III. SULARIN HÜKMÜ

Suların Hükmü

1. Az Suyun Kirlenmesi
Bu baslık altında az suyun içine düsen pisligin az da olsa suyu kirletecegi
konusu islenecektir.
216. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Herhangi biriniz sakın durgun suya küçük abdest bozup da sonra oradan
yıkanmaya kalkmasın” buyurmustur.308
Hadisle ilgili müellif el-Bahr’daki (I, 83) su açıklamayı nakletmektedir:
Bol miktardaki suya karısan az bir miktardaki idrarın onun rengini ve kokusunu
degistirmeyecegi malumdur. Bununla birlikte Hz. Peygamber
(s.a.v.) böyle bir suda yıkanmayı yasaklamıstır. “Biriniz uykudan uyandıgı
zaman su kabına sokmadan elini üç kere yıkasın. Çünkü elinin gece nerelerde
bulundugunu bilmez”309 hadisi de buna delâlet etmektedir. O (s.a.v.),
tenâsül organına dokunmadan dolayı pislik bulasma ihtimalini dikkate alarak
ihtiyaten elleri yıkamayı emretmektedir. Böyle bir dokunmadan dolayı
bulasabilecek pislikle suyun degismeyecegi bilinmektedir. Bununla birlikte
içine düsen az da olsa pislik hakikatte onu ifsad etmis olmasaydı, o takdirde
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in köpegin yaladıgı kabı ihtiyaten yıkamayı
emretmesinin bir mânası olmazdı. Nitekim köpegin yalamasıyla içinde bulunan
suda bir degisiklik meydana gelmedigi halde Resûlullah (s.a.v.),
“Köpek yaladıgı zaman kabınızın temizligi yedi kere yıkanmakla olur” buyurmustur.
310 Netice itibariyle bu deliller, suya pislik karıstıgı kanaati olustugunda
onun kullanılmayacagını göstermektedir. Bu noktada suyun iki
kulleden daha az veya daha çok olması, suyun evsafının degismesi veya
degismemesi arasında herhangi bir fark yoktur. Bu, Imam Ebû Hanife
(r.a.)’in görüsüdür.
282 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
311 Ahmed b. Hanbel, II, 12; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 33; Tirmizî, “Tahâret”, 50; Nesâî,
“Tahâret”, 43; Ibn Mâce, “Tahâret”, 75; Ibn Huzeyme, Sahih, I, 49; Ibn Hibbân,
Sahih, IV, 54 (Sahihhayn’ın sartlarına uygun bir isnadla); Hâkim en-Nîsâbûrî, el-
Müstedrek, I, 132; Dârekutnî, Sünen, I, 14; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 262.
Hadis sahihtir.
Kulleteyn Hadisi:
Bir seyin bir sekilde sınırlandırılmaya gidilmesi ve ona bir konulması
ancak nasla olabilir. Ne var ki biz konuyla ilgili herhangi bir nas bilmemekteyiz.
Asagıda ayrıca zikredilecegi üzere konuyla ilgili nakledilen kulleteyn
hadisinin muhtevası ise dogru olarak tespit edilememistir. Hadisin
konuyla ilgili iddia edildigi sekilde delil olması da mümkün degildir. Hadis,
Imam Safiî, Ahmed b. Hanbel, Sünen-i erbaa müellifleri, Ibn Huzeyme,
Ibn Hibbân, Hâkim en-Nîsâbûrî, Dârekutnî ve Beyhakî tarafından Abdullah
b. Abdullah vasıtasıyla Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edilmistir. Ebû
Dâvûd rivayeti söyledir: Evcil ve yabânî hayvanların ugragı olan suyun
durumu soruldugunda Resûlullah (s.a.v.), “Iki kulle miktarında olan su
pislik tutmaz” seklinde cevap vermistir.311 Hâkim en-Nîsâbûrî rivayeti,
“Iki kulle miktarında olan suyu hiçbir sey pisletemez”, Ebû Dâvûd’daki
diger bir rivayetin ve Ibn Mâce rivayetinin lafzı ise “Çünkü su pis olmaz”
seklindedir.
Hâkim en-Nîsâbûrî, “Hadis, Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahihtir,
her ikisi de tüm ravilerinin rivayetlerini delil olarak zikretmislerdir”
demistir. Ibn Mende’nin açıklaması ise söyledir: Hadis Müslim’in sartlarını
tasımaktadır. Hadis Velid b. Kesir’e dayanmaktadır. Onun hadisi aldıgı
kimselerle ilgili Muhammed b. Ca’fer b. Zübeyr, Muhammed b. Abbâd b.
Ca’fer, Ubeydullah b. Abdullah b. (Büyük) Ömer ve Abdullah b. Abdullah
b. (Küçük) Ömer olmak üzere farklı isimler zikredilmistir. Bize göre bu
durum hadisin sıhhatini engelleyen bir kusur degildir. Zira sözü edilen ravilerin
hıfz sahibi oldukları düsünüldügünde hadisin güvenilir raviler vasıtasıyla
nakledildigi sonucuna varılır. Arastırma sonucu tespit edilen hadisin
gerçek isnadı ise; Velid b. Kesir > Muhammed b. Abbâd b. Ca’fer > Abdullah
b. Abdullah b. Ömer ve Muhammed b. Ca’fer b. Zübeyr > Ubeydullah
b. Abdullah b. Ömer seklindedir. Bu iki isnad dısında nakledenler yanılmıstır.
Kütüb-i sitte müellifleri Ebû Üsâme > Velid b. Kesir isnadıyla iki
farklı yoldan da rivayet etmislerdir.
Hâkim en-Nîsâbûrî ve diger müelliflerin nakilde bulundukları Hammad
b. Seleme > Asım b. Münzir > Abdullah b. Abdullah b. Ömer > babası seklinde
hadisin üçüncü bir isnadı daha vardır. Bu isnad hakkındaki soruya Ibn
Maîn “ceyyid: saglamdır” diye cevap vermistir. Ibn Uleyye’nin hadisi
SULARIN HÜKMÜ 283
312 Farklı lafızlarla, Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 33; Ibn Mâce, “Tahâret”, 75.
merfû olarak rivayet etmedigi hatırlatıldıgında ise, “Ibn Uleyye hadisi dogru
ezberlemese de hadisin isnadı ceyyiddir” demistir.
Ibn Abdilberr’in et-Temhid’deki açıklaması söyledir: Kulleteyn hadisi
hakkında Imam Safiî’nin görüsü usul açısından zayıf, rivayet açısından ise
sahih degildir. Zira âlimlerden bir grup hadisi elestirmis, kulleteynin mahiyeti
ve miktarı hususunda rivayet veya icmâ yoluyla herhangi bir bilgi
bulunamamıstır. el-Istizkar’da ise, “Hadis illetlidir, Ismail el-Kâdî onu
elestirmis ve reddetmis” demistir. Tahâvî de ‘kulleteynin mikdarı belirli
olmadıgı için ona göre amel edemeyiz’ açıklamasını yapmıstır.
Hadisle ilgili Ibn Dakîki’l-Îd’in açıklaması söyledir: Bazı âlimler hadisin
sahih oldugunu söylemislerdir. Fakihlerin metoduna göre hadis sahihtir.
Zira bazı lafızları sebebiyle isnadında problem bulunsa da bunlarla ilgili
rivayetler arasındaki çeliskiler giderilmek suretiyle makul açıklama yapılabilir.
Ancak ben, kulleteynin seran itibara alınması gereken miktarını
tespitte dinen delil olabilecek bir veriye sahip olunmadıgı için onu terk ettim.
Ibn Dakîki’l-Îd problemli rivayetle Ibn Adi’nin rivayet ettigi Ibn Ömer
(r.a.) hadisini kastetmis olmalıdır. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Su
Hecer küpleriyle iki kulle (küp) miktarına ulasınca pislik tutmaz” demistir.
312 et-Telhîsü’l-habir’de (I, 5) zikredildigi üzere bu hadisin isnadında bulunan
Mugire b. Saklâb münkerü’l-hadîs (rivayetlerinin çogu münker) olarak
nitelenmistir. Onun hakkında Nüfeylî, “Rivayetine güvenilmez”, Ibn
Adi ise, “genelde rivayetleri desteklenecek durumda degildir” demislerdir.
et-Telhîsü’l-habir’de (I, 6) su bilgilere de yer verilmektedir: Ebû Ubeyd’in
Kitabu’t-tuhûr’da belirttigi üzere Safiîler Arapların siirlerindeki yaygın
kullanımı esas alarak hadiste kastedilen kullenin Hecer küpleri oldugunu
söylemislerdir. Hattâbî Hecer küplerinin Araplarca bilindigini, kapasitelerinin
belirli oldugunu, kullenin ise müsterek bir lafız oldugunu söylemistir.
Onun anlamlarından biri olan “kap” seklinde anlasılması halinde geriye
ondan maksadın büyük mü yoksa küçük mü oldugu meselesi kalmaktadır.
Onun büyük oldugunun delili ise Hz. Peygamber (s.a.v.)’in limit belirlerken
sayı kullanmasıdır. Zira büyük bir kabı ölçü olarak belirlemesi mümkün
iken iki küçük kulleyi esas almasının bir manası olmaz.
Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki (I, 300) açıklaması ise söyledir: Büyük
kullenin ne oldugu konusunda Hicaz bölgesinin örfü esas alınır. Tâbiu’l-
284 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
âsâr’da (s. 68) söyle denir: Nakledilen kulleteyn hadisleri, havuzlarda oldugu
gibi suyun yerdeki yaygınlıgı seklinde anlasılmalıdır. Konuyla ilgili
hadisler sorulan bir soruya cevap olarak söylenmistir. Iki kule su derinligi
avuçlandıgında dibi görünmeyecek tarzda yayvan bir sekilde yayılması halinde
bir ucundaki hareket diger uca sirayet etmeyecek kadar bir alan tutar.
Mezhebimizde çok suyun ölçüsü de iste budur. Halkın anlaması için
âlimler bunu 10×10 zira (arsın) olarak belirlemistir. Bu, asrının önde gelen
âlimlerinden muhaddis Resid Ahmed el-Kenkevî’nin açıklamasıdır. Onun
anlattıgını biz de denedik, aynen dedigi gibi oldugunu gördük. Suyun çoklugu
için 10×10’luk alan belirleme yoluna gidilmesinin hikmeti, içine düsen
pisligin dagılıp yok olması ve avuçlanarak alındıgı yüzeyde etkisini
göstermemesidir. Suyun alanının azalması halinde, suyun yüzeyinde pisligin
gözükmesi ve etkisini her yerde göstermesi söz konusudur.
217. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Köpek
birinizin kabını yaladıgı zaman önce içindekini döksün sonra da yedi
kere yıkasın” buyurmustur.313
Dârekutnî hadisin isnadının hasen, ravilerinin ise güvenilir oldugunu
söylemistir. et-Telhîsü’l-habir’de zikredildigi üzere hadisi Ibn Huzeyme
Sahih’inde “Fe’lyuhrikhu” lafzıyla rivayet etmistir.
Hadiste, suyun evsafından herhangi bir degisiklik bulunmadıgı halde Hz.
Peygamber (s.a.v.) köpegin yaladıgı kaptaki suyun pislendigini haber vermekte
ve dökülmesini emretmektedir. Bu durum, küp dâhil küçük veya büyük
kaplarda bulunan suyun içine düsen pislik sebebiyle degisiklik meydana
gelmese de pislendigini göstermektedir. Kulleteyn hadisi ise gerek metninde
gerekse isnadında bulunan kusurları sebebiyle sahih degildir. Konuyla
ilgili genis bilgi edinmek isteyen önde gelen âlimlerden Nîmevî’nin Âsârü’s-
sünen (I, 4-6) isimli eserine bakabilir. Bu konuda Zehebî’nin açıklaması
esas itibariyle yeterlidir. O Mîzânü’l-i’tidâl’de Hasan b. Muhammed b.
Yahya el-Alevî isnadıyla Cabir b. Abdullah (r.a.)’den merfû olarak nakledilen,
“Ali insanların en hayırlısıdır. Ondan yüz çeviren kafir olur” rivayeti
hakkında Hatîb el-Bagdâdî’nin, “Bu, münker bir hadistir, onu el-Alevî’den
baskası bu isnadla rivayet etmemistir. Dolayısıyla böyle bir hadis sabit degildir”
der. Zehebî der ki, Hatib el-Bagdâdî’nin “sabit degildir” demesi kulleteyn,
dayıların mirasçı olacagı ve benzeri rivayetler hakkındadır, yoksa uy-
SULARIN HÜKMÜ 285
313 Müslim, “Tahâret”, 89; Nesâî, “Tahâret”, 63; Dârekutnî, Sünen, I, 64.
314 Tirmizî, “Tahâret”, 49; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 34.
durma oldugunda süphe bulunmayan yukarıdaki el-Alevî haberi gibi rivayetleri
dikkate almaya bile deger bulmaz. Bu tür saçmalıkları benimseyen
nasipsizlerden Allah (c.c.)’e sıgınırız. Kulleteyn hadisinin sahih oldugunu
bir an kabul etsek bile o takdirde Tirmizî’nin rivayetinden de anlasıldıgı gibi
kulleden yerdeki su birikintisi kastedilmektedir. Nitekim onun rivayetine
göre Ibn Ömer (r.a.) söyle anlatmıstır: Çöldeki evcil ve yabanî hayvanların
ugragı olan suyun durumunu sorduklarında Resûlullah (s.a.v.)’e, “Iki kulle
miktarında olan su pislik tutmaz” buyurmustur. (Tirmizî, “Tahâret”, 50) Çöldeki
suların genellikle yayvan su birikintisi seklinde oldugu ve kulleteynin de
enine ve boyuna on arsınlık bir alanı kapsadıgı bilinmektedir. Üstat bu bilgileri
Tâbiu’l-âsâr’da muhaddis Kenkevî’den nakletmektedir.
Çöldeki suların genellikle yayvan su birikintisi seklinde oldugunu kabul
edelim. Ancak her zaman böyle olmayacagı düsünülmelidir. Yüzeyi az,
derinligi fazla su da olabilir. Bu durumda hadisin umumiyet ifade eden lafzı
nasıl tahsis edilecektir? sorusu akla gelebilir. Bu sorunun cevabı suda degisiklik
meydana getirmese de içine pislik düsen kuyunun pislenecegine
dair deliller çerçevesinde zikredilecektir. Kuyu suları genellikle iki kulleden
fazla olur. Özellikle suyu kesilmeyen zemzem kuyusu böyledir. Böylece
kulleteyn hadisinin kuyular gibi derin sular hakkında degil, hadisteki
bazı ifadelerin de isaret ettigi gibi yayvan su birikintileri ile ilgili oldugu
ortaya çıkmaktadır.
Buzâa Kuyusuyla Ilgili Hadis
Burada Buzâa kuyusuyla ilgili rivayeti de zikretmeliyiz. Tirmizî’nin
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayetine göre, “Hayız bezlerinin, köpek leslerinin
ve kokusmus nesnelerin atıldıgı bir kuyu olan Buzâa kuyusundan
abdest alabilir miyiz?” sorusuna Resûlullah (s.a.v.), “Su temizdir, onu hiçbir
sey pisletmez” diye cevap vermistir.314 Tirmizî hadisin hasen oldugunu
söylemistir. Buzâa hadisini en güzel rivayet eden Ebû Üsame’dir. Buzâa
kuyusu hakkında Ebû Saîd hadisi Ebû Üsâme tarikinden daha saglam
bir yolla rivayet edilmemistir. Bu hadis Ebû Saîd’den birkaç tarikle rivayet
edilmistir. Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Maîn ve Muhammed b. Hazm
hadisin sahih oldugunu söylemislerdir. Ibn Mende ise hadisin isnadının
meshur oldugunu belirtmistir. (et-Telhîsü’l-habîr, I, 3-4)
Buna söyle cevap verilir: et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 3-4) nakledildigine gö-
286 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
315 Tirmizî, “Tahâret”, 49; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 34. Hadis sahihtir.
re hadisle ilgili Imam Safiî’nin açıklaması söyledir: Buzâa kuyusu gerçekten
büyük ve genistir. Içerisine atılan pislikler onun kokusunu ve rengini
degistirmiyor, bunlardan dolayı kuyuda pis kokular da olusmuyordu. “Içerisine
bazı pisliklerin atıldıgı zikredilerek Buzâa kuyusundan abdest alabilir
miyiz?” diye soruldugunda Hz. Peygamber (s.a.v.), “Suyu hiçbir sey
pisletmez” diye cevap vermistir.315 Ebû Dâvûd’un rivayetindeki, “Kuyudaki
suyun renginin degismis oldugunu gördüm” (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 34)
seklindeki beyanı hakkında Avnü’l-ma’bûd’da Nevevî’nin, “Hadiste kastedilen
suyun içine düsen pislikle bozulmayacagı degil, suyun uzun süre durması
ve kaynak olması itibariyle bozulmayacagıdır.” seklindeki açıklamasına
yer verilmektedir.
Ibnü’l-Münzir’in, “Az olsun çok olsun içine düsen pislikle tadı, rengi
ve kokusu degisen suyun pis olacagı hususunda âlimler icmâ etmislerdir”
açıklaması sebebiyle hadisi söz konusu sekilde açıkladık. Bir sonraki baslıkta
konuyla ilgili baska bir hadis zikredilecektir. Onun konuya delâleti
açıktır. Akmayan sudan kastedilen “az su” dur.
218. Ibn Sîrîn’in nakline göre zenci bir adam Zemzem kuyusuna düstü
ve öldü. Ibn Abbas (r.a.) adamın cesedinin kuyudan çıkarılmasını ve kuyunun
bosaltılmasını emretti. Rükün tarafındaki gözeden gelen suyu bosaltamadılar.
Bunun üzerine kuyunun suyunun bosaltılabilmesi için Ibn Abbas
(r.a.) gözenin kıbtî ve ipekli sal ile tıkanmasını emretti. Kuyuyu bosalttıklarında
fıskırarak yeniden doldu.
Haberi Dârekutnî rivayet etmistir. (Sünen, I, 33) Âsârü’s-sünen’de (I, 9)
ifade edildigi üzere isnadı sahihtir.
Zemzem kuyusunun suyunun iki kulleden fazla oldugu ve içerisinde bir
kimsenin ölmesiyle degisiklik meydana gelmeyecegi bilinmektedir. Buna
ragmen Ibn Abbas (r.a.) kuyunun mendup olacagı için degil, vücubiyet ifade
ettigi için bosaltılmasını emretmistir. O kadar ki o, rükun rafındaki gözenin
kıbtî ve ipekli sal ile tıkanmasını emretmistir. Mendup olan hususlarda
bu derece mübalaga etmek dinde asırılık anlamına gelir -ki sahâbe böyle
bir tavırdan uzaktır- Üstelik böyle bir durumun sahâbenin huzurunda
meydana geldigi ifade edilmektedir. Bu, suyunda degisiklik meydana getirmese
de içine düsen pislik sebebiyle kuyunun bosaltılmasına dair sahâbenin
icmâının bulundugu anlamına gelmektedir. Sahâbenin böylesi asırılıklarda
bulunması ise düsünülemez. Mezhebimizin görüsü budur.
SULARIN HÜKMÜ 287
288 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Beyhakî, el-Ma’rife’de Ibn Sîrîn’in söz konusu rivayetini mürsel oldugu
gerekçesiyle elestirmistir. Zeylaî de onun bu elestirisini naklettikten
sonra Ibn Sîrîn’in Ibn Abbas (r.a.)’i görmedigini dolayısıyla ondan isitmedigini,
ondan rivayetlerinin “belag” sigasıyla oldugunu (rivayetlerinde kopukluk
bulundugunu) zikrederek Beyhakî’yi desteklemistir. Bu elestirileri
degerlendiren Nîmevî sözü edilen rivayetin isnadının muttasıl kendisinin
de sahih oldugunu belirtmistir. Onların rivayetle ilgili mürsel iddialarının
yanlıslıgını da söyle açıklamıstır: Ibn Sîrîn Ibn Abbas (r.a.)’in vefatında 35
yaslarındaydı. Onunla görüsmesine engel bir durum da söz konusu degildi.
Ayrıca Zehebî de Ibn Sîrîn’in Ibn Abbas (r.a.)’den hadis isittigini açık
bir sekilde ifade etmistir. Nitekim o, “Ibn Sîrîn, Ebû Hureyre, Imran b.
Husayn, Ibn Abbas, Ibn Ömer ve benzeri sahâbîlerden (r.a.e.) hadis isitmistir”
demistir. (Âsârü’s-sünen, I, 9)
Bize göre söz konusu haberin mürsel oldugu kabul edilse bile bu, onun
delil olmasına engel degildir. Çünkü bazı âlimlere göre Ibn Sîrîn gibi Saîd
b. Müseyyeb’in mürselleri de sahihtir. Nitekim el-Cevherü’n-nakî’de (I,
343) nakledildigine göre Ibn Abdilber et-Temhîd’in baslarında söyle demektedir:
Sadece sika ravilerden hadis aldıkları bilinen âlimlerin mürsel ve
müdelles rivayetleri de makbuldür. Âlimler Saîd b. Müseyyeb, Muhammed
b. Sîrîn ve Ibrahim en-Nahaî’nin mürsellerini bu sebeple sahih kabul
etmislerdir.
219. Atâ’nın nakline göre Habesli bir adam Zemzem kuyusuna düstü ve
öldü. Ibnü’z-Zübeyr (r.a.)’in emriyle kuyunun suyu bosaltıldı. Fakat kuyunun
suyu bir türlü bitmiyordu. Bu durumun Hacerü’l-esved tarafından gelmekte
olan bir gözeden kaynaklandıgı anlasıldı. Bunun üzerine Ibnü’z-Zübeyr
(r.a.), “Bu kadarı yeterli” dedi.
Haberi Tahâvî (Serhu meâni’l-âsâr, I, 17) ve Ibn Ebî Seybe (el-Musannef, I,
162) rivayet etmislerdir. Tahâvî isnadının sahih oldugunu söylemistir. Ibn
Ebî Seybe’nin isnadı da Sahihayn’ın ravilerinden meydana gelmektedir.
Âsârü’s-sünen’de (I, 9) nakledildigine göre Ibnü’l-Hümam da Fethu’l-kadîr’de
haberin sahih oldugunu söylemistir.
Haberin bir önceki gibi aynı hususa delâlet ettigi açıktır. Nimevî söz konusu
haberle ilgili birbirini destekleyen birçok isnad zikretmektedir. Genis
bilgi için onun hasiyesine bakılabilir. Beyhakî’nin, “Bu haber Mekkeliler
tarafından bilinmemektedir. Imam Safiî’nin ‘Bu haber Ibn Abbas (r.a.)’den
sabit degildir’ seklindeki açıklamasının oldugu tarzındaki beyanlar bizleri
yanıltmamalıdır. Bir haberin isnadı sahih olduktan sonra sabit olmaması da
ne demek oluyor?
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Su temizdir, onu hiçbir sey pisletmez” seklindeki
açıklamasının, Buzâa kuyusu hakkında oldugu bazı süpheler uyandırsa
da esasen çok su veya akan su ile ilgili oldugu anlasılmaktadır. Üç Sünen
müellifi ve diger hadis âlimlerinin rivayet ettigi, Ahmed b. Hanbel’in
sahih, Tirmizî’nin ise hasen oldugunu belirttikleri hadis Ebû Saîd el-Hudrî
(r.a.)’den rivayet edilmektedir. Buna göre sahâbe, “Hayız bezlerinin, köpek
leslerinin ve kokusmus nesnelerin atıldıgı bir kuyu olan Buzâa kuyusundan
abdest alabilir miyiz?” diye sormustur. Resûlullah (s.a.v.) de, “Su
temizdir, onu hiçbir sey pisletmez” demistir. (Âsârü’s-sünen, I, 6, 7) Evet rivayet
Buzâa kuyusu hakkındadır. Ancak bu hadis onun suyunun akıcı olduguna
yorulur. Nitekim Tahâvî onun akarı olan bir kuyu oldugunu ileri sürmüstür.
O, Buzâa kuyusunun akarsu kabilinden oldugunu Ebû Ca’fer Ahmed
b. Ebî Imrân > Ebû Abdullah Muhammed b. Suca’es-Selcî isnadıyla
Vâkidî’den de rivayet etmistir. Buna göre Buzâa kuyusundan bahçelerin
sulanması için bir su yolu (ark) vardı. (Âsârü’s-sünen, I, 7) Tespitlerimize göre
Tahâvî’nin hocası güvenilir bir ravidir. Nitekim Suyûtî’nin Husnü’l-muhâdara’da
(I, 198) naklettigi üzere Ibn Yunus Târîh’inde onun sika oldugunu
belirtmektedir. Muhammed b. Suca’ es-Selcî ise olgun bir insan olarak
tanınmakla birlikte hadis rivayeti açısından muhaddisler tarafından zayıf
bulunmustur. Nitekim Zehebî Siyerü a’lâmi’n-nübelâ’sında on dördüncü
tabakada zikrettigi Muhammed b. Suca’ es-Selcî hakkında söyle demektedir:
Muhammed b. Suca’ Bagdatlı önde gelen Hanefî fakihlerden biridir.
Ibnü’s-Selcî diye tanınır. Ibn Uleyye, Veki, Ebû Üsâme ve akranlarından
hadis isitmistir. Arapçayı Yahya b. Adem’den, fıkhı Hasan b. Ziyad’dan
ögrendi. Teheccüd namazını ihmal etmeyen, sıkça Kur’an okuyan abid ve
âlim bir kimseydi. “Ehl-i hadis onu agır bir sekilde elestirmektedir. Ibnü’l-
Cevzî’nin onun hakkında Ibn Adî’nin ‘tesbihle ilgili hadisler uydurur ve
onları ehl-i hadise nispet ederdi’ açıklamasını nakletmektedir” seklindeki
iddialara Aynî, el-Binâye serhu’l-Hidâye isimli eserinde söyle cevap vermektedir:
Onun er-Red ale’l-müsebbihe isimli bir eseri bulunmaktadır.
Müsebbiheye reddiye yazmıs bir âlimin tesbihle ilgili hadis uydurdugu nasıl
iddia edilebilir? O, dindar, abid, salih bir kimse olup döneminde ehl-i
re’yin önde gelen bir fakihi idi. Ali el-Kârî de Tabakât’ında abid bir kim-
SULARIN HÜKMÜ 289
se olarak niteledigi Muhammed b. Suca’ın kendi döneminde ehl-i re’yin
önde gelen bir fakihi oldugunu, fıkıh, hadis ve kıraatta önde gelen âlimler
arasında yer aldıgını söylemektedir. Hâkim ise Muhammed b. Ahmed b.
Musa el-Kummî’nin babası vasıtasıyla onun altmıs küsur cüzlük Kitâbü’lmenâsik
isimli eserini rivayet ettigini, ayrıca onun Tashîhu’l-âsâr isimli
hacimli bir eserinin bulundugunu haber vermektedir. Aynı bilgiler el-Behiyye’de
(s. 70) de zikredilmektedir. Sonuç itibariyle o, mezhebimizin dikkate
aldıgı önde gelen âlimlerdendir.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 288) belirtildigi üzere birçok âlim güvenilir oldugunu
belirtmesine ragmen Vâkidî hakkında da elestiriler bulunmaktadır.
Üstad’ın Tâbiu’l-âsâr’daki (s. 68) açıklaması söyledir: Vâkidî’nin güvenilir
olmadıgını kabul etsek bile zayıf ravi, en azından bir ihtimalin varlıgını ortaya
çıkarır. Bu kadarı da tearuzun giderilmesinde ve konu ile ilgili rivayetin
mutlak hakikatmis gibi kabulüne engel olmada etkin olur. Nîmevî’nin
açıklaması ise söyledir: Vâkidî, her ne kadar muhaddislere göre hadis rivayetinde
cerh edilen biri olsa da o, megâzî, siyer Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
saglıgında ve vefatından sonra meydana gelen olaylar hakkında otoritedir.
Üstelik o, Medinelidir. Medine ve kuyularını baskalarından daha iyi bilecegi
süphe götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla onun verdigi bilgiler Ibnü’l-
Cevzî ve konunun basında zikredilen Ebû Dâvûd’un haberindeki kim oldukları
belli olmayan ravilerin bildirdiklerinden daha makbuldür. Nitekim
Buzâa kuyusu hakkında el-Akta’ diye tanınan Ebû Nasr’ın açıklaması da
söyledir: Güzel koku kullanmaktan hoslanan, temizlige önem veren, suyun
içine sümkürmeyi bile yasaklayan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözü edilen
özellikleri tasıyan kuyudan abdest aldıgı sanılmamalıdır. Bu durum kuyunun
sözü edilen özelliklere cahiliye döneminde sahip oldugunu göstermektedir.
(Önceki halini dikkate alarak) Müslümanlar kuyudaki suyun
kullanımından süphelenmisler, Hz. Peygamber (s.a.v.) de kuyudan bol
miktarda suyun çekilmesiyle bunların etkisinin kalmadıgını açıklamıstır.
(Âsârü’s-sünen, I, 7-8)
Bize göre “Hayız bezlerinin, köpek leslerinin ve kokusmus nesnelerin
atıldıgı bir kuyu olan Buzâa kuyusundan abdest alabilir miyiz?” sorusunu
soran bununla söz konusu pisliklerin vaktiyle atılmıs oldugunu kastetmistir.
Onun kuyu hakkındaki açıklamalarının asırı kötüleyici bir üslup kullanmasından,
kuyunun geçmisteki durumunu kastederek su anda abdest alınıp
alınmayacagını sordugu anlasılmaktadır. el-Câmî’nin Serhu’l-Kâfiye’de (s.
290 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
287) zikrettigi gibi bu, “Dün sehre girinceye kadar gece boyunca yürüdüm”
sözündeki gibi mübalagalı bir ifadedir. Bu, gerçekten güzel bir yorumdur.
Beyhakî’nin el-Ma’rife’de nakline göre Imam Safiî, “Buzâa suyu bol
genis bir kuyu idi. Içerisine atılan pislikler suyunun rengini ve tadını degistirmedigi
gibi onda pis koku da olusturmazdı” demistir. (Âsârü’s-sünen, I, 6)
Bu, günümüzdeki büyük havuzlarda oldugu gibi eni ve boyu on arsından
fazla olması halinde söz konusu olabilir. Zira daha küçüklerinde pislik kısa
zamanda suyun tamamını kaplayabilir. Hayız bezleri, köpek lesleri ve
kokusmus nesneler atılmasına ragmen suyunda bir degisiklik meydana
gelmedigine göre Buzâa kuyusu günümüzdeki havuzlardan daha büyük olmalıdır.
Abdürrezzak b. Hemmam’ın Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den yaptıgı
rivayette bu kuyudan söz ederken “gölet” kelimesini zikretmesi de bunu
destekler mahiyettedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.) içerisine köpek
lesleri ve kokusmus nesneler atılmıs olan bir göletten abdest almıs veya su
içmisti. Kendisine bu durum hatırlatılınca “Su temizdir, onu hiçbir sey pisletmez”
buyurmustur. (Abdürrezzak b. Hemmam, el-Musannef, I, 78; Ali el-Muttakî,
Kenzü’l-ummâl, V, 140) Bu rivayet en azından bir ihtimal olusturur. Safiîlerin
Buzâa hadisine sarılmaları ve kendi görüslerini onunla temellendirmeye
çalısmaları uygun olmaz.
2. Evsafı Degismedikçe Suyun Temiz Oldugu
220. Muhammed b. Haccac > Ali b. Ma’bed > Isa b. Yunus > Ahvas b.
Hakîm > Rasid b. Sa’d isnadıyla nakledildigine göre Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Rengi, tadı veya kokusu degismedikçe suyu hiçbir sey pisletemez”
buyurmustur. (Tahâvî, Serhu meâni’l-âsâr, I, 16; Dârekutnî, Sünen, I, 29)
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 4) zikredildigi üzere hadisi Tahâvî ve Dârekutnî,
Rasid b. Sa’d vasıtasıyla “Kokusu veya tadı degismedikçe suyu hiçbir
sey pisletemez” lafzıyla mürsel olarak rivayet etmislerdir. Tahâvî “tadı”
kelimesinin ilâvesiyle rivayet etmistir.
Ebû Hatim, Rasid b. Sa’d’ın söz konusu mürselinin sahih oldugunu
söylemistir. Belirli sartları tasıyan mürsel bize göre delil olmaktadır. Bu da
o kabildendir. Müellif, Zeylaî’nin Nasbu’r-râye’de (I, 50) Beyhakî’nin Ahvas
b. Hakîm hakkında elestiri bulundugunu ifade ettigini naklettigine dikkat
çekmektedir. Ancak biz, sözü edilen hadisin sahih oldugunu söyleyen
SULARIN HÜKMÜ 291
316 Hadis zayıftır. Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr, VIII, 104; Ibn Mâce, “Tahâret”, 76. Hadisin
isnadı zayıftır. Heysemî hadisin zayıf oldugunu söylemisdir.
âlimlerin bu elestiriyi dikkate almadıklarını ve böylesi ihtilafların sıhhate
engel olmadıgına isaret etmeliyiz.
221. Ebû Ümâme el-Bâhilî’nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Kokusunu veya tadını degistirmedikçe suyu hiçbir sey pisletemez” buyurmustur.
Hadisi Taberânî Mu’cemü’l-kebîr ve Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmistir.
Ibn Mâce’nin Ebû Ümâme el-Bâhilî’den rivayeti, “Kokusu, tadı ve rengi
degismedikçe” seklindedir.316 Isnadında Risdîn b. Sa’d bulunmaktadır.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 87) ifade edildigi üzere o zayıf bir ravidir. Ancak
Tehzîbü’t-Tehzîb’de (III, 377) de zikredildigi gibi Heysem b. Harice onun
güvenilir oldugunu söylemistir. Daha önce de ifade edildigi üzere özellikle
de hadis sahih mürsel ile desteklendiginde böylesi ihtilaflar hadisin sıhhatine
engel teskil etmez.
Hadisle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Ibn Mâce rivayetindeki
“vav” harfi birinci hadiste zikredilen ve çesitleme bildiren “ev” edatı mânasındadır.
Buna göre suyun pislenmesi için bu üç özellikten sadece birinin
degismis olması yeterlidir. Bir önceki konu baslıgında az suyun, içine
düsen pislikle bozulacagı hususu ele alınmıstı. Sözü edilen hadis umumiyet
ifade etmekteydi. Onun bir kısmı tahsis edilmistir. Böylece konuyla ilgili
hadislerin baslıga delâleti de ortaya çıkmıstır.
3. Akıcı Kanı Olmayan Hayvanın Ölmesiyle Suyun Kirlenmeyecegi
222. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Birinizin
kabına sinek düstügünde, önce kaba tamamını daldırsın sonra çıkartıp
atsın. Çünkü sinegin bir kanadında dert diger kanadında ise devası
bulunur” buyurmustur. (Buhârî, “Tıp”, 58)
Hadisle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Akıcı kanı olmayan hayvanların
hükmü de sinek gibidir. Sinegin hükmü hadisle belirlenmis, benzeri
hayvanların hükmü ise ona kıyasla tespit edilmistir. Asagıda zikredilecek
olan Dârekutnî’nin Selman (r.a.)’den rivayeti de bu kıyası desteklemektedir.
Ebû Hureyre (r.a.) hadisinin konuya delâleti açıktır. Çünkü Hz. Peygamber
(s.a.v.) ölüp ölmedigine bakmaksızın içine düsen sinek sebebiyle
292 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
317 Ibn Adî’nin Saîd b. Ebî Saîd ez-Zebîdî hakkındaki açıklaması söyledir: O meçhûl
bir ravidir. Hımslı oldugunu zannediyorum. Ondan Bakıyye ve baskaları rivayette
bulunmustur. Hadisi sahih degildir (el-Kâmil, III, 405).
kapta bulunan nesnenin pis olduguna hükmetmemistir.
223. Bakıyye > Saîd b. Ebû Saîd ez-Zebîdî > Bisr b. Mansur > Ali b.
Zeyd b. Ced’ân > Saîd b. Müseyyeb > Selman (r.a.) isnadıyla nakledildigine
göre Hz. Peygamber (s.a.v.) ona, “Selman! Kanı olmayan bir canlının
içine düstügü ve öldügü her yiyecek ve içecegin yenmesi, içilmesi helâldir.
Ayrıca onunla abdest de alınabilir” buyurmustur.
Hadisi Dârekutnî rivayet ettikten (Sünen, I, 37) sonra, “Onu Saîd b. Ebî
Saîd ez-Zebîdî’den Bakıyye’den baskası rivayet etmemistir. O ise zayıf bir
ravidir” açıklamasını yapmıstır. Ibn Adî de onu el-Kâmil’inde (III, 406) rivayet
etmis ve Saîd b. Ebî Saîd ez-Zebîdî’in meçhûl bir ravi oldugunu ve hadisinin
sahih olmadıgını söylemistir.317
Burada Saîd b. Ebî Saîd ez-Zebîdî ve isnadla ile ilgili tespitlerimizi zikretmemiz
yerinde olacaktır. Söyle ki, Ibnü’l-Hümam’ın el-Feth’deki açıklaması
söyledir: Bu, Hatîb el-Bagdâdî’nin söz konusu ettigi Saîd’dir. O,
babasının isminin Abdülcebbar, kendisinin de sika oldugunu söylemistir.
Böylece onun meçhûl olmadıgı anlasılmaktadır. Buna ragmen hadisi hasen
seviyesindedir. Bakıyye b. Velid ise sika olup Imam Müslim’in ravilerindendir.
O, tedlis yapabilen biridir ancak burada “haddesenî” diyerek hadisi
semâ yoluyla aldıgını açıkça ifade etmistir. Isnaddaki diger raviler ise güvenilirdir.
Isnadla ilgili sözü edilen tenkitler bulunmakla birlikte bunlar hadisin
hasen olmasını engelleyecek durumda degildir.
Hadisin konuya delâleti açıktır. Hadis hakkındaki problem Saîd b. Ebî
Saîd ve Saîd b. Abdülcebbar’ın aynı kisi zannedilmesidir. Ibn Hacer’in
Tehzîbü’t-Tehzîb’te zikrettiginin aksine onlar ayrı iki kimsedir. Tespitlerimize
göre Ibn Hacer onunla ilgili bilgiyi Ibn Adî’den almıs fakat onun verdigi
bilgiyi dogru bulmayarak onların aynı sahıs oldugu sonucuna varmıstır.
Tehzîbü’t-Tehzîb’te (IV, 37) yer alan “Saîd b. Ebî Saîd ez-Zebîdî, Ibn Abdülcebbar’dır”
açıklaması da buna delâlet etmektedir. et-Takrîb’deki (s. 70-
71) açıklaması ise söyledir: Saîd b. Ebî Saîd, Ibn Abdülcebbar’dır. Saîd b.
Abdülcebbar ez-Zebîdî, Ebû Osman Saîd b. Ebî Saîd el-Hımsî’dir. Ebû Osman
el-Hımsî zayıftır, Cerir onun yalan söyledigi görüsündeydi. Bilindigi
gibi Ibn Hacer et-Takrîb’ini Tehzîbü’t-Tehzîb’ten sonra telif etmistir. et-
Takrîb’deki açıklaması, Saîd b. Ebî Saîd ve Saîd b. Abdülcebbar’ın aynı kisi
olduguna delâlet etmektedir. O, bunun dısında bir açıklamada da bulunmamıstır.
Lisânü’l-Mîzân’daki (VI, 560-561) açıklaması ise söyledir: Ebû
SULARIN HÜKMÜ 293
Osman Saîd b. Abdülcebbar ez-Zebîdî el-Hımsî, Saîd b. Ebî Saîd’dir. Baska
bir yerde de Saîd b. Ebî Saîd ez-Zebîdî, Ibn Abdülcebbar’dır demektedir.
Ibnü’l-Hümam’ın açıklamaları da bu yöndedir. Dogrusu da budur. Ibnü’l-
Hümam’ın açıklamalarından, Hatîb el-Bagdâdî’ye göre Ibn Abdülcebbar’ın
güvenilirligi ve onun kesinlikle meçhûl olmadıgı da anlasılmaktadır.
Böylece o, Ibn Abdülcebbar hakkındaki tenkitleri cevaplamıstır.
4. Mâ-i Müsta‘melin Temiz Fakat Temizleyici Olmadıgı
Bu baslık altında abdest, gusül gibi hükmî temizlikte kullanılmıs suyun
(mâ-i müsta’melin) maddî bakımdan temiz olmakla birlikte ikinci defa
hükmî temizlikte kullanılamayacagı konusu incelenecektir.
224. Muhammed b. Münkedir’in nakline göre Cabir b. Abdullah (r.a.)
söyle anlatmıstır: Resûlullah (s.a.v.) hastalıgımda beni ziyarete gelmisti.
Ben baygındım. O (s.a.v.) abdest almıs ve abdest suyundan üzerime dökmüs,
ben de ayılmısım. (Buhârî, “Vudu”, 44)
Hadisin kullanılmıs suyun (mâ-i müsta’mel) temiz olduguna delâleti
açıktır. Söyle ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) bereketiyle sifa bulması amacıyla
abdest suyunu Cabir (r.a.)’in üzerine dökmüstür. Pis olan seyde ise bereket
olmaz. Su halde kullanılmıs su temizdir. Hadisle ilgili Fethu’l-bârî’deki
(I, 261) açıklama söyledir: Hadisten Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest aldıgı
sudan ya da abdestten arta kalan kısımdan döktügü anlasılabilir. Burada
kastedilen abdest için kullandıgı sudur. Nitekim Buhârî I’tisâm bölümünde
“üzerime abdest suyunu döktü”, Ebû Dâvûd’da “abdest aldı ve üzerime
döktü” lafızlarıyla rivayet etmislerdir.
225. Ca’d’in nakline göre Saib b. Yezid söyle anlatmıstır: Teyzem beni
Resûlullah (s.a.v.)’e götürerek düstügümü söyledi. Hz. Peygamber (s.a.v.)
basımı oksadı, bana hayır duada bulundu. Daha sonra abdest aldı. Ben de
abdest suyundan içtim. (Buhârî, “Vudu”, 40)
Yukarıdaki hadiste açıklandıgı üzere Hadisin kullanılmıs suyun (mâ-i
müsta’mel) temiz olduguna delâleti açıktır.
226. Ebû Hureyre (r.a.)’in nakline göre Resûlullah (s.a.v.)’e, “Cünüp
iken durgun suda yıkanmayın” buyurdu. Hadis ravisinin, “O zaman nasıl
yapsın?” sorusuna Ebû Hureyre (r.a.), “Alıp (dökünerek) yıkansın” seklinde
cevap vermistir.
Hadisi, Müslim (“Tahâret”, 97) ve Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 36) rivayet etmis-
294 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
lerdir. Ebû Dâvûd hadisin sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır.
Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I, 299), “Durgun suya küçük abdest bozmayın
ve cünüplük sebebiyle onda gusletmeyin” lafzıyla rivayet etmektedir.
Hadisle ilgili Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki açıklaması söyledir: Resûlullah
(s.a.v.)’in yıkanmamayı istemesi durgun suyun kirlenmesine engel
olma amacıyladır. Müslim rivayetindeki “Nasıl yapsın?” sorusuna Ebû Hureyre
(r.a.)’in, “Alıp (dökünerek) yıkansın” seklinde cevap vermesi de buna
delâlet etmektedir. Böylece durgun suya dalınarak yıkanmanın yasaklanmasının
sebebinin baskalarının kullanımına engel olunmaması oldugu
anlasılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir sözü hangi amaçla söyledigini
en iyi sahâbe bilir. Bu hadis, kullanılmıs suyun (mâ-i müsta’mel) temizleyici
olmadıgına dair en güçlü delildir.
Ibnü’l-Hümam’ın Fethu’l-kadîr’deki (I, 75) açıklaması söyledir. Irak
âlimleri, “Mezhebimize göre kullanılmıs su temizdir. Kullanılmıs suyun temizliginden
maksat, söz gelimi onun üzerimize dökülmesi halinde namaza
engel olmayacagıdır. Muhakkık Mâverâünnehir âlimlerinin tercihi de
kullanılmıs suyun temiz oldugu seklindedir. Fetva da buna göredir” demislerdir.
Söyle ki, Allah tarafından bize bildirilen farzın yerine getirildigi ve
bir ibâdetin yapılmasına vesile olan araç (su) kullanılması itibariyle kirlenmektedir.
Bu o seyin kendisinin özü itibariyle pis olması anlamına gelmemektedir.
Suyun dinen bizzat necis (necîsü’l-ayn) olması mümkün degildir.
Burada su, zekât malına benzemektedir. Kisinin malından ayırıp verdigi
zekât o malın kiridir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) zekât olarak verilen
malı malın kiri saymıstır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ailesine zekât verilmesi
de bu sebeple haram kılınmıstır. Kirli olmakla birlikte söz konusu mal
özü itibariyle necâset derecesine ulasmamıstır. Söz gelimi bir kimse üzerinde
bir dirhem zekât malı bulundugu halde namaz kılsa namazı sahih
olur. Suyun da necâset derecesine varmayacak sekilde kirlenmis olması
gerekir. Bu hüküm onun sadece temizleyici olma özelligini giderir. Bu tespitimiz
yukarıdaki kıyasın dısında özel bir delil bulunmaması durumunda
geçerliligini korur.
Konu hakkında üstadımızın açıklaması ise söyledir: Bu hususta en açık
ve süpheye mahal bırakmayacak delil, sahâbenin elbiselerini, kaplarını ve
vücutlarını kullanılmıs sudan (mâ-i müsta’mel) sakınmamaları ve pis oldukları
düsüncesiyle onları yıkamamalarıdır. Sadece bu, kullanılmıs suyun
SULARIN HÜKMÜ 295
(mâ-i müsta’mel) temiz olduguna dair yeterli bir delildir. Bazen sartlar
zorladıgı halde sahâbeden herhangi birinin mukim veya seferî iken kullanılmıs
suyla abdest aldıgı da nakledilmemistir. Abdest alırken suyu bir kapta
biriktirip aynı suyla bir baskasının hatta hemen herkesin abdest alması
mümkündür. Buna ragmen onlar Hicaz bölgesi gibi suyun kıt oldugu bir
yerde özellikle seferî iken teyemmümle ibadet ettikleri bir zamanda kullanılmıs
suyla neden abdest almamıslardır? Çünkü sahâbe kullanılmıs suyun
temizleyici olmadıgına dair yeterli delile sahipti.
227. Muhammed b. Fudayl > Ebû Sinan Dırar > Muharib isnadıyla nakledildigine
göre Ibn Ömer (r.a.), “Cünüp kimsenin avuçlayıp kullandıgı sudan
arta kalanı necistir (pistir)” demistir.
Umdetü’l-kârî’de (II, 23) zikredildigi üzere haberi Ibn Ebî Seybe (el-Musannef,
I, 82) rivayet etmistir. Tespitlerimize göre isnadı sahih, Ebû Sinan dısındaki
ravileri Sahîhayn ravileridir. Ebû Sinan ise Müslim ravisidir.
Tespitlerimize göre Ibn Maîn ve Nesâî, Muhammed b. Fudayl’ı sika
olarak nitelemis, Ibn Hibbân da onu es-Sikât’ına almıstır. Onun hakkında
Ibn Sa’d, “sika, sadûk, çok hadis rivayet eder, sia yanlısı”, Iclî “Kufeli, sika
ve siî”, Ali b. Medînî “Hadis rivayetinde sika ve sebt”, Dârekutnî “Hadis
rivayetinde saglamdı. Fakat Hz. Osman (r.a.)’den yüz çevirmisti” açıklamalarını
yapmıslardır. Ebû Hisam er-Rifâî ise Muhammed b. Fudayl’ı,
“Allah Hz. Osman’a rahmet etsin. Ona merhamet etmeyene ise merhamet
etmesin” derken ve ehl-i sünnet taraftarı olduguna yemin ederken isittigini
söylemistir. Ayrıca Ebû Hisam er-Rifâî mest üzerine mesh ettigini gösteren
parmak izlerini gördügünü, arkasında defalarca namaz kıldıgı halde
besmeleyi açıktan okudugunu isitmedigini de ifade etmistir. (Tehzîbü’t-Tehzîb,
IX, 406)
Aynî, bunun Hanefîlerden kullanılmıs suyun necis oldugunu benimseyenlerin
en güçlü delillerinden biri oldugunu söylemistir. (Umdetü’l-kârî, II,
23) Bazıları sözü edilen suyun avuçta pislik olması halinde necis olacagını
ileri sürmüslerdir. Ancak bize göre bu dogru degildir. Zira bu durumda Ibn
Ömer (r.a.)’nın cünüplükten söz etmesinin bir mânası olmaz. Nitekim pisligi
yıkamak sadece cünüp kimselere özel bir durum degildir. Aksine mevcut
bir pisligi cünüp olsun veya olmasın herkesin yıkaması gerekir ve elin
pis olarak batırılması da suyu pisler. Ibn Ömer (r.a.)’nın cünüplükle sınırlaması,
sözü edilen hükmün onunla ilgili oldugunu göstermektedir. Bu ise
296 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
kullanılmıs su hakkında Hanefîlerin görüsüyle aynıdır. Ayrıca Ibn Ömer
(r.a.)’nın açıklamasında avuçla alınıp kullanılan suyun necis oldugundan
söz edilmektedir. Avuçta bulunan pislik sebebiyle yıkanan sudan arta kalan
da ise böyle bir durum söz konusu olamaz. Sonuç itibariyle bu, son derece
zorlama bir yorumdur. Dogrusu ise, Aynî’nin de zikrettigi gibi bu hadisin
kullanılmıs suyun pis olacagına dair en güçlü delillerden biri olusudur.
Bu, Hasan’ın Ebû Hanife (r.a.)’den rivayeti olmaktadır. Fethu’l-kadîr’de
(I, 74) zikredildigine göre Ebû Yusuf da Ebû Hanife (r.a.)’in bunu hafif
bir necaset olarak gördügünü rivayet etmistir.
Konuyla ilgili Ibnü’l-Hümam’ın açıklaması söyledir: Kullanılmıs suyun
necis kabul edildigine dair Hanefî görüsün izahı esas itibariyle sidik ve dıskı
gibi hakiki pisliklerin izalesinde kullanılan suyun pis olmasına kıyas
edilmesidir. Hakiki necâsette kullanılmıs suyun durumu hakkında herhangi
bir süphe bulunmamaktadır. Hükmî necasette kullanılmıs su da ona kıyaslanmaktadır.
Bunların ortak noktası, her ikisinin de necâseti gidermekte
kullanılmıs olmasıdır. Bu ortak payda bir seyin necis olmasının gerçek
manada necis olmasına dayanmadıgı prensibine binaendir. Söyle ki, hakiki
olmasının anlamı belirli bir cismin necâsetle vasıflanması manasına gelmektedir.
Onların dısındakiler için necâsetin kullanımı mecazî anlamdadır.
Necâsetin anlamında bizim kesin olarak bildigimiz onun dinî bir kabul oldugudur.
Böyle bir necâset bulundugu sürece temiz suyu kullanana kadar
din namaz, secde gibi ibadetlere yaklasmayı yasaklamıstır. Kisi temiz suyu
kullandıgında bu niteleme ortadan kalkar. Bütün bunlar birer imtihan
vesilesidir. Burada hakikî, aklî bir vasıftan söz edilemez. Böyle bir iddia
kabul edilmez. Iddiada bulunan da bunu ispat edemez. Dinlere göre farklılık
arz etmesi de bu necâsetin hükmî ve itibarî oldugunun bir baska delilidir.
Nitekim hamr (sarap) bizim dinimizde necis, diger muharref
(degistirilmis) dinlerde ise temiz kabul edilmektedir. Böylece onun itibari
oldugu ve imtihan için yasaklandıgı anlasılmaktadır. Bu noktada (hakikî
pislik olan) kan ile hades (hükmî kirlilik) arasında bir fark bulunmamaktadır.
Böylece hükme etkili olanın bizzat necâset vasfı oldugu ortaya çıkmak-
SULARIN HÜKMÜ 297
318 Münzirî, et-Tergîb, III, 234. Hadisi Beyhakî, Suabü’l-iman’da (III, 13) Zeyd b. Eslem’den
mürsel olarak rivayet etmistir.
319 el-Muvattâ, “Tahâret”, 60; Ahmed b. Hanbel, IV, 348, 349; Nesâî, “Tahâret”, 85;
Ibn Mâce, “Tahâret”, 6; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 129. Hâkim en-Nîsâbûrî,
hadisin Sahîhayn’ın sartlarını tasıdıgını ve sahih oldugunu söylemistir.
tadır. Bu ise hem kıyasa esas kabul edilende hem de ona göre hüküm verilende
mevcuttur. Bu sebeple aynı hüküm onun için de söz konusu olmaktadır.
Bu hüküm ise hükmî kirlilikte (hades) kullanılan suyun necis (pis) oldugudur.
(bk. Fethu’l-kadîr. I, 75)
228. Abdullah (r.a.)’in nakline göre Resûlullah (s.a.v.)’e içki içmis bir
adam getirildiginde, “Ey Insanlar! Allah’ın koydugu kurallara uymak zamanı
gelmedi mi? Kim bu pislikten içerse Allah gizledigi sürece ortaya çıkarmasın.
Çünkü bu durumda biz ona Allah’ın kitabını uygularız” buyurdu.
318
Hadisi Rezîn b. Muaviye rivayet etmistir. et-Tergîb’de de ifade edildigi
gibi bu lafızlarla temel hadis kaynaklarında bulunamamıstır. Ancak Münzirî’nin
hadisin basına, mukaddimesinde belirttigi “an” isaretini koymak suretiyle
onun hasen oldugunu ifade ettigini de hatırlatmalıyız.
229. Abdullah es-Sanâbihî (r.a.)’in nakline göre Resûlullah (s.a.v.),
“Kul abdest alırken mazmaza yaptıgında agzıyla isledigi, burnunu temizlediginde
burnuyla isledigi, yüzünü yıkadıgında yüzüyle isledigi günahlardan
kurtulur…” buyurmustur.
Hadisi Imam Malik, Nesâî, Ibn Mâce ve Hâkim en-Nîsâbûrî rivayet etmistir.
319 et-Tergîb’de de belirtildigi üzere Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin isnadının
sahih oldugunu ve illetinin bulunmadıgını söylemistir. Hadisin tamamı
“Agız ve Burnu Ayrı Ayrı Temizlemek” baslıgı altında zikredilmistir.
Mezhebimizin bazı âlimleri Rezîn b. Muaviye’nin naklettigi Abdullah
(r.a.) rivayetini, Abdullah es-Sanâbihî (r.a.) rivayeti ve benzerleri ile birlikte
kullanılmıs suyun necisligine dair delil olarak zikretmislerdir. Bunlara
göre necis olan azalardaki günahlar suyla temizlenmektedir. Bu sebeple
kullanılmıs su da necis olmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Mü’min abdest aldıgında tırnaklarının dibindekiler de dâhil vücudundaki
bütün günahlar temizlenir” hadisinde küçük günahları, “Kim bu pislikten
içerse Allah gizledigi sürece ortaya çıkarmasın” hadisinde ise büyük
günahları söz konusu etmistir. Bu hadiste günahı “kâzûrât” kelimesiyle ifade
etmesi de buna delâlet etmektedir. Bu görüsün yanlıslıgına hadiste zikredilen
“kâzûrât” kelimesiyle büyük günahların kastedilmedigi hatırlatılarak
cevap verilebilir. Ayrıca kâzûrât kelimesinin sözlük anlamı bilinmekte
olup böyle bir mâna çıkmayacagı da açıktır. Içki içen kimsenin gusül yapmadan
sadece abdest alarak namaz kılabilecegi de söz konusu iddianın di-
298 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
nen yanlıslıgını ortaya koymaktadır. (Fethu’l-kadîr, I, 75) Bize göre de Rezîn
b. Muaviye’nin naklettigi hadisin baglamı da “kâzûrât” kelimesinin islenilen
günahı degil içkinin kendisini ifade ettigini göstermektedir. Böylece
sözü edilen iddia temelden çürümektedir. Dogrusu bu konuda delil olarak
Ibn Ömer (r.a.) hadisiyle yetinmektir. Burada Celâleddin el-Habbâzî’nin
el-Kifâye’de abdest ve teyemmümün söz konusu edildigi âyetteki “Fakat
Allah sizi tertemiz kılmak ister.” (el-Mâide, 5/6) kısmında buna isaret edildigine
dair açıklamasını da zikretmeliyiz. Buna göre âyetteki “tertemiz kılmak”
ifadesi abdest uzuvlarında necâset bulunduguna delâlet etmektedir.
Sözü edilen necâset abdest alırken suya geçmektedir. Bu durumda suyun
necis olduguna hükmetmek gerekir. (el-Bahr, I, 95)
230. Sa’bî, “Sahâbe cünüp oldukları halde ellerini yıkamadan önce suya
sokuyorlardı” demistir.
Fethu’l-bârî’de (I, 32) zikredildigi gibi haberi Ibn Ebî Seybe (el-Musannef,
I, 82) rivayet etmistir. Onun sartlarına göre hadis hasen veya sahihtir.
Haberi Aynî de zikretmis (Umdetü’l-kârî, II, 23) ve haberi “kadınlar da böyle
davranırlar fakat bu, suyun kullanımını digeri için pis hale getirmezdi” ilavesiyle
nakletmistir.Ayrıca o benzeri görüslerin Ibn Sîrîn, Atâ, Sâlim, Sa’d
b. Ebî Vakkas, Saîd b. Müseyyeb ve Saîd b. Cübeyr (r.a.e.)’den de nakledildigini
kaydetmistir.
Haber, zahiriyle kullanılmıs suyun temiz olduguna delâlet etmektedir.
SULARIN HÜKMÜ 299
320 Buhârî, “Gusül”, 9. Söz konusu haberleri Buhârî gusül bölümünde “Cünüp Kimsenin
Elini Yıkamadan Abdest Alınacak Suyun Içine Sokması” baslıgında muallak
olarak rivayet etmistir. Ibn Hacer’in de belirttigi üzere (Fethu’l-bârî, I, 444) sözü
edilen haberleri Saîd b. Mansur Sünen’inde muttasıl isnadla rivayet etmistir. Haberde
yer alan, “Ibn Ömer ve Berâ b. Âzib elini sokmuslar” ifadesiyle her ikisinin
de ellerini soktukları kastedilmektedir. Bu, Ebü’l-Vakt rivayetinde “ellerini” seklinde
açıkça belirtilmektedir. “Tahûr” kelimesi gusül için hazırlanan su mânasınadır.
Saîd b. Mansur, Ibn Ömer (r.a.) ile ilgili haberi aynı mânada ve muttasıl olarak
rivayet etmistir. Abdürrezzak b. Hemmam ise Ibn Ömer (r.a.)’nın abdest suyuna
sokmadan önce ellerini yıkadıgını rivayet etmistir. Rivayetlerdeki çeliski Ibn Ömer
(r.a.)’nın duruma göre iki farklı sekilde davrandıgı seklinde giderilebilir. Söyle ki,
elleri temiz iken yıkamamıs, ellerinin kirli oldugu zaman ise önce yıkayıp ondan
sonra su kabına sokmustur. O, ellerini mendup oldugu için yıkamıs, caiz oldugu
için ise terk etmis de olabilir. Berâ b. Âzib (r.a.)’le ilgili haberi Ibn Ebî Seybe, “Ellerini
yıkamadan su kabına sokardı” lafzıyla rivayet etmistir. Ibn Ebî Seybe ayrıca
Sa’bî’nin, “Sahâbe cünüp iken yıkamadan ellerini gusül için hazırlanan suya sokarlardı”
dedigini de rivayet etmistir.
Imam Muhammed’in rivayetine göre bu, Imam Ebî Hanife (r.a.)’in de görüsüdür.
Onun bu rivayeti Imamın yaygın görüsü olarak bilinmektedir. Bu,
muhakkık âlimlerin de tercih ettikleri görüstür. Fetva da buna göredir. Bu
hususta abdestsiz ile cünüp arasında bir fark yoktur. et-Tecnîs’te cünüp istisna
edilmistir. Fakat ayrım yapılmaksızın her ikisinin de aynı hükümde olması
daha dogrudur. Konu hakkında Imam Ebî Hanife (r.a.)’den kullanılmıs
suyun necâseti hafife ve necâseti galiza oldugu seklinde iki rivayet bulunmaktadır.
Iraklı âlimler bu konuda ihtilaf bulunmadıgını, kullanılmıs suyun temizliginde
görüs birligi oldugunu söylemislerdir. el-Müctebâ’da söyle denmektedir:
Kullanılmıs suyun temiz ancak temizleyici olmadıgına dair
imamlarımızın tümünden sahih rivayet bulunmaktadır. Bu durumda en-
Nehr’de zikredildigi üzere suyun necâseti hafife ve necâseti galiza ile kirlendigini
açıklayarak izahlar getirmeye çalısmak faydasızdır. el-Bahr’da
konuyla ilgili rivayetler detaylı bir sekilde ele alınmıs, delilinin kuvvetli
oldugu belirtilerek necis olacagı görüsü tercih edilmistir. (Ibn Abidîn, I, 207)
231. Buhârî’nin muallak olarak rivayetine göre, Ibn Ömer (r.a.) ve Berâ
b. Âzib (r.a.) bir defasında ellerini yıkamadan su kabına sokmuslar sonra
da onunla abdest almıslardı. Ibn Ömer (r.a.) ve Ibn Abbas (r.a.), cünüplük
sebebiyle yıkanırken sıçrayan (ve yıkanılan suya düsen) serpintilerde
bir sakınca görmezlerdi.320
Ibn Ömer (r.a.) ve Ibn Abbas (r.a.)’in cünüplük sebebiyle yıkanırken sıçrayan
serpintilerde bir sakınca görmemeleri asagıda zikredilecegi üzere,
kullanılmıs suyun temizleyici olmadıgına delâlet etmektedir. “Bu, yukarıda
Ibn Ömer (r.a.)’nın kullanılmıs suyun necis olduguna dair görüsüyle çelismektedir”
seklinde bir soru sorulabilir. Burada ellerin abdest suyuna sokulmasıyla
ilgili çeliskili rivayetlerin bulundugunu hatırlatmalıyız. Nitekim
Saîd b. Mansur, Buhârî’nin muallak rivayetine benzer bir haberi nakleder.
Ibn Hacer’in de belirttigi üzere (Fethu’l-bârî, I, 310) Abdürrezzak b.
Hemmam ise Ibn Ömer (r.a.)’in, abdest suyuna sokmadan önce ellerini yıkadıgını
rivayet eder. söz konusu iki rivayet birbiriyle çelistiginde her ikisi
de delil olarak kullanılmaz. Bu durumda geriye yukarıdaki haber kalmaktadır.
Iki rivayetten birini tercih etmek gerekirse yukarıdaki haberle de
desteklendigi için Abdürrezzak b. Hemmam rivayeti Saîd b. Mansur’un
nakline tercih edilir. Saîd b. Mansur rivayetini destekleyen baska bir haber
ise yoktur. Ibn Hacer’in de belirttigi üzere (Fethu’l-bârî, I, 320) Berâ b. Âzib
300 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
(r.a.)’le ilgili haberi Ibn Ebî Seybe, “Ellerini yıkamadan su kabına sokardı”
lafzıyla rivayet etmistir. (Ibn Ebî Seybe, el-Musannef, I, 99)
Kullanılmıs suyun necis oldugu görüsünü benimseyenler, Ibn Ömer
(r.a.) ve Sa’bî’nin rivayetlerine söyle cevap verirler: Söz konusu durumda
zaruret bulundugu için kaptaki su kullanılmıs su olmaz. (el-Bahr, I, 91) Bunlara
göre cünüp, hayız veya abdestsiz kimsenin zaruret sebebiyle kaptaki
suya elini daldırması gibi olur. Aslında onlara göre abdestsizligi giderdigi
için kıyasa göre bu, kullanılmıs su olmalıdır. Ancak ihtiyaç sebebiyle kıyas
hükmü geçersiz olmustur.
Bize göre böylece, “Söz konusu iki haber kullanılmıs suyun hem temiz
hem de temizleyici oldugunu göstermektedir” görüsüne cevap da verilmis
oldu. Nitekim sahâbe yıkamadan ellerini soktukları suyla hem abdest alırlar
hem de guslederlerdi. Ayrıca bize göre, böyle bir durumda kullanılmıs
su fazla veya esit seviyede bulunmadıgından suyun temizleyici özelligini
ortadan kaldırmamakta ve el batırılan su kullanılmıs su kabul edilmemektedir.
Temiz fakat temizleyici olmadıgını benimseyenlere göre, az da olsa
kullanılmıs su zarar vermektedir. Sözü edilen iki haberde bunlara yönelik
bir cevap bulunmamaktadır.
232. Hafs > Alâ b. Müseyyeb > Hammad > Ibrahim en-Nehaî isnadıyla
nakledildigine göre cünüplük sebebiyle yıkanan kimsenin su kabına
damlayan serpintileri soruldugunda Ibn Abbas (r.a.), “Bunda bir sakınca
yoktur” diye cevap vermistir.
Umdetü’l-kârî’de (II, 23) zikredildigi üzere haberi Ibn Ebî Seybe el-Musannef’inde
(I, 72) rivayet etmistir. Bize göre bu isnad Imam Müslim’in
sartlarına uygundur. Ibrahim en-Nehaî, Ibn Abbas (r.a.)’den hadis isitmemisse
de daha önce zikredildigi üzere onun mürselleri sahih olarak kabul
edilmektedir.
Sözü edilen haberin kullanılmıs suyun temiz olduguna delâleti açıktır.
Çünkü cünüplük suyu etkileseydi, Ibn Abbas (r.a.) cünüp kimsenin vücudundan
su kabına damlayan suyla yıkanılmasına engel olurdu. Ibn Abbas
(r.a.)’in, “Bir sakınca yoktur” ifadesi vücuttan damlayan suyun temizlik
açısından ilk özelligini tasımadıgını göstermektedir. Aksi takdirde bu ifade-
SULARIN HÜKMÜ 301
321 Ayrıca bkz. Ibn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 320.
322 Hadis hasendir ve iki isnadla rivayet edilmistir. Birincisi, Zeyd b. Habbab > Ebû
Muaz > Zührî > Urve > Hz. Aise (r.anhâ)’dan nakledilmektedir (Tirmizî, “Tahânin
bir mânası olmaz, vücuttan damlayan suyla sınırlandırılmaz ve Ibn Abbas
(r.a.) açıklamasını, “Gusül suyunun tamamı temizdir” seklinde yapardı.
Cünüp kimsenin vücudundan su kabına damlayan suyun necis oldugunu
ileri süren, görüsünü söyle savunabilir: Söz konusu sahâbî bundan sakınmak
mümkün olmadıgı için bir sakınca olmadıgını ifade etmistir. Bu, Allah
(c.c.)’ün bagıslayacagı ümit edilen bir durumdur. Nitekim Ibn Ebî Seybe’nin
nakline göre Hasan-ı Basrî de, “Böyle bir durumda (vücuttan) suyun
damlamasını engellemek mümkün degildir. Bundan Allah (c.c.)’ün engin
rahmetine sıgınıyoruz” demistir.321 el-Bahr (I, 93) müellifinin el-Bedâi’den
nakline göre kullanılmıs suyun necis ve temiz oldugunu söyleyenler abdest
alan kimsenin elbisesine sıçrayan kullanılmıs sudan dolayı günah kazanılmayacagı
ve bunu Allah (c.c.)’ün bagıslayacagı hususunda ittifak etmislerdir.
233. Ebû Meryem Iyas b. Ca’fer’in, ismini zikretmedigi bir sahâbîden
nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest aldıgında yüzünü sildigi bir
bez parçası veya mendili bulunmaktaydı.
Umdetü’l-kârî’de zikredildigi üzere haberi Nesâî el-Künâ isimli eserinde
sahih bir isnadla rivayet etmistir. Isnadında sahâbî ravinin zikredilmemesi
âlimlerin çoguna göre hadisin sıhhatine engel teskil etmez. Hadis,
kullanılmıs suyun temiz olduguna delâlet etmektedir. Aksi takdirde kurulanırken
temizlenmis olan yüz tekrar kirletilmis olurdu. Bu ise istenmeyen
bir durumdur.
302 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
ret”, 40; Ibn Adî, el-Kâmil, I, 154; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 154; Beyhakî,
es-Sünenü’l-kübrâ, I, 185) Begavî, bunun isnadının zayıf oldugunu söylemistir
(Serhu’s-sünne, I, 37). Hâkim en-Nîsâbûrî de Ebû Muaz hakkında bilgi vererek,
“O Fudayl b. Meysere el-Basrî’dir, Yahya b. Saîd ondan övgüyle söz etmis ve rivayette
bulunmustur” açıklamasını yapmıstır. Hadîsin ikinci isnâdı Hz. Ebû Bekir
(r.a.)’den rivâyet edilmektedir. Onu Ibn Uleyk en-Nisâburî el-Fevâid’inde (I, 239)
rivâyet etmistir. Beyhakî de Ebu’l Aynâ Muhammed b. Kâsım > Ebû Zeyd Said b.
Evs > Ebû Amr b. Alâ > Enes b. Mâlik > Hz. Ebû Bekir (r.a.) isnâdıyla rivayet
etmistir. Bütün isnadları birlikte düsünüldügünde bize göre hadis hasendir. Hâkim
en-Nîsâbûrî’inin Ebû Muaz’la ilgili, “O Fudayl b. Meysere el-Basrî’dir” açıklamasına
dayanarak Ahmed Sakir’in Hz. Aise (r.anhâ) rivayetinin sahih oldugunu söylemesi
garipsenecek bir durumdur. Hâkim en-Nîsâbûrî’nin bu husustaki hatası yukarıda
zikredilmisti. Ayrıca Ahmed Sakir, Tirmizî ve Beyhakî’nin aksine Muaz b.
Cebel (r.a.) rivayetinin de hasen oldugunu söylemistir. Bize göre bu, hadisin sıhhatiyle
ilgili verilen hükümde titiz davranmamaktan kaynaklanmaktadır.
234. Hz. Aise (r.anhâ)’nın nakline göre Resûlullah (s.a.v.)’in abdest aldıktan
sonra yüzünü sildigi bir bez parçası (havlusu) bulunmaktaydı.
Umdetü’l-kârî’de (II, 8) zikredildigi üzere hadisi Tirmizî rivayet etmis
ve zayıf oldugunu söylemis, Hâkim en-Nîsâbûrî ise onu sahih olarak nitelemistir.
Ancak tespitimize göre Hâkim en-Nîsâbûrî onun sahih oldugunu
ifade etmemis, sadece ravilerinin güvenilirligini belirtmistir. Zehebî de
Telhîs’inde (I, 154) ona katılmıstır. Yukarıda zikredilen sahih rivayet de onu
desteklemektedir.322
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest sebebiyle kurulandıktan sonra mendilin
yıkanmasını emrettigine dair herhangi bir sahih haber de bilinmemektedir.
Kullanılmıs suyun necis oldugu görüsünü benimseyen, “Necis olan abdest
aldıktan sonra uzuvlardan akan sudur. Daha sonra uzuvlarda kalan ıslaklık
ise kullanılmıs su olmadıgı gibi necis de degildir. Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in elbisesiyle sildigi de bundan baskası degildir” diyecektir. Ancak
abdest alan kimsenin uzuvlarından akan suyun kesilmesi ancak belirli bir
sürede olacaktır. Özellikle gür sakallı kimselerde bu süre daha da uzayacaktır.
Halbuki hadisin baglamından Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest aldıktan
hemen sonra kurulandıgı anlasılmaktadır. Bu esnada uzuvlardan henüz
damlamaya devam eden su kullanılmıs sudur. Aksi takdirde kullanılmıs
su uzuvlardan ayrılıp yerde veya bir kapta toplanandan baskası olmayacaktır.
Nitekim Süfyan es-Sevrî de bu görüstedir. el-Kenz’de de tercih
edilen görüs budur. el-Hulasa’da ise söyle denilmektedir: el-Bahr’da (I, 93)
nakledildigi gibi aralarında Ebû Hafs el-Kebîr, Zahîrüddin el-Merginânî,
Fahru’l-Islam el-Pezdevî ve el-Câmiu’s-sagîr sarihlerinden bazılarının da
bulundugu bir kısım Belhli âlim de bu görüstedir. Bu durumda kullanılmıs
suyun temiz oldugu bu hadisle belirlenemez.
Kullanılmıs suyun temiz fakat temizleyici olmadıgını benimseyenlere
Ibn Mâce’nin rivayet ettigi hadisle itiraz edilebilir. Ibn Mâce’nin Müstelim
b. Saîd > Ebû Ali er-Rahbî > Ikrime > Ibn Abbas (r.a.e.) isnadıyla rivayet
ettigine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) cünüplük sebebiyle gusletmisti. Vücudunda
su degmeyen bir yer gördü. Orayı – ravi omuzuna sarkan saçları
SULARIN HÜKMÜ 303
323 Ibn Mâce, “Tahâret”, 138. Hadis zayıftır.
324 Bu hususta Zehebî ona katılmamıs ve “aksine âlimler onun zayıf oldugunu söylemislerdir”
açıklamasını yapmıstır.
325 Hadis hasendir.
326 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 51. Hadis hasendir.
oldugunu söyler – ıslattı.323 Ishak rivayetinde kuru kalan yeri saçlarını sıkarak
ıslattıgı da belirtilmektedir. Ebû Ali er-Rahbî, Hanes lakabıyla tanınan
Hüseyin b. Kays’tır. Ahmed b. Hanbel, Nesâî, Dârekutnî onun metruk, Ebû
Zür’a ise zayıf oldugunu söylemislerdir. Tespitlerimize göre Hâkim en-Nîsâbûrî’nin
el-Müstedrek’teki (I, 275) açıklaması, “Hanes b. Kays Ebû Ali
olarak da tanınmaktadır. Aslen Yemenli olup daha sonra Kûfe’ye yerlesmistir.
Güvenilir bir ravidir” seklindedir.324 Tehzîbü’t-Tehzîb’te (II, 365)
hakkında detaylı bilgi verildikten sonra Ebû Muhsin’in onun sadûk oldugunu
sandıgı, Ebû Bekir el-Bezzâr’ın da leyyinü’l-hadis diye niteledigi bilgisi
verilmektedir. Ebû Dâvûd’un Merâsîl’inde (s. 130)325 onu destekleyen
rivayet de Ebû Ali er-Rahbî’nin hasenü’l-hadis (rivayetleri hasen) bir ravi
oldugunu göstermektedir. Bu rivayette Alâ b. Ziyad’ın nakline göre Hz.
Peygamber (s.a.v.) guslettikten sonra omzunda su degmemis bir yer oldugunu
tespit etmis, saçlarının bir kısmını sıkarak suyunu omuzu üzerine akıtmıs
ve su degmeyen yeri onunla ıslatmıstır.
Ebû Dâvûd rivayetinin kullanılmıs suyun temizleyici olduguna delâlet
ettigi söylenebilir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.), kuru kalan kısmı saçından
sıktıgı suyla yıkamıstır. Bu durum kullanılmıs suyun hem temiz hem de temizleyici
oldugunu göstermektedir. Çünkü, yıkanma ancak temizleyici su
ile olur. Bu görüse kullanılmıs suyun vücuttan ayrılan su oldugu seklinde
cevap verilebilir. Su hakikaten veya hükmen bir uzuvda bulundugu sürece
kullanılmıs olamaz. Aksi takdirde insan büyük sıkıntıya sokulmus olur. el-
Bahr’da (I, 93) açıklandıgı gibi gusül esnasında vücut hükmen tek bir uzuv
gibidir. Gusül esnasında vücudun bir uzvundan digerine ulasan su bütünüyle
vücuttan ayrılmadıgı sürece kullanılmıs su olmaz. Buna göre vücudun
tamamı hükmen tek bir uzuv oldugu için saçtan sıkılıp baska bir uzva
dökülen de kullanılmıs su degildir.
Bazı âlimler kullanılmıs suyun temizleyici olduguna dair sıhhati hakkında
açıklamada bulunmadıgı Ebû Dâvûd rivayetini delil olarak zikretmislerdir.
Rubeyyi’ bint Muavviz’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), elinde
arta kalan suyla basını mesh etmistir.326 Ancak bu, bilenlerin hemen fark
edecegi üzere bizim görüsümüzü reddedecek durumda degildir. Bize göre
bir uzvu yıkadıktan sonra ondan arta kalan ıslaklıktan diger organı mesh etmek
mümkündür. Çünkü el-Bahr’da (I, 93) zikredildigi üzere yıkamak farzı,
arta kalan ıslaklıkla degil, uzuv üzerinden akıtılan su ile olur. Bu itibarla
yıkanmadan arta kalan ıslaklık, kullanılmıs su olmaz. Böylece Ibn Mâ-
304 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
ce’nin zayıf bir isnadla Hz. Ali (r.a.)’den naklettigi merfû hadis de anlasılmaktadır.