II. GUSÜL

GUSÜL

1. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Gusül Alısı
144. Hz. Aise (r.anhâ) anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.v.) cünüplük sebebiyle
gusül aldıgında önce ellerini yıkar ve namaz abdesti gibi abdest alırdı.
Sonra parmaklarını suya sokar ve saç diplerini onunla ovalar, avucuyla
basına üç defa su dökerdi. Daha sonra ise suyu bütün vücuduna dökerdi.234
Hadisi Buhârî rivayet etmistir. Onun diger rivayeti, “avucuyla suyu alır
önce basının sag tarafına sonra da sol tarafına dökerdi” seklindedir. Buhârî,
“her iki tarafa da basının ortasından dökerdi” açıklamasını yapmıstır.
Fethu’l-bârî’de ilk rivayette yer alan “önce ellerini yıkar” ifadesinin Imam
Safiî rivayetinde “onları kabın içine sokmadan”, Tirmizî rivayetinde ise
“sonra avret yerini yıkardı” ilavelerinin bulundugu belirtilmektedir.
145. Cabir b. Abdullah (r.a.)’in nakline göre Resûlullah (s.a.v.) üç avuç
su alıp önce basına daha sonra ise vücuduna dökerdi. Hasan b. Muhammed
b. Hanefiyye’nin, “ben gür saçlı biriyim (bu kadarcık su bana yetmez)” demesi
üzerine Cabir b. Abdullah (r.a.), “Resûlullah (s.a.v.)’in saçları seninkinden
daha gürdü” diye karsılık verdi. (Buhârî, “Gusl”, 4)
146. Ibn Abbas (r.a.)’in nakline göre Meymûne (r.anhâ) söyle anlatmıstır:
Hz. Peygamber (s.a.v.) guslederken suyunu tuttum. Sag eliyle kabı egdirip
sol eline döktü ve iki elini yıkadı. Sonra avret mahallini yıkadı ve elini
topraga sürdü ve yıkadı. Agzına ve burnuna su verip yüzünü yıkadı ve
basından asagı su döktü. Sonra kenara çekilip ayaklarını yıkadı ve kendisine
bir peskir getirildi, fakat O (s.a.v.), onunla kurulanmadı. (Buhârî, “Gusl”,
7)
Söz konusu hadislerin konuya delâletleri açıktır. el-Hidâye’de (I, 14) belirtildigine
göre Hz. Peygamber (s.a.v.), kullanılmıs suyun toplandıgı yerde
bulundukları için en son olarak ayaklarını yıkamıstır. Tahta gibi suyun toplanmadıgı
bir yerde bulunsaydı, ayaklarını en sona bırakmazdı. Nitekim
Mevlevî Abdülgafur da, “Eger kullanılan su pis (necis) ise ayakları yıkamanın
amacı açıktır. Pis degil ise o zaman da maddeten daha temiz olması
için yıkanmıs olur” demistir. Bize göre ikincisi tercih edilmelidir. Zira yerinde
incelenecegi üzere abdest azalarından akan kullanılmıs su tercih edi-
212 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
len görüse göre necis (pak ama paklayıcı) degildir.
Hz. Meymûne (r.anhâ) hadisi ayakların ayrıca yıkanmasının müstehap
olduguna delâlet ettigi seklinde yorumlanmalıdır. Zahiri itibariyle ayakların
ayrı bir yerde yıkanmayacagını ifade eden Hz. Aise (r.anhâ) hadisi ise
bunun da caiz oldugu veya gusül yerinde tahta bulunanlarla (yahut gideri
olan banyolarla) ilgili oldugu tarzında anlasılmalıdır.
2. Gusül Yaparken Kadının Saç Örgüsünü Çözmesinin Gerekli Olmadıgı
147. Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) anlatmaktadır: “Ey Allah’ın Elçisi, Ben
saçlarımı örüyorum. Cünüplük sebebiyle yıkanırken onları çözeyim mi?”
diye sordum. “Hayır! Basına üç avuç su dökmen yeter. Sonra da vücuduna
suyu dökünür ve temizlenirsin” buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmistir. Diger rivayetinde ise Ümmü Seleme
(r.anhâ), “Hayız ve cünüplük sebebiyle yıkanırken onları çözeyim mi?” diye
sormus, Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Hayır!” diye cevap vermistir. (Müslim,
“Hayz”, 58)
148. Hz. Aise (r.anhâ) anlatmaktadır: Esmâ (r.anhâ)’nın hayızdan nasıl
yıkanılacagını sorması üzerine Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurmustur: “Bu
durumda olan su ve sidreyle temizlenir. Temizligi de güzel yapar. Sonra suyu
basına döker ve diplerine ulasıncaya kadar ovalar. Sonra vücuduna su
dökünür. En sonunda misk sürülmüs bez parçasıyla temizlenir.” “Onunla
nasıl temizlenecegim?” diye sorunca Resûlullah (s.a.v.), “Sübhanallah!
Onunla temizlenirsin iste!” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aise (r.anhâ) fısıltı
ile, “Vücudundaki kan gördügün yerlere sürerek kurulanırsın demek istiyor”
diye açıkladı. Daha sonra Esmâ (r.anhâ) cünüplük sebebiyle nasıl yıkanılacagını
da sordu. Resûlullah (s.a.v.), “Su alır ve güzelce taharetlenir
ve temizlenirsin. Sonra suyu basına döker diplerine ulasıncaya kadar ovalarsın.
Sonra da suyu vücuduna dökersin” buyurdu. (Müslim, “Hayz”, 61)
Teysîrü’l-vusûl’de belirtildigine göre suyun basın diplerine kadar ulasmasından
maksat onun saç diplerine ulastıgından emin olmak için yeterince ti-
GUSÜL 213
235 Isnadı zayıftır. Ibn Hacer’in Takrîb’inde belirttigi üzere isnadında bulunan Ibn Ebî
Leylâ sadûk fakat zabtı son derece zayıf bir ravidir. Ebü’z-Zübeyr de sadûk olmakla
birlikte tedlis yapan bir ravidir ve burada da haberi tedlise delâlet eden “an” lafzıyla
rivayet etmistir.
236 Ibn Mâce, “Tahâret”, 124. Hadis sahihtir.
tiz davranmak ve gerekli ihtimamı göstermektir.
149. Amr b. Avn > Halid b. Abdullah > Ibn Ebî Leylâ > Ebü’z-Zübeyr
isnadıyla rivayet edildigine göre Cabir b. Abdullah (r.a.) söyle demistir:
“Cünüplük sebebiyle yıkanan kadının saçlarını çözmesi gerekmez. Ancak
saç diplerine suyu ulastırması gerekir.”
Hadisi Dârimî rivayet etmistir. (Dârimî, “Vudu”, 115)235 Ibn Ebî Leylâ hariç
digerleri Imam Müslim’in ravileridir. Ibn Ebî Leylâ (Muhammed) hakkında
ihtilaf edilmistir. Buradaki ihtilaf hadisin sıhhatine zarar vermez.
Sözü edilen hadisler gusül esnasında kadının saç örgülerini çözmesinin
gerekli olmadıgını, basını ıslatıp suyu saçın diplerine ulastırmasının yeterli
oldugunu ifade etmektedirler. Nitekim Ümmü Seleme (r.anhâ) rivayeti
saçları çözmeden suyu basa dökmemenin yeterli olacagına ve gusül esnasında
saçları çözmenin gerekli olmadıgına delâlet etmektedir. Burada su
hadise de yer vermek gerekir. Ibn Teymiye’nin de belirttigi üzere (el-Müntekâ,
I, 240) Ibn Mâce’de sahih bir isnadla Hz. Aise (r.anhâ)’dan nakledilmistir.
Kendisi hayızdan temizlenirken Resûlullah (s.a.v.) “Saçını çöz ve
öyle guslet” buyurmustur.236 Ibn Teymiye bunu, müstehap oldugu seklinde
yorumlamıstır. Bize göre ise Resûlullah (s.a.v.)’in ona saçlarını çözmesini
ve taranmasını emretmesi, umre ihramından çıktıgını belirtmeye yönelik
olmalıdır.
Hadiste zikredilen basa üç avuç dökmek, bunun sayı olarak vacip oldugunu
ifade etmemektedir. Asıl maksat bir veya iki kere de olsa suyun saçlara
ulasmasıdır. Bu hadiste suyun saç diplerine ulasması söz konusu edilmemisse
de Hz. Aise (r.anhâ) hadisi ile Cabir b. Abdullah (r.a.)’in açıklaması
buna delâlet etmektedir.
Ibn Hacer, Hz. Aise (r.anhâ) hadisinin isnadında bulunan Ibrahim b.
Muhacir’in sadûk (dogru sözlü) fakat zabtının biraz gevsek oldugunu söylemistir.
(Takrîb, s. 11) Ancak bu isabetli degildir. Zira onun hakkında ihtilaf
edilmis ve bütün münekkitler onun zayıf oldugunu söylememistir.
(Tehzîb, I, 167, 168) Nitekim Süfyan es-Sevrî ve Ahmed b. Hanbel onun güvenilir
oldugunu “lâ be’se bih/onda bir sakınca yoktur” lafzıyla ifade etmislerdir.
Ahmed b. Hanbel’in nakline göre Yahya b. Maîn, Ibrahim b.
Muhacir ile Ismail es-Süddî’nin zayıf olduklarını söyleyince Abdurrahman
b. Mehdî buna kızmıs ve bunun dogru olmadıgını ifade etmistir. Ibn
Sa’d onu sika lafzıyla nitelemis, es-Sâcî sadûk oldugunu ve hakkında ih-
214 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
tilaf bulundugunu söylemis, Ebû Dâvûd ise salihu’l-hadîs oldugunu belirtmistir.
Ibn Hacer onun zayıf oldugu görüsünde bulunan baska âlimleri
de zikretmistir. Ancak sen ravinin degerlendirmesiyle ilgili bu tür ihtilafların
onun güvenilirligine zarar vermedigini daha önce de ifade ettigimizi
bilmektesin.
Cabir b. Abdullah (r.a.)’le ilgili haberin isnadında bulunan Ibn Ebî
Leylâ, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ olmalıdır. Ibn Hacer’in
belirttigi üzere onun hakkında da ihtilaf edilmistir. Iclî onu fakih, sahibu
sünnet, sadûk ve caizü’l-hadis lafızlarıyla nitelemistir. (Tehzîb, IX, 309) Tirmizî,
Sünen’inde su anda yerlerini anımsayamasam da bazı hadislerinin
sahih oldugunu ifade ettigini çok iyi hatırlıyorum. Nitekim o onun hakkında,
“sadûk fakat bazen yanılabilmektedir” açıklamasını yapmaktadır. Bu
GUSÜL 215
237 Hadis zayıftır. Nasbu’r-râye’de belirtildigi üzere (I, 80) Dârekutnî onu el-Efrad’ında,
Beyhakî es-Sünenü’l-kübrâ’sında (I, 182), Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’inde
(I, 260), Heysemî Mecmau’z-zevâid’inde (I, 273) rivayet etmislerdir. Taberânî rivayetinde
isnadda Seleme b. Subayh el-Yahmudî bulunmaktadır. Ben onu zikreden
birini bulamadım. Hatîb el-Bagdâdî’nin nakline göre Dârekutnî; “Bu, Hammad b.
Seleme > Sabit > Enes isnadıyla rivayet edilen garib hadistir. Çünkü onu Hammad’dan
rivayette Müslim b. Subeyh tek kalmıstır. Ben de onu sadece bu tarikten
yazdım” açıklamasını yapmıstır. Kütüb-i sitte’de rivayetleri bulunan Müslim b. Subeyh
el-Hemedânî baska bir ravidir. Zira bu hadisin isnadında zikredilen Müslim,
Ahmed b. Hanbel’in hocaları neslindendir. Müslim b. Subeyh el-Hemedânî ise Ibn
Abbas (r.a.) ve diger sahâbîlerden rivayette bulunan güvenilirligiyle tanınan bir ravidir.
Ibn Hacer Tehzîb’de onun hakkında bilgi vermektedir. Ibn Hacer’in karısmayı
engellemek amacıyla genelde yaptıgı gibi tanınan ve sika olarak bilinen Müslim
b. Subeyh el-Hemedânî’den sonra meçhul olan söz konusu raviyi de zikretmesi son
derece güzel olurdu. Ne var ki bu ravi hakkında genel uygulamasına aykırı davranmıstır.
Ancak ben, Ibn Hacer’in hakkında cerh ve ta’dil ifadesi zikretmeden onu
Tabsîrü’l-müntebih (III, 833) isimli eserine aldıgını gördüm. Aynı hadisi Ziya el-
Makdisî de Taberânî isnadıyla el-Ehâdîsü’l-muhtâre’de nakletmistir. Taberânî el-
Mu’cemü’l-kebîr’de (I, 260) sözü edilen hadisi Ahmed b. Davud el-Mekkî > Seleme
b. Subeyh el-Yahmudî > Hammad b. Seleme isnadıyla rivayet etmistir. Görüldügü
gibi Ahmed b. Davud el-Mekkî de ‘Müslim’ yerine ‘Seleme’ seklinde rivayet
etmistir. Bu, yanlıs bir yazım hatası degildir. Heysemî’nin Mecmau’z-zevâid’deki
(I, 273) açıklaması, “Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’de rivayet etmistir. Isnadında
Seleme b. Subeyh el-Yahmudî yer almaktadır. Onun hakkında ise bilgi bulamadım”
seklindedir.
Sevkânî hadisin sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıs (Neylü’l-evtâr, I,
217), ancak illeti bulunmadıgı izlenimini vermistir. Bu duruma isaret etmek ve hadisle
ilgili arastırma ihtiyacının bulunduguna dikkat çekmek gerekmektedir.
ifadenin de yerini hatırlayamıyorum. Bilindigi gibi Tirmizî’nin bazen anlamında
zikrettigi “rubbe” kelimesi azlıga delâlet etmektedir. Bu, onun rivayetlerinin
delil olarak kullanılmasını engellemeyecek hafif bir cerh demektir.
Böyle olmasaydı Tirmizî onun rivayetinin sahih oldugunu söylemezdi.
Konuyla ilgili Avnü’l-ma’bûd’da söyle denilmektedir: Üçüncüsü, cünüplük
degil de sadece hayız sebebiyle yapılan gusülde saç örgülerinin çözülecegidir.
Hasan-ı Basrî, Tavus ve Ahmed b. Hanbel bu görüstedir. Bunlar,
delil olarak Enes b. Malik rivayetini kullanmaktadırlar. Buna göre Hz.
Peygamber (s.a.v.), “Kadın hayız sebebiyle yıkandıgında saç örgülerini çözer
ve onu hatmî ve çöven otuyla yıkar. Cünüplük sebebiyle yıkandıgında
ise saçlarını çözmeden basına su dökünerek ve saçlarını sıkarak yıkanır”
buyurmustur.237 Hadisi Dârekutnî el-Efrâd’ında, Beyhakî es-Sünenü’lkübrâ’sında,
Taberânî ise el-Mu’cemü’l-kebîr’inde rivayet etmislerdir. es-
Seylü’l-cerrâr’da ise söyle denilmektedir: Hadisin isnadında bulunan
Müslim b. Subayh el-Yahmudî tanınmayan bir ravidir. O, Ebü’d-Duhâ
Müslim b. Subayh degildir. Zira bu, Kütüb-i sitte müelliflerinin rivayette
bulundugu bir ravidir. Saçların hatmî ve çövenle yıkanması sart degildir.
Herhangi bir âlimin bunu gerekli görmemesi de bu durumu teyit etmektedir.
Bize göre en isabetli olan Ahmed b. Hanbel’in yukarıda zikrettigimiz
Ibn Mâce hadisini delil olarak kullanmasıdır. Zira Ahmed b. Hanbel gibi
bir âlim isnadında tanınmayan bir ravi bulunan hadisi delil olarak kullanmaz.
Ayrıca yukarıda da zikrettigimiz üzere söz konusu hadiste belirtilen
saçların çözülmesi emrinin de müstehaplıga delâlet ettigi anlasılmalıdır.
3. Farz Olan Gusülde Agız ve Burnu Yıkamanın Farziyeti
150. Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edildigine göre Resûlullah (s.a.v.) söyle
buyurmustur: “Cünüplükten yıkanırken kim kıl dibi kadar bile bir yeri yıkamadan
bırakırsa ona (terk edilen yere veya bu yeri yıkamayıp terk eden
kisiye) söyle (veya su kadar süre) azab edilir.” Hz. Ali (r.a.) üç defa, “buna
sebep basıma kızdım” der ve onu tıras ederdi.238
216 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
238 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 97; Ibn Mâce, “Tahâret”, 106; Ahmed b. Hanbel, I, 94, 101,
133. Hadis zayıftır. Hadisi Ahmed b. Hanbel ve diger âlimler Hammad b. Seleme
> Atâ b. Saib > Hz. Ali (r.a.) isnadıyla merfû olarak rivayet etmislerdir.
239 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 123; Tirmizî, “Tahâret”, 92; Nesâî, “Tahâret”, 203; Ahmed
b. Hanbel, V, 146, 147, 155, 180; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 176. Tirmizî,
Ebû Hâtim, Ibn Hibbân, Dârekutnî, Hâkim en-Nîsâbûrî, Zehebî ve Nevevî hadisin
sahih oldugunu söylemislerdir.
Hadisi rivayet eden Ebû Dâvûd sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama
yapmamıstır. et-Telhîsü’l-habîr’de isnadının sahih oldugu ve isnadında bulunan
Atâ b. Saib’in hadisi Hammad b. Seleme’den hafızasının zayıflamasından
önce isittigi ifade edilmektedir.
Ibn Hacer söz konusu hadisi et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 52) rivayet ettikten
sonra, “Ancak dogrusunun bunun Hz. Ali (r.a.)’in sözü oldugu söylenmistir”
demektedir. Ibn Hacer’in “kîle: söylenmistir” ifadesi bu görüsün zayıflıgına
delâlet etmektedir. Ebû Dâvûd’un hadisle ilgili açıklamada bulunmaması da
onun kendine göre merfû oldugunu göstermektedir. Bu ihtilaf hadisin delil
olarak kullanılmasına engel degildir. Hocamın belirttigine göre hadisteki “kıl
dibi” ifadesi umumîdir ve burun kıllarına da samildir. Dolayısıyla cünüplük
sebebiyle yıkanmada burnun içindeki kılların da yıkanması farzdır.
Avnü’l-ma’bûd’da (I, 103) zikredildigine göre Hattâbî, cünüplük sebebiyle
gusleden kimsenin burnunu da yıkamasını farz görenlerin bu hadisi
delil olarak kullandıklarını, zira burun deliklerinde de dipleri yıkanması gereken
kılların bulundugunu ifade etmislerdir” demistir. Hocamın da belirttigi
gibi burada kastedilen farz, itikâdî anlamda degil amelî manadadır. Zira
söz konusu hadis haber-i vahittir ve onunla itikâdî anlamda farz tespit
edilemez. Mutlak olarak farz kullanıldıgında ise her ikisi de kastedilir.
151. Ebû Zer (r.a.)’den rivayet edildigine göre Resûlullah (s.a.v.) söyle
buyurmustur: “On sene bile su bulunmasa temiz toprak müslümanın temizleyicisidir.
Ancak su bulundugunda vücudunu onunla yıkar. Çünkü bu
daha hayırlıdır.”239
Hadisi Tirmizî rivayet etmis ve hasen olarak nitelemistir.
Hadisi Ebû Dâvûd da uzunca rivayet etmis fakat sıhhatiyle ilgili herhangi
bir açıklama yapmamıstır. Onun rivayeti, “Ancak suyu buldugun zaman
onu bedenine dök (guslet). Çünkü bu daha hayırlıdır” seklindedir. et-
Telhîsü’l-habîr’de (I, 57) belirtildigi üzere hadisi Ibn Hibbân Sahih’inde,
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek’inde, Ebû Dâvûd’da oldugu gibi Halid
el-Hazzâ isnadıyla rivayet etmislerdir. Ebû Hâtim onun sahih oldugunu
ifade etmis ve Halid el-Hazzâ rivayetinin Amr b. Becdân rivayetine dayandıgını
söylemistir. Iclî güvenilir bir ravi oldugunu söyledigi halde Ibnü’l-
Kattân onu meçhul olarak niteleme gafletinde bulunmustur.
GUSÜL 217
240 Bu ifade Ebû Dâvûd’da yer alan münker bir hadiste geçmektedir.
Hadisle ilgili Avnü’l-ma’bûd’da söyle denilmektedir: Lügat âlimlerinin
önde geleni Cevherî’nin es-Sıhâh isimli eserinde verdigi bilgiye göre “elbeser”
kelimesi insan vücudunun dıs kısmı, teni, cildidir. Nitekim el-Kâmûs
ve el-Misbâh’da da aynı açıklama yer alır. “Fülânün mü’demün mübesserün”
denilir, husunetle yumusaklıgı bir araya getirmis oldugu kastedilir.
Cevherî’nin belirttigine göre cildin ete bitisik iç kısmına “el-edeme”
denilmektedir. el-Kâmûs’ta zikredildigine göre “el-edeme” cildin ete bitisik
iç kısmı veya üzerinde kılların bulundugu dıs yüzü olmaktadır.
Hattâbî’nin nakline göre bazı âlimler “Enku’l-beser/cildinizi temizleyiniz”
240 hadisinden hareketle burna su vermenin farz oldugu görüsünü benimsemislerdir.
Bunlar, burnun içinin de sözü edilen hadiste zikredilen
“el-beser” kelimesinin kapsamına dâhil oldugunu ileri sürmüslerdir. Bu
anlayıs lügatçilerin açıklamalarına aykırıdır. Zira onlara göre “el-beser”
kelimesi vücudun dıs kısmına denilmektedir. Agız ve burnun iç kısımları ise
“el-edeme” kelimesiyle ifade edilmektedir. Ebû Amr’ın Ebü’l-Abbas Ahmed
b. Yahya’dan nakline göre Araplar, cildinin dıs kısmı sert iç kısmı yumusak
olan kimse için “Fülânün mü’demün mübesserün” demektedirler.
Cevherî’nin açıklamasına göre “el-edeme” kelimesi agız ve burnun iç
kısmıyla ilgili degildir. Çünkü ona göre “el-edeme” kelimesi cildin ete bitisik
iç kısmıdır ve agız ve burnun iç kısımları böyle degildir. Zira onlar ete
bitisik olmadıkları gibi derinin iç kısmında degil dısındadırlar. “Cildinizi temizleyiniz”
hadisini cünüplük sebebiyle yapılan gusülde agzın çalkalanmasının
farz oldugunun delili kabul etmek ise isabetlidir.
el-Kâmûs müellifinin “el-edeme” kelimesinin, üzerinde kılların bulundugu
dıs yüzü anlamına geldigini süpheyle ifade etmesi, Cevherî’nin açıklamasının
delil olarak kullanılmasına engel degildir. Çünkü alanında önemli
bir âlim olan Cevherî bunu kesin olarak ifade etmektedir. el-Kâmûs müellifinin
tanımında geçen “ev” kelimesini “vav” seklinde yorumlayarak veya
kusku degil de çesitlilik bildirdigini söyleyerek Cevherî’nin açıklama-
218 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
241 Dârekutnî, Sünen, I, 115. Dârekutnî, Muhammed b. Mahled > Muhammed b. Ismail
> Veki’ > Süfyan es-Sevrî > Halid el-Hazzâ isnadıyla Muhammed b. Sîrîn’in
cünüplük sebebiyle gusülde burnu üç defa yıkamanın Resûlullah (s.a.v.)’in sünneti
oldugunu söyledigini rivayet etmistir. Ancak dogrusu, bu mürsel rivayetten önce
Veki’ vasıtasıyla kaydettigimiz Muhammed b. Sîrîn’in cünüplük sebebiyle gusülde
burnu üç defa yıkamanın Resûlullah (s.a.v.)’in sünneti oldugu seklindeki rivayettir.
Ubeydullah b. Musa ve diger raviler de Veki’e mütabaat etmislerdir.
sıyla uzlastırmak mümkün degildir..
152. Muhammed b. Sîrîn cünüplük sebebiyle gusülde burnu üç defa yıkamanın
Resûlullah (s.a.v.)’in sünneti oldugunu söylemistir.
Bu haberi Dârekutnî Sünen’inde rivayet etmis ve bunun dogru oldugunu
söylemistir. Zeylaî de sözü edilen haberi Beyhakî’nin el-Ma’rife’sinden
naklettikten sonra su açıklamayı yapmıstır: Bunu, güvenilir raviler Süfyan
es-Sevrî > Halid el-Hazzâ isnadıyla Ibn Sîrîn’den mürsel olarak rivayet etmislerdir.
Beyhakî ise Dârekutnî vasıtasıyla sahih bir isnadla Ibn Sîrîn’den
muttasıl olarak ve aynı lafızlarla rivayet etmistir. Ayrıca Dârekutnî’nin Sünen’inde
söz konusu haberi Süfyan es-Sevrî’den nakleden Veki’e mütabaat
eden Ubeydullah b. Musa ve digerlerinin rivayetleri de bulunmaktadır.
Buna göre sözü edilen haber, Ca’fer b. Ahmed el-Müezzin > Seri b. Yahya
> Ubeydullah b. Musa > Süfyan es-Sevrî > Halid el-Hazzâ isnadıyla da
rivayet edilmistir.241
Ubeydullah rivayetinde zikredildigi üzere buradaki “Resûlullah
(s.a.v.)’in sünneti oldugu” ifadesi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emri mânasınadır.
Bilindigi gibi farklı rivayetler birbirini açıklamaktadır. Buna göre cünüplük
sebebiyle yapılan gusülde burna su vermek vacip ve ameli farz olması
gerekmektedir. Zira emir sigasının geregi, emredilen seyin gerekli
(vacip) olmasıdır. Hocamın belirttigi üzere burna suyun üç defa verilmesinin
farz veya vacip olmadıgı hususunda icmâ bulunmaktadır. Bu durumda
gerekli olan üç defa degil bir kere de olsa burnun yıkanmasıdır. Bana göre
de haberdeki üç defa yıkamanın zikri bunun müstehap olduguna ve iyi bir
temizligin yapılmasına delâlet etmektedir.
Burada Muhammed b. Sîrîn’in mürsellerinin sahih oldugunu da hatırlatmalıyız.
Nitekim el-Cevherü’n-nakî’de (I, 343) nakledildigine göre Ibn Abdilber
et-Temhîd’in girisinde söyle demektedir: Sadece güvenilir ravilerden
rivayet etmesiyle tanınan âlimlerin müdelles ve mürsel rivayetleri
makbuldür. Âlimlere göre Saîd b. Müseyyeb, Muhammed b. Sîrîn ve Ibrahim
en-Nehaî’nin mürsellerinin sahih kabul edilmesinin sebebi de budur.
Görüsüne delil olarak Ibn Abdilber A’mes’in açıklamasını isnadıyla nakletmektedir.
A’mes söyle açıklamaktadır: “Ibrahim’e bana hadis rivayet ettiginde
isnadını zikret” dedim. Ibrahim, “an Abdullah b. Mes’ûd diye naklettigimde
onu birçok kimseden isitmisimdir. Onun dısında birinin ismini
zikrederek naklettigimde ise hadisi sadece ondan almısımdır” karsılıgını
GUSÜL 219
verdi. Daha sonra Ibn Abdilber su açıklamayı yapmaktadır: Bu haberde ifade
edilen Ibrahim en-Nehâî’nin mürsellerinin muttasıl rivayetlerinden daha
sahih oldugu hususunu mezhebimizden bazıları tartısmıstır. Ancak Allah’a
yemin olsun ki, Ibrahim en-Nehâî’nin mürsellerinin muttasıl rivayetlerinden
daha sahih oldugu iddiası dogrudur. Beyhakî de “Kahkaha Sebebiyle
Abdestin Bozulmayacagı” baslıgı altında Ibn Maîn’in, “Tâcirü’l-bahreyn
ve namazda gülmek konularındaki iki hadis dısında Ibrahim en-Nehaî’nin
mürselleri sahihtir” dedigini nakletmistir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ,
I, 148)
153. Ebû Hanife (r.a.)’in, Osman b. Rasid > Aise bint Acred isnadıyla
rivayet ettigine göre Ibn Abbas (r.a.), “Cünüplük sebebiyle gusleden kimse
agız ve burna su vermeyi unutursa, agız ve burna su vererek abdestini
yeniler” demistir.
Haberi, Muhammed b. Mahled > Ali b. Ibrahim el-Vâsıtî > Yezid b. Harun
> Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla hadis hafızı Talha b. Muhammed ve yine
Ebû Hanife (r.a.) vasıtasıyla Imam Hasan b. Ziyad Müsned’lerinde rivayet
etmislerdir. Haber Câmiu’l-mesânîd’de (I, 267, 268) de yer almakta olup ravilerinin
tamamı güvenilirdir. Dârekutnî de cünüplük sebebiyle guslederken
agız ve burna su vermeyi unutan kimse ile ilgili Ibn Abbas (r.a.) haberini
Esbât ve Abdullah b. Yezid el-Mukrî’den Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla
nakletmektedir. Buna göre Ibn Abbas (r.a.), “Cünüplük sebebiyle guslederken
agız ve burna su vermeyi unutan kimse agız ve burna su verir ve namazını
yeniden kılar” demistir. Dârekutnî’nin isnadında bulunan ravilerin
tamamı da güvenilirdir.
Zeylaî’nin zikrettigine göre (Nasbu’r-râye, I, 41) Beyhakî, isnadında yer
alan Osman b. Rasid ve Aise bint Acred’in memleketlerinde bilinmemelerini
söz konusu haberin illeti olarak zikretmektedir. Ancak tespitlerimize
ve Ibn Hacer’in belirttigine (Ta’cîlü’l-menfaa, I, 282) göre Ebû Hanife (r.a.)’in
rivayette bulundugu Osman b. Rasid’den Süfyan es-Sevrî de rivayet etmis
ve Ibn Hibbân onu es-Sikât’ında zikretmistir. Dârekutnî’nin nakline göre
Aise bint Acred’den Haccac b. Ertat da rivayet etmis böylece sözü edilen
haberi ondan nakilde Osman b. Rasid’i desteklemistir. Bilindigi gibi kendisinden
iki kisinin rivayette bulundugu ravi meçhul olmaktan kurtulmak-
220 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
242 Dârekutnî, Sünen, I, 116. “Müellifin kendisinden iki kisinin rivayette bulundugu
ravi meçhul olmaktan kurtulur” seklindeki kanaati Ibn Hibbân’ın benimsedigi bir
görüs olup âlimlerin çogunluguna aykırıdır.
tadır. Zehebî’nin et-Tecrîd’de (I, 302) zikrettigi üzere Yahya b. Maîn, Aise
bint Acred’in sahâbeden oldugunu söylemistir. Bu durumda söz konusu
haber hasen seviyesindedir ve delil olarak kullanılabilir. Ayrıca Ibn Sîrîn’in
mürsel rivayeti de onu desteklemektedir.242
Talha b. Muhammed adâlet sahibi bir ravidir. Zehebî’nin belirttigine
göre (Mîzânü’l-i’tidâl, I, 479) o, rivayetlerini semâ yoluyla alan Dârekutnî döneminin
tanınmıs âlimlerindendir. Câmiu’l-mesânîd’de (II, 482) onun adâlet
ve güvenilirligiyle tanındıgı ve döneminin önde gelen âlimi oldugu ifade
edilmektedir. Muhammed b. Mahled’in güvenilirligi “sika sika meshur”
seklinde belirtilmistir. Târîhu Bagdâd’ta onun hayatı övücü ifadelerle anlatılmaktadır.
331 senesinde vefat etmistir. Isnad bilgisi açısından dönemindeki
âlimlerin önde geleniydi. Ya’kub ed-Devrakî ve Imam Malik’in talebelerinden
Ibn Huzâfe es-Sehmî’den rivayette bulunmus, kendisinden de
basta Dârekutnî olmak üzere diger âlimler rivayette bulunmustur. (Ibn Hacer,
Lisânü’l-Mîzân, V, 374) Ali b. Ibrahim el-Vâsıtî, Ebü’l-Hüseyin el-Yeskurî’dir.
Buhârî’nin ondan rivayette bulundugu söylenmistir. Bagdat’a yerlesmis
ve Yezid b. Harun ile Vehb b. Cerir b. Hâzim’den rivayette bulunmustur.
Kendisinden de Ibn Ebi’d-Dünya, Begavî, Ibn Saîd, Mehâmil, Ibn
Ebî Hatim ve baskaları hadis rivayet etmislerdir. Ibn Hacer’in zikrettigine
göre (Tehzîb, VII, 281) onun hakkında Ebû Hatim, “ondan hadis yazdım”, Dârekutnî
ise “güvenilirdir” demislerdir. Ebû Halid Yezid b. Harun el-Vâsıtî
güvenilir, rivayetlerinde titiz ve ibadete düskün bir ravidir. Rivayetleri Kütüb-
i sitte’de bulunmaktadır. (Ibn Hacer, Takrîb, s. 241) Ebû Hanife (r.a.) ise
kim oldugu sorulmayacak kadar güvenilirligi bilinen bir âlimdir. Isnaddaki
diger raviler hakkında gerekli bilgiler da yukarıda zikredilmistir. Habe-
GUSÜL 221
243 Dârekutnî, Sünen, I, 115 (mürsel olarak); Beyhakî, es-Sünenül-kübrâ, I, 52. Hadisle
ilgili Zeylaî’nin açıklaması söyledir: Dârekutnî, “Onu Hammad’dan Hüdbe dısında
müsned olarak rivayet eden olmamıstır. Diger raviler ise mürsel olarak rivayet
etmislerdir” açıklamasını yapmıstır. Beyhakî bir defasında Hüdbe’nin onu mürsel
olarak rivayet ettigini, isnadda Ebû Hüreyre (r.a.)’i zikretmedigini söylemistir.
Hüdbe’nin hem mürsel hem de müsned olarak rivayet ettigini zannediyorum.
Hammad’dan muttasıl olarak rivayette Davud b. Muhabber onu desteklemis,
Ya’kub b. Süfyan’ın hocası Ibrahim b. Süleyman el-Hallâl ise onlara muhalefet etmistir.
Ibrahim b. Süleyman el-Hallâl, Hammad > Ammar > Ibn Abbas isnadıyla
rivayet etmis, Ebû Hüreyre (r.a.) yerine Ibn Abbas (r.a.)’i zikretmistir (Nasbu’r-râye,
I, 77).
244 Abdürrezzak es-Sanânî, el-Musannef, I, 262; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 97; Tirmizî,
“Tahâret” 78, Ibn Mâce, “Tahâret” 106.
rin konuya delâleti ise açıktır.
154. Ubeydullah b. Musa > Süfyan > Halid el-Hazzâ isnadıyla rivayet
edildigine göre Muhammed b. Sîrîn, Resûlullah (s.a.v.)’in cünüplük sebebiyle
yapılan gusülde burna üç defa su verilmesini emrettigini haber vermistir.
Hadisi Dârekutnî rivayet etmis, Beyhakî ise sahih oldugunu söylemistir.
243
Yukarıda da zikrettigimiz üzere Muhammed b. Sîrîn’in mürselleri sahih
ve muttasıl hükmündedir. Ibn Abbas (r.a.)’in “Cünüplük sebebiyle guslederken
agız ve burna su vermeyi unutan kimse agız ve burna su verir ve namazını
yeniden kılar” seklindeki açıklamasının delâleti de söz konusu hadisteki
emrin gereklilik (vücup) ifade ettigini göstermektedir. Hadiste zikredilen
suyun burna üç defa verilmesi, daha iyi temizlenmesine yöneliktir.
Nitekim Ibn Ebî Seybe’nin Hz. Ömer (r.a.)’den rivayeti de bu durumu desteklemektedir.
Buna göre Hz. Ömer (r.a.), “Guslettiginde agzını üç defa yıka,
bu agzın daha iyi temizlenmesini saglar” demistir. (Ibn Ebî Seybe, el-Musannef,
I, 67; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-ümmâl, V, 34) Bu rivayetin isnadını bulamadım
ancak agız ve burna üç defa su vermenin farz olmadıgı hususunda icmâ
bulunmaktadır. Bu da hadiste kastedilenin üç defa degil en az bir defa
yıkanması oldugunu göstermektedir.
155. Süfyan es-Sevrî > Yunus b. Ubeyd > Hasan-ı Basrî isnadıyla rivayet
edildigine göre Resûlullah (s.a.v.), “Muhakkak her saçın dibinde cünüplük
vardır. Bu itibarla her bir saçı yıkayınız, teni temizleyiniz” buyurmustur.
244
Ibnü’t-Türkmânî’nin belirttigine göre (el-Cevherü’n-nakî, I, 47) Bu rivayet
Hasan-ı Basrî’den mürsel olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisi veya Ebû
Hüreyre (r.a.)’in sözü olarak rivayet edilmistir.
222 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
245 Ebû Dâvûd. “Tahâret”, 97; Tirmizî, “Tahâret”, 78; Ibn Mâce, “Tahâret”, 106; Ibn
Adiy, el-Kâmil, II, 612; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-evliyâ, II, 387; Beyhakî, es-Sünenül-
kübrâ, I, 175. Hadis zayıftır. Hadisle ilgili Ibn Hacer’in açıklaması söyledir:
Hadis Haris b. Vecih’e dayanmaktadır. O son derece zayıf bir ravidir. Ebû Dâvûd,
“Haris b. Vecih’in kendisi zayıf, hadisi münkerdir” demistir. Tirmizî, “Bu hadis
ferddir, biz onu sadece Haris isnadıyla bilmekteyiz. Haris ise seyh seviyesinde bir
ravidir” açıklamasını yapmıstır. Hadisle ilgili Dârekutnî’nin el-Ilel’indeki açıklamaları
söyledir: Hadis Malik b. Dinar vasıtasıyla Hasan-ı Basrî’den mürsel olarak rivayet
edilmektedir. Saîd b. Mansur onu Hüseym > Yunus > Hasan-ı Basrî isnadıyTespitlerimize
göre Abdürrezzak b. Hemmam’ın isnadında yer alan raviler
sahih hadis ravileridir. Hasan-ı Basrî’nin mürsellerinin sahih oldugu
ise yukarıda ifade edilmisti. Buna göre o, Ebû Hüreyre (r.a.)’den mevkuf
olarak rivayet edilen sözle de takviye edilmis sahih bir mürseldir. O, Ebû
Dâvûd, Tirmizî ve Ibn Mâce tarafından muttasıl olarak rivayet edilmistir.
el-Miskât’ta (I, 81) zikredildigi üzere isnadında bulunan Haris b. Vecih hakkında
Tirmizî, “(zabt bakımından) o kadar güçlü bir ravi degildir” demistir.
Ibn Hacer’in nakline göre (Tehzîb, I, 122) Ya’kub b. Süfyan el-Fesevî
onun hakkında, “Basra’lıdır, rivayetlerinde gevsektir” açıklamasını yapmıstır.
Daha önce de ifade edildigi gibi muttasıl rivayetle desteklenen mürsel
hadis bütün âlimlere göre delildir.
“el-Beser” kelimesi, cildin dıs kısmı, ten anlamına gelmektedir. Agız ve
burun da cildin iç degil dıs kısmındandır. Zira onlar derinin altındaki organlardan
degillerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Teni temizleyiniz” emrinden
hareketle cünüplük sebebiyle yapılan gusülde agza su vermenin farz oldugu
sonucuna varmak yerinde bir istidlaldir. Burna su vermenin farz oldugu
ise burunun içinde kıl bulunması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
“Her kılın dibinde cünüplük vardır, bütün kılları yıkayınız” sözlerinden çıkarılmaktadır.
Aise bint Acred rivayeti de bu durumu desteklemektedir.
Ebû Hanife (r.a.)’in rivayet edip amel ettigi hadisin -ki bu onu sahih kabul
ettigi anlamına gelir- ravisi Aise bint Acred’in meçhul oldugu iddiası Ibn
Maîn’in ondan iki ravinin rivayet ettigini ifade etmesiyle ortadan kalkmaktadır.
Konuyla ilgili Ibn Teymiye’nin el-Imâm’daki açıklaması söyledir: Bu
konuda Ebû Hüreyre (r.a.)’in rivayet ettigi “Bütün kılları yıkayınız, teni
temizleyiniz” hadisi 245 ile Atâ b. Saib > Zâzân > Ali b. Ebî Talib (r.a.) isnadıyla
nakledilen “Kim kıl dibi kadar bir yer yıkamayıp cünüp bırakırsa
ona (terk edilen yere veya bu yeri yıkamayıp terk eden kisiye) söyle böy-
GUSÜL 223
la Resûlullah (s.a.v.)’den rivayet etmistir. Ebü’l-Attar ise Katâde > Hasan-ı Basrî
isnadıyla Ebû Hureyre (r.a.)’in sözü olarak rivayet etmistir. Imam Safiî, “bu hadis
sahih degildir” demis, Beyhakî de Buhârî, Ebû Dâvûd ve diger âlimlerin onu münker
bulduklarını ifade etmistir (et-Telhîsü’l-habîr, I, 142).
246 Hadisle ilgili Ibn Hacer’in açıklaması söyledir: Isnadı sahihtir. Çünkü Atâ b. Saib
hadisi Hammad b. Seleme’den hafızası zayıflamadan önce isitmistir. Ebû Dâvûd ve
Ibn Mâce sözü edilen hadisi Hammad’dan rivayet etmislerdir. Dogrusunun onun
Hz. Ali (r.a.)’in sözü oldugu da söylenmistir. (et-Telhîsü’l-habîr, I, 142)
247 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 123; Tirmizî, “Tahâret”, 92; Nesâî, “Tahâret”, 203.
le (veya su kadar süre) azap edilir” ve Ebû Zerr’in naklettigi “Ancak su
bulundugunda onu vücuduna döker (gusledersin)” hadisleri delil olarak
kullanılmıstır. Ali b. Ebî Talib (r.a.) hadisini Ibn Mâce (“Tahâret”, 106) ve
Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 98) rivayet etmislerdir. Ebû Dâvûd sıhhatiyle ilgili
açıklama yapmamıs, Ibn Hacer ise et-Telhîsü’l-habîr’de onun sahih oldugunu
söylemistir.246 Ebû Zerr (r.a.) hadisini ise Ibn Mâce dısındaki Sünen
müellifleri rivayet etmislerdir.247
el-Bahrü’r-râik’te (I, 46) söyle denilmektedir: Güslün temel sartı, suyu
bir defa olsun vücudun her tarafına dökmektir. Suyun degmedigi yer igne
ucu kadar az da olsa gusül yapılmıs olunmaz. Çünkü Allah (c.c.), “Eger
cünüp oldunuz ise, boy abdesti alınız” (el-Mâide 5/6) âyetinde bedenin tamamını
temizlemek anlamına gelen “tatahhur” fiilini kullanmıstır. Beden kelimesi
ise görüneni-görünmeyeni ile bütün vücudu kapsamaktadır. Sadece
suyun ulasamayacagı yerler bunun dısında kalır.. Suyun zorlukla ulasabilecegi
yerler de böyledir. Çünkü zorluk doguran yükümlülükler de imkânsız
olanlar gibi teklif dısı tutulmustur. Göz içlerine suyun ulastırılması böyledir.
Onların yıkanmasında güçlük bulundugu herkes tarafından bilinmektedir.
Çünkü göz suyu tutmayan bir yag tabakasıdır. Bu konuda tekellüfe
giren ve gusül esnasında gözlerinin içlerini de yıkamaya çaba gösteren Ibn
Ömer (r.a.) ve Ibn Abbas (r.a.) gibi sahâbîlerin gözleri bu yüzden kör olmustur.
Bu sebeple gusülde sadece yıkanmalarında güçlük bulunmayan
agız ve burnun yıkanması farz olmaktadır. Gerek Kur’an gerekse Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in “Muhakkak her kılın dibinde cünüplük vardır. Bütün kılları
yıkayınız, teni temizleyiniz” hadisi bunları kapsam dısı kılacak herhangi
bir karsı delil olmaksızın agız ve burun temizligini kapsamaktadır. Hadiste
zikredilen “el-besere” kelimesi vücudun dısı anlamındadır.
Abdestsiz kimsenin Kur’an okurken, cünüp kimsenin okuyamaması da
cünüplük sebebiyle yapılan gusülde agzın yıkanmasının farz olduguna delâlet
etmektedir. Zikrettigimiz bütün bilgiler cünüplük sebebiyle yapılan
gusülde agız ve burun temizliginin farz oldugunu göstermektedir. Bu,
224 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
248 Ahmed b. Hanbel, I, 109; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 82.
249 Hadis sahihtir. Ebû Dâvûd rivayeti söyledir: Ben mezisi çok gelen biriydim. (meniye
kıyas ederek) yıkanmaya basladım. Öyle ki sırtım çatladı. Bunun üzerine durumu
Resûlullah’a (s.a.v.) anlattım veya anlatıldı. Resûlullah’a (s.a.v.), “Böyle yapma,
meziyi gördügünde, erkeklik organını yıka ve namaz için abdest aldıgın gibi
abdest al. Meni çıktıgında ise, yıkan” buyurdu. Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvûd,
Nesâî, Tayalisî ve Tahâvî Husayn b. Kabîsa > Hz. Ali (r.a.) isnadıyla rivayet
etmislerdir.
Imam Ebû Hanife (r.a.) ve tabilerinin görüsüdür.
4. Guslün Sehvetle ve Dısarı Atılarak Çıkan Meni Sebebiyle Farz
Oldugu
156. Ebû Ahmed ez-Zübeyrî > Rezzâm b. Saîd et-Teymî > Cevab et-
Teymî > Yezid b. Serik et-Teymî isnadıyla rivayet edildigine göre Hz. Ali
(r.a.) söyle demistir: Ben mezisi çok gelen biriydim. Bu durumu sorunca
Resûlullah (s.a.v.), “Sehvetle dısarı çıkarsa guslet. Sehvetle çıkmazsa gusletme”
buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, I, 107) Cevab et-Teymî dısındaki ravileri
güvenilirdir.
Cevab et-Teymî ise sadûk (dogru sözlü) olmakla birlikte mürciilikle itham
edilmistir. Isnad hadisin delil olabilecegi seviyededir.
157. Abdurrahman b. Mehdî > Zaide b. Kudâme > Rekîn b. Rebi’ > Husayn
b. Kabîsa isnadıyla rivayet edildigine göre Hz. Ali (r.a.) söyle demistir:
Ben mezisi çok gelen biriydim. Bu durumu sorunca Resûlullah (s.a.v.),
“Meziyi gördügünde abdest al ve erkeklik organını yıka. Su atılarak çıktıgında
(meni geldiginde) ise, guslet” buyurdu.248
Isnadındaki ravilerin hepsi güvenilirdir. Ebû Dâvûd hadisin sıhhatiyle
ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır. Onun rivayeti, “Suyu (meniyi)
atılarak çıkardıgında guslet seklindedir..249
Hadisle ilgili Neylü’l-evtâr’da söyle denilmektedir: Hadiste yer alan
“hazefte” kelimesi atmak anlamındadır. Konuyla ilgili kullanıldıgında ise
bu, ancak sehvetle erlik suyunun atılması halinde mümkündür. Bundan dolayı
Ibn Teymiye, “Hadis, meninin hastalık ve agır kaldırma gibi sebeplerle
sehvetsiz gelmesi durumunda guslün farz olmayacagına isaret etmektedir”
demistir.
Ikinci hadiste geçen “fadaha” kelimesiyle ile ilgili el-Kâmûs’ta, “fadaha’l-
mâe dıfkaten: su atılarak fıskırdı” seklinde ifade edilmek suretiyle
onun suyun fıskırması anlamına geldigi söylenmektedir. Gerek bu gerekse
bir sonraki hadisin konuya delâletleri açıktır.
GUSÜL 225
250 Müslim, “Hayz”, 81; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 83; Tirmzî, “Tahâret”, 81; Nesâî, “Tahâret”,
131; Ibn Mâce, “Tahâret”, 110; Ahmed b. Hanbel, III, 29, 36; Dârimî, “Vudû”,
74; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 167; Ibn Huzeyme, Sahih, I, 117; Ebû Avâne,
Müsned, I, 286; Tahâvî, Serhu meâni’l-âsâr, I, 54, 55.
251 Bize göre ise müellifin tedlisi bir kusur kabul etmemesi hadis âlimlerine muhalefet
etmek anlamına gelmektedir. Ibn Hacer’in Takrîb’inde ifade ettigi üzere özelHadisle
ilgili es-Siâye’de (s. 311) söyle denilmektedir: Imam Safiî, “Su
(gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir” hadisini delil alarak sehvetsiz çıkan
meni sebebiyle de guslün farz oldugu görüsünü benimsemistir. Zira
hadiste sehvet söz konusu edilmemektedir. Hadis temel hadis kaynaklarında
yer almaktadır.250 Mezhep âlimlerimiz bu görüse farklı sekillerde cevap
vermislerdir. Öncelikle Hz. Ali (r.a.) hadisiyle çelismemesi için bu hadisteki
suyun (meninin) gelmesi, sehvetle gelmesi seklinde anlasılmalıdır. Bu
hadiste meninin gelmesi mutlak olarak ifade edilirken Hz. Ali (r.a.) hadisinde
sehvetle gelmesinden söz edilmektedir. Mutlakın mukayyede göre
yorumlanması mezhebinin temel prensiplerinden olan Imam Safiî’nin burada
prensibini uygulamaması anlasılamamaktadır. Ikincisi, Nevevî’nin de
ifade ettigi gibi Imam Safiî’nin delil olarak kullandıgı söz konusu hadis sahâbe,
tabiîn ve daha sonraki âlimlerin çoguna göre nesh edilmistir. Bu hadise
göre Islâmın ilk yıllarında meni gelmedikçe cinsel organların birlesmesiyle
gusül farz olmamaktaydı. Hadis, söz konusu dönemde guslün cinsel
organların birlesmesiyle degil, meni gelmesiyle farz oldugunu ifade etmektedir.
Ancak daha sonra cinsel organların birlesmesiyle guslün farz olması
hükmü getirilmis ve böylece hadis nesh edilmistir. Konu detaylarıyla
ileride ele alınacaktır.
158. Hakem b. Amr’ın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.), “Guslettikten
sonra erkeklik organında bir sey gören abdest alsın” buyurmustur.
Taberânî Mu’cemü’l-kebîr’de (III, 217) rivayet etmistir. Mecmaü’z-zevâid’de
ifade edildigi üzere hadisin isnadında bulunan Bakıyye b. Velid müdellistir
ve burada da hadisi “an” lafzıyla rivayet etmistir. Ancak bize göre
baska rivayetle desteklenen tedlis bir kusur degildir.251
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Guslettikten sonra erkeklik organında bir sey
gören” ifadesi sehvetsiz çıkan meninin guslü gerektirmedigine delâlet etmektedir.
Zira hadiste geçen “sey” kelimesi digerleriyle birlikte meniye de
samildir. “Guslettikten sonra” ifadesinin zahirinden cünüplük sebebiyle
yapılan gusül oldugu anlasılmaktadır. Bu durumda da hadis Ebû Yusuf’un
görüsüne delil olmaktadır. Zira Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muhammed’in
aksine o, guslün farz olması için meninin hem sehvetle yerinden
kopmasını hem de sehvetle dısarı çıkmasını sart kosmaktadır. Buna göre
226 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
likle Bakıyye b. Velid zayıf ravilerden bol miktarda tedlis yapmakla tanınmaktadır.
O çogunlukla isnaddaki zayıf ravileri düsürmektedir. Dolayısıyla müellifin isnadda
tedlisin bir kusur sayılmayacagı görüsü isabetli degildir.
Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muhammed ise guslün farz olması için
sehvetle hareket etmesini yeterli görmektedirler. Imam Ebû Hanife (r.a.) ve
Imam Muhammed’e göre küçük abdestini bozmadan cinsel iliski sebebiyle
guslettikten sonra cinsel organında kalan menisi dısarı çıkan kimsenin yeniden
gusletmesi gerekmektedir. Ebû Yusuf’a göre ise cinsel organında kalan
meni sehvetle çıkmadıgı için gusletmeye gerek yoktur. Cünüp kimsenin
genellikle küçük abdestini bozduktan sonra gusletmesi sebebiyle Imam
Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muhammed söz konusu hadisteki guslü, bu sekilde
anlamıslardır. Saîd b. Mansur’un Sünen’inde gusülden sonra erkeklik
organından bir seyler çıkan kimseyle ilgili Hz. Ali (r.a.)’den yaptıgı rivayet
de bu durumu teyit etmektedir. Buna göre Hz. Ali (r.a.), “Erkeklik organından
bir seyler çıkan kisi gusülden önce idrarını yapmıssa abdest alır, küçük
abdestini bozmadan gusletmisse o zaman yeniden gusletmesi gerekir” demistir.
(Kenzü’l-ummâl, IX, 543) Bu rivayetin isnadını bulamadım. Suyûtî de
sıhhati hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır.
Konuyla ilgili el-Bahrü’r-râik’teki (I, 55) açıklama söyledir: Küçük abdestini
bozduktan, uyuduktan veya bir miktar yürüdükten sonra çıkan meniden
dolayı gusül gerekmedigi hususunda icmâ bulunmaktadır. Küçük abdesti
bozmak, uyumak veya bir miktar yürümekle sehvet ortadan kalkacagı
için bu, meni degil mezidir. el-Mustasfâ’da zikredildigi üzere baskasının
evinde ihtilam olup utanan veya hane halkı hakkında kendisinden süphe
edilecegi endisesi tasıyan kimsenin Ebû Yusuf’un görüsüne göre hareket
etmesi uygundur. es-Sirâcü’l-vehhâc’ta da misafirlikte Ebû Yusuf’un, diger
zamanlarda ise Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muhammed’in görüslerine
göre hareket edilmesinin uygun olacagı ifade edilmektedir.
Bu durum Reddü’l-muhtâr’da (I, 661) söyle açıklanmaktadır: Bu ihtilaf
ihtilam olan veya bir kadına sehvetle bakması sonucu menisi yerinden kopan
kisinin cinsel organını sıkıca tutarak meninin dısarı atılmasına engel olması,
sehveti kırıldıktan sonra yavas yavas dısarı çıkması hakkında önem
arz etmektedir. Zira bu durumda Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muham-
GUSÜL 227
252 “Seytana karsı bir fakih” lafzıyla Tirmizî (“Ilim”, 19) ve Ibn Mâce (“Mukaddime”,
17) rivayet etmislerdir. Tirmizî hadisin garib oldugunu belirtmistir. Hadisin münker
oldugunu baska âlimler de söylemislerdir. Ibn Abdilber hadisi Ebû Hureyre
(r.a.)’den rivayet etmistir (et-Temhîd, I, 26). Ancak isnadında bulunan Yezid b. Iyaz
hadis uyduran bir ravidir. Nitekim Münâvî’nin nakline göre Irakî de, “Isnadı son
derece zayıftır” demistir. Bizim tespitimize göre Hâkim en-Nîsâbûrî’nin Târîhu Nîsâbûr’unda
isnadı bulunmaktadır.
med’e göre gusül gerekirken Ebû Yusuf’a göre gusül gerekmemektedir.
Erkeklik organında kalan meninin uyumadan veya bir miktar yürümeden
gusül aldıktan sonra çıkması durumunda da aynı husus söz konusudur. Erkeklik
organını tutamayıp bosalan kimsenin cünüp oldugunda ise ittifak
bulunmaktadır. Bu durumda Ebû Yusuf’un görüsüne göre hareket etmek
için utanmak veya süphe endisesi mazeret olarak kabul edilmez. Zira bu
durumda Ebû Yusuf guslün gerekmedigini söylememektedir.
159. Mücahid söyle anlatmaktadır: Ibn Abbas (r.a.)’in talebeleri Atâ, Tavus
ve Ikrime ile birlikteydik. Ibn Abbas (r.a.) de namaz kılıyordu. Bu esnada
gelen bir adam, “Soruma cevap verecek kimse var mı?” diye sordu.
Ben, “Sor bakalım” dedim. Adam, “Ben ne zaman idrarımı yapsam, ardından
atılan su geliyor” dedi. Biz, “Çocuk dünyaya gelenden mi?” diye sorduk.
Adam, “Evet” dedi. Bunun üzerine biz, “Bu durumda gusletmen gerekir”
dedik. Adam bir musibete maruz kalmıs gibi “Innâ lillahi ve innâ ileyhi
râciûn” diyerek dönüp giderken Ibn Abbas (r.a.) aceleyle namazını tamamlayıp
selam verdikten sonra, “ Ikrime! Adamı geri çagır” dedi. Adam
gelince Ibn Abbas (r.a.) bize dönerek, “Bu adama verdiginiz cevapla ilgili
Allah’ın Kitabından, Resûlullah (s.a.v.)’in sünnetinden veya sahâbeden herhangi
bir deliliniz var mı?” diye sordu. Biz, “Hayır, bu bizim görüsümüz”
dedik. Bunun üzerine Ibn Abbas (r.a.), “Iste bu sebeple Hz. Peygamber
(s.a.v.) ‘Seytana karsı bir fakih, bin âbidden daha güçlüdür’ buyurmustur”
dedi. Sonra adama yönelerek, “Bu durumda sehvet duygusu hissediyor musun?”
diye sordu. Adam, “hayır” dedi. Bu defa Ibn Abbas (r.a.), “Vücudunda
zaaf ve gevseme hissediyor musun?” diye sordu. Adam, “Hayır” dedi.
Bunun üzerine Ibn Abbas (r.a.), “Bu, öylesi bir ıslaklıktır, sadece abdest alman
yeterlidir” dedi. Haberi, Hâkim en-Nîsâbûrî Tarih’inde zikretmistir.
Kenzü’l-ummâl’de zikredildigi gibi isnadı hasen seviyesindedir.252
Söz konusu haberin guslün gerekmesi için meninin sehvetle çıkmasının
sart olduguna delâleti açıktır. Zira Ibn Abbas (r.a.) haberde sözü edilen
adamla ilgili guslün gerektigini söyleyene karsı çıkmıs ve abdesti yeterli
görmüstür. Ibn Abbas (r.a.)’in adama, “sehvet duygusu hissediyor musun?”
diye sorması ona göre sehvetsiz çıkan meninin guslü gerektirmedigini
göstermektedir. Bu, Ebû Hanife (r.a.) ve taraftarlarının da görüsüdür.
Ibn Abbas (r.a.)’in adama, “Vücudunda zaaf ve gevseme hissediyor musun?”
seklindeki sorusu ise, meni çıktıktan sonra erkeklik organında gevseme
olup olmadıgını tespite yöneliktir. Küçük abdesti bozduktan sonra çı-
228 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
kan meniyi takiben erkeklik organında öncesine göre gevseme bulunması
onda az da olsa bir degiskenligin varlıgına isarettir. Bu ise sehvetin varlıgını
gösterir. Kâdihân’ın, “Küçük abdesti bozduktan sonra meni gelmesi
halinde bakılır; eger cinsel organ kalkık ise gusül gerekir, uyanık degilse
gusül gerekmez” demesi de bundan dolayıdır. Aynı husus el-Bahr’da (I,
55) zikredilmektedir. Adamın olumsuz cevap vermesinin dogru anlasılması
bu sekilde mümkündür. Adamın vücudunda zaaf ve gevseme olmadıgını
söylemesi mutlak olarak alındıgında ise dogru degildir. Çünkü ister sehvetle
ister sehvetsiz olsun vücuttan meninin çıkması söyle ya da böyle bir
zaafa sebep olur.
Ibn Abbas (r.a.)’in, “Bu, öylesi bir ıslaklıktır” açıklaması, bunun sebebi
sehvet degil içerdeki bürûdet (sogukluk) mânasına gelmektedir. Bu, “Su
(gusül), sudan (meniden) dolayı gerekir” hadisini delil göstererek sehvetsiz
gelen meni sebebiyle de guslün farz oldugu görüsünü benimseyen
Imam Safiî ve taraftarları aleyhine bir delildir. Bu görüsün yanlıslıgını yukarıda
ortaya koymustuk.
160. Abdülaziz b. Refî’ > Ebû Seleme b. Abdurrahman isnadıyla nakledildigine
göre Abdurrahman, Mücahid ve Atâ söyle anlatmıslardır: Resûlullah
(s.a.v.)’in huzuruna çıkan Ümmü Süleym (r.anhâ), “Kadın da erkek
gibi ihtilam oldugu zaman gusletmesi gerekir mi?” dedi. Resûlullah
(s.a.v.), “Kadın sehvet hissediyor mu?” dedi. Ümmü Süleym (r.anhâ),
“Muhtemelen” diye karsılık verdi. Resûlullah (s.a.v.), “Kadın ıslaklık hissediyor
mu?” dedi. Ümmü Süleym (r.anhâ), “Belki” diye karsılık verdi.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), “O halde gusletsin” buyurdu. Onunla
karsılasan kadınlar, “Ümmü Süleym (r.anhâ)! Resûlullah (s.a.v.)’e karsı
bizi rezil ettin” dediler. Ümmü Süleym (r.anhâ), “Böyle bir durumda haram
veya helal olanları da soracaktım” diye karsılık verdi.
Kenzü’l-ummâl’de belirtildigi üzere hadisi Saîd b. Mansur Sünen’inde
rivayet etmistir.
Ibn Hacer’in ifade ettigi üzere (Takrîb, s. 128) isnadda yer alan Abdülaziz
b. Refi’ ve Ebû Seleme b. Abdurrahman Kütüb-i sitte’de rivayetleri
bulunan güvenilir ravilerdir. Eger musannifler bir hadisin isnadının bir kısmını
zikredip bir kısmını zikretmiyorlarsa terk edilen kısım elestiriden
uzak olur. Bu onlar arasında yaygın bir adettir. Buna göre hadis güçlü bir
mürseldir. Bize göre de irsal hadise zarar vermez. Hadis Kadın sehvet hissediyor
mu? kısmı dısında asıl itibariyle Sünen ve Sahih’lerde muttasıl ola-
GUSÜL 229
rak bulunmaktadır. Bu kısmın da güvenilir ravinin ziyadesi oldugu anlasılmaktadır.
Daha önce de ifade ettigimiz üzere özellikle baska rivayetlerle
desteklenmis bu tür ziyadeler makbul sayılmaktadır.
Guslün farz olması için meninin sehvetle çıkmasının sart oldugu görüsünü
benimseyen el-Bedâi’ (I, 37) müellifi delil olarak bu hadisi zikretmis
ve “meninin sehvetle gelip gelmemesinin hükmü farklı olmasaydı, Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in kadına bu durumu sormasının bir anlamı bulunmazdı”
demistir.
Söyle bir itiraz yöneltilebilir. Hadis ihtilam hakkındadır. Hanefîlere göre
ise ihtilam olma durumunda sehvet sartı aranmamakta ve söyle demektedirler:
Kisi uyandıgında uylugunda veya yatagında ıslaklık bulur ve bunun
meni ya da mezi oldugundan süphe eder fakat ihtilam oldugunu da hatırlayamazsa
o kimseye de gusül gerekir. Bu, Imam Ebû Hanife (r.a.) ve
Imam Muhammed’in görüsüdür. Ebû Yusuf’a göre ise bu durumda meni
oldugu hususunda kesin bir kanaate ulasmamıssa gusül gerekmez.
Buna cevaben diyoruz ki: Bunun böyle olması Imam Ebû Hanife (r.a.)
ve Imam Muhammed’in ihtilam halinde gusül için sehveti sart kosmadıkları
anlamına gelmez. Buradaki ihtilaf, Ebû Yusuf’a göre süpheli durumda
guslün gerekmeyecegi görüsünü benimsemesi ile Imam Ebû Hanife (r.a.)
ve Imam Muhammed’in ihtimali dikkate alarak ihtiyatı tercih etmelerinden
kaynaklanmaktadır. Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Imam Muhammed’e göre
sehvetsiz meni yoktur. Islaklıgın meni oldugunun kesinlesmesi durumunda
guslün gerektiginde ittifak bulunmaktadır. Islaklıgın meni veya mezi oldugunda
süphe bulunması durumunda sıcaklık ve havanın meniyi iyice inceltebilecegi
ihtimalinden dolayı guslü gerekli görmek ihtiyata daha uygundur.
Islaklıgın mezi oldugunun anlasılması ve ihtilamın hatırlanmaması
durumunda guslün gerekmediginde de ittifak bulunmaktadır. Ihtilam hatırlanır
ve ıslaklıgın mezi oldugu kesinlesirse Imam Ebû Hanife (r.a.) ve
Imam Muhammed’e göre gusül gerekir. Zira ihtilam genellikle meninin
gelmesine sebep olmaktadır. Bu durumda meninin sehvetle çıkma ihtimali
de bulunmaktadır. Ancak daha sonra sıcaklık ve hava meniyi iyice inceltecegi
için mezi zannedilebilir.
230 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
253 Mefhûmu’s-sart, hükmü sart edatlarından biriyle belirli bir sarta baglanmıs nassın
bu sartın bulunmadıgı durumlarda o hükmün geçerli olmadıgına delâlet etmesidir.
(Bk. Zekiyyüddin Sa’bân, Islâm Hukuk Ilminin Esasları, s. 346).
Bunlara ilave olarak el-Bahr’da (I, 56) söyle denilmektedir: Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in “Kadın sehvet hissediyor mu?” sorusunun amacı, ona
göre çıkanın meni olup olmadıgını tespittir. Çünkü sehvet meni geldiginin
belirtilerindedir. Ümmü Süleym (r.anhâ)’nın “belki” seklinde ihtimal ifade
eder sekilde cevap vermesi üzerine Resûlullah (s.a.v.) gusül yapmasını emretmis
ve hükmünü görülen ıslaklıga dayandırmıstır. Daha önce detayları
zikredildigi üzere mezhebimizin görüsü de bu sekildedir.
Netice itibariyle bize göre ister rüyada isterse uyanıkken olsun sehvetsiz
gelen meni sebebiyle gusül gerekmez. Ancak sehvet bulunması ihtimali
durumunda hüküm ihtiyata göredir. Uyku halinde de kesinlik bulunmasa
da sehvet ihtimali söz konusu oldugu için sadece ıslaklıgın görülmesiyle
guslün gerekliligine hükmettik. Görüsümüzün delili, Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in kadının sehvet hissedip hissetmedigini sorması ve verdigi hükmü
görülen ıslaklıga dayandırmasıdır.
Bu hususta el-Hidâye’de “Eger cünüp olduysanız, boy abdesti alınız”
(el-Mâide 5/6) âyeti delil gösterilerek söyle denilmektedir: Âyetteki emir cünüp
olan kadın ve erkege yöneliktir. Cünüplük sözlükte, meninin sehvetle
çıkması anlamına gelmektedir. Kadına yaklasarak sehvetle menisi gelen
adam için “Ecnebe’r-racül/cünüp oldu” denilmektedir. el-Bahr’da ise âyet
zikredildikten sonra “guslün farz olması, meni çıkmasına degil cünüplüge
baglıdır” denildikten sonra devamla, öyle anlasılıyor ki istidlal mefhûmu’s-
sarta253 göredir” demekte ancak buna cevap vermemektedir.
Bu konuda söyle denilebilir: Bu, mefhûmu’s-sarta göre bir istidlal degildir.
Hüküm sarta baglı fakat sart bulunmadıgında, hüküm ademi aslî ile
yok olur. Bu durumda sartın bulunmayısı, hükmün yoklugunu gerektirmez.
Bu, mezhebimizin usulünü bilenlere gizli olmayan bir husustur. Nitekim
et-Tenkih’te, “Bize göre yokluk hükmü bir seye baglamakla sabit olmaz.
Aksine hüküm ademi aslî üzerine baki kalır” denilmektedir.
Safiî mezhebindeki, “Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir” hadisinin
delil alınarak sehvetsiz çıkan meni sebebiyle de guslün farz oldugu
görüsü el-Hidâye’de söyle cevaplandırılmaktadır. Hadiste sehvetle çıkan
meni kastedilmektedir. Hadis sarihleri de bu sekilde yorumlamıslardır. Zira
onların ifade ettikleri gibi bir lafzın umumî üzere alınmasının mümkün
olmaması halinde kapsamı dâhilinde oldugu kesin bilinen seyle tahsisi yoluna
gidilir. Mezi, vedi ve idrardan dolayı guslün vacip olmadıgında icmâ
GUSÜL 231
bulunması sebebiyle hadiste zikredilen lafzın burada en genel anlamının
kastedilerek kullanılması mümkün degildir. Bu durumda hadiste sehvetsiz
degil, sehvetle gelen meninin kastedildigi icmâ ile tespit edilmis demektir.
Bu yaklasımın yerinde olması halinde Ebû Yusuf’un guslün gerekmesi için
meninin sehvetle hareket etmesi ve sehvetle çıkması seklindeki görüsü bu
anlayısa tam denk düserdi. Zira icmâ ile tespit edilen hadisteki en hususî
mâna budur. Mamafih bu noktada tercih edilmesi gereken daha önce ifade
ettigimiz üzere hadisin nesh edildigi veya hadisle ihtilâmın kastedildigidir.
Sözünü ettigimiz hususun varid oldugunu görmüs olmalı ki -Allahu a’lem-
Ibnü’l-Hümam hadis sarihlerinin yolundan çark etmis ve söyle demistir:
Hadiste sehvetle gelen meni kastedilmektedir. Zira hadiste zikredilen “elmâ”
kelimesinin basındaki “lam” harfi ahdi zihni içindir. Baska bir ifadeyle
Hz. Peygamber (s.a.v.) “mine’l-mâ: sudan dolayı” buyurdugunda muhatapları
bunun sehvetle gelen meni oldugunu bilmekteydiler. Insanların çogu
ömürleri boyunca sözü edilen suyun (meninin) sehvetsiz gelmedigini
tecrübe ile bilmektedirler. Kaldı ki meninin sehvetsiz olması olacak bir sey
degildir. Ibnü’l-Münzir’in nakline göre Hz. Aise (r.anhâ), “Meni, sehveti
gerektiren en büyük sudur ve guslü gerektirir” demistir. Katâde ve Ikrime’nin
de, “meni sehvetsiz çıkmaz” dedikleri rivayet edilmistir. Tespitlerimize
göre Zeylaî, “Aise hadisinin “garib” oldugunu, Abdürrezzak es-
San’ânî’nin nakline göre Katâde ve Ikrime’nin ‘erkeklik organından meni,
mezi ve vedi olmak üzere üç ayrı sıvı gelir’ diyerek bunu açıkladıklarını rivayet
ettigini” (el-Musannef, I, 159) söylemistir. Buna göre meni, yerinden
sehvetle kopan ve çocugun dogmasını saglayan erlik suyudur ve guslü gerektirir.
Mezi, erkegin hanımıyla oynasması esnasında çıkan sıvı olup sadece
erkeklik organını yıkamayı ve abdest almayı gerektirir. Vedi ise, idrarla
birlikte veya takiben gelen sıvı olup sadece erkeklik organını yıkamayı ve
abdest almayı gerektirir. (Ibn Hacer, ed-Dirâye, s. 24) Bize göre özellikle
Kur’ân’ın tefsirinde otorite olan Katâde ve Ikrime’nin hadislerde geçen
garib kelimelerle ilgili açıklamaları dikkate alınması gereken iki âlimdir.
Bu durumda Fethü’l-kadir’de zikredilen, “meni sehvetsiz çıkmaz” açıklamasının
isabetliligi ortaya çıkmaktadır.
5. Gusül Esnasında Vücutta Kuru Yer Kalması
161. Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’in nakline göre bir adamın cünüplük sebebiyle
yıkanıp vücudunda bilmeden kuru yer bırakan kimsenin durumunu
232 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
254 Buhârî, “Gusl”, 28; Müslm, “Hayz”, 88; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 83.
sorması üzerine Resûlullah (s.a.v.), “Sadece kuru kalan yeri yıkayıp namazını
kılar” buyurdu.
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’de rivayet etmistir. Mecmau’z-zevâid’de
belirtildigine göre ravileri güvenilirdir. Hadis, “Abdestte Tertibin
Farz Olmadıgı” baslıgı altında zikredilmisti. Hadisin konuya delâleti açıktır.
6. Cinsel Organların Birbirine Temasıyla Meni Gelmese Bile
Guslün Gerekecegi
162. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Erkek,
kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur ve onu yorarsa
gusül gerekir” (Müslim, “Hayz”, 87) buyurmustur. Matar rivayetinde “meni
gelmese de” ilavesi bulunmaktadır.
Nevevî’nin nakline göre hadisle ilgili Kadı Iyaz söyle demistir: Hadiste
zikredilen c-h-d fiiline verilecek en uygun anlam “olanca gücünü harcadı”
olmalıdır. Çünkü cehd, çabalamak manasına gelmekte olup harekete ve
cinsel iliskinin biçimine isaret etmektedir. Burada erkegin harekete geçmesi
ve cinsel iliskiye baslaması kastedilmektedir. Bu fiil, hareketiyle kadını
yorgun düsürdü anlamına gelen h-f-z fiili gibidir. Aksi takdirde cinsel
iliskide hangi mesakkatten bahsedilebilir ki?
Aynı konuyla ilgili Hz. Peygamber (s.a.v.), (erkek) sünnet mahalli, (kadının)
sünnet mahalline degerse gusül gerekir” de buyurmustur.254 Âlimler,
bunun sünnet mahallerinin birbirine dokunması manasına degil, erkeklik
organının sünnet mahallinin kadının cinsel organına girmesi anlamına
geldigini söylemislerdir. Zira kadının sünnet mahalli, cinsel organının en
üst kısmında bulundugu için iliski esnasında erkeklik organının ona dokunması
söz konusu degildir. Nitekim âlimler erkegin cinsel organının kadının
cinsel organına girdirmeden sadece sünnet mahalline dokundurmasıyla kadına
da erkege de guslün gerekmeyeceginde icmâ etmislerdir. Böylece hadiste
kastedilen ma’nânın açıkladıgımız gibi oldugu ortaya çıkmaktadır. Bitistirmekle
aynı hizaya getirmek kastedilmektedir. Nitekim diger rivayet,
“Sünnet mahalleri karsılasırsa” yani aynı hizaya gelirse seklindedir.
Konuyla ilgili Fethu’l-bârî’de söyle denilmektedir: Ebû Dâvûd sözü
edilen hadisi c-h-d fiilini zikretmeden Su’be ve Hisam vasıtasıyla Katâ-
GUSÜL 233
255 Hadisin aslı Buhârî ve Müslim’de bulunmaktadır.
256 Ibn Ebî Seybe, el-Musannef, I, 89; Ahmed b. Hanbel, II, 178; Ibn Mâce, “Tahâret”,
111. Hadis sahih li-gayrihidir.
de’den “(Erkek) Sünnet mahallini, (kadının) sünnet mahalline degdirirse”
lafızlarıyla rivayet etmistir. (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 83)255 Bu, c-h-d fiilinin erkeklik
organını kadının cinsel organına sokmak için çabalaması anlamında
kullanıldıgını göstermektedir. Bize göre Ebû Dâvûd’un isnadı Ibn Hacer’in
ölçüleri çerçevesinde sahih veya hasendir. Zira o Fethu’l-bârî mukaddimesinde
söyle demektedir: Söz konusu hadisi, müdellis ravisinin hadisi semâ
yoluyla aldıgını ve ravinin hadisi hocasından hafızası zayıflamadan önce
isittigini göstermek gibi metin ve isnadla ilgili ek bilgiler vermek amacıyla
Müsned, Câmi, Müstahrec, Fevâid, Cüz türü eserlerden sahih veya hasen
olmaları sartıyla tekrar arastırdım ve onları burada zikrediyorum.
Fethu’l-bârî’de hadisle ilgili su bilgiler de verilmektedir: Imam Müslim’in
Matar el-Verrâk > Hasan isnadıyla rivayetinin sonunda “Meni gelmese
de” ziyadesi bulunmaktadır. Bu ilave Katâde rivayetinde de vardır.
Nitekim Ibn Ebî Hayseme’nin Tarih’inde Affan > Hemmâm ve Ebân > Katâde
isnadıyla rivayetinin sonunda “Meni gelsin veya gelmesin” ilavesi bulunmaktadır.
Bu kısmı Dârekutnî de Ali b. Sehl > Affan isnadıyla (Dârekutnî,
Sünen, I, 113) rivayet etmis ve sahih oldugunu söylemistir. Aynısını Ebû Dâvûd
et-Tayâlisî de Hammad b. Seleme > Katâde isnadıyla rivayet etmistir.
163. Hz. Aise (r.anhâ)’nın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurmustur:
“Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur
ve (kadın ile erkegin) sünnet mahalleri bitisirse gusül gerekir.” (Müslim,
“Hayz”, 88)
Hadisin konuya delâleti açıktır.
164. Ebû Bekir b. Ebî Seybe’nin Ebû Muaviye > Haccac > Amr b. Suayb
> Babası > Dedesi isnadıyla nakline göre Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurmustur:
“(Kadın ile erkegin) sünnet mahalleri bitisir ve erkegin cinsel
organı kadının cinsel organına hasefe miktarı girerse gusül gerekir.”256
Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebû Muaviye > Haccac isnadıyla rivayet etmistir.
(Kenzü’l-ümmâl, I, 3) Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde bulunan hadislerin
tamamı makbuldür. Ondaki zayıf hadisler bile hasen seviyesine yakındır.
Ebû Bekir b. Ebû Seybe ve Ebû Muaviye Muhammed b. Hazim Kütüb-
i sitte ravilerindendir. Haccac b. Ertat ise Imam Müslim’in ravilerindendir.
Nesâî ve diger âlimler onun zayıf ravilerden tedlis yaptıgını söylemislerdir.
Ibn Hacer de onu müdellis raviler arasında zikretmekte ve sadûk
(dogru sözlü), çok hatası bulunan ve tedlis yapan bir ravi olarak nitelemek-
234 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
tedir. (Ibn Hacer, Takrîb, s. 35) Ibn Hacer’in Haccac b. Ertat hakkında Tehzîb’te
(II, 197-198) verdigi bilgiler ise söyledir: Ibn Ebî Hayseme’nin nakline göre
onun hakkında Ibn Maîn, “sadûk (dogru sözlü), pek kuvvetli degil, Amr
b. Suayb’dan rivayetlerinde tedlis yapmaktadır”; Ebû Zür’a, “sadûk (dogru
sözlü), tedlis yapmaktadır”; Ibnü’l-Mübarek, “tedlis yapmaktadır, Amr
b. Suayb’ın hadislerini metruk ravilerden Muhammed b. Ubeydullah el-
Azremî vasıtasıyla rivayet ederdi” açıklamalarını yapmıslardır. Onun bir rivayeti
Buhârî’de Kitabü’l-ıtk bölümünde mütabaat amacıyla muallak olarak
yer almıstır. Onun hakkında Bezzâr, “hadis hafızı müdellis bir ravidir,
kendini begenen bir kimseydi, Su’be onu överdi” açıklamasını yapmıstır.
Zehebî’nin onun hakkında “onun en zayıf noktası tedlis yapmasıdır, ilim
ehline yakısmayan yönleri bulunmaktadır” dedigini kendi el yazısından
okudum.
Bütün âlimlere göre zayıf ravilerden irsal ile tedlisin hükmü ravinin
cerh edilmesidir. Tedrîbü’r-ravî’de zikredildigi üzere meshur rivayete göre
Imam Malik, Ebû Hanife (r.a.) ve yine meshur rivayete göre Ahmed b.
Hanbel mürselin sahih oldugu görüsünü benimsemislerdir. Müellif de Serhu’l-
mühezzeb’de, “Ibn Abdilber ve diger âlimler bunu irsal yapan ravinin
zayıf ravilerden rivayetten sakınmamasıyla sınırlamıslardır. Eger böyle degilse
reddedilmesi hususunda ihtilaf yoktur” demistir.
Ibnü’l-Arabî Tirmizî serhinde, “Imam Malik sadece Medine âlimlerinin
mürsellerini kabul etmektedir” açıklamasını yapmaktadır. Nuhbetü’l-fiker’de
ise, “Ebû Bekir er-Râzî Hanefîlerden ve Ebü’l-Velid el-Bacî Malikîlerden
hem güvenilir hem de zayıf ravilerden mürsel rivayette bulunan
ravinin mürsellerinin ittifakla kabul edilmedigi naklinde bulunmuslardır”
GUSÜL 235
257 Tirmizî, Ibn Hibbân ve Ibnü’l-Kattân hadisin sahih oldugunu söylemislerdir. Buhârî
ise Evzâî’nin hata yaptıgını söyleyerek illetli oldugunu ifade etmistir. Hadisi
diger ravi Kasım b. Muhammed’den mürsel olarak rivayet etmistir. Nitekim Ebü’z-
Zinad’ın, “Bu konuda Kasım b. Muhammed’den isittin mi?” sorusuna o, “Hayır”
diye cevap vermistir. Bu iddiaya karsı hadisin sahih oldugunu söyleyenlerin cevabı,
“Kasım b. Muhammed’in önce unutup hatırladıgında rivayet etmesi veya önce
rivayet edip sonra unutması mümkündür” seklinde olmustur. Ancak söz konusu cevap
tartısmaya açıktır. Ibn Hacer sözü edilen hadisin aslının Müslim’de bulundugunu
ve orada “Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur ve (kadın
ile erkegin) sünnet mahalleri bitisirse gusül gerekir” (Müslim, “Hayz”, 88)
seklinde rivayet edildigini söylemistir. Nevevî de, “Hadisin aslı sahihtir, rivayet esnasında
lafızlarında bazı degisiklikler yapılmıstır” açıklamasını yapmıs, Ibnü’s-Salah
da onun bu görüsüne katılmıstır.
denilmektedir. Bize göre hadisi semâ ve kıraat yollarıyla aldıgına delâlet
eden haddesenâ ve ahberenâ lafızlarıyla rivayet etmedikçe Haccac b. Ertat’ın
rivayetlerinin delil olamayacagında herhangi bir süphe yoktur. Ancak
biz burada Suyutî’nin yukarıda zikredilen prensibini esas almaktayız.
Amr b. Suayb hakkında Tirmizî Sünen’inde (“Salât”, 123) su bilgileri vermektedir:
Amr b. Suayb, Amr b. Suayb b. Muhammed b. Abdullah b. Amr
b. As’tır. Buhârî, Ahmed b. Hanbel, Ishak b. Rahuye ve diger âlimlerin
onun rivayetini delil olarak kullandıklarını gördügünü söylemistir. Buhârî
ayrıca Suayb b. Muhammed’in Abdullah b. Amr’dan hadis isittigini de ifade
etmistir. Tirmizî de onun hakkındaki görüsünü, “Amr b. Suayb’ın zayıf
oldugunu ileri sürenler dedesinin sahifesinden rivayette bulundugunu gerekçe
göstermislerdir. Böylece onlar Amr b. Suayb’ın rivayet ettigi hadisleri
dedesinden isitmedigini ifade etmek istemislerdir” seklinde açıklamıstır.
Ibn Hacer ise onu sadûk (dogru sözlü) olarak nitelemistir. (Takrîb, s. 159)
Bize göre onun hakkında Buhârî gibi bir otoritenin onun rivayetlerinin delil
olabilecegini söylemesi yeterlidir. Daha önce de ifade edildigi gibi böylesi
durumlarda ravi hakkındaki ihtilaf onu rivayetlerine zarar vermez.
165. Hz. Aise (r.anhâ)’nın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.), “Sünnet
mahalli sünnet mahallini astıgında gusül gerekir” buyurmustur.
Hadisi Tirmizî rivayet etmis ve hasen-sahih oldugunu söylemistir. (Tirmizî,
“Tahâret”, 80)257
Hadisin konuya delâleti açıktır. Hadis, âlimlerin “gusül erkegin cinsel
organının kadının cinsel organına girmesiyle gerekir” seklindeki görüslerini
açık bir sekilde ifade etmektedir.
Konuyla ilgili sözü edilen hadislere muarız rivayetler de bulunmaktadır.
Burada onları da zikredip hadisler arasındaki ihtilafı gidermek ve hangisinin
esas alınacagını ortaya koymak gerekmektedir.
236 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
258 Onun rivayeti zayıftır. Hadis hakkında Heysemî, “onu Ahmed b. Hanbel ve Taberânî
el-Mu’cemü’l-evsat’ta Sehl b. Rafi’ > Babası > Risdîn b. Sa’d isnadıyla rivayet
etmislerdir. Risdîn b. Sa’d zabtı zayıf bir ravidir.” açıklamasını yapmıstır (Mecmaü’z-
zevâid, I, 266).
259 Tirmizî, “Tahâret”, 81; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 83; Ibn Mâce, “Tahâret”, 111; Ahmed
b. Hanbel, V, 115, 116. Hadis sahihtir. Ibn Hacer de Fethü’l-bârî’de hadisle ilgili,
“isnadı delil olabilecek seviyededir. Ibn Huzeyme ve Ibn Hibbân onun sahih
oldugunu söylemislerdir” açıklamasını yapmıstır. Ayrıca bk. Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-
ahvezî, I, 309.
GUSÜL 237
es-Siâye’de zikredildigine göre Suyutî el-Ezhârü’l-mütenâsire fi’l-ahbâri’l-
mütevâtire isimli eserinde “Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir”
hadisini zikretmektedir. Hadisi Müslim, Ebû Saîd el-Hudrî
(r.a.)’den; Ahmed b. Hanbel, Übey b. K’ab, Rafi’ b. Hadîc, Rifaa b. Rafi’,
Itban el-Ensârî ve Ebû Eyyüb (r.a.)’den; Bezzâr,258 Abdurrahman b. Avf,
Cabir b. Abdullah, Abdullah b. Abbas ve Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Ibn Sahin
ise en-Nasih ve’l-mensuh’da Enes b. Malik (r.a.)’ten rivayet etmislerdir.
(Müslim, “Hayz” 80; Ahmed b. Hanbel, IV, 143, 342; V, 115, 416, 421) Bu hadisin
konuyla ilgili delil oldugunu söyleyenlere verilecek cevap onun mensuh
oldugudur. Nitekim Tirmizî’nin Übey b. Ka’b’dan rivayet ettigi, “Resûlullah
(s.a.v.) Islâm’ın ilk yıllarında (meni gelmeden) yıkanmamaya müsaade
etmekteydi. Daha sonra ise (guslü emretti) bu ruhsatı kaldırdı”259
seklindeki haber de buna delâlet etmektedir. Tirmizî hadisi hasen sahih
olarak nitelemistir. Bu haber guslün meniden dolayı gerektigi hükmünün
Islâm’ın ilk yıllarında uygulandıgını daha sonra ise nesh edildigini göstermektedir.
Ayrıca haber basta Übey b. Ka’b (r.a.) ve Rafi’ b. Hadîc (r.a.) olmak
üzere daha baska birçok sahâbîden rivayet edilmistir.
Diger bir rivayet Rafi’ b. Hadîc (r.a.) hadisidir. Neylü’l-evtâr’da (I, 216)
da zikredildigi gibi hadis Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilmistir.
Buna göre Rafi’ b. Hadîc (r.a.) söyle anlatmıstır: Ben cinsel iliski halinde
tam esimin üzerinde iken Resûlullah (s.a.v.) beni çagırdı. Henüz meni gelmeden
cinsel iliskiyi bırakarak yıkandım ve bu durumu Resûlullah
(s.a.v.)’e anlattıgımda, “Gusletmen gerekmezdi, Su (gusül) sudan (meniden)
dolayı gerekir” buyurdu. Rafi’ b. Hadîc (r.a.) sözlerine devamla, “Daha
sonra Resûlullah (s.a.v.) böyle bir durumda meni gelmese bile yıkanmamızı
emretti” demistir. Neylü’l-evtâr’da Hazimî’nin hadisin hasen oldugunu
söyledigi de nakledilmektedir. Ancak bu tartısmaya açıktır. Zira hadisin
isnadında bulunan Risdin b. Sa’d hasen hadis ravilerinden olmadıgı gibi isnadda
meçhul bir ravi de yer almaktadır. Isnadda yer alan “Rafi’ b. Hadîc’in
ogullarından biri” ifadesi isnadda meçhul bir ravinin bulunduguna
delâlet etmektedir. Bunlar hadisin hasen degil zayıf oldugunu göstermektedir.
Ancak biz yaptıgımız arastırmada Suyutî’nin yukarıda sözü edilen
prensibine göre hadisin “makbul” oldugu sonucuna vardık. Âlimlerin çoguna
göre Risdîn b. Sa’d zayıf kabul edilse de Heysem b. Harice onun güvenilir
oldugunu söylemistir. (Ibn Hacer, Tehzîb, III, 277) Daha önce de defalarca
ifade edildigi üzere ravi hakkındaki bu tür ihtilaf onun güvenilir olmasına
zarar vermez. Isnadda meçhul ravi bulundugu iddiası hakkında da
sunları söylemeliyiz. Zeylaî’nin Nasbu’r-râye’de (I, 44) zikrettigine göre
bu hususta Ibn Teymiye, “Hafız Silefî’nin aslında Rafi’ b. Hadîc (r.a.)’in
oglunun isminin zikredildigini gördüm” demis ve hadisin senedini Risdin
b. Sa’d > Musa b. Eyyüb (r.a.) > Sehl b. Rafi’ b. Hadîc > Rafi’ b. Hadîc
(r.a.) olarak açıklamıstır. Ancak ben ravilerle ilgili kitaplarda onun hakkında
bilgi bulamadım. Bu durumda hadisin Suyutî’nin yukarıda sözü edilen
prensibine göre “makbul” oldugu sonucuna vardık. Özellikle aynı konuda
Übey b. Ka’b (r.a.) hadisinin de bulunması görüsümüzü desteklemektedir.
Baska bir rivayet Müslim’in Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet ettigi
hadistir. Buna göre Resûlullah (s.a.v.) ensardan birinin yanına ugrayıp onu
çagırttıgında adam basından su damlayarak çıktı. Bunun üzerine Resûlullah
(s.a.v.), “Galiba sana acele ettirdik” buyurdu. Adamın, “Evet” diye cevap
vermesi üzerine ise Hz. Peygamber (s.a.v.), “Aceleyle yarıda bırakır veya
meni gelmeden sehvetin kırılır ve iliskiyi bitirmeden sonlandırırsan sana
gusül degil sadece abdest gerekir” buyurdu. (Müslim, “Hayz”, 83) Bu hadis
hakkında verilecek cevap da onun nesh edildigi hususudur. Nitekim Müslim’in
Hz. Aise (r.anhâ)’dan rivayetine göre kendisi de orada bulundugu
bir esnada adamın biri hanımıyla cinsel iliskide bulunup sehveti kırıldıgı
için meni gelmeden iliskiye son veren kimseye gusül gerekip gerekmedigini
sordu. Resûlullah (s.a.v.) de, “Sununla ben, ikimiz bunu yapıyoruz
sonra da yıkanıyoruz” buyurdu. (Müslim, “Hayz”, 89)
Ilgili oldugu olaydan dolayı “Su (gusül) sudan (meniden) dolayı gerekir”
hadisinin ihtilam hakkında oldugunu söylemek mümkün degildir. Zira
olayı Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) söyle anlatmaktadır: Pazartesi günü Resûlullah
(s.a.v.) ile birlikte Kuba’ya gitmek üzere yola çıktım. Salim ogullarının
bulundugu yere geldigimizde Resûlullah (s.a.v.) Itban’ın kapısı önüne
durarak ona seslendi. Itban elbisesini sürükleyerek çıktı. Resûlullah
(s.a.v.), “Adama acele ettirdik galiba!” buyurdu. Itban, “Hanımıyla cinsel
iliskide iken acele ettirildigi için menisi gelmeden bırakan kimseye ne gerekir?”
diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) “Su (gusül) sudan
(meniden) dolayı gerekir” buyurdu. (Müslim, “Hayz”, 80) Nasbu’r-râye’de (I,