hacer, ed-Dirâye, I, 72). Bizim tercihimiz de bu sekildedir.
Zeylaî ise söz konusu hadisin sahih oldugu görüsündedir. Hâkim en-Nîsâbû
rî ‘nin ‘bu hadis Müslim’in sartına uygundur’ seklindeki açıklaması üzerine Zeylaî’nin
degerlendirmesi söyledir: Bu tartısmaya açık bir husustur. Zira hadis Sevr
b. Yezid vasıtasıyla Râsid b. Sa’d’dan rivayet edilmektedir. Halbuki Sevr b. Yela
ilgili Ibn Hacer’in açıklaması söyledir: Ilk dönem âlimleri sarık üzerine
meshin ne oldugu hususunda ihtilaf etmislerdir. Sarıgın perçemin mesh
edilmesinden sonra tamamlayıcı olacagı söylenmistir. Müslim hadisinin
buna delalet ettigi yukarıda ifade edilmisti. Sadece sarık üzerine meshin
yeterli olmayacagı âlimlerin çogunun görüsüdür. Nitekim Hattâbî, “Allah
basın mesh edilmesini emretmistir. Hadiste söz konusu edilen sarıgın mes-
ABDEST 27
zid’in Müslim’in el-Câmiu’s-sahih’inde rivayeti bulunmadıgı gibi Buhârî ve Müslim
Râsid b. Sa’d’ın rivayetlerini de delil olarak kullanmamıstır. Ahmed b. Hanbel,
“daha önce vefat ettigi için Râsid b. Sa’d’ın Sevbân’dan isitmis olamaz” seklindeki
açıklaması da tartısmaya açıktır. Zira âlimler Râsid b. Sa’d’ın Muâviye ile birlikte
Sıffin savasına katıldıgını, Sevbân’ın 54 senesinde vefat ettigini söylemislerdir.
Ayrıca Ibn Maîn, Ebû Hâtim, Iclî, Ya’kub b. Seybe ve Nesâî onun güvenilir oldugunu
ifade etmislerdir. Ibn Hazm onlara muhalefet ederek zayıf oldugunu söylemisse
de bu dogru degildir. Hadiste yer alan “asâib’’ kelimesi sarık, “et-tesâhîn’’
ise ayakkabı anlamındadır.
Nevevî’nin nakline göre (el-Mecmu, I, 499-500) Ibnü’l-Münzir ve Tehzîbü’s-Sünen
(I, 121-122) isimli eserinde ise Ibnü’l-Kayyim çorap üzerine meshin Hz. Ali, Hz.
Ammâr, Hz. Ebû Mes’ud el-Ensârî, Hz. Enes, Hz. Ibn Ömer, Hz. Berâ b. Âzib, Hz.
Bilal, Hz. Abdullah b. Ebî Evfâ ve Hz. Sehl b. Sa’d (r.a.e.) olmak üzere dokuz sahâbîden
rivayet edildigini söylemislerdir. Ebû Dâvûd söz konusu sahâbîlere Hz.
Ebû Ümâme, Hz. Amr b. Hureys, Hz. Ömer ve Hz. Ibn Abbas (r.a.e.)’i de ilave etmistir.
Saîd b. Müseyyeb, Atâ, Hasan-ı Basrî, Saîd b. Cübeyr, Ibrahim en-Nehâî,
A’mes, Süfyân es-Sevrî, Hasan b. Salih, Abdullah b. Mübârek, Züfer, Ahmed b.
Hanbel, Ishak b. Râhûye, Ebû Sevr, Ebû Yusuf ve Muhammed de bu görüstedirler.
14 Ahmed b. Hanbel, VI, 13. Müellif bazı açık hatalar ve metinde degisiklikler yapmıstır.
VI, 13 seklinde verdigi cilt ve sayfa numarası dogrudur. Burada hadis ve isnâdı
söyledir. Abdürrezzâk > Muhammed b. Râsid > Mekhûl > Nuaym b. Hımar >
Bilal isnadıyla nakledildigine göre Resûlullah (s.a.v.), “Mestlere ve baslıga mesh
ediniz’’ buyurmustur. Bu rivayette tespit edilen hatalar sunlardır:
1. Mekhûl hadisi Nuaym’dan aldıgını açık bir sekilde ifade etmemistir. Hadis metninin
söz konusu sekilde olması da düsünülemez. Zira Mekhûl’ün sahâbeden rivayetleri
mürseldir. O Hz. Enes b. Mâlik (r.a.) dısındaki sahâbîlerden dogrudan hadis
almamıstır (Ibn Ebî Hâtim, el-Merâsîl, s. 165).
2. Nuaym b. Hımar’ın hadisi aldıgı Hz. Bilal (r.a.) isnaddan düsmüstür. Bana göre
bu durum metinin naklinde yapılan bir degisikliktir. Zira Ahmed b. Hanbel eserinde
bir sonraki hadisin isnadında Hz. Bilal (r.a.)’i zikretmektedir. Bu durumda söz
konusu isnad zayıftır. Hadis el-Müsned’de iki ayrı isnadla daha rivayet edilmekte
olup bunlar da aynı gerekçeyle zayıftırlar. Hadisi Süyûtî el-Câmiu’s-sagîr, Münzirî
ona yazdıgı serhte Sevkânî ise Neylü’l-evtâr’da (I, 208) zikretmisler fakat hadisin
sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıslardır..
Burada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mestlere ve serpusa meshettiginin sahih olarak
nakledildigini, Mestlere ve serpusa mesh ediniz seklinde emir olarak naklinin ise
sahih olmadıgını ifade etmeliyim. Hadis “Mesh ediniz” seklinde emir olarak gelseydi
engelleyici baska bir delil bulunmadıgı takdirde farziyet ifade ederdi. Halbuhi
ise yoruma açıktır. Kesinlik ifade eden âyet ihtimale açık hadis sebebiyle
terk edilemez” demistir. Burada Müslim’in rivayetinin “Resûlullah
(s.a.v.) alnına, sarıgına ve mestlerine mesh etti” seklinde oldugunu hatırlatmalıyım.
(Ibn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 365, 367, 369)
Ibnü’l-Kayyim Ebû Dâvûd’un eseri üzerine yazdıgı Hâsiyetü’s-sünen
isimli eserinde söyle demektedir: Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir
(r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)’in mesh etmeleri sebebiyle sarık üzerine mesh edilebilir.
Nitekim Cûzcânî’nin dedigine göre basta Hz. Peygamber (s.a.v.)
olmak üzere Hz. Selmân-ı Fârisî, Hz. Sevbân, Hz. Ebû Ümâme, Hz. Enes
b. Mâlik, Hz. Mugire b. Su’be, Hz. Ebû Mûsâ el-Es’arî ve râsid halife Hz.
Ebû Bekir (r.a.e.) sarıga mesh etmislerdir. Hz. Ömer (r.a.) ise, “Sarık üzerine
mesh etmekle abdesti yeterli görmeyeni Allah temiz kılmasın” demistir.
Buna göre sarık üzerine mesh etmek degisik bölgelerdeki âlimlere göre
Hz. Peygamber (s.a.v.)’den beri devam ede gelen meshur bir sünnettir.
Gerek kendisinin gerekse Münzirî’nin (Hasiyetü’s-sünen, I, 95) herhangi
bir açıklamada bulunmadıkları Ebû Dâvûd’un Sevbân’dan naklettigi hadis
söyledir: Resûlullah (s.a.v.) askerî bir birlik göndermisti. Siddetli bir soguga
tutuldular. Resûlullah (s.a.v.)’in yanına döndükleri zaman onlara (bu
gibi durumlarda) sarıklarının ve ayakkabılarının üzerine mesh etmelerini
emretti.13
Ibn Hacer Bulûgu’l-merâm’da (I, 11) su bilgiyi vermektedir: Bu hadisi
Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd rivayet etmis Hâkim en-Nîsâbûrî de sahih
oldugunu söylemistir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde Abdürrezzak
> Muhammed b. Rasid > Mekhûl > Nuaym b. Hımâr isnadıyla rivayetine
göre Resûlullah (s.a.v.), “Mestlere ve baslıga mesh edin’’ buyurmustur.14
Hadisin isnadında yer alan Abdürrezzak Kütüb-i sitte ravilerindendir.
Hadis münekkitlerinin çogu güvenilir oldugunu söylemislerse de Muhammed
b. Râsid hakkında ihtilaf edilmistir. Mekhûl Buhârî hariç Kütüb-i sitte
ravilerindendir. Isnadında yer alan Hz. Nuaym, Nuaym b. Himar’dır. Ibn
Himar, Hidar, Hımar ve Hımar el-Gatafânî es-Sâmî olarak da zikredilmektedir.
Kendisi sahabîdir. Burada raviler hakkında verdigimiz bilgilerin kay-
28 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
ki biz Hz. Peygamber (s.a.v.)’in fiillerinin zorunlu bir durum ifade etmedigi sürece
farziyete delil olarak kullanılamayacagı görüsündeyiz. Ileride zikredilecegi üzere
müellif senedinde ve metninde bulunan problemler sebebiyle hadisi reddetmistir.
15 Ayrıca bk. Ibn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 351.
nagı Ibn Hacer’in Tehzîbü’t-Tehzîb isimli eseridir. Birinci hadiste ifade edilen
serpusa (baslıga) mesh, mazeretle ilgilidir. Yıkamaktan zarar gelecegi
endisesi oldugunda söz konusu sekilde mesh edilebilir.
Zeylaî hadisi naklettikten sonra söyle demistir: Ahmed b. Hanbel’in,
“Daha önce vefat ettigi için Râsid b. Sa’d Sevbân’dan isitmis olamaz”
seklindeki açıklaması da tartısmaya açıktır. Zira âlimler Râsid b. Sa’d’ın
Muâviye ile birlikte Sıffin savasına katıldıgını, Sevbân’ın 54 senesinde, Râsid’in
108 yılında vefat ettigini söylemislerdir. Ayrıca Ibn Maîn, Ebû Hâtim,
Iclî, Ya’kub b. Seybe ve Nesâî onun güvenilir oldugunu ifade etmislerdir.
Ibn Hazm onlara muhalefet ederek zayıf oldugunu söylemisse de
dogru olan bu degil, onların açıklamalarıdır. Hadiste yer alan “asâib” kelimesi
sarık, “et-tesâhîn” ise ayakkabı anlamındadır. (Nasbu’r-râye, I, 86) Yapılan
itirazlarla ilgili cevaplar ilerdeki sayfalarda ele alınacaktır.
4. Hz. Enes b. Mâlik (r.a.) söyle demistir: Ben Resûlullah (s.a.v.)’i basında
Kıtr kumasından bir sarıkla abdest alırken gördüm. Elini sarıgın altına
sokarak basının ön tarafını mesh etti, basından sarıgı çözmedi. Hadisi
Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 58)15 rivayet etmis, herhangi bir degerlendirme yapmamıstır.
Hadis onun kriterlerine göre delil olmaya elverislidir. Azimabâdî
hem Ebû Dâvûd’un hem de Münzirî’nin Telhis’inde herhangi bir açıklama
yapmadıklarını söylemistir. (Gâyetü’l-maksûd, I, 145) Sevkânî de Ibn Hacer’in
‘isnadı problemlidir’ dedigini nakletmistir. Bunun sebebi ise hadisi
Hz. Enes b. Mâlik’ten nakleden Ebû Ma’kıl diye zikredilen râvinin kim oldugunun
bilinmemesidir. Isnadda yer alan diger raviler ise Sahih’in ravilerindedir.
(Neylü’l-evtâr, I, 52)
Ibn Hacer “Resûlullah (s.a.v.) sarıgını basından çıkarttı ve basının ön kısmını
mesh etti” seklinde asagıda zikredecegimiz mürsel rivayeti naklettikten
sonra söyle demistir: Bu mürseldir. Ancak baska bir isnadla muttasıl
olarak rivayet edildigi için güçlenmistir. Ebû Dâvûd onu Hz. Enes b. Mâlik
(r.a.)’ten rivayet etmistir. Isnadında Ebû Ma’kıl vardır. Bununla birlikte
mürsel ve mevsul rivayet birbirini desteklemek suretiyle güçlenmisler-
ABDEST 29
16 Sâfiî, Müsned, s. 6. Atâ’nın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yetisememesi sebebiyle hadis
mürseldir. Ancak Buhârî ve Müslim’in Mugire b. Su’be’den “Resûlullah (s.a.v.)
perçemine, sarıgına ve mestlerine mesh etti” seklindeki rivayetleri onun sahih olduguna
delâlet etmektedir. Buhârî, “Vudu”, 48; Müslim, “Tahâret”, 83.
17 el-Muvatta, “Tahâret”, 38. Söz konusu hadisi Tirmizî de sahih bir isnadla rivayet
etmistir. (“Tahâret”, 75)
dir. Konuyla ilgili Hz. Osman (r.a.)’in abdestin alınısını anlatan rivayetinde
“basının ön kısmını mesh etti” ifadesi bulunmaktadır. Bunu Saîd b. Mansur
rivayet etmistir. Isnadında güvenilirliginde ihtilaf edilen Halid b. Yezid
b. Ebî Mâlik bulunmaktadır. Hz. Ibn Ömer (r.a.)’nın basın bir kısmının
mesh edilmesinin yeterli olacagı görüsünde oldugu sahih bir yolla nakledilmistir.
Ibnü’l-Münzir ve diger âlimler de bu görüstedirler. Ibn Hazm’ın
belirttigine göre bu hususta sahâbeden farklı bir görüs ileri süren de bilinmemektedir.
Bütün bunlar söz konusu mürsel rivayeti güçlendirmektedir.
(Fethu’l-bârî, I, 254)
Müellif gerek söz konusu iki hadisin gerekse Ibn Ömer (r.a.)’in uygulamasının
konuyla ilgili delâletlerinin açık oldugunu belirtmistir.
5. Ibn Ömer (r.a.) basını mesh edecegi zaman serpusunu kaldırır ve basının
ön tarafını mesh ederdi. (Dârekutnî, es-Sünen, I, 40). Azimabâdî bu haberin
isnadının sahih oldugunu söylemistir. (et-Ta’lîku’l-mugnî, I, 107)
6. Müslim Ibn Cüreyc tarikiyle Atâ’dan söyle nakleder: Resûlullah
(s.a.v.) abdest alırken sarıgını sıyırır ve basının ön tarafını -veya perçemini
su ile- mesh ederdi.16
7. Imam Mâlik’in belag sigasıyla nakline göre sarıgın meshiyle ilgili soruya
Câbir b. Abdullah el-Ensârî (r.a.)’e sarıga mesh soruldu. O, “Hayır,
saç su ile mesh edilmedikçe yeterli olmaz” diye cevap verdi.17
Süfyan Imam Mâlik’in “belaganî” seklinde belag sigasıyla naklettigi
haberlerin isnâdının güçlü oldugunu söylemistir. Benzeri açıklamayı el-Kârî
de yapmıstır. (et-Ta’lîku’l-mümecced, s. 70) Söz konusu haberi Tirmizî Ebû
Ubeyde b. Muhammed b. Ammâr b. Yâsir vasıtasıyla muttasıl bir isnadla
rivayet etmistir. Buna göre Ebû Ubeyde söyle anlatmıstır: Hz. Câbir b. Abdullah
(r.a.)’e mest üzerine meshi sordum. “Sünnettir, yegenim” diye karsılık
verdi. Sarık üzerine meshi sordum. “Saçın mesh edilmesi gerekir” diye
cevapladı. (Tirmizî, “Tahâret”, 75)
Ebû Ubeyde hariç sözü edilen haberin ravileri güvenilirdir. Ebû Ubeyde
ise Sünen-i erbaa ravilerinden olup Ibn Maîn ve Abdullah b. Ahmed b.
Hanbel onun güvenilir oldugunu söyler. Ibn Ebî Hâtim’in nakline göre ise
babası Ebû Hâtim rivayetlerinin münker, baska bir yerde ise hadislerinin
sahih oldugunu söylemistir. (Ibn Hacer, Tehzîb, I, 460) Bu durumda bize göre
hadis hasendir.
30 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Bize göre Imam Mâlik’in belag sigasıyla rivayet ettigi sözü edilen hadis
sadece baslıga mesh etmenin yeterli olmayacagını açıkça ifade eden bir
delildir. Sahâbe ve tabiînden birçok âlim bas mesh edilmeden sadece sarıga
meshin yeterli olmayacagı görüsündedir. Süfyan es-Sevrî, Mâlik b.
Enes, Abdullah b. Mübarek ve Sâfiî de bu görüsü benimseyen âlimlerdir.
Tirmizî’nin nakline göre (Tirmizî, “Tahâret”, 75) Ebû Hanife ve ögrencileri de
aynı görüstedirler. Biz bunu yukarıda ifade etmistik. Ibn Hacer de Fethu’lbârî
isimli eserinde, âlimlerin çogunun sarıga mesh etmenin yeterli olmayacagı
görüsünü benimsediklerini ifade ettikten sonra Hattâbî’nin, “Allah
basın mesh edilmesini farz kılmıstır. Hadiste söz konusu edilen sarıga mesh
ise yoruma açıktır. Bu durumda kesin bilgi ifade eden âyet yoruma açık
olan hadis sebebiyle terk edilemez” seklindeki açıklamasını nakletmektedir.
a. Sarıga meshi ifade eden hadislerin degerlendirilmesi
Burada yukarıda zikredilen hadislerden önce kavlî daha sonra da fiilî
olanların konuya delâletlerini inceleyecegiz. Öncelikle Sevbân hadisinin
sarıga mesh edilmesine açıkça delâlet etmedigini ifade etmeliyiz. Zira hadiste
yer alan asâib kelimesi ısâbe’nin çogulu olup mendil, bez parçası ve
sarık gibi sargı olarak kullanılabilen her türlü esya anlamına gelmektedir.
Nitekim el-Kâmus’ta, “Isâbe, sargı ve sarık gibi dolamalı olarak kullanılan
esyadır. Teassabe ise sargılandı anlamına gelir” denilmektedir. (Firuzabâdî,
el-Kâmus, I, 64) Dolayısıyla hadiste yer alan “ısâb” kelimesiyle sarık da yara
üzerine sarılan sargı bezi de kastedilmis olabilir. Eger ikinci manası kastedilmisse
bu, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yara üzerine sarılmıs sargı bezlerine
mesh edilmesini emrettigi anlamına gelmektedir. Fıkıh ve hadiste isâbe
kelimesinin bu manadaki kullanımı ise yaygındır.
Taberânî’nin Ishak b. Dâvûd es-Savvâf > Muhammed b. Abdullah b.
Ubeyd b. Ukayl > Hafs b. Ömer > Râsid b. Sa’d > Mekhûl isnadıyla nakline
göre Hz. Ebû Ümâme (r.a.), “Ibn Kami’e Uhud harbinde yaraladıgında
Resûlullah (s.a.v.)’i abdest alırken gördüm. Sargıyı çözdü ve üzerine abdest
suyu ile mesh etti” demistir.18
ABDEST 31
18 Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, VIII, 131; Heysemî, Mecmaü’z-zevâid, I, 264; Zeylaî,
Nasbu’r-râye, I, 98. Isnadı zayıftır. Heysemî isnadındaki Hafs b. Ömer el-Adenî’nin
zayıf oldugunu söylemistir.
19 Konuyla ilgili detaylı açıklama yukarıda geçmisti.
Hadisin isnadında yer alan ravilerin hepsi güvenilirdir. Heysemî’nin
açıkladıgına göre (Mecmaü’z-zevâid, I, 3) Zehebî Mîzânü’l-i’tidâl’de Taberânî’nin
Ishak b. Dâvûd es-Savvâf da dâhil hadis aldıgı hocalarından herhangi
birinin zayıf oldugunu söylememistir. Muhammed b. Abdullah’ın güvenilirligini
Nesâî “lâ be’se bih”, Müslim ise “sika” lafızlarıyla ifade etmislerdir.
(Ibn Hacer, Tehzîb, IX, 164) Ibn Ebî Hâtim, Hafs b. Ömer el-Adenî’nin
güvenilir, (Ibn Hacer, Tehzîb, II, 410) diger hadis münekkitleri ise zayıf oldugunu
söylemislerdir. Isnadda yer alan diger raviler güvenilirlikleriyle tanınmaktadır.
32 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
20 Dârekutnî, el-Ilel, VII, 171; Nevevî, el-Minhâc fî Serhi Sahîh-i Müslim, I, 135. Dârekutnî
el-Ilel isimli eserinde Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)’in Hz. Bilâl (r.a.) vasıtasıyla
naklettigi “Hz. Peygamber (s.a.v.) mestleri ve baslıgı üzerine mesh etti” hakkındaki
soruyu söyle cevaplamıstır: Bu hadisi Hakem b. Uteybe rivayet etmis ancak
bununla ilgili ihtilaf edilmistir. Seybân’ın Leys > Hakem > Sureyh b. Hâni > Ali >
Bilâl isnadıyla yaptıgı rivayete Mu’temir muhalefet etmis bunda da ihtilaf edilmistir.
Nitekim Müsedded, Amr b. Ali ve Ali b. Hüseyin ed-Dirhemî, Mu’temir > Leys
> Hakem > Habib b. Ebî Sâbit > Sureyh b. Hâni > Bilâl isnadıyla nakletmisler ancak
Ibn Ebi’s-Seri, Mu’temir > Leys > Talha b. Musarrıf > Sureyh b. Hâni > Bilâl
isnadıyla nakletmek suretiyle onlara muhalefet etmistir. Ayrıca Musa b. A’yen,
Mu’temir > Leys > Hakem > Habib > Sureyh b. Hâni > Bilâl isnadıyla; Ebü’l-Mihyât,
Leys > Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Ka’b b. Ucre > Bilâl isnadıyla rivayet etmislerdir.
A’mes de ona muhalefet etmistir. Nitekim Ebû Muaviye ed-Darîr, Ali b.
Müshir, Isâ b. Yunus Ebû Züheyr Abdurrahman b. Migrâ, Ebû Ubeyde b. Ma’n,
Ebû Hamza es-Sükkerî, Abdullah b. Nümeyr, Ebû Ishak el-Fezârî ve Muhammed
b. Fudayl, A’mes > Hakem > Abdurrahman b. Ebî Leylâ > Ka’b b. Ucre > Bilâl isnadıyla
rivayet etmek suretiyle ona muhalefet etmislerdir. Ziyad b. Eyyüb de Muhammed
b. Fudayl’dan rivayet etmis ancak isnad’dan Ka’b b. Ucre’yi düsürmüstür.
Isnaddan Ka’b’ı kendisi de hocası da düsürmüs olabilir. Abdüsselam b. Harb,
A’mes Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Ka’b b. Ucre isnadıyla rivayet etmis Bilâl’i ise
zikretmemistir. Ali b. Âbis de Yezid b. Ebî Ziyâd > Ibn Ebî Leylâ > Ka’b b. Ucre
isnadıyla rivayet etmis Bilâl’i zikretmemistir. Zâide b. Kudâme, Ammâr b. Rezîk,
Hafs b. Gıyâs ve Ravh b. Müsafir ise A’mes > Hakem > Abdurrahman b. Ebî Leylâ
> Berâ > Bilâl isnadıyla rivayet etmislerdir. Süfyan es-Sevrî ve Serik de A’mes
> Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Bilâl isnadıyla rivayet etmisler ikisi arasında herhangi
bir ravi zikretmemislerdir. Ebû Sa’d Muhammed b. Meysere, Süfyân es-Sevrî >
Mansur ve A’mes > Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Bilâl isnadıyla rivayet etmistir. Zeyd
b. Ebî Enîse, Ömer b. Âmir, Haccac b. Ertât, Ebû Seybe Ibrahim b. Osman el-Vâsıtî
ve Abdullah b. Muharrer de Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Bilâl isnadıyla rivayet
etmislerdir. Sözü edilen hadisi Su’be de rivayet etmistir. Ancak ondan rivayette ihtilaf
edilmistir. Bakıyye > Su’be > Haccac b. Ertât > Hakem isnadıyla yapılan rivayet
hatalıdır. Zira Su’be b. Haccac > Hakem > Ibn Ebî Leylâ > Bilâl isnadıyla yapılan
rivayet sahihtir. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ rivayetinde de ihHadiste
bulunan “isâbe” kelimesiyle Resûlullah (s.a.v.)’in yarası üzerine
sardıgı bezin kastedildigi açıktır.. Sevbân hadisinde yer alan “isâbe” kelimesiyle
de aynı seyin kastedilmesi uzak bir ihtimal degildir. Zira savasa
katılanlar yaralanıyor ve yaralarına sargı sarıyorlardı. Resûlullah (s.a.v.) de
sogugun verecegi zarara engel olmak amacıyla yara üzerindeki sargılara
mesh etmelerini emrediyordu. Ihtimal ifade eden bir hadis delil olarak kullanılamaz.
Nuaym b. Hımar hadisini Resûlullah (s.a.v.)’den rivayet eden aslında
Hz. Bilâl (r.a.)’dir. Nitekim Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden de anlasıldıgı
üzere Ebû Nadr Hasim b. Kâsım el-Bagdâdî, Hisam b. Saîd et-Talakânî
ve Benî Hâsim’in azatlısı Ebû Saîd söz konusu hadisi Muhammed b. Râsid
> Mekhûl > Nuaym b. Hımar > Bilâl isnadıyla rivayet etmislerdir. (Ahmed
b. Hanbel, VI, 12, 13, 14)19 Bu sebeple Ahmed b. Hanbel hadisi Nuaym b.
Hımar degil “Müsnedi Bilâl’’ baslıgı altında zikretmistir. Ayrıca baslık üzerine
meshle ilgili Bilâl hadisi hem isnad hem de metni açısından problemlidir.
Isnad açısından sorunludur. Çünkü Imam Müslim, A’mes > Hakem >
Abdurrahman b. Ebî Leylâ > Ka’b b. Ucre > Bilâl isnadıyla Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in mest ve baslık üzerine mesh ettigini rivayet etmistir. (Müslim,
“Tahâret”, 84) Dârekutnî bu hadisin senedini tenkit etmis ve hadisin isnadında
ve A’mes’ten rivayet hususunda ihtilaf bulundugunu, bazı ravilerin isnaddan
Hz. Bilâl (r.a.)’i düsürerek Ka’b b. Ucre’den rivayet ederken digerlerinin
Bilâl’i zikrederek Ka’b b. Ucre’yi düsürdüklerini, bazı ravilerin Hz.
Bilâl (r.a.) ile Abdurrahman b. Ebî Leylâ arasına Berâ’yı ilave ettiklerini,
bazılarının ise Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) vasıtasıyla Hz. Bilâl (r.a.)’den naklettiklerini
söylemistir.20
Burada hadisin Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (VI, 12, 13) oldugu
gibi bazı raviler tarafından Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) vasıtasıyla Hz.
Bilâl (r.a.)’den nakledildigini, ayrıca yukarıda geçtigi üzere Muhammed b.
Râsid’in ise Mekhûl > Nuaym b. Himâr > Bilâl isnadıyla rivayet ettigini
hatırlatmalıyım.
ABDEST 33
tilaf edilmistir. Zira Süfyan b. Uyeyne > Ebân b. Taglib ve Ibn Ebî Leylâ > Hakem
> Ibn Ebî Leylâ > Bilâl seklinde iki farklı sekilde nakledilmistir. Ibrahim b. Tahman
ve Ömer b. Yezid’in Ibn Ebî Leylâ’dan rivayetleri de aynı sekildedir. Yezid b.
Hâdî’nin Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ > babası > Bilâl isnadıyla rivayetinde
de Hakem senedden düsürülmüstür. Ebû Sa’d el-Bakkal’ın Abdurrahman
b. Ebî Leylâ > Bilâl isnadıyla rivayeti ise muhtemelen mevkuf bir rivayettir.
Hadisin metnindeki probleme gelince, Müslim rivâyetinde oldugu gibi
Hz. Bilâl (r.a.)’in bazen onu “Hz. Peygamber (s.a.v.) mestleri ve baslıgı
üzerine mesh etti” veya buna yakın bir ifade ile “Hz. Peygamber (s.a.v.)’i
mestleri ve örtüsü üzerine mesh ederken gördüm” seklinde rivayet ederken
bazen de Ahmed b. Hanbel’in Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) vasıtasıyla
naklettigi gibi “Hz. Peygamber (s.a.v.) mestleri, baslıgı ve sarıgı üzerine
mesh etti” (Ahmed b. Hanbel, VI, 12) veya yine Ahmed b. Hanbel’in “Hz.
Peygamber (s.a.v.) mestleri ve baslıgı üzerine mesh ederdi” (Ahmed b. Hanbel,
VI, 15) seklinde nakledilmesidir. Bütün bu rivayetlerdeki ihtilaf Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in uygulamasıyla ilgilidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
konuyla ilgili açıklaması Muhammed b. Râsid tarafından “Mestlere ve basınızdaki
örtüye mesh edin” seklinde rivayet edilmistir. Bu ise hadisin delil
olarak kullanılmamasını gerektiren bir durumdur. Bu rivayetler arasında
isnadı ve metni açısından tercihe sayan olanı Imam Müslim’in el-Câmiu’ssahîh’inde
naklettigi olmalıdır. Nitekim Nevevî de, “Bu hadisi rivayet
edenlerin çogu Müslim’in naklettigi gibi rivayet etmislerdir” demistir. (el-
Minhâc fî Serhi Sahîhi Müslim, I, 135) Bunun Hz. Peygamber (s.a.v.)’in uygulaması
oldugu açıktır. Bu tür uygulamalar genellenemez. Asagıda zikredilecegi
üzere farklı sekillerde yorumlanmaya açıktır.
b. Konuyla Ilgili Sâz Hadis ve Hükmü
Muhammed b. Râsid’in “mesh edin” seklindeki emir ifade eden rivayeti
münkerdir. Çünkü sika ravilerden onun dısında bu sekilde rivayet eden
bulunmamaktadır. Hz. Bilâl (r.a.)’den rivayet edenlerin tamamı onu Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in sözü degil uygulaması olarak nakletmislerdir. Bu hususta
Muhammed b. Râsid’i destekleyen de yoktur. Muhammed b. Râsid
ile diger raviler arasındaki söz konusu durum aralarını gidermek mümkün
olmayan bir çeliskidir. Söz ile uygulama arasında ise çok önemli fark bulunmaktadır.
Suyûtî’nin de belirttigi gibi böylesi bir muhalefet adâlet ve
zabt sahibi güvenilir raviler tarafından yapıldıgında merdud sâz kapsamına
girer. Ebû Dâvûd ve Tirmizî’nin Abdülvahid b. Ziyad > A’mes > Ebû Salih
> Ebû Hureyre isnadıyla merfû olarak rivayet ettikleri “Iki rekât sabah
namazını kılan sag yanı üzerine uzansın” (Ebû Dâvûd, “Salât”, 293; Tirmizî, “Salât”,
311)21 hadisi metni açısından merdud sâzın misalidir. Nitekim Beyhakî’nin
açıklaması söyledir: Abdülvahid b. Ziyad birçok raviye muhalefet
34 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
21 Tirmizî hadisin sahih oldugunu söylemistir.
etmistir. Zira bunu güvenilir raviler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözü degil
uygulaması olarak rivayet etmislerdir. Abdülvahid b. Ziyad, A’mes’in ravileri
arasında onu Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözü olarak nakletmekte tek
kalmıstır.
Abdülvahid b. Ziyad Kütüb-i sitte ravilerinden olup güvenilir biridir.
Buna ragmen görüldügü gibi güvenilir ravilere muhalefeti ve rivayetinde
tek kalması sebebiyle naklettigi hadis merdud sâz olarak nitelendirilmistir.
Buna göre güvenilirligi hususunda ihtilaf edilen Muhammed b. Râsid’in
rivayetinin durumunu düsünün. Bazıları onu sika bulmaktadır. Ibn Hibbân
onun takva sahibi biri olmakla birlikte hadis âlimi olmadıgını, birçok münker
rivayetinin bulunması sebebiyle terk edilmesi gerektigini, Dârekutnî
tek basına rivayet ettiklerinin delil olamayacagını, Ibn Hıras zayıf oldugunu
söylemislerdir. Ibn Hacer’in Tehzîbü’t-Tehzîb’teki (IX, 159-160) açıklamaları
kısaca bundan ibarettir. O et-Takrîb’de ise “dogru sözlü fakat yanılan
biriydi, kaderî olmakla itham edilmistir” (Ibn Hacer, Takrîb, s. 182) açıklamasını
yapmıstır.
Bütün bu açıklamalardan sonra Muhammed b. Râsid’in Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in “Mestlere ve basınızdaki örtüye mesh edin” seklinde emrettigine
dair rivayetinin delil olamayacagı ortaya çıkmaktadır. Bu rivayet onun
münker ve hatalı rivayetlerinden biridir. Sahih (mahfuz) olan ise çogunlugun
naklettigi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söz konusu uygulamasıdır. Sayet
Muhammed b. Râsid’in rivayeti sahih olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
bunu Hz. Bilâl (r.a.)’e özel bir durum sebebiyle emrettigi onun ise genel
bir hüküm olarak anlayıp naklettigi seklinde yorumlanması gerekirdi. Hz.
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’nin rivayeti de bu görüsü teyit etmektedir. O söyle
anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir gazveye katılmıstık. Bir
göl kenarına gelince Resûlullah (s.a.v.) devesinden indi. Biz de indik. Namaz
vakti gelince Resûlullah (s.a.v.) Bilâl’e “Bilal ! Kalk ezan oku!” buyurdu.
Hz. Bilâl (r.a.) önce su döktükten sonra gölün kenarına geldi. Yüzünü
ve ellerini yıkadıktan sonra mestlerine egildi. Onun iki siyah mesti
bulunmaktaydı. Bu durum Resûlullah (s.a.v.)’in gözleri önünde cereyan etmekteydi.
Resûlullah (s.a.v.) Bilâl’e hitaben, “Mestlere ve basındaki örtü-
ABDEST 35
22 Isnadı zayıftır. Taberânî, Mu’cemü’l-evsat, II, 25-26; Heysemî, Mecmau’z-zevâid,
I, 256; Ukaylî, ed-Duafâ, III, 439-440.
23 Bu haber, sahih olması durumunda, Kur’an’da olanla yetinme iddiasıyla Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in hadisini reddetmeye kalkısan kimsenin reddine yönelik olur.
ye mesh et” diye seslendi.22 Bu rivayetin isnadında Gassan b. Avf vardır.
Ezdî’nin de belirttigi gibi o zayıf bir ravidir. (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 104)
Gassan b. Avf, Ebû Dâvûd’un ravilerindendir. O onun hakkında ‘seyhun
Basriyyun’ demistir. (bk. Ibn Hacer, Tehzîb, VIII, 247) Suyûtî’nin de belirttigi gibi
bu ifade ta’dîl lafızlarından biridir. (Suyûtî, Tedrîb, s. 126) Zehebî de mahallühü’s-
sıdk, lâ be’se bih, salihu’l-hadîs, yüktebü hadîsuhu, seyh ve benzeri
tabirlerin ravilerde mutlak bir zayıflıgın bulunmadıgına delâlet ettigini söylemistir.
(Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 3) Ibn Hacer onun hakkında leyyinü’l-hadîs
tabirini kullanmıs, (Ibn Hacer, Takrîb, s. 168) Ebû Dâvûd da Sünen’inde
(“Tahâret”, 59) hadis hakkında herhangi bir degerlendirme yapmamıstır. Bu
durumda onun rivayet ettigi hadis en azından hasen seviyesindedir.
Bu rivayet Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bastaki örtüye mesh etmeyi bir
gazve esnasında Hz. Bilâl (r.a.)’e özel olarak emrettigini ve bunun genel
bir hüküm olmadıgını göstermektedir. Hz. Bilâl (r.a.) rivayetinde ‘mesh
edin’ yerine ‘mesh et’ ifadesinin kullanılması da bu durumu teyit etmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söz konusu emri, bir özründen dolayı ona
özel bir durum iken Hz. Bilâl (r.a.)’in genel bir hüküm haline getirmesi de
mümkündür. Konuyla ilgilenenlerin bildigi üzere hadislerde buna benzer
birçok misal bulunmaktadır. Hz. Âise (r.anhâ)’nin açıkça ifade ettigi üzere
üç talakla bosanan Fatıma bint Kays da, kendisiyle ilgili Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in “barınma ve nafaka hakkı yok” (Müslim, “Talak”, 37) ifadesini kadınlarla
ilgili genel bir hüküm haline getirmistir. Yoruma açık metinlerin
delil olarak kullanılması yanlıstır.
Hz. Ömer’in, “sarık üzerine mesh etmekle abdestini yeterli görmeyeni
Allah temiz kılmasın”23 açıklaması, Cûzecânî tarafından isnadsız olarak
nakledilmistir. Bunun, sahih oldugu kabul edilirse, sarıgını çıkarmadan basının
bir kısmını mesh etmeyi yeterli görmeyip vesveseye kapılan kimseler
hakkında bir reddiye olmak üzere söylendigi seklinde anlasılabilir. Bu ise
yasak olan dinde asırılık anlamına gelmektedir.. Söyle ki Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in sarıgını basından çözmeden perçemini mesh ettigi sabittir.. Ibn
Ebî Seybe’nin rivayeti de bu durumu desteklemektedir. Onun nakline göre
Hz. Ömer (r.a.), “ister sarıgın üzerine mesh et istersen sarıgını çıkar öyle
yap” demistir. (Ibn Ebî Seybe, el-Musannef, I, 22; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-ummâl, V,
112) Böylece sarık üzerine meshe mukabil sarıgı çıkarmayı zikretmistir. Bizim
söyledigimiz de bundan farklı degildir. Bu, istersen sarıgı çıkarmadan
basının bir kısmını istersen sarıgı çıkarıp basın tamamını mesh edebilirsin
36 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
demektir. Alâ ba’dı re’sike (basının bir kısmını) ifadesinde yer alan “alâ”
konusmalarda oldugu gibi beraber manasındaki “maa” anlamındadır. Nitekim
el-Kâmûs’ta, Sibeveyh’in de ifade ettigi gibi “alâ” üzerinde ve beraberlik
belirten “maa” anlamında bir isim olarak da kullanılmaktadır. Nitekim
“Tutkuyla mallarını harcar” âyetinde (el-Bakara 2/177) de bu anlamda
kullanılmıstır” (Fîrûzâbâdî, el-Kâmûs, II, 96) açıklaması yapılmıstır. Bir metin
yoruma açık oldugunda, delil olamaz.
c. Konuyla Ilgili Fiilî Hadislerin Degerlendirilmesi
Simdi de konuyla ilgili delil olarak zikredilen Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
uygulamaları hakkındaki iddialara cevap verelim. Cevabımızın daha anlasılır
olması ve dogrunun sabah gün ısıgı gibi ortaya çıkması için bazı hususların
zikredilmesi yerinde olacaktır. Öncelikle belirtelim ki Allah (c.c.),
“baslarınızı mesh edin” (el-Mâide 5/6) âyetiyle basın mesh edilmesini farz
kılmıstır. Âyetin anlamı da açıktır. Ikincisi sarıgın mesh edilmesi hakikat
anlamında basın mesh edilmesi degildir. Bir sözün hakikat anlamıyla amel
etmek mümkün oldugu sürece mecaz anlamına gidilmez. Kelimeyi hakikat
manasında anlamak mümkün oldugu sürece mecaza yorulmaz. Üçüncüsü,
haber-i vâhid Kur’ân’a ilavede bulunamayacagı gibi onu nesh de edemez.
Dördüncüsü, hadis meshur veya mütevâtir, delâleti de açıksa Kur’ân’a ilave
bulundugu gibi onu nesh de edebilir.
Birinci husus ayrıca izaha ihtiyaç duymayacak sekilde açıktır. Zira âyette
zikredilen mesh ve bas ile kastedilen herkes tarafından bilinmektedir.
Ikinci husus da açıktır. Çünkü âyette zikredilen “bas” bilinen uzvumuz anlamında
hakikattir ve açıktır ki sarık degildir. Bu itibarla sarık üzerine yapılan
mesh hakikat anlamda basa yapılmıs mesh olmaz. Dolayısıyla sarık
âyetin kapsamına dâhil degildir. Sevkânî’nin konuyla ilgili karsı açıklaması
söyledir: Bas olarak isimlendirilmedigi halde saça mesh etmek abdest
için yeterli oluyor. Burada “saç ona bitisik oldugu için mecaz anlamıyla
bas olarak da isimlendirilebilir” diye itirazda bulunulabilir. Iyi ama sarıkla
bas arasında da aynı mecazî iliski vardır. Nitekim birinin sarıgını öpen
kimse “onun basını öptüm” diyebilmektedir. (Sevkânî, Neylü’l-evtâr, I, 161) Ne
var ki Sevkânî saçlı basa mesh etmekle sadece saça meshi birbirine karıstırmıstır.
Birincisi gerçekte basa mesh etmek iken digeri mecaz yoluyla basa
mesh etmek anlamına gelmektedir. Zira bas üzerinde saç bulunsun veya
bulunmasın bilinen bir uzvumuzdur. Asıl olan da saçlı olmasıdır. Elbette
ki üzerinde saç bulunan bası mesh etmek aynı zamanda saçları da mesh
ABDEST 37
etmek seklinde olacaktır. Elleri gezdirerek mesh etmek hakikat anlamda
bası mesh etmektir. Bu durumda elin sadece saça degmis olmasının yeterli
görülmesi, saça meshten degil saçla örtülü basa mesh oldugu içindir. Nitekim
basa dokunmadan sadece saçın bastan sarkan kısımlarını mesh etmek
yeterli degildir. Zira bu saçla örtülü bası degil, sadece saçı mesh etmek demektir.
Saç ise bas olarak isimlendirilemez. Bu, üzerinde ot bulunsun veya
bulunmasın yere oturan kimseye ‘yere oturdu’ dememiz gibidir. Bu durumda
söz konusu kimse hakikat anlamında yere oturmustur. Üzerinde hasır
veya sergi bulunan yere oturan kimseye ‘yere oturdu’ dememiz ise mecazîdir.
Buna göre basında saç bulunan kimsenin mesh etmesi üzerinde ot
bulunsun veya bulunmasın yere oturan kimse gibi hakikat anlamındadır.
Sarık üzerine mesh ise hasır veya sergi bulunan yere oturan kisi de oldugu
gibi mecazîdir. Buna göre birincisi âyetin anlamına dâhil ikincisi ise hariçtir.
Bu durum, basında saç bulunan kimsenin meshi ile sarık bulunan kisinin
meshinin aynı oldugu iddiasının yanlıslıgını ortaya koymaktadır. Birçok
kimsenin yanıldıgı husus olan bu noktaya dikkat edilmelidir.
Mecâzî olarak bası mesh etmek anlamına geleceginden hareketle sarıga
mesh etmenin yeterli olacagı görüsünü kabul edenlere, öyle ise teyemmümde
yasmak veya eldivenler üzerine meshin de yeterli olması gerekir
seklinde karsı bir cevap verilebilir. Zira sarıgı öptügü halde ‘basını öptüm’,
eldivenleri öptügü halde ‘ellerini öptüm’ veya yasmagını öptügü halde ‘yüzünü
öptüm’ denmesi de hakiki manada degil mecâzî anlamdadır. Âlimlerin
çogunun görüsüne göre böyle bir seyin olmayacagı ise bilinmektedir.
Üçüncü ve dördüncü hususları usul âlimleri kitaplarında ele aldıkları
için burada konu uzatılmayacaktır. Bütün bunlardan sonra burada diyoruz
ki: Sarıga mesh etmekle ilgili haberlerin tümü, abdest âyetinin nüzûlünden
sonra söz konusu oldugu ve meshur veya mütevâtir yolla gelip basa hiç
dokunmadan sadece sarıga mesh etmenin yeterli olacagına delâlet ettigi
tespit edilmedikçe delil olamayacagına vurgu yapmamız gerekmektedir.
Bunun aynı zamanda Cûzecânî’nin “degisik bölgelerdeki âlimlere göre
sarık üzerine mesh etmek Resûlullah (s.a.v.)’den beri uygulana gelen meshur
bir sünnettir” açıklamasına da cevap teskil ettigi fark edilecektir. Zira
o söz konusu ifadesiyle bizzat sarık üzerine de mesh etmeyi kastetmisse,
Ibn Hacer el-Askalânî’nin onun nâsıbî bir bid’atçı olduguna dair açıklamasını
da dikkate almadan (Hedyü’s-sârî, s. 388) bunu kabul etmek mümkündür.
Ancak o bununla bası degil de sadece sarıgı mesh etmenin meshur sünnet
38 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
oldugunu kastetmisse bunu kabul etmek mümkün degildir. Zira meshur
sünnet bir tarafa bunun ahâd haberlerle bile gelmesi mümkün degildir. Bu
bütünüyle yanlıs bir anlayıstır.
Bütün bu açıklamalardan basla birlikte sarıgın ayaklarla birlikte mestler
gibi oldugu anlasılmaktadır. Sadece sarıga mesh etmenin basa mesh yerine
geçtigini söyleyebilmek için mestlere mesh etmek hususundaki gibi meshur
veya mütevâtir olarak gelen bir haberde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ilgili
âyet nazil olduktan sonra bununla yetindiginin veya herhangi bir mazeretleri
olmadıgı halde insanlara bunu emrettiginin açıkça ifade edilmesi
gerekir. Nitekim Ebû Hanife mestlere mesh etmek hususunda, “gündüzün
aydınlıgı gibi apaçık bir bilgi ifade eden haberler gelmeseydi mest üzerine
mesh edilecegini söylemezdim” demistir. Ebû Yusuf da, “Kur’an’ın sünnetle
neshi ancak mestlere mesh etmek hususundaki hadisler gibi (meshur)
hadislerle mümkündür” açıklamasını yapmıstır. (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi, I, 7)
Konuyla ilgili Ibn Hacer söyle demistir: Ibnü’l-Münzir’in nakline göre
Abdullah b. Mübârek, “Mestler üzerine mesh etmek hususunda ashap arasında
herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Nitekim onlardan olumsuz görüs
ifade edenlerden aynı zamanda müsbeti de rivayet edilmistir” demistir.
Ibn Abdilber de söyle demistir: Bu konuda Imam Mâlik dısında olumsuz
görüs beyan eden herhangi bir âlim bilmiyorum. Ancak sahih haberler
onun da olumlu kanaatte oldugu yönündedir. Hadis hâfızlarından birçok
kimse mestler üzerine mesh hakkındaki haberlerin mütevâtir seviyesinde
oldugunu belirtmislerdir. Bazı âlimlere göre konuyla ilgili hadisler seksen
sahâbe tarafından rivayet edilmistir. Asere-i mübessere de bunlar arasında
bulunmaktadır. Ibn Ebî Seybe (bk. Ibn Hacer, Fethü’l-bârî, I, 366) ve diger hadis
kaynaklarında belirtildigine göre Hasan-ı Basrî, “Mest üzerine mesh konusunu
bana yetmis sahâbe rivayet etti” demistir. (Ibn Hacer, Fethü’l-bârî, I, 264)
Buhârî’de söyle rivayet edilir. Cerir (r.a.) küçük abdestten sonra abdest
aldı ve mestlerine mesh etti. Sonra da namaz kıldı. Kendisine bu durum so-
ABDEST 39
24 Hadis hasendir.
25 Ibn Hacer, bu rivayetin hasen olduguna isaret etmekle yetinmistir (Ibn Hacer, Fethü’l-
bârî, I, 590). Taberânî olayın veda haccında meydana geldigini ifade eden ilave
kısmını Mu’cemü’l-evsat’ında Muhammed b. Nuh b. Harb b. Seyban b. Ferruh
> Harb b. Sureyh > Halid el-Hazâ > Muhammed b. Sîrîn > Cerir b. Abdullah el-
Becelî isnadıyla rivayet etmistir. (bk. Zeylaî, Nasbu’r-râye, I, 163).
26 Hadis sahihtir.
ruldugunda ise “Resûlullah (s.a.v.)’i böyle yaparken gördüm” diye cevap
verdi. (Buhârî, “Salât”, 25) Ibrahim en-Nehaî, “Bu, âlimlerin hosuna giden bir
haberdir. Zira Cerir abdest âyetinden çok sonra müslüman olanlardandır”
demistir. Ibn Hacer’in açıklaması söyledir: Imam Müslim, Cerir’in müslüman
olması Mâide suresinden sonra oldugu için bu haberi tercih etmistir.
(Buhârî, “Salât”, 25) Ebû Dâvûd da, ‘Cerir, Mâide suresinden sonra müslüman
oldum’ ifadesi vardır. (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 60)24 Taberânî’nin Muhammed
b. Sîrin vasıtasıyla Cerir’den nakline göre söz konusu olay vedâ haccında
meydana gelmistir.25 Tirmizî hadis hakkında su bilgileri vermektedir:
Bu hadis konuya açıklık getirmektedir. Zira mestler üzerine meshi kabul
etmeyenler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mestleri üzerine meshinin Mâide
suresinde söz konusu edilen abdest âyetinden önce oldugunu ve âyetin bunu
nesh ettigini ileri sürmüslerdir. Cerir ise Mâide suresi nazil olduktan
sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)’i mestleri üzerine mesh ettigini gördügünü
ifade etmektedir. Mestler üzerine meshi kabul etmeyenlerin görüslerini çürüttügü
için Ibn Mes’ud’un talebeleri de Cerir hadisini tercih etmislerdir.
(Ibn Hacer, Fethü’l-bârî, I, 416)
Buhârî’nin Mugire b. Su’be’den nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) ihtiyacı
için dısarı çıktı. Mugire su kabıyla onu takip etti. Ihtiyacını giderdikten
sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) abdest aldı Mugire de ona su döktü. Resûlullah
(s.a.v.) abdestinde mestleri üzerine mesh etti. (Buhârî, “Vudu”, 48)
Ibn Hacer’in hadisle ilgili açıklaması söyledir: Hadisin Imam Mâlik, Ahmed
b. Hanbel ve Ebû Dâvûd’da yer alan Abbâd b. Ziyad > Urve b. Mugire
isnadıyla rivayetinde, olayın Tebük gazvesinde ve sabah namazında
40 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
27 Hadis zayıftır. Hadisi ayrıca Ebû Dâvûd et-Tayâlisî (Müsned, II, 46), Ibn Ebî Seybe
(el-Musannef, I, 23), Ibn Mâce (“Tahâret”, 89), Dûlâbî (el-Künâ, II, 113), Ibn
Hibbân (Sahîh, IV, 175) ve Ebû Nuaym (et-Târîh, II, 96) rivayet etmislerdir. Söz
konusu âlimlerin hepsi hadisi Ebû Sureyh > Zeyd b. Savhân el-Abdî’nin azatlısı
Ebû Müslim > Selman isnadıyla “Resûlullah (s.a.v.)’i mestlerine ve basörtüsüne
meshederken gördüm” seklinde rivayet etmislerdir. Tirmizî’nin rivayeti ise “mestlerine
ve perçemine mesh etti” seklindedir. Ibn Hibbân’ın es-Sikât’ında belirttigi
üzere bu, Ebû Sureyh ve Ebû Müslim’in hatasıdır. Bize göre hadis hakkında hüküm
verilirken üzerinde tartısılan Muhammed b. Zeyd hakkında söz konusu edilen kim
oldugunun bilinmemesinin (cehâletü’l-ayn) ortadan kaldırılması onun nasıl biri olduguyla
ilgili cehâleti ortadan kaldırmaz. Ebû Sureyh ve Ebû Müslim ise makbul
ravilerdir.
28 Hadisin senedi zayıftır.
meydana geldiginde süphe bulunmadıgı ifade edilmektedir.26 Ibn Hacer,
hadisin Mâide suresindeki abdestle ilgili âyetle nesh edildigi düsüncesiyle
mestler üzerine meshi kabul etmeyenlerin görüslerini çürüttügünü söylemistir.
Çünkü abdest âyeti Müreysi’ gazvesinde nâzil olmus söz konusu
olay ise ittifakla ondan sonra Tebük gazvesinde meydana gelmistir. Bezzâr,
olayı Hz. Mugire (r.a.)’den altmıs kisinin rivayet ettigini belirtmistir.
Ibn Hacer’in açıklamaları bazı ufak tasarruflarla bu sekildedir. (Ibn Hacer,
Fethü’l-bârî, I, 265-266) Tahâvî de mukim ve misafir için meshin müddeti konusunda
mest üzerine mesh ile ilgili Hz. Peygamber (s.a.v.)’den yapılan rivayetlerin
mütevâtir oldugunu söylemistir. (Serhu meâni’l-âsâr, I, 83)
Özet olarak ifade etmek gerekirse, mukim ve yolculuk halinde ayakları
yıkamak yerine mestler üzerine mesh etmenin yeterli olacagına dair Hz.
Peygamber (s.a.v.)’den nakledilen hadisler mütevâtir seviyesindedir. Bu
durumda -Allah askına cevap verin- size göre Mâide suresindeki abdest
âyetinden sonra sarık üzerine meshin basa yapılan mesh yerine geçecegine
dair bunu açıkça ifade eden meshur seviyesinde bir hadis nakledilmis midir?
Bu soruya kesinlikle olumlu cevap veremezsiniz.
d. Fiilî Hadislerle Ilgili Iddiaların Degerlendirilmesi
Simdi de konuyla ilgili zikredilen hadislere ve bunların degerlendirilmesine
geçebiliriz. Bunlardan biri Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettigi Hz.
Selman-ı Fârisî (r.a.) hadisidir. Buna göre abdesti bozuldugu için mestlerini
çıkaran birini gören Hz. Selman-ı Fârisî (r.a.), ona mestlerine ve sarıgına
mesh etmesini emrederek, “Ben Resûlullah (s.a.v.)’i mestlerine ve basındaki
örtüye mesh ederken gördüm” demistir. (Ahmed b. Hanbel, V, 439)27
Sevkânî hadisi Tirmizî’nin de el-Ilelü’l-kebîr’inde (s. 56) rivayet ettigini28
ancak “basörtüsü” yerine “Perçemi” lafzını zikrettigini söylemistir. Hadisin
isnadında Ebû Sureyh bulunmaktadır. Hadisle ilgili Tirmizî su açıklamayı
yapmıstır: Muhammed b. Ismail el-Buhârî’ye ‘senedinde yer alan
Ebû Sureyh’in ismi nedir?’ diye sordum. ‘Bilmiyorum’ dedi. Isnadında yer
alan Zeyd b. Savhan’ın azatlısı Ebû Müslim de bilinmeyen bir kimsedir.
Nitekim Tirmizî onun hakkında “ismini ve bundan baska bir hadis rivayet
ettigini de bilmiyorum” demistir.
ABDEST 41