VIII. TAHARETLENME

VII. Taharetlenme

1. Hayvan Tersinin Necis Oldugu
407. Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) söyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber
(s.a.v.) büyük abdeste çıkmıstı. Bana kendisine üç tas getirmemi emretti.
Iki tas buldum, üçüncüsünü bulamadım. Tas yerine hayvan tersi götürdüm.
Iki tası aldı, hayvan tersini atarak, “Bu pistir” buyurdu. (Buhârî, “Vudu”, 20)
Müellif hadisin konuya delâletinin açık oldugunu söylemistir.
2. Suyla Taharetlenmenin Sünnet Oldugu
Bu baslık altında tasla taharetlenildiginde necâsetin istincâ mahallini
tasmadıgı durumda suyla da temizlenmenin sünnet oldugu konusu islenecektir.
408. Enes b. Malik (r.a.) söyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber (s.a.v.)
helâya giderdi. Ben ve bir çocuk onun için su kabı ve asa tasırdık. O (s.a.v.)
suyla taharetlenirdi. (Buhârî, “Vudu”, 17)
409. Ebû Hureyre (r.a.) söyle demistir: Hz. Peygamber (s.a.v.) helâya
gitmek istedigi zaman bardak veya ibrikle su götürürdüm. Resûlullah
(s.a.v.) onunla taharetlenir ve elini topraga silerdi. Sonra bir baska kapla su
getirirdim, onunla da abdest alırdı. (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 24)
Hadisi rivayet eden Ebû Dâvûd sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama
yapmamıstır.
410. Hz. Ali (r.a.)’in söyle dedigi rivayet edilmistir: Sizden öncekiler
beslenmeleri itibariyle büyük abdestlerini develerin kıgı düsürmesi gibi
yaparlardı. Siz ise ötürür gibisiniz. O halde tasla taharetlendikten sonra
suyla da temizleniniz.
ed-Dirâye’de (s. 150) zikredildigi üzere söz konusu haberi Ibn Ebî Seybe
(el-Musannef, I, 154) ve hasen bir isnadla Beyhakî rivayet etmistir.
Hadislerle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Birinci ve ikinci hadis
suyla taharetlenmeye delâlet etmektedir. Üçüncü hadis ise, necâsetin taharet
mahallini tasmaması durumu ile tasla temizlikten sonra suyla taharetlenmeye
delâlet etmektedir. Hadislerin tamamı konunun bütününe delâlet
etmektedir. el-Hidâye ve diger eserlerde zikredilen fakihlerimizin konuyla
ilgili detaylı görüsleri söz konusu hadislere dayanmaktadır. el-Hidâye’de
(I, 62) söyle denilmektedir: Necâset taharet mahallini tasması durumunda
temizlik ancak suyla yapılabilir. Zira tasla silinmek pisligi gidermez. Tasla
taharetlenme necâsetin istincâ mahallini tasmaması durumunda bir kolaylık
olmak üzere söz konusu olmaktadır. Tasması halinde mutlaka su ile
taharetlenmek gerekir. Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Ebû Yusuf’a göre namaza
mani miktar tespit edilirken istincâ mahalli hesaba katılmaz. Imam Muhammed’e
göre ise baska yerlere kıyasen namaza mani olan kısım istincâ
mahalli de katılarak belirlenir. Allah ömrünü bereketlendirsin üstadın açıklaması
bu sekildedir.
el-Kifâye’de de konu hakkındaki açıklama söyledir: Ikisi arasındaki
fark, birincisinin dinen temiz olduguna hükmedilen yer olmasıdır. Nitekim
buranın suyla yıkanmadan tasla temizlenmesi durumda kisinin namazı icmâ
ile sahih olur ve bu hakiki temizlik olarak kabul edilir. Bunun aksine
az olan necasetin dinen temiz olduguna hükmedilmemistir. Bu sekilde namaz
kılmak bize göre mekruh, Imam Safiî’ye göre ise caiz degildir.
411. Isa b. Yezdâd’ın babasından nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Biriniz küçük abdestini bozdugunda idrar sızıntısı kalmaması için cinsel
organını üç defa sıvazlasın” Hadisin ravilerinden Zem’a bu kadarının yeterli
oldugunu söylemistir.445
Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Zem’a’nın açıklaması dısında Ibn Mâce rivayet
etmistir. Hadisin isnadında meçhul oldugu söylenen Isa b. Yezdâd
bulunmaktadır. Ancak Mecmau’z-zevâid’de (I, 84) de zikredildigi gibi Ibn
Hibbân onu es-Sikât’ında zikretmistir. Tespitlerimize göre Azîzî (I, 106) de
hadisi Isa b. Yezdâd vasıtasıyla ve Ibn Mâce lafzıyla rivayet ettikten sonra
onun Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd’un Merâsîl’inde Isa b. Yezdâd > babası
isnadıyla aktarıldıgını belirterek Seyh’in, “Hadis sahihtir, Isa b. Yez-
466 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
445 Ahmed b. Hanbel, IV, 347; Ibn Mâce, “Tahâret”, 19.
dâd’ın güvenilir ve hadisin sahih oldugunu söyleyenlerin görüsü, onun
meçhul oldugunu benimseyenlere tercih edilir” dedigini nakletmistir.
Ibn Hibbân, Isa b. Yezdâd’ı es-Sikât’ında zikretmistir. Babası Yezdâd’ı
ise Abdülbâkî b. Kâni’ Mu’cemü’s-sahâbe’de, Ibn Mende Ma’rifetü’s-sahâbe’de,
Ibn Abdilber ise el-Istîâb’da zikretmislerdir. el-Cevherü’n-nakî’de
(I, 28) zikredildigi üzere Ibn Maîn, “Isa ve babası tanınmamaktadır.
Onun babasından hadis aldıgı da bilinmemektedir” demistir. Tehzîbü’t-Tehzîb’te
ise Ibn Hibbân’ın, “Onun sahâbe oldugu söylenmektedir. Ancak ben,
Zem’a b. Salih vasıtasıyla rivayet edilen habere güvenmem” dedigi nakledilmektedir.
O bununla hadisin ravisini kastetmektedir. Ancak burada
Zem’a b. Salih’in rivayetinde tek kalmadıgını söylemeliyiz. Nitekim Ahmed
b. Hanbel’in Müsned’inde Zekeriya b. Ishak ona mütabaat etmektedir.
Hadisi Begavî Mu’temir b. Süleyman vasıtasıyla rivayet etmistir. Yedi
hadis hafızı bulunmaktadır. Âlimler Yezdâd’ın da onlardan biri oldugunu
söylemistir. Askerî (I, 199-200) bazı âlimlerin onun Hz. Peygamber (s.a.v.)’e
yetistigi görüsünde oldugunu ifade etmistir. Ibn Hacer ise el-Isâbe’de (I,
106) onu hem cahiliye hem Islâm döneminde yasayıp Hz. Peygamber
(s.a.v.)’i görmeyen muhadramlar arasında zikretmekte ki bunların Hz. Peygamber
(s.a.v.)’den rivayetleri ittifakla mürseldir. Ancak Ibn Hacer daha
sonra, “Ben onun Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yetistigini ilave ediyorum. Nitekim
Taberî’nin Seyf vasıtasıyla nakline göre hicrî on iki yılında Irak’ın
fethinde Besir b. el-Hasasiye ve digerleriyle birlikteydi” demektedir.
Bu durumda bize göre hadis mürsel-sahih ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
“Cinsel organını üç defa sıvazlasın bu onun için yeterlidir” ifadesinden
anlasıldıgı üzere küçük abdestten sonra tasla taharetlenmenin vacip olmadıgına
delâleti açıktır. Bu yeterli olduguna göre ayrıca tas kullanmaya gerek
yoktur. Asagıda zikredilecegi üzere küçük abdestten sonra tas ve benzeri
seyleri kullanmak sünnettir.
412. Hz. Ömer (r.a.)’in küçük abdestini bozduktan sonra cinsel organını
toprakla sildikten sonra orada bulunanlara dönüp, “Biz böyle ögrendik”
dedigi rivayet edilmistir.446
Mecmau’z-zevâid’de (I, 106) zikredildigi üzere söz konusu haberi Taberânî
el-Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmistir. Isnadında zayıf ravilerden
Ravh b. Cenah bulunmaktadır. Tespitlerimize göre Ravh’ın güvenilirligi
TAHARETLENME 467
446 Metinde problem oldugu açıktır.
hakkında ihtilaf edilmistir. Nitekim Tehzîbü’t-Tehzîb (III, 212) ve Mîzânü’li’tidâl’de
(I, 34) zikredildigi üzere Duhaym onun sika oldugunu söylemistir.
Su halde hadis hasendir.
Söz konusu rivayette Hz. Ömer (r.a.)’in, “Biz böyle ögrendik” ifadesinden
küçük abdesti bozduktan sonra da büyük abdestten sonra da oldugu gibi
tas ve benzeri seylerle istincâ yapmanın sünnet oldugu açıkça zikredilmektedir.
Ülkemizde (Hindistan) taklide karsı olduklarını iddia eden bazı
gruplar buna karsı çıkarak, “Küçük abdestten sonra tasla temizlenmenin
sünnet olduguna dair sahih bir bilgi bulunmamaktadır. Bu sadece büyük
abdestten sonra yapılan temizlikte sünnettir” demektedirler. Bunların küçük
abdestten sonra ayrıca suyla temizlik yaptıklarını görürsün. Onlar küçük
abdestten sonra tas kullanarak istibrâ yapmazlar. Yemin ederim ki Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in, “Idrardan sakının, çünkü kabir azabının çogu idrar
sebebiyledir”447 anlamındaki hadisinden baska hiçbir beyan olmasa, sırf
bu bile bunun sünnet olması için yeterli bir delildir. Nitekim özellikle insanların
mesânelerinin dar oldugu günümüzde küçük abdestten sonra sadece
suyla idrar sızıntısından korunmanın mümkün olmadıgı bilinmektedir.
Zira mesânelerin dar olması sebebiyle belirli bir müddet idrar akıntısı kesilmemektedir.
Hadis usulünde Hz. Ömer (r.a.)’in, “Biz böyle ögrendik”
seklindeki açıklamasının merfû hadis kabul edildigi bilindigi halde küçük
abdestten sonra tasla temizligin sünnet olmadıgı nasıl söylenebilir?
Safiî büyük abdestten sonra üç tasla temizlenmeyi vacip gördügü gibi
Bhopal Emiri Seyyid Sıddîk Hasan Han da küçük abdestten sonra üç tasla
temizlenmenin vacip oldugunu söyleyerek yadırganacak bir görüs ortaya
atmıstır. O er-Ravdatü’n-nediyye’de (s. 21-22) söyle demektedir: Konuyla
ilgili delillerde tasla temizlenmenin büyük abdest, küçük abdest veya her
ikisi hakkında olduguna dair bir belirleme bulunmamaktadır. Zira sahâbînin,
“Bizim üçten az tasla istincâ etmemiz yasaklanmıstı” ifadesi, küçük
abdest, büyük abdest, veya her ikisi hakkında da olabilir. Sahâbînin, “Hz.
468 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
447 Hadis sahihtir. Ibn Ebî Seybe, el-Musannef, I, 115; Ibn Mâce, “Tahâret”, 26; Dârekutnî,
Sünen, I, 128; Âcurrî, es-Serîa, s. 362-363; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek,
183. Ahmed b. Hanbel (II, 326, 388, 389) hadisi A’mes > Ebû Salih > Ebû Hureyre
(r.a.) isnadıyla rivayet etmistir. Dârekutnî hadisin sahih oldugunu söylemis,
Hâkim en-Nîsâbûrî “Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahihtir, onun sıhhatini
engelleyecek bir kusurunu bilmiyorum” açıklamasını yapmıstır. Zehebî de onun görüsüne
katılmıstır. Bûsîrî de Zevâid’de (I, 27), “Bu, sahih bir isnaddır. Ravilerinin
tamamının hadisleri Sahîhayn’da bulunmaktadır” demistir.
Peygamber (s.a.v.) bize üç tasla temizlenmeyi emrederdi” ifadesinde de
küçük abdest, büyük abdest, veya her ikisi birlikte kastedilmis olabilir.
“Biriniz helâya giderse”448 hadisinde geçen “el-gâit” kelimesi dil âlimlerinin
ifade ettigi gibi büyük abdest bozmak degil helâ anlamına gelmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Üç tasla istincâ edin” hadisi de küçük abdest,
büyük abdest, veya her ikisi hakkında da olabilir. “Temizlenmek üzere
yanına üç tas alsın, bu yeterlidir”449 hadisi de hem küçük abdest ve hem
de büyük abdestle ilgili olabilir. “Üç tasla istincâ edin”450 hadisi de hem
küçük hem de büyük abdeste samildir. “Hz. Peygamber (s.a.v.) taharetlenmenin
en az üç tasla olmasını emretti” (Müslim, “Tahâret”, 57) seklindeki sahâbe
açıklamaları da aynı anlamdadır. Bütün bu açıklamalarda küçük abdestteki
temizligin büyük abdestteki gibi baska bir ifadeyle en az üç tasla
oldugu görülmektedir. Gerek din gerekse dil açısından buna aykırı bir sey
nakledilmemistir. “Istitâbe: avret yerlerini temizledi” kelimesi de hem cinsel
organı hem de makatı temizlemek anlamına gelmektedir. Nitekim kelimeyle
ilgili en-Nihâye’de söyle denilmektedir: “el-Istitâbe ve el-Itâbe” kelimeleri
taharetlenmeden kinayedir. Bu kelime kadınların da büyük abdest
ve küçük abdest bozduklarında veya her ikisini birlikte yaptıklarında tasla
istincâ etmelerinin vacip olduguna delâlet etmektedir. Taklide karsı olduklarını
iddia edenlerin küçük abdestten sonra bir tasla bile olsa taharetlenmeye
karsı çıkarken emirlerinin erkek ve kadınların büyük ve küçük abdestten
sonra hem de üç tasla taharetlenmeyi vacip gördügünden habersiz
oldukları anlasılmaktadır. Bunların hepsi saglam olmayan delile dayanmıstır.
Zira bunların esas aldıgı husus, konuyla ilgili delillerde söz konusu edilen
tasla temizlemenin sadece cinsel organı, dübürü veya her ikisini birlikte
kapsadıgına delâlet eden bir açıklamanın bulunmamasıdır. Bu ise yanlıstır.
Çünkü asagıda zikredecegimiz üzere üç tasla temizlenmenin büyük abdestle
ilgili olduguna delâlet eden rivayet bulunmaktadır.
413. Hz. Ömer (r.a.)’in azatlısı Yesar b. Nümeyr söyle anlatmaktadır:
Hz. Ömer küçük abdestini bozup da istincâ edeceginde bana, “Istincâ
TAHARETLENME 469
448 Buhârî, “Salât”, 20; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 4; Nesâî, “Tahâret”, 18, 19, 35.
449 Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, VI, 108; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 21; Nesâî, “Tahâret”,
7; Dârimî,”Tahâret”, 11; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 103. Hadis Müslim
b. Kurt > Urve > Aise (r.anhâ) isnadıyla merfu olarak rivayet edilmistir. Dârekutnî
isnadının hasen oldugunu söylemistir. Bir rivayete göre sahih oldugunu ifade etmistir.
450 Hadisin kaynakları daha önce zikredilmisti.
edebilecegim bir sey ver” derdi. Ben de ona bir çöp veya tas verirdim.
Bazen de o cinsel organını yıkamaz bir duvara veya yere sürerek istincâ
ederdi.
Kenzü’l-ummâl’de (V, 127) zikredildigi üzere haberi et-Turfukî rivayet
etmistir. O söz konusu haberi Resâilü’l-erkân’da nakletmis ve Beyhakî’nin
onun hakkında, “Konuyla ilgili en sahih rivayet budur” dedigini haber
vermistir. Aynı bilginin Abdülhak tarafından da ifade edildigi Ihyâü’ssünen’de
(I, 158) zikredilmektedir.
Haberin tas veya çöple taharetlenmeye delâleti açıktır. Yesar b. Nümeyr’in,
“Yıkamazdı” ifadesi yıkamanın vacip olmadıgına delâlet etmektedir.
Ancak bu, yıkamanın mendup olmasına engel degildir. Bu baska hadislerle
de sabittir. Nitekim Hz. Ömer (r.a.)’in baska bir açıklamasında yıkamanın
mendup oldugu anlasılmaktadır. Muhammed b. Hasan es-Seybânî’nin
Muvatta’ında (s. 50) Malik b. Enes’ten sahih bir isnadla rivayetine
göre Hz. Ömer (r.a.), “Izarının altındakini yıkar. Biz böyle yapardık, suyla
temizlenmeyi baska sekilde temizlige tercih ederdik” demistir.
414. Ibn Abbas (r.a.) söyle demistir: Kuba ahalisi hakkında “Orada iyice
temizlenmeyi seven adamlar vardır” (et-Tevbe 9/108) âyeti nazil oldugunda
Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara nasıl temizlendiklerini sordu. Onlar da,
“Tasla taharetlendikten sonra suyla da temizleniyoruz” diye cevap verdiler.
451
Hadisi Bezzâr rivayet etmistir. Isnadında Muhammed b. Abdülaziz b.
Ömer ez-Zührî bulunmaktadır. Mecmau’z-zevâid’de (I, 56) zikredildigi üzere
Buhârî ve Nesâî basta olmak üzere hadis münekkitleri onun zayıf oldugunu
söylemislerdir. Ibn Hacer’in et-Telhîsü’l-habîr’de naklettigine göre
Nevevî haberle ilgili söyle demistir: Hadisin bütün isnadlarında Kuba ahalisinin
suyla istincâ ettikleri zikredilmekle birlikte hem suyla hem de tasla
taharetlendikleri bulunmamaktadır. Bu konuda Ibnü’r-Rif’a da Nevevî’ye
katılmıs, benzeri açıklamayı Muhibbü’t-Taberî de yapmıstır. Zayıf da olsa
Bezzâr’ın rivayeti onların aleyhine bir delildir. Tespitlerimize göre onun
470 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
451 Söz konusu haberi Bezzâr Zevâid ve Kesfü’l-estâr’da rivayet etmistir. Bezzâr haberle
ilgili, “Onu Zührî’den Muhammed b. Abdülaziz, ondan da oglundan baskasının rivayet
ettigini bilmiyorum” açıklamasını yapmıstır. Heysemî Mecmau’z-zevâid’de (I,
212) haberle ilgili söyle demistir: Haberi Bezzâr rivayet etmistir. Isnadında Muhammed
b. Abdülaziz b. Ömer ez-Zührî bulunmaktadır. Buhârî, Nesâî ve diger hadis münekkitleri
onun zayıf oldugunu söylemislerdir. Malik de buna isaret tmistir.
çok fazla zayıf olmadıgına dair deliller bulunmaktadır. Aksi taktirde onu
burada zikretmeye gerek duyulmazdı. Onu destekleyen bir rivayet yukarıda
geçmisti. Bir digeri de asagıda gelecektir.
Bize göre haber büyük ve küçük abdeste samildir. Haberden küçük abdestte
hem tas hem de suyla temizlenmenin mendup oldugu anlasılmaktadır.
Haber, küçük abdestte tasla temizlenmenin bid’at oldugunu ileri sürenlerin
görüslerini de çürütmektedir. Mukaddimede zikrettigimiz üzere zayıf
rivayet menduplugun tespiti için yeterlidir. Bu seviyedeki rivayetler fezâil
konularını tespit için kullanılabilmektedir.
3. Helâya Girerken Üzerinde Mukaddes Isimler Bulunan Esyaların
Içeri Sokulmaması
415. Enes b. Malik (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) helâya
girerken yüzügünü çıkarırdı.452
Neylü’l-evtâr’da (I, 72) da ifade edildigi gibi hadisi dört sünen müellifi
de rivayet etmis ve Tirmizî onun sahih oldugunu söylemistir. Azîzî’de (III,
TAHARETLENME 471
452 Hadis zayıftır. Hadis için bkz. Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 10; Tirmizî, “Libas”, 17; es-Semâil,
s. 88; Nesâî, “Zîne”, 53; Ibn Mâce, “Tahâret”, 11; Ibn Hibbân, Sahih, IV, 260;
Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 94, 95; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 187.
Bizim tespitlerimize göre bütün rivayetlerin isnadında müdellis bir ravi olan Ibn
Cüreyc bulunmaktadır ve o, hadisi “an” sigasıyla nakletmistir. Ibn Hacer et-Telhîsu’l-
habîr’de söyle demektedir: Hadis hakkında Nesâî “Bu sahih olmayan bir hadistir”,
Ebû Dâvûd “Münker” demislerdir. Dârekutnî hadisin hakkında ihtilaf bulundugunu
ifade ederken sâz olduguna isaret etmektedir. Tirmizî hadisin sahih oldugunu
belirtirken Nevevî el-Hulâsa’da bunun yanlıslıgını ifade etmektedir. Münzirî
ise, “Tespitlerime göre dogrusu onun sahih oldugudur. Çünkü bütün ravileri
güvenilirdir” demektedir. Ibn Dakîkî’l-Îd diye tanınan Ebu’l-Feth el-Kuseyrî de el-
Iktirah’ın (s. 433) sonunda Münzirî’nin görüslerine tabi olmaktadır. Hadisin kusuru
Hemmam > Ibn Cüreyc > Zührî > Enes (r.a.) isnadıyla rivayet edilmesidir. Ravilerinin
hepsi güvenilir olmasına ragmen Buhârî ve Müslim onu rivayet etmemistir.
Hemmam’ın Ibn Cüreyc’ten rivayetinde Ibn Cüreyc’in Zührî’den isitmedigi ve
hadisi Ibn Ziyad b. Saîd > Zührî vasıtasıyla farklı lafızlarla rivayet ettigi ileri sürülmüstür.
Hâkim en-Nîsâbûrî ve Dârekutnî’nin nakillerine göre Söz konusu hadisi
Hemmam’la birlikte Yahya b. Darîs el-Becelî ve Yahya b. Mütevekkil de rivayet
etmislerdir. Hadisi güvenilir ravilerden Amr b. Asım, Enes b. Malik (r.a.)’in sözü
olarak rivayet etmistir. Beyhakî onu destekleyici olarak rivayet etmis ve zayıflıgına
da isaret etmistir. Onun ravileri de güvenilirdir. el-Cevherü’n-nakî’de (I, 94-95)
ifade edildigi gibi hadisin Hâkim en-Nîsâbûrî’nin rivayeti söyledir: “Resûlullah
(s.a.v.) bir yüzük edindi ve üzerine ‘Muhammed Resûlullah’ yazdırdı. Helâya girdiginde
onu çıkarırdı.”
125) ise hadisin Ibn Hibbân’ın Sahih’i ile Hâkim en-Nîsâbûrî’nin el-Müstedrek’inde
de rivayet edildigi ifade edilmekte ve “Üstat hadisin sahih oldugunu
söylemistir” denilmektedir. el-Miskât’ta zikredildigi üzere hadisin
Buhârî rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yüzügünde birincide “Muhammed”,
ikincide “Resûl” üçüncüde ise “Allah” olmak üzere üç satır bulundugu
zikredilmektedir.
Müellif hadis hakkında söyle demektedir: Ilgili hadislerin konuya delâletleri
açıktır. Enes b. Malik (r.a.) rivayeti tenkit edilmistir. Ancak Münzirî,
“Tespitlerime göre dogrusu onun sahih oldugudur. Çünkü Neylü’l-evtâr’da
da ifade edildigi gibi bütün ravileri güvenilirdir” demistir.
4. Büyük veya Küçük Abdestte Ön ve Arkanın Kıbleye Dönülmemesi
416. Ebû Eyyüb (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) söyle
buyurmustur: “Büyük ve küçük abdest bozarken kıbleye önünüzü veya arkanızı
dönmeyin, doguya veya batıya dönün” Hadisin ravisi Ebû Eyyüb
(r.a.), “Sam’a geldigimizde tuvaletlerin kıbleye dogru yapıldıgını bulduk.
Biz de abdest bozarken kıbleye dogru dönüyor sonra da Allah’tan af diliyorduk”
demistir. (Müslim, “Tahâret”, 59)
417. Ma’kıl b. Ebî Ma’kıl el-Esedî (r.a.) söyle demistir: Resûlullah
(s.a.v.) büyük ve küçük abdest bozarken iki kıbleye yönelmemizi yasakladı.
(Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 5)
Hadisi rivayet eden Ebû Dâvûd sıhhati hakkında herhangi bir açıklama
yapmamıstır.
Hadislerle ilgili müellif söyle demistir: Söz konusu iki hadisin büyük
veya küçük abdestte ön veya arkanın kıbleye dönülmeyecegine delâletleri
açıktır. Avnü’l-ma’bûd’da (I, 7) Ma’kıl rivayeti altında söyle denilmektedir:
Iki kıbleyle Kâbe ve Beytü’l-makdis (Küdüs) kastedilmektedir. Bu, Beytü’l-
makdis’in aynı zamanda müslümanların da kıblesi olmasından dolayı
olabilecegi gibi bu durumda arkamızın Kâbe’ye gelmesi sebebiyle de olabilir.
Zira Medine’de Beytü’l-makdis’e dönen kimse arkasını Kâbeye dönmüs
olur.
Bize göre hadis Beytü’l-makdis’e yönelmenin yasaklıgına delil olmaz.
Çünkü ihtimalin bulundugu yerde delilden bahsedilemez. et-Tergîb’de (I,
35) büyük ve küçük abdest bozarken kıbleyi önümüze veya arkamıza alma-
472 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
nın yasaklandıgı baska sahih ve meshur hadislerde de belirtildigi ifade
edilmektedir.
Konu ile ilgili sözü edilen hadislerle çelisen baska rivayetler de bulunmaktadır.
Bunları söyle sıralayabiliriz:
1. Neylü’l-evtâr’da (I, 78) zikredildigi üzere Ibn Ömer söyle demistir:
“Bir gün Hafsa’nın evinin damına çıkmıstım. Hz. Peygamber (s.a.v.)’i önünü
Sam, arkasını ise Kâbe’ye dönük olarak abdest bozarken gördüm.”453
Fethu’l-bârî’de (I, 217) hadisin Hakîm et-Tirmizî tarafından sahih bir isnadla
ve “O (s.a.v.)’i helâda gördüm” lafzıyla rivayet edildigi kaydedilmektedir.
2. Diger bir rivayet Ebû Dâvûd tarafından nakledilen ve sıhhatiyle ilgili
gerek Ebû Dâvûd gerekse Münzirî tarafından açıklama yapılmayan hadistir.
Neylü’l-evtâr (I, 81) ve Fethu’l-bârî’de hadisin Ebû Dâvûd ve Hâkim
en-Nîsâbûrî tarafından hasen bir isnadla rivayet edildigi kaydedilmektedir.
Buna göre Mervan el-Asfar söyle anlatmıstır: Ibn Ömer (r.a.)’yı kendisiyle
kıble arasına hayvanını çöktürdükten sonra küçük abdestini bozarken gördüm.
“Ebû Abdurrahman, kıbleye karsı abdest bozmak yasak degil mi? diye
sordum. O, “Evet, ancak bu yasak açık arazidedir. Kıbleyle aranda bir
sütre bulunuyorsa bunda bir sakınca yoktur” cevabını verdi. 454
3. Baska bir rivayet Nevevî’nin Serhu Müslim’de (I, 130) de zikrettigi
Cabir b. Abdullah (r.a.)’in naklettigi hadistir. Buna göre Cabir b. Abdullah
(r.a.) söyle demistir: “Hz. Peygamber (s.a.v.) küçük abdest bozarken kıbleye
yönelmeyi yasaklamıstı. Ancak ben vefatlarından bir yıl kadar önce O
(s.a.v.)’i küçük abdestini bozarken kıbleye yöneldigini gördüm.” Hadisi
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve diger hadis âlimleri rivayet etmislerdir.455 Isnadı
hasendir.
4. Diger bir rivayet Nevevî’de kaydedilmektedir. Buna göre Hz. Aise
TAHARETLENME 473
453 Ahmed b. Hanbel, V, 421; Buhârî, “Vudû”, 12, 14; Müslim, “Tahâret”, 61; Ebû Dâvûd,
“Tahâret”, 5; Nesâî, “Tahâret”, 21; Ibn Mâce, “Tahâret”, 18.
454 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 4; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 154; Beyhakî, es-
Sünenü’l-kübrâ, I, 92. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisi Hasan b. Zekvân > Mervan el-Asfar
isnadıyla rivayet etmistir. Hadisle ilgili Dârekutnî “Bu, sahihtir. Ravilerinin
hepsi güvenilirdir”, Hâkim en-Nîsâbûrî “Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahihtir”
açıklamalarını yapmıslardır. Zehebî de Hâkim en-Nîsâbûrî’ye katılmıstır.
455 Hadis hasendir. Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 5; Tirmizî, “Tahâret”, 7.
(r.anhâ) söyle anlatmıstır: Abdest bozarken bir takım insanların Kâbe’ye
önlerini dönmelerini mekruh saydıkları haberi ulasınca Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Öyle mi yapıyorlar? Oturagımın yönünü kıbleye çevirin” dedi.
Hadisi Ahmed b. Hanbel ve Ibn Mâce hasen bir isnadla rivayet etmistir.456
Bu rivayetlerle ilgili cevap olarak sunları söylemeliyiz:
Birinci hadiste zikredilen Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söz konusu tavrı belirli
bir mazeret sebebiyle ilgili olabilir. Belki de Hz. Peygamber (s.a.v.)
yönünü Kâbeye karsı çevirmemisti. Fakat Ibn Ömer (r.a.) O (s.a.v.)’in tam
olarak göremedigi için kıbleye karsı yöneldigini zannetmis ve öylece nakletmistir.
Üstadımız da bu görüstedir.
Ikinci rivayette zikredilen Ibn Ömer (r.a.)’nın kendi içtihadıdır. O bu konuyu
namazdaki sütreye kıyaslamıstır. Bilindigi gibi namaz kılan kimsenin
önünden geçilmez. Ancak namaz kılan önüne sütre koydugu zaman önünden
geçilebilir. Ibn Ömer (r.a.) buna kıyasla normalde küçük abdest bozan
kimsenin kıbleye dönemeyecegini ancak önünde bir sütre bulundugunda
Kâbe’ye yönelerek küçük abdest bozabilecegini söylemistir. Üstat merfû
hadisin bulundugu yerde böyle bir izaha gitmenin kabul edilemeyecegini
belirtmistir.
Üstadın da ifade ettigi gibi üçüncü rivayette zikredilen tavrı da Hz. Peygamber
(s.a.v.) belirli bir mazeret sebebiyle yapmıs olabilir.
Dördüncü rivayet hakkında onun sıhhatiyle ilgili ihtilafın bulundugunu
hatırlatmak gerekir. Nitekim Neylü’l-evtâr’da (I, 76) zikredildigi üzere bazı
münekkitler onun zayıf oldugunu söylemislerdir. Bu durumda onun sahih
oldugunda ittifak edilen hadisle çelismesi söz konusu degildir.
Neylü’l-evtâr’da (I, 75) ve Fethu’l-bârî’de zikredildigi üzere âlimlerin
çogu konuyla ilgili Ibn Ömer (r.a.)’nın ayırımı esas alan görüsünü benimsemistir.
5. Sag Elle Taharetlenmenin Yasaklıgı
Bu baslık altında sag elle ve kemik ile hayvan tersi kullanarak taharetlenmenin
yasaklıgı konusu incelenecektir.
418. Selman-ı Farisî (r.a.) söyle anlatmaktadır: Müsrikler, “Adamınızın
size tuvalete gitmeyi de ögrettigini görüyoruz” deyince ben onlara, “Evet,
474 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
456 Hadis münkerdir. Ahmed b. Hanbel (VI, 227); Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, III, 155;
Tahâvî, Serhu meâni’l-âsâr, VI, 137, 219; Ibn Mâce, “Tahâret”, 18.
o (s.a.v.) sag elimizle taharetlenmeyi ve abdest bozarken kıbleye dönmemizi,
bu is için hayvan tersi ve kemik kullanmayı, üç tastan asagısıyla temizlenmemizi
yasaklamaktadır” diye cevap verdim.
Hadisi Dârekutnî (Sünen, I, 54-55) rivayet etmis ve sahih oldugunu söylemistir.
Benzeri bir rivayet Müslim’de de bulunmaktadır.
419. Abdullah b. Ebî Katâde’nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.)
söyle buyurmustur: “Küçük abdestinizi bozdugunuzda sag elle cinsel organınızı
tutmayın, sag elle istincâ etmeyin, su içerken kabın içine üflemeyin.”
(Buhârî, “Vudu”, 18)
Hadislerle ilgili müellifin açıklamaları söyledir: Hadislerin konuya delâleti
açıktır. Buhârî rivayeti yenilebilecek maddelerle taharetlenmenin haram
olduguna da delâlet etmektedir. Hayvan tersi ile temizlik olur mu? sorusu
akla gelmektedir. Tecrübeler hayvan tersi ile temizlik olacagı yönündedir.
Bu durumda onunla yapılan taharetlenme ile temizlige hükmedileceginde
süphe yoktur. Ancak Dârekutnî’nin isnadının sahih oldugunu belirterek
merfû olarak rivayet ettigi hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) hayvan tersi
ve kemikle istincâyı yasaklamıs, “Onlarla temizlik yapılmaz” buyurmustur.
Üstadın da ifade ettigi üzere bu hadis, onlarla yapılan temizlenmenin
emredilen vasıtalarla ve arzulandıgı gibi olmayacagı seklinde anlasılmalıdır.
Üstadın konuyla ilgili Neylü’l-evtâr’da (I, 95) zikredildigine isaret
ettigi Buhârî’nin Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet ettigi hadis ise söyledir:
Ebû Hureyre (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest alması ve ihtiyacı için
bir kapla suyunu tasırdı. Bu amaçla Hz. Peygamber (s.a.v.)’i takip ettigi bir
gün Resûlullah (s.a.v.), “Sen kimsin?” diye sordu. O, “Ebû Hureyre” deyince,
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Temizlenmem için bana tas getir, kemik ve
hayvan tersi getirme” buyurdu. Ebû Hureyre sözlerine söyle devam etti:
Elbisemin bir ucuna toplayarak getirdigim tasları yanına bırakıp uzaklastım.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ihtiyacını bitirince yanına giderek, “Neden kemik
ve hayvan tersi getirme buyurdunuz?” diye sordum. Resûlullah
(s.a.v.), “Onlar cinlerin yiyeceklerindendir. Nusaybin cinleri bana geldiklerinde
-ki onlar ne iyi cinlerdir- benden yiyecek istediler. Bunun üzerine
ben rastladıkları her kemik ve hayvan tersinde onların yiyecegi olması için
Allah’a dua ettim” buyurdu.
6. Taharetlenmede Tek Sayıya Riayetin Müstehaplıgı
Bu baslık altında taharetlenmede tek sayıya riayetin müstehap oldugu,
TAHARETLENME 475
çift sayıda yapılmasının ise mekruh olmadıgı konusu incelenecektir.
420. Ebû Hureyre’nin rivayet ettigine göre Hz. Peygamber, “Tasla temizlik
yapan tek sayıya riayet etsin. Böyle yapan iyi yapmakla beraber
yapmayana günah yoktur” buyurmustur.457
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis fakat sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama
yapmamıstır. Zeylaî’nin zikrettigi gibi (Nasbu’r-râye, I, 14) hadisi Ibn
Mâce, Ahmed b. Hanbel, Beyhakî ve Ibn Hibbân da rivayet etmistir.
Hadisle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Hadisin tasla temizlik yapanın
tek sayıya riayet etmesinin müstehap, böyle yapmamanın ise mekruh
olmadıgına delâleti açıktır. Bu, tasla temizlik yapılmasıyla ilgilidir. Baska
bir delil bulunmadıkça diger temizlik vasıtaları hakkında da hükmün böyle
oldugu söylenemez. Tâbiu’l-âsâr’da zikredildigi üzere üçten az tasla temizligin
yasaklanmıs olması tenzihen mekruhluk, üç tasla temizligin emredilmis
olması da mendupluk içindir.
7. Tuvalete Girerken ve Çıkarken Okunacak Duâ
421. Enes b. Malik (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber, “Helâya girerken,
‘Bismillah her türlü maddi pislikten ve seytani vesveseden Allah’a
sıgınırım’ deyin” buyurmustur.458
Kenzü’l-ummâl’de (V, 86) zikredildigine göre hadisi, Umerî Amelü’lyevm
ve’l-leyle’de rivayet etmis ve sahih oldugunu söylemistir. Ibn Hacer
Fethu’l-bârî’de (I, 214) hadisi “el-gâit” yerine “el-helâ” lafzıyla naklettikten
sonra, “Isnadı Müslim’in sartına uygundur” demistir.
422. Hz. Aise (r.anhâ) Resûlullah (s.a.v.)’in helâdan çıktıgında; “(Allahım)
Affını isterim” diye dua ettigini rivayet etmistir.459
476 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
457 Hadis zayıftır. Ahmed b. Hanbel, II, 277; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 19; Ibn Mâce,
“Tahâret”, 23; Dârimî, “Vudû”, 5; Ibn Hibbân, Sahih, IV, 257, 285, 286, 287; Tahâvî,
Serhu meâni’l-âsâr, I, 72; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 104. Dârimî hadisi
Husayn el-Hubrânî > Ebû Saîd > Ebû Hureyre (r.a.) isnadıyla Hz. Peygamber
(s.a.v.)’den rivayet etmistir. Bazıları isnadda bulunan Ebû Saîd (r.a.)’i el-Hayr oldugunu
belirtmistir. Nitekim Ebû Dâvûd, “Ebû Saîd (r.a.) el-Hayr sahâbedendir”
demistir.
458 Suyûtî’nin Cem’u’l-cevâmi’ (1780) Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’de (I, 244) zikrettikleri
üzere hadisi Ömerî rivayet etmistir. Benzeri bir rivayet için bkz. Müslim,
“Hayz”, 122.
459 Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, VI, 155; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 17; Dârimî, “Tahâret”,
17; Tirmizî, “Tahâret”, 5; Ibn Mâce, “Tahâret”, 10; Ibn Huzeyme, Sahih, I,
Hadisi Nesâî dısındaki Kütüb-i sitte müellifleri rivayet etmistir. Hâkim
en-Nîsâbûrî ve Ebû Hâtim hadisin sahih oldugunu söylemislerdir. el-Bedrü’l-
münîr’de, “Hadisi Dârimî rivayet etmis, Ibn Huzeyme ve Ibn Hibbân
da onun sahih oldugunu söylemislerdir” denilmektedir. Aynı bilgiler Neylü’l-
evtâr’da (I, 71) da zikredilmektedir.
423. Hz. Ali (r.a.)’in nakline göre Resûlullah (s.a.v.), “Helaya girildiginde
‘Bismillah’ denilmesi insanın avret yeri ile cinlerin görmesi arasına
perde olur” buyurmustur.460
TAHARETLENME 477
48; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 158; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 97;
Ibn Hibbân, Sahih, IV, 291. Tirmizî hadisi hasen-sahih diye nitelemis, Ibn Huzeyme,
Ibn Hibbân, Ibnü’l-Cârûd, Hâkim en-Nîsâbûrî, Nevevî, Zehebî hadisin sahih
oldugunu söylemislerdir.
460 Hadis sahihtir. Hadis Hz. Ali, Enes b. Malik, Ebû Saîd el-Hudrî, Abdullah b.
Mes’ûd ve Muaviye b. Hayde (r.a.e.)’den de rivayet edilmistir. Hz. Ali (r.a.) rivayeti
Tirmizî (“Tahâret”, 426) ve Ibn Mâce (“Tahâret”, 9) tarafından nakledilmistir.
Onlar hadisi Muhammed b. Humeyd er-Râzî > Hakem b. Besîr b. Selman > Hallad
es-Saffâr > Hakem b. Abdullah en-Nasrî > Ebû Ishak > Ebû Cuhayfe > Hz. Ali
(r.a.) isnadıyla rivayet etmislerdir. Metindeki lafızlar Ibn Mâce’ye aittir. Ancak o
“el-helâ” yerine “el-kenif” kelimesini zikretmistir. Tirmizî rivayetinde ise “el-helâ”
kelimesi yer almaktadır. Hadisi rivayet ettikten sonra Tirmizî, “Hadis garibtir, onu
sadece bu isnadla bilmekteyiz, isnadı da çok güçlü degildir” açıklamasını yapmaktadır.
Nevevî el-Mecmû’da (II, 74) Suyûtî de el-Câmiu’l-kebîr’de (I, 46) Tirmizî’nin
bu açıklamasına katılmıslardır. Ancak Suyûtî el-Câmiu’s-sagîr’de hadisin hasen
olduguna isaret etmistir. Münâvî ise Feyzu’l-kadîr’de söyle demektedir: Hadis
Suyûtî’nin isaret ettigi gibi hasen hatta daha da saglamdır. Nitekim Mogoltay da
onun sahih oldugu görüsünü benimsemistir. O, hadisle ilgili Tirmizî’nin “Çok güçlü
degildir” beyanını naklettikten sonra açıklamasına söyle devam etmistir: Bu beyanı
gerektiren durumu bilmiyorum. Çünkü isnaddaki ravilerden herhangi birinin
cerh edildigi sabit degildir. Hatta bir kimse, “Isnadı sahihtir” dese yanılmıs olmaz.
Hadisle ilgili bir açıklama ise söyledir: Mogoltay, Suyûtî ve Münâvî’nin açıklamaları
yanlıstır. Sözü edilen isnadın sahih olması bir tarafa hasen bile degildir. Çünkü
isnadda üç kusur bulunmaktadır. Bunlar:
1. Isnaddaki Ebû Ishak’ın hadisi “an” lafzıyla rivayet etmesi ve ömrünün sonuna
dogru hafızasının zayıflamasıdır. Nitekim asıl ismi Amr b. Abdullah es-Sebîî olan
Ebû Ishak hakkında Ibn Hacer et-Takrîb’de söyle demektedir: O sika bir ravidir.
Ancak ömrünün sonuna dogru hafızası zayıflamıstır. Ayrıca onun tedlis yaptıgı da
söylenmistir. Ibn Hibbân, Ebû Ca’fer et-Taberî, Hüseyin el-Kerâbîsî ve diger hadis
âlimleri onun müdellis oldugunu ifade etmislerdir. Bu sebeple Ibn Hacer de onu
Tabakâtü’l-müdellisîn’ine almıstır.
2. Isnadda bulunan Hakem b. Abdullah en-Nasrî’nin de durumu açık degildir. Ibn
Hibbân’ın dısında onun güvenilir oldugunu söyleyen kimse yoktur. Bu sebeple
onun hakkında Ibn Hacer “makbul” demek suretiyle tek basına rivayetlerinde gevAzîzî’nin
(II, 312) belirttigi üzere hadisi Imam Ahmed b. Hanbel, Tirmizî
ve sahih bir isnadla Ibn Mâce rivayet etmistir.
424. Enes b. Malik (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) helâdan
çıktıgında, “Beni sıkıntıdan kurtaran ve afiyette kılan Allah’a hamdolsun”
diye dua ederdi.
478 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
sek olduguna isaret etmistir.
3. Isnaddaki Muhammed b. Humeyd er-Râzî hafızasının saglam olmasıyla nitelense
de hadis münekkitleri tarafından elestirilmis bir ravidir. Hatta basta Ebû Zür’a
olmak üzere bazı münekkitler onun yalancı oldugunu bile söylemislerdir. Buhârî de
onun hakkında “fîhi nazar: raviligi tartısmalıdır” diyerek son derece zayıf olduguna
isaret etmistir. Ibn Huzeyme’nin de ifade ettigi gibi ondan övgüyle bahsedenler
onu tanımamaktadır. Bu sebeple Zehebî ve Ibn Hacer onun hakkındaki övgülerin
zayıf oldugunu da ifade ederek zikredilebilecegini belirtmislerdir. Bu açıklamalardan
sonra “ravi hakkındaki cerh ta’dile tercih edilir” kaidesi geregince de merhum
Ahmed Sakir’in onun güvenilir oldugu hakkındaki açıklaması dikkate alınmaz.
Bu açıklamalar söz konusu hadisin zayıflıgını ortaya koymustur. Ancak hadis asagıda
zikredilen isnadlarla birlikte sahih vasfını kazanmaktadır. Hadis Enes b. Malik
(r.a.)’den iki ayrı isnadla rivayet edilmistir.
1. Bisr b. Muaz el-Ukdî > Muhammed Halef el-Kirmânî > Asım el-Ahvel > Enes
b. Malik isnadı. Hadisi bu isnadla Temmam el-Fevâid’inde (I, 270) rivayet etmis
ve “Onu Bisr b. Muaz’dan baska rivayet eden olmamıstır” açıklamasını yapmıstır.
2. Saîd b. Mesleme > A’mes > Zeyd el-Ammî > Enes b. Malik isnadı. Hadis bu isnadla
Temmam, Ibn Adiy (el-Kâmil, I, 178), Cürcânî (Târihu Cürcân, s. 497), Ibn
Asâkîr (et-Târîh, VI, 303) tarafından rivayet edilmistir. Temmam, “Hadisi A’mes >
Zeyd el-Ammî isnadıyla sadece Saîd b. Mesleme rivayet etmistir” açıklamasını
yapmıstır. Hadisi Abdurrahim b. Zeyd el-Ammî de Zeyd el-Ammî’den rivayet etmistir.
Ancak o da yalancı bir ravidir. Bu rivayeti Muhammed b. Osman el-Osmânî
Fevâidü Horasan’da (II, 169) naklederek sahih oldugunu söylemistir. Bizim de
benimsedigimiz gibi o bununla hadisin sahih li gayrihi oldugunu ifade etmis olmalıdır.
Saîd b. Mesleme rivayetinin bunları desteklemesi ise zayıftır. Nitekim Temmam,
“Hadisi Muhammed b. Fadl Zeyd el-Ammî’den Saîd b. Mesleme rivayetine
aykırı olarak nakletmistir” demistir. Ebû Saîd el-Hudrî rivayeti Begavî’nin Abdullah
el-Harraz nüshasında (I, 328), Sekafî’nin el-Fevâidü’s-sekafiyyât’ında (no: 8),
Ebû Bekir Ibnü’n-Nukûr’un el-Fevâidü’l-hisân’ında (I, 232) nakledilmektedir.
Ebû Bekir Ibnü’n-Nukûr, “Zeyd el-Ammî rivayetinde tek kalmıstır. Hadisi ondan
Muhammed b. Fadl b. Atıyye rivayet etmistir. O ise zayıf bir ravidir” açıklamasını
yapmıstır. Ibn Mes’ûd rivayetini Ebû Bekir Ibnü’n-Nukûr el-Fevâidü’l-hisân’ında
(I, 155-156) Muhammed b. Hafs b. Ömer ed-Darîr vasıtasıyla nakletmistir. Ancak
ben onu henüz bilmiyorum. Muaviye b. Hayda rivayetini Mekkî b. Ibrahim > Behz
b. Hakîm > babası > dedesi isnadıyla Ibnü’n-Nukûr muallak olarak nakletmis ve
“Bu garib bir hadistir” açıklamasını yapmıstır. Eger isnadda yer alan Mekkî b. Ibrahim
dısındakiler güvenilir ise isnad hasendir.
Hadisi Ibn Mâce rivayet etmistir. el-Câmiu’s-sagîr’de zikredildigi üzere
Nesâî ise bu hadisi Ebû Zer (r.a.)’den nakletmistir. el-Câmiu’s-sagîr’de
onun sahih olduguna da rumuz ile isaret edilmistir.
Müellif hadislerin tuvalete girerken ve çıkarken okunacak dualara delâletlerinin
açık oldugunu söylemistir.
8. Taharetlenmenin Üç Tasla Yapılmasının Vacip Olmadıgı
Bu baslık altında taharetlenmenin üç veya tek sayıdaki tasla yapılmasının
vacip degil müstehap oldugu incelenecektir.
425. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Biriniz
tasla tahâretlendiginde tek sayıdaki tasla temizlensin. Zira Allah tektir,
teki sever. Nitekim o gökleri yedi, yeri de yedi kat olarak yaratmıstır.
Tavaf da yedi defadır” buyurmus ve daha baska örnekler zikretmistir.461
Hadisi Bezzâr ve Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmislerdir.
Taberânî rivayetinde “seytan taslamanın da yedi oldugu” ilavesi bulunmaktadır.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 85) isnadda yer alan sahısların Sahih’in
ravileri oldugu ifade edilmektedir.
“Nitekim o gökleri yedi… yaratmıstır.” beyanından da anlasıldıgı gibi Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in “Allah tektir, teki sever” ifadesi tasla temizlenme de
dâhil bütün fiilleri kapsar. Âlimler bütün fiillerde tek sayısına riayet etmenin
vacip degil mendup oldugunda icmâ etmislerdir. Tasla temizlenmede de
durum aynıdır. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Allah tektir, teki sever” ifadesi,
“Biriniz tasla tahâretlendiginde tek sayıda tasla temizlensin” beyanının
gerekçesi (illet) gibidir. Hüküm varlık ve yokluk bakımından illete baglıdır.
Burada illet sadece mendupluk ifade etmektedir. Böylece tasla taharetlenmenin
tek sayıya riayetle yapılmasının vacip oldugu görüsünün yanlıslıgı
ortaya çıkmaktadır. ed-Dürr’de (I, 348) zikredildigi üzere vaciplik hükmü,
Imam Safiî’nin görüsüdür. Üç tasla temizlenmek bize göre ise müstehaptır.
Hadis, taharetlenmede üç tas kullanmanın vacip olmadıgına da delâlet etmektedir.
Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) tek sayıya riayeti emrettikten sonra
TAHARETLENME 479
461 Mecmau’z-zevâid’de (I, 211) zikredildigi üzere hadisi Bezzâr ve Taberânî el-
Mu’cemü’l-evsat’ta (VII, 249) rivayet etmislerdir. Bezzâr, “Hadisi Ebû Amir’den
Ravh’tan baska rivayet edeni bilmiyorum” demistir. Ibn Hacer Bezzâr’ın söz konusu
açıklamasıyla ilgili, “Buhârî ve Müslim Ebû Amir’in naklini destekleyen rivayette
bulunmuslardır. Ebû Dâvûd’da benzeri bir rivayeti Ebû Hureyre’den nakletmistir”
demistir.
verdigi örneklerde yedi rakamını zikretmistir. Bu, tek sayının üç veya yedi
gibi bir sayı olabilecegini göstermektedir. el-Cevherü’n-nakî’de söyle denilmektedir:
“O gökleri yedi kat olarak yaratmıstır” hadisi Beyhakî’nin
yorumladıgı gibi üçten sonraki tek sayıya delâlet etmez. Çünkü hadiste tek
sayılar söz konusu edilmistir. Özellikle yedi sayısı kastedilseydi, hadiste
emredildigi için yedi tasla taharetlenmek vacip olurdu. Halbuki yedi tasla
tahâretlenilecegini söyleyen herhangi bir âlim bulunmamaktadır. Bu durumda
kastedilenin herhangi bir tek sayı oldugu anlasılmaktadır.
426. Ukbe b. Amir (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) gözlerine
sürme çektiginde tek sayıda çekerdi. Tasla tahâretlendiginde tek sayıda
tasla temizlenirdi.462
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’de rivayet etmistir. Mecmau’z-zevâid’de
(I, 85) isnadındaki Ibn Lehîa’nın zayıf oldugu belirtilmektedir. Daha
önce de ifade ettigimiz gibi bize göre Ibn Lehîa hasenü’l-hadîs (rivayetleri
hasen), bir ravidir. Dolayısıyla rivayeti hasendir.
Hadis tek sayıya riayet bakımından taharetlenme ile sürme çekmenin
aynı hükümde olduguna delâlet etmektedir. Sürme çekmenin tek sayıda olmasının
vacip oldugunu söyleyen herhangi bir âlim yoktur. Su halde taharetlenmede
de vacip olmayacaktır. Sürme çekmenin tek sayıda yapılması
mendup oldugu gibi taharetlenmede de menduptur.
427. Tarık b. Abdullah (r.a.)’ın nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Tasla tahâretlendiginizde tek sayıda tasla temizlenin. Abdest aldıgınızda
burnunuzu temizleyin” buyurmustur.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 211) zikredildigine göre hadisi Taberânî el-
Mu’cemü’l-kebîr’de (VIII, 314) rivayet etmistir ve ravileri güvenilirdir.
Hadiste burun temizligi emredilmektedir. Karsı mezhepten olanlar bunun
vacip degil mendup oldugu görüsündedirler. Bize göre Hz. Peygamber’in
“Tasla tahâretlendiginizde tek sayıda tasla temizlenin” beyanı da
aynı sekilde mendupluk ifade etmektedir. Aksini iddia ederek aynı hadiste
zikredilen bu iki hususun birbirinden farklı oldugunu ileri sürenin iddiasına
delil getirmesi gerekir. Taharetlenmenin üçten az tasla yapılmasındaki
yasak ise daha azıyla genellikle temizligin olmaması sebebiyle tenzihen
mekruhluk ifade eder.
480 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
462 Ahmed b. Hanbel, IV, 156; Taberî, Tehzîbü’l-âsâr, I, 481; Taberânî, el-Mu’cemü’lkebîr,
XVII, 338. Ahmed b. Hanbel’in isnadı hasendir.
428. Ebû Eyyüb el-Ensârî (r.a.)’nin nakline göre Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Büyük abdestten sonra üç tasla temizlenmeniz yeterlidir” buyurmustur.
Heysemî’nin Mecmau’z-zevâid’de (I, 211) hadisle ilgili açıklaması söyledir:
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’de (IV, 174) ve Mu’cemü’l-evsat’ta
rivayet etmistir. Ebû Eyyüb el-Ensârî (r.a.)’den rivayette bulunan
Ebû Suayb dısındaki ravileri güvenilirdir. Onun hakkında ise cerh veya
ta’dil ile ilgili bilgi bulamadım.
Mukaddime’de de açıkladıgımız üzere bize göre bu ve benzeri ravilerin
rivayetleri delil olarak kullanılabilir.
Hadis yukarıdaki açıklamamızı desteklemektedir. Serhu’l-Münye’de (s.
29) de ifade edildigi üzere genellikle temizlik ancak üç tasla gerçeklesmektedir.
Buna dair emir kipi, bu gerçekligin göz önüne alınmasının bir sonucudur
ve asıl maksat temizligin yapılmasıdır. Hadisteki “tegavveta: büyük
abdesti bozdu” kelimesinden anlasılan sözü edilen üç tasla taharetlenme
emrinin makatta bulunan pislikleri temizlemeye yönelik oldugu idrar sonrasında
cinsel organın da üç tasla temizlenmesi gereginin bulunmadıgıdır.
Zira “tagavvut” kelimesi hemen her zaman için büyük abdest bozmayı ifade
için kullanılmakta asagıda daha açık ifade edilecegi üzere küçük abdest
bozmayı ifade için kullanılmamaktadır.
429. Sehl b. Sa’d’ın nakline göre büyük abdest sonrasında yapılacak temizlik
soruldugunda Hz. Peygamber (s.a.v.), “Biriniz üç tas bulamaz mı?
Iki tas makatın kenarları kenarı bir tas da ortası içindir” diye cevap vermistir.
463
Mecmau’z-zevâid’de (I, 86) zikredildigi üzere hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-
kebîr’de (VI, 121) rivayet etmistir. Ebû Zür’a isnadında bulunan Atîk
b. Ya’kûb ez-Zübeyrî’nin Imam Malik’in saglıgında Muvatta’ı ezberledigini
söylemistir. Lisânü’l-Mîzân’da (IV, 130) zikredildigine göre Dârekutnî
onun sika oldugunu belirtmis, Ibn Hibbân da onu es-Sikât’ına almıstır. Dârekutnî
Sünen’inde (I, 21) hadisin hasen oldugunu ifade etmistir.
TAHARETLENME 481
463 Taberânî hadisi Dârekutnî vasıtasıyla rivayet etmistir. Hadisi Beyhakî de (es-Sünenü’l-
kübrâ, I, 114) rivayet etmistir. Onun isnadında Übey b. Abbas b. Sehl bulunmaktadır.
Onun hakkında Ibn Maîn “zayıf”, Ahmed b. Hanbel “münkerü’l-hadis: rivayetleri
münkerdir”, Buhârî “leyse bi’l-kavî: güçlü degil”, Ukaylî “desteklenemeyecek
rivayetleri bulunmaktadır” açıklamalarını yapmıstır.
Hadisin taharetlenmede üç tas kullanmanın müstehap olduguna delâleti
açıktır. Hadis ayrıca söz konusu sayının özellikle dübürü temizlemekle ilgili
oldugunu da ortaya koymaktadır. Hadis, Bhopal emiri Sıdık Hasan
Han’ın üç tasla temizlenme emrinin büyük abdeste has olmadıgı, küçük abdestten
sonra da üç tasla temizlenmenin vacip oldugu görüsünü de reddetmektedir.
Hadis, büyük ve küçük abdest birlikte yapıldıgında tek sayıda ve
üç tas kullanmanın vacip olmadıgına da delâlet etmektedir. Zira hadis üç
tası makat temizligine tahsis etmektedir. Bu durumda idrar yolunu da silmek
için ayrıca dördüncü bir tasa ihtiyaç olacaktır. Aksi takdirde dübür
için kullanılan taslardan biri tekrar kullanılacaktır. Bunun ise temizleme
yerine ilgili uzvu kirleteceginde süphe yoktur.
430. Esved’in nakline göre Abdullah söyle anlatmıstır: Hz. Peygamber
(s.a.v.) büyük abdeste çıktıgında kendisine üç tas getirmemi emretti. Iki tas
buldum, üçüncüsünü bulamadım. Onun yerine bir hayvan tersi getirdim.
Resûlullah (s.a.v.) iki tası aldı, hayvan tersini atarak, “Bu pistir” buyurdu.
(Buhârî, “Vudû”, 20)
Tahâvî Serhu meâni’l-âsâr’da (I, 73) söz konusu hadisi istincâda tek sayıda
ve üç tas kullanımının vacip olmadıgına delil teskil ettigini belirterek
söyle demistir: Hadiste Abdullah (r.a.)’e “Bana üç tas getir” buyurması
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in büyük abdestini tas bulunmayan bir yerde yaptıgını
göstermektedir. Nitekim eger orada tas bulunsaydı, baska bir yerden
tas getirilmesini istemezdi. Abdullah (r.a.) O (s.a.v.)’e iki tas bir hayvan
tersi getirdiginde tasları almıs hayvan tersini ise atmıstır. Bu durum Resûlullah
(s.a.v.)’in kendisine getirilen iki tası kullandıgını ve onlarla taharetlenmenin
yeterli oldugunu da göstermektedir. Zira iki tasla temizlik yeterli
olmasıydı, iki tasla yetinmez Abdullah (r.a.)’e üçüncü tas aramasını emrederdi.
Üçüncü tası istememesi, iki tasla yetinmesi görüsümüzü desteklemektedir.
Konuyla ilgili sahih rivayetlerden varılan sonuç budur.
Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I, 255) buna itiraz sadedinde Tahâvî’nin konuyla
ilgili Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (I, 450) rivayet ettigi hadisi
gözden kaçırdıgını söylemistir. Onun Ma’mer > Ebû Ishak > Alkame > Ibn
Mes’ûd (r.a.) isnadıyla rivayet ettigi hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) hayvan
tersini atarak, “O pistir, bana tas getir” buyurmustur. Isnaddaki raviler güvenilirdir.
Dârekutnî’nin (Sünen, I, 55) naklinde hadisi Ebû Ishak’tan zayıf
ravilerden Ebû Seybe el-Vâsıtî de rivayet etmek suretiyle Ma’mer’i desteklemistir.
Güvenilir ravilerden Ammar b. Ruzeyk de Ebû Ishak’tan riva-
482 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
yet ederek her ikisini de desteklemistir. Ebû Ishak’ın Alkame’den hadis
isitmedigi söylenmistir. Ancak Kerâbîsî onun bu hadisi Alkame’den isittigini
tespit etmistir. Onu mürsel olarak rivayet ettigi kabul edildigi takdirde
de desteklenmis mürsel hem bize hem de muhaliflerimize göre delil
teskil etmektedir. Bu durumda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tas bulunamayacagı
sebebiyle üçüncü tası getirmesini emretmedigi ihtimalinden dolayı Tahâvî’nin
sözü edilen hadisi delil olarak kullanması tartısmaya açıktır. Diger
taraftan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in üçüncü tas yerine taslardan birinin, diger
tarafını kullanma ihtimali de söz konusudur. Zira üç tastan asıl maksat
üç defa silmektir. Bu ise tek tasla da gerçeklestirilebilir.
Ibn Hacer’e Aynî’nin (Umdetü’l-kârî, I, 737) cevabı söyledir: Ebû Ishak’ın
Alkame’den hadis isitmedigini ifade eden Tahâvî’nin onun rivayet ettigi
hadisi nasıl gözden kaçırdıgı söylenebilir? Ona göre sözü edilen hadis munkatıdır.
Muhaddisler böyle bir hadisle amel etmez. Ebû Seybe el-Vâsıtî ise
zayıf bir ravidir. Onun desteklemesi dikkate alınmaz. Hadisçi oldugunu
söyleyen bir kimse zayıf bir ravinin rivayetinin destekleyici oldugunu nasıl
ileri sürebilir?
Bize göre Aynî’nin cevabı doyurucu degildir. Zira muhaddisin munkatı
hadisle amel edilmeyecegi görüsünü benimsemesi onunla amel edilebilecegi
görüsünde olan Hanefîlerin onu zikretmemesini gerektirmez. Ibn Hacer’e
verilecek cevap söyle olmalıdır: Ebû Ishak’ın söz konusu rivayeti
Dârekutnî’nin isnadındaki problemlere ragmen eserine alması sebebiyle
Buhârî’yi elestirdigi hadislerdendir. Ebû Ishak’ın onu rivayetinde birçok
ihtilaf bulunması sebebiyle hadis isnad bakımından oldukça sorunludur.
Nitekim Ebû Ishak onu Ebû Ubeyde > babası; Abdurrahman’ı zikretmeden
Esved > Abdullah; Abdullah b. Yezid > Esved; Alkame > Abdullah; Ebü’l-
Ahves > Abdullah; Abdurrahman b. Esved > babası > Abdullah olmak üzere
degisik sekillerde rivayet etmistir. Buhârî’nin Sahîh’ine almıs oldugu
hadis bu sonuncu isnad ile olanıdır. Ibn Hacer Fethu’l-bârî mukaddimesinde
rivayetle ilgili söz konusu ihtilafları zikrettikten sonra söyle demistir:
Hadis imamlarının açıklamalarından anlasılan hadisle ilgili söz konusu isnadlardan
Tirmizî’nin tercih ettigi Israil > Ebu Ubeyde < babası veya Buhârî’nin tercih ettigi Züheyr > Abdurrahman b. Esved > babası > Ibn
Mes’ûd (r.a.) isnadı tercih edilebilir. Ibn Ebî Hatim’in nakline göre babası
Ebû Hatim ve Ebû Zür’a da Tirmizî gibi düsünmektedirler. Dârekutnî ise,
“Rivayetler arasında en iyisi bu gibi gözükmektedir. Ancak içimden bir his
TAHARETLENME 483
aksini söylemektedir. Çünkü Züheyr ve Israil’e ulasan isnadların digerlerinden
daha saglam oldugu görülmektedir. Bu durumda hadisle ilgili zikredilen
sorun (ızdırab) ortadan kalkmaktadır. Zira hadiste ızdırabtan bahsedebilmek
için iki özelligin birlikte bulunması gerekmektedir. Bunlardan
biri, rivayetlerdeki ihtilafın esit seviyede olması digeri ise muhaddislerin
prensipleri çerçevesinde ihtilafı gidermenin mümkün olmamasıdır. Burada
Ebû Ishak’la ilgili ihtilaflar esit seviyede degildir. Çünkü Züheyr ve Israil
dısında ondan yapılan farklı rivayetlerden isnadı tenkit edilmeyeni yoktur.
Ihtilaf olan yerde görüslerden birinin tercih edilmesi halinde o öne alınır.
Sahih oldugu sabit olan bir hadis de, tercihe layık görülmeyen (atılan) bir
hadis sebebiyle illetli (malûl) olmaz.
Ibn Hacer burada daha önce söyledigi sözleri unutmus görünmektedir.
Zira o, “O pistir, bana tas getir” ziyadesi bulunan, Ma’mer > Ebû Ishak >
Alkame isnadıyla rivayet edilen hadisin sahih oldugunu ve Tahâvî ile onun
gibi düsünenlerin onu esas almaları gerektigini söylemisti. Burada ise diger
isnadların elestirildigini belirterek Züheyr ve Israil isnadlarıyla rivayet
edilen hadisin ona tercih edildigini itiraf etmektedir. Ibn Hacer zikrettigi
ilavenin tercih ettigi iki rivayette degil tercih etmedigi Ma’mer ve diger isnadlarla
nakledilen rivayetlerde bulundugunu bilmektedir. Eger biz, tercih
edilmeyen rivayetlerin sahih oldugunu kabul edecek olursak isnaddaki sorun
(ıztırab) güçlenecek ve hadis bütünüyle delil olmaktan çıkacaktır. Burada
Ibn Hacer’in rivayetlerde sorun (ıztırab) bulunmadıgı iddiasına cevap
vermeye gerek duymuyoruz. Zira bu konuda yapılan, isnadlardan birini digerlerine
tercih etmektir. Buna göre Züheyr ve Israil isnadları sahih diger
isnadlar ise sahih degildir. Bu sebeple de herhangi bir muhaddis veya fakihin
onları delil olarak kullanması söz konusu olamaz. Sonuç itibariyle
tercih edilen iki isnaddan biri ile sabit olmadıkça sözü edilen ziyadenin sahih
kabul edilmesi kesinlikle mümkün olmaz.
Aynî (Umdetü’l-kârî, I, 737) söyle demektedir: Ebü’l-Hasan b. Kassâr el-
Mâlikî, “Ibn Mes’ûd (r.a.)’in üçüncü tası getirdigi de rivayet edilmistir.
Ancak bu sahih degildir” açıklamasını yapmıstır. Eger bu rivayet sahih olsaydı,
taharetlenmede üç tası sart kosmayanlar için delil olurdu. Çünkü o
takdirde Hz. Peygamber (s.a.v.) üç tası hem büyük abdest hem de küçük
abdest için kullanmıs olacaktır. Bu da onun her biri için üçten az tas kullanması
demektir. Ibn Hazm’ın, “Bu yanlıstır. Çünkü hadis büyük abdestten
taharetlenme hakkındadır. Idrardan temizlik ise istincâ olarak isimlen-
484 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
dirilmez” açıklamasının yanlıslıgı ise ortadadır. Bize göre bu izah, son derece
güçlü ve yerindedir. Ona cevap vermek isteyen Ibn Hacer de Fethu’lbârî’de
insan tabiatının asla kabul edemeyecegi mesnetsiz, tuhaf ihtimaller
ileri sürmüstür.
Ibn Hacer, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tas bulunamayacagı sebebiyle
üçüncü tası getirmesini emretmedigi ihtimalinden söz etmektedir. Aynî ona
verdigi cevapta, “Tahâvî açık nassı delil olarak kullanmıstır. Bu, bir ihtimale
dayanılarak nasıl reddedilebilir?” demektedir. Ibn Hacer’in “Üçüncü tas
yerine bir tasın diger tarafını kullanmıstır” açıklamasına ise Aynî söyle cevap
vermektedir: Bu onların Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Üçten az tasla taharetlenmeyin”
hadisini delil olarak kullanmaları ve temizlenmede üç tası
sart kosmaları görüsü ile çelismektedir. (Umdetü’l-kârî, I, 738)
Ibn Hacer (Fethu’l-bârî, I, 255) söyle demektedir: Sonuç itibariyle onlar
görüslerini Hattâbî’nin dedigi gibi delillendirmektedir. Buna göre amaç
sadece temizlik ise belli sayıda tasla yapılmasını sart kosmanın bir anlamı
yoktur. Sayı sartını lafzen zikretmis ve temizligin onunla olacagını ifade etmisse
bu, ikisinin de birden vacip olduguna delâlet eder. Bu, iddet beklemeye
benzemektedir. Onda sayı sartı bulundugu için ilk hayız süresinde
rahmin bos oldugu bilinse de kadın iddetini beklemek durumundadır. Ancak
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in istincâda üçüncü tas yerine taslardan birinin
öbür tarafını kullanmıs olacagı ihtimalinden hareketle Tahâvî’yi elestiren
Ibn Hacer’in bu tavrı çeliskiden baska bir sey degildir. Konunun detayları
hakkında bazı hususlar bulunmakla birlikte onları burada zikretmeye gerek
görmüyoruz.
Serhu’l-Vikâye’de (I, 21) istincânın yapılısı söyle anlatılmaktadır: Erkek
yaz mevsiminde birinci tası arkadan öne dogru, ikinci tası önden arkaya,
üçüncüyü de arkadan öne dogru çekerek tahâretlenir. Erkek kıs mevsiminde
ise birinci ve üçüncü tasları önden arkaya dogru çekerek tahâretlenir. Bu,
erkekler için söz konusudur. Kadınlar ise ferclerinin kirlenmemesi için hem
yaz hem de kıs mevsiminde ilk tası önden arkaya dogru tahâretlenirler.
Ibn Abidîn’in Reddü’l-muhtâr’da (I, 348) nakline göre Serhu’l-Münye’de,
“Kadınların önlerini tasla nasıl temizleyeceklerine dair üstatlarımızın görüs
beyan ettiklerini görmedim” denilmektedir. Ancak tespitlerimize göre el-
Gazneviyye’de istibrâ464 dısında kadınların da aynen erkekler gibi tahâretle-
TAHARETLENME 485
464 Idrar sızıntısının sonuna almak için öksürmek vb. gibi harekette bulunma (Çev.).
necekleri ifade edilmektedir. Kadınlar için istibrânın söz konusu olmadıgı
bilinmektedir. Onlar gerek büyük abdest gerekse küçük abdestten sonra bir
müddet bekleyip ön ve arkalarını önce tasla silerek daha sonra da suyla temizlenirler.
Tespitlerimize göre Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Kadının önünü yıkayarak
taharetlenmesi sünnettir” dedigi rivayet edilmistir. Mecmau’z-zevâid’de
(I, 213) zikredildigine göre Bezzâr’ın rivayet ettigi haberin isnadında
bulunan Leys b. Ebî Süleym müdellistir ve burada da “an” lafzıyla rivayette
bulunmustur. Ancak tespitlerimize göre Leys, Imam Müslim’in ravilerinden
sadûk (dogru sözlü) bir ravidir. Heysemî’nin dısında onun müdellis oldugunu
söyleyen bir âlim de bilinmemektedir. Ibn Hacer de onu Tabakâtü’l-
müdellisîn’ine almamıstır. Muhtemelen o nadiren tedlis yapmaktaydı.
Tabakâtü’l-müdellisîn’inde (s. 21) zikredildigi üzere nadiren tedlis yaptıgı
için bu onun güvenilirligine zarar vermemektedir. Söz konusu haber kadınların
önlerini tahâretlenirken bu isi sadece suyla yapmalarının sünnet olduguna
delâlet etmektedir. Yoksa suyla taharetlenmenin sadece kadınların önlerine
mahsus oldugunu ifade etmenin bir anlamı olmazdı. Zira erkeklerin
önden ve arkadan taslarla tahâretlendikten sonra suyla temizlenmesi de
sünnettir. Merâkı’l-felâh’taki (s. 26) açıklama da bu görüsü desteklemektedir.
Orada söyle denilmektedir: Erkekler de oldugu gibi kadınların istibrâya
ihtiyaçları bulunmamaktadır. Çünkü onların idrar yolu hem genis hem de kısadır.
Bu itibarla onlar küçük abdestleri bittikten sonra bir müddet beklerler
sonra da istincâ yaparlar. Kadınların istibrâya ihtiyacı bulunmadıgına göre
ön taraflarını önce tasla silmeye de ihtiyaçları olmayacaktır. Zira idrarın dıskı
gibi kokusu yoktur. Onun için sadece temizlenmesi yeterlidir. Tas kullanmaksızın
sadece su ile yıkamakla istenilen temizlik saglanır.
9. Suyla Taharetlenmenin Gerekliligi
Bu baslık altında dıskı mahrecini tastıgında tasla taharetlenmenin yeterli
olmayacagı ayrıca suyla temizlemenin de vacip oldugu incelenecektir.
431. Süfyan es-Sevrî > Abdülmelik isnadıyla nakledildigine göre Hz.
Ali (r.a.) söyle demistir: Sizden öncekiler beslenmeleri itibariyle büyük
abdestlerini develerin kıgı düsürmesi gibi yaparlardı. Siz ise ötürür gibisiniz.
O halde tasla taharetlendikten sonra suyla da temizleniniz.465
486 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
465 Tespitlerimize göre Zeylaî haberin Beyhakî’nin Sünen’inde Zaide > Abdülmelik b.
Umeyr > Hz. Ali isnadıyla; Ibn Ebû Seybe’nin Musannef’inde Yahya b. Ya’lâ >
Abdülmelik b. Umeyr isnadıyla; Abdürrezzak b. Hemmam’ın Musannef’inde Süfyan
es-Sevrî > Abdülmelik b. Ümeyr isnadıyla rivayet edildigini söylemistir (Nasbu’r-
râye, I, 219).
Zeylaî’nin (Nasbu’r-râye, I, 114) zikrettigi üzere haberi Abdürrezzak b.
Hemmam Musannef’inde rivayet ettikten sonra, “Saglamca bir rivayettir”
demistir. Tespitlerimize göre Abdülmelik dısındaki sahıslar Kütüb-i sitte
ravileridir. Abdülmelik ise müdellis bir ravidir ve burada Hz. Ali (r.a.)’den
bizzat isittigini açıklamamıstır. Ancak Tehzîbü’t-Tehzîb’de (VI, 411) ifade
edildigi gibi Abdülmelik Hz. Ali (r.a.)’i görmüstür. Ayrıca ilk üç nesildeki
tedlis ve irsal bizim o rivayeti delil olarak kullanmamıza engel degildir.
Hz. Ali (r.a.) öncekiler, dıskılarını deve kıgısı düsürür gibi etrafını tasırmadan
yaptıkları için tasla taharetlenmenin yeterli oldugunu, kendi dönemindekilerin
ise dıskınızı mahrecini tasırarak yaptıgınız için tasla taharetlenmenin
yeterli olmadıgını ayrıca suyla da temizlemenin gerektigini ifade
etmistir. Onun “kıgı” sözcügü ile dıskının mahrecini tasmamasını, “ötürük”
kelimesiyle ise dıskının mahrecini tasmasını belirttigi açıktır. Asıl itibariyle
emir gereklilik (vücup) ifade eder. Buna göre söz konusu durumda suyla
temizlenmek vacip olmaktadır. el-Hidâye’de söyle denilmektedir: Dıskı
mahrecini tasarsa mutlaka suyla yıkanması gerekir. Çünkü silmek esas itibariyle
pisligi temizlemis olmaz. Ne var ki kolaylık olsun diye sadece dıskının
çıktıgı yerin silinmesi bir ruhsat olarak kabul edilmistir. Bu durumda
tasla taharetlenme sadece dıskının etrafa yayılmadıgı durumda söz konusu
olur. Sonra ne kadar miktar necâsetin namaza mani sayılacagı konusunda
Imam Ebû Hanife (r.a.) ve Ebû Yusuf’a göre dıskının çıktıgı mahal dısında
kalan yerler itibariyle bir dirhem miktarı esas alınır. Istincâ mahalli affedildigi
için ayrıca bir dirhem miktarı necâsetin bulunması namaza mani olur.
Imam Muhammed’e göre ise necâset miktarının belirlenmesinde kaza-yı
hacet mahallinde çevresi ile birlikte dikkate alınır. Burada Ibnü’l-Hümam
Imam Muhammed’in görüsünün güçlü oldugunu belirterek söyle demektedir:
Necâset çıktıgı mahalli astıgında yıkamak gerekir. Burası konuyla ilgili
hükmü ögrendigimiz ilk yerdir. Bu görüse göre necâset mahalli haricinde
kalan kısmın ayrıca bir dirheme ulasıp ulasmadıgını arastırmayı gerektirmez.
Aksi takdirde necâset mahalli dısında da bir dirhem miktarının
muaf oldugu söylenir ve namaza mani olan kısmın bunun dısındaki miktar
oldugu kabul edilirdi. Ancak bu görüs yanlıstır. Netice olarak necâset mahalli
dısındaki kısım hükümden muaf olmadıgına göre o kısmı tasla temizlemek
yeterli olmaz. (Fethu’l-kadîr, I, 190)
Bize göre de Imam Muhammed’in görüsü söz konusu haberle uyusmaktadır
ve fetvâ da buna göre olmalıdır. Zira Hz. Ali (r.a.) ötürme halin-
TAHARETLENME 487
de -ki çogu kez dıskının çıkıs mahalli etrafına da yayılması sonucunu dogurur-
tasla silinmenin ardından su ile tahâretlenilmesini de emretmekte ve
herhangi bir ayırıma gitmemektedir. Sözü edilen haberde dirhem miktarı
necâsetin bagıslanacagına dair delil de bulunmaktadır. Zira onda dıskının
kıgı seklinde düsürülüp mahrecini asmadıgında tasla tahâretlenebilecegine
de isaret edilmektedir. Bilindigi gibi tas necâseti bütünüyle temizlememekte,
sadece onu kurutmakta ve azaltmaktadır. Kazayı hacet mahalli ise
bir dirhem (basparmak tırnagı) miktarı kadardır. Bu haber daha önce zikredilen
büyük abdestte tasla tahâretten sonra suyla da yıkanmasını da söyleyen
Ibn Abbas (r.a.) rivayetini desteklemektedir. Idrarda tasla taharetlenmeye
dair destekleyici rivayetleri ise daha önce zikretmistik.
10. Uyulması Gereken Kurallar
432. Ebû Hureyre (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Büyük
abdest bozarken ön ve arkasını kıbleye çevirmeyen kimse için bir iyilik sevabı
yazılır, bir günahı da silinir” buyurmustur.466
Mecmau’z-zevâid’de (I, 86) zikredildigi üzere hadisi Taberânî el-Mu’ce-
488 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
466 Taberânî hadisi Ahmed > Ahmed b. Harb el-Mevsılî > Kasım b. Yezid el-Cermî >
Ibrahim b. Tahman > Hüseyin el-Muallim > Yahya b. Ebû Kesîr > Ebû Seleme >
Ebû Hureyre (r.a.) isnadıyla rivayet ettikten sonra söyle demistir: Hadisi Yahya b.
Ebû Kesîr’den sadece Hüseyin el-Muallim, ondan sadece Ibrahim b. Tahman, ondan
sadece Kasım b. Yezid, ondan da sadece Ahmed b. Harb el-Mevsılî rivayet etmistir.
Isnaddaki Ahmed b. Harb ve diger raviler güvenilirdir. Taberânî’nin hocası
Ahmed’in Ahmed b. Hamdûn el-Mevsılî oldugu anlasılmaktadır. Taberânî el-
Mu’cemü’s-sagîr’de (I, 49) de ondan baska bir hadis rivayet etmistir. Burada o hadisi
Salih b. Abdüssamed el-Esedî > Kasım b. Yezid el-Cermî > Cebir isnadıyla rivayet
etmistir. Heysemî Mecmau’z-zevâid’de (II, 75) bu isnadın hasen oldugunu
söylemistir. Bu durumda ona göre Ahmed b. Hamdûn el-Mevsılî’nin güvenilir oldugu
anlasılmaktadır. Hatta o hadisin tahricini yaparken Mecmau’z-zevâid’de (I,
206) açıkça da ifade ederek söyle demistir: Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta
rivayet etmistir. Taberânî’nin hocası ve hocasının hocası dısındaki sahıslar Sahih’in
ravileridir. O ikisi de güvenilir ravilerdir. Münzirî’nin “Hadisi Taberânî rivayet etmistir.
Ravileri de Sahih’in ravileridir” ifadesi iki açıdan tenkide açıktır. Birincisi
mutlak bir ifadeyle hadisi Taberânî’nin rivayet ettigini söylemesi el-Mu’cemü’l-kebîr’de
naklettigi izlenimini vermektedir. Halbuki hadis orada bulunmamaktadır.
Ikincisi ise ravilerinin tamamının Sahih’in ravileri oldugu izlenimini vermesidir.
Yukarıda zikredildigi gibi bu da dogru degildir. Heysemî’nin yaptıgı gibi onun da
mutlak ifade kullanmaması gerekirdi. Ancak hatasız olan sadece Allah (c.c.)’tür.
Eldeki mevcut kaynaklarda Ahmed b. Hamdûn el-Mevsılî hakkında bilgi bulamadım.
Heysemî ve Münzirî’nin onu güvenilir olarak nitelemelerinden onun Ibn Hibbân’ın
es-Sikât’ında veya Sarihu’l-Musul’da bulundugu anlasılmaktadır.
mü’l-evsat’ta (I, 32) rivayet etmistir. Isnadda bulunan Taberânî’nin hocası
ve hocasının hocası dısındaki sahıslar Sahih’in ravileridir. O ikisi de güvenilir
ravilerdir.
Hadis büyük abdest bozarken ön ve arkayı kıbleye karsı dönmemenin
müstehap oldugunu açıkça göstermektedir. Bu esnada ön ve arkayı kıbleye
karsı dönmeyi yasaklayan hadis daha önce geçmistir. Onu burada tekrar
etmeye de gerek yoktur. O hadis büyük abdest bozarken ön ve arkayı kıbleye
karsı dönmenin tahrimen mekruh olduguna delâlet etmektedir. Imam
Ebû Hanife (r.a.) ve talebeleri de bu görüstedir.
Söz konusu hadis Hz. Aise (r.anhâ) rivayetiyle çelismektedir. Nitekim
onun nakline göre abdest bozarken insanların Kâbe’ye yönelmedikleri haberi
ulasınca Hz. Peygamber (s.a.v.), “Öyle mi yapıyorlar? Oturagımın yönünü
kıbleye çevirin” buyurmustur.467 Hadisle ilgili Nevevî’nin Serhu
Müslim’deki (I, 130) açıklaması söyledir: Hadis hakkında daha önce genisçe
cevap vermistik. Zehebî hadisi Mîzânü’l-i’tidâl’de (I, 294) Halid b.
Ebi’s-Salt baslıgı altında Irak > Malik > Hz. Aise (r.anhâ) isnadıyla “Oturagımın
yönünü kıbleye çevirin” lafzıyla naklettikten sonra, “Hadis bilinmemektedir”
açıklamasını yapmaktadır. O daha sonra söyle devam etmektedir:
Halid el-Hazzâ hadisi rivayette tek kalmıstır. Hadis münkerdir. Halid
el-Hazzâ onu bazen Irak’tan dogrudan bazen de baska bir kimse vasıtasıyla
Arrak’tan rivayet etmektedir. Irak’tan ise hadisi Halid b. Ebi’s-Salt,
Süfyan b. Hüseyin, Mübârek b. Fedâle ve baskaları rivayet etmislerdir. Ibn
Hibbân onu es-Sikât’ında zikretmistir. Halid b. Ebi’s-Salt’ın rivayetinde
gevsek oldugunu söyleyen birini bilmiyorum ancak bu rivayet münkerdir.
Tirmizî Ilel’inde nakline göre hadisle ilgili Buhârî’nin açıklaması söyledir:
Hadiste sorun (ızdırab) vardır. Sahih olan Hz. Aise (r.anhâ)’nın kendi
açıklamasıdır. (Umdetü’l-kârî, I, 710) Nitekim talebelerinin en güveniliri
olan Ca’fer b. Rebîa hadisi Irak’tan Hz. Aise (r.anhâ)’nın sözü olarak rivayet
etmistir. (el-Urfu’s-sezzî, s. 12) el-Cevherü’n-nakî’de (I, 23) nakledildigine
göre ise Buhârî Târih’inde söyle demistir: Bu, Irak > Amre > Hz. Aise
(r.anhâ) isnadıyla rivayet edilmistir. Irak > Urve isnadıyla nakledildigine
göre ise Hz. Aise (r.anhâ) onların, “Bu esnada kıbleye dönülmez” açıklamalarına
karsı çıkmıstır. Buhârî, “Bu ikincisi daha sahihtir” demistir.
Bize göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisiyle çelisen özellikle de sahâ-
TAHARETLENME 489
467 Hadis münkerdir. Hadis için bkz. Ahmed b. Hanbel, VI, 227; Ibn Mâce, “Tahâret”,
18. Ibn Mâce hadisi hasen bir isnadla rivayet etmistir.
be arasında ihtilaf bulunan konudaki sahâbî sözü delil olamaz. Kaldı ki Hz.
Aise (r.anhâ)’nın bu tepkisi, mekruh olan bir konuda asırılık göstererek onu
haram gibi görme egiliminde olan bir gruba karsı bir uyarı amacıyla gösterilmis
olabilir. Onun tepkisini bu isin mekruh olmadıgına yormanın imkânı
yoktur. Bu durumda ileri sürülen hadis karsı delil olamaz. Zira ihtimale
açık bir nas, delil olarak kullanılamaz.
Söz konusu hadisin merfû ve sahihligi kabul edildiginde bu, yasak öncesi
durumla ilgili oldugu seklinde yorumlanmalıdır. Müslümanlar baslangıçta
namazda yönlerini Beyt-i Makdise çeviriyorlardı. O dönemde Kâbe’nin
saygınlıgı bu günkü gibi degildi. Iste böyle bir ortamda bazı kimselerin
gönüllerinde yerlesen Kâbe saygınlıgı sebebiyle büyük abdest bozarken
yönlerini o tarafa çevirmeyi dogru bulmamaları üzerine Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Oturagımın yönünü kıbleye çevirin” buyurmustur. Böylece
dini bir yasagın bulunmaması sebebiyle bunun caiz oldugunu ifade etmek
istemistir. Daha sonra Kâbe kıble edilince küçük ve büyük abdest için tuvalette
iken ön ve arkanın oraya çevrilmesi yasaklamıstır. Bu yasaktan sonra
büyük abdest bozarken yönlerini Kâbe’ye çevirmeyi dogru bulmayanlara
da karsı çıkmamıstır.
Neylü’l-evtâr’daki (I, 80-81) açıklama söyledir: Ibn Hazm’ın el-Muhallâ’da
söyle demektedir: “Oturagımın yönünü kıbleye çevirin” hadisi delil
olacak ayarda degildir. Çünkü ravisi Halid el-Hazzâ güvenilir olmakla birlikte
kendisinden rivayette bulundugu Halid b. Ebi’s-Salt’ın kim oldugunu
bilmemekteyiz. Abdürrezzak b. Hemmâm, Halid el-Hazzâ > Kesir b. Salt
isnadıyla rivayet etmekte yanılmıstır. Bu isnadla nakli tamamen yanlıstır.
Çünkü Halid el-Hazzâ, Kesir b. Salt’a yetismemistir. Sözü edilen hadisin
sahih oldugu kabul edilse de delil olarak kullanılamaz. Çünkü hadisin metni
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söz konusu uygulamasının yasaktan önce oldugunu
göstermektedir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in büyük ve küçük abdest
esnasında yönlerini Kâbe’ye çevirmeyi yasakladıktan sonra onların bu
yasaga uygun davranmalarına karsı çıkması asla kabul edilebilecek bir durum
degildir. Bunu ne bir müslüman ne de akıl sahibi bir kimse ileri sürebilir.
Bu rivayete göre ise Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara karsı çıkmaktadır.
Bu durumda eger haber sahihse kesinlikle nesh edilmis olmalıdır. O devamla
söyle demistir: Ancak hadisin sahih oldugunu ve dikkate alınabilecek
bir seviyeye ulastıgını söyleyen herhangi bir kimse bulunmamaktadır.
Insafın geregi, rivayetin mutlak olarak reddedilmesi ve tuvalette Kâbe’ye
490 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
dönmenin haramlıgının kesin oldugunun tespitidir. Böylece nesh, tahsis veya
çeliski gibi hususlardan bahsedilmemesidir. Nitekim biz bunların herhangi
birinden söz edilmesini gerektirecek bir durum tespit edemedik.
433. Hz. Ömer (r.a.)’in, “Müslüman oldugum günden itibaren ayakta
isemedim” dedigi rivayet edilmistir.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 83) zikredildigine göre haberi Bezzâr rivayet etmistir.
Isnadındaki raviler güvenilirdir.
Haber müslüman birinin ayakta isemesinin uygun olmadıgını göstermektedir.
Bir seyin mekruh olmasının anlamı da iste bu uygunsuzluktur.
434. Hz. Aise (r.anhâ), “Resûlullah (s.a.v.)’in ayakta isedigini söyleyen
kimseye inanmayın. Zira o hep oturarak iserdi” demistir.468
Haberi Ebû Dâvûd dısındaki Kütüb-i sitte müellifleri rivayet etmistir.
Neylü’l-evtâr’da (I, 85) nakledildigine göre haber hakkında Tirmizî, “Konuyla
ilgili en güzel ve en sahih haberdir” açıklamasını yapmıstır.
Bize göre ayakta isedigine dair rivayet Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bunu
bir özre mebnî veya bunun caizligini göstermek amacıyla yaptıgı seklinde
yorumlanmalıdır. Nesâî, Ibn Mâce ve diger âlimlerin Abdurrahman b. Hasene’den
rivayet ettikleri hadis onun adetinin oturarak iseme seklinde olduguna
delâlet etmektedir. Nitekim Abdurrahman b. Hasene, “Hz. Peygamber
(s.a.v.)’i oturarak iserken gördügümüzde ‘Bakın Resûlullah (s.a.v.)
kadınlar gibi isiyor’ diye konustuk” demistir.469 Huzeyfe rivayetindeki, “O
(s.a.v.) sizden biri gibi ayakta bevlederdi” ifadesi, Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in ehl-i kitaba muhalefet ettigi ve avret mahallini daha çok gizleyip
idrarın sıçrama ihtimalinin azlıgından dolayı oturarak bevlettigine isaret etmektedir.
TAHARETLENME 491
468 Ahmed b. Hanbel, VI, 136; Tirmizî, “Tahâret”, 8; Nesâî, “Tahâret”, 25; Ibn Mâce,
“Tahâret”, 14. Hadisle ilgili Mübârekfûrî söyle demistir: Isnadında Serik b. Abdullah
en-Nehaî bulunmaktadır. Onun sadûk (dogru sözlü) fakat çok hata yaptıgı bilinmektedir.
Kûfe’de yöneticilik görevini üstlendikten sonra hafızasının zayıfladıgı
tespit edilmistir. Tirmizî serhinin baslarında zikrettigim üzere Ibn Hacer Fethu’lbârî’de,
“Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ayakta bevletmeyi yasakladıgına dair sahih bir
rivayet bulunmamaktadır” demistir. Tirmizî’nin, “Konuyla ilgili en güzel ve en sahih
haberdir” açıklaması,”En az zayıf olan ve konuyla ilgili digerleri arasında tercih
edilenidir” manasındadır (Tuhfetü’l-ahfezî, I, 56).
469 Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, IV, 196; Nesâî, “Tahâret”, 3; Ibn Mâce, “Tahâret”,
26.
Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki açıklaması söyledir: Abdurrahman b.
Hasene hadisi sahihtir. Nitekim Dârekutnî ve diger âlimler onun sahih oldugunu
söylemislerdir. Ebû Avâne ve Hâkim en-Nîsâbûrî Sahih’lerinde rivayet
ettikleri Hz. Aise (r.anhâ) hadisi de buna delâlet etmektedir. Buna
göre o, “Kur’an nazil oldugundan beri Resûlullah (s.a.v.) ayakta isememistir”
demistir.470 Ebû Musa’nın ayakta akıtma konusunda çok sert davrandıgı
rivayet edilmistir. O bir defasında ayakta iseyen bir adamı gördügünde,
“Yazık sana, oturarak isemen gerekmez miydi?” diye çıkıstıktan
sonra Israil ogullarına ait bir kıssayı anlatmıs ve onların idrar bulasan yerlerini
kestiklerini ifade etmistir. (Neylü’l-evtâr, I, 80) Ibn Abidîn’nin Reddü’lmutâr’da
(I, 355) belirttigi üzere imamımız Ebû Hanife (r.a.) ve talebeleri de
ayakta bevletmenin tenzihen de olsa mekruh oldugu görüsünü benimsemislerdir.
435. Benî Müdlic kabilesinden bir adamın nakline göre babası söyle anlatmıstır:
Süraka b. Malik b. Cu’sum Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gelerek,
“Allah’ın Elçisi bize sunları ögretti” diye anlattı. Orada bulunan bir
adam onunla alay ederek, “O size tuvalete nasıl çıkılacagını da ögretiyor
mu?” diye sordu. Bunun üzerine Süraka b. Malik (r.a.), “Evet, onu hak
peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, O bize tuvalette sol tarafa
yaslanıp sag ayagımızı dik tutmamızı emretti” demistir.
Hadisi Taberânî rivayet etmistir. Isnadında ismi verilmeyen bir ravi vardır.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, VII, 136; Mecmau’z-zevâid, I, 206)
Bize göre amellerin fazileti konusunda böylesi rivayetler kullanılabilir.
Ayrıca bize göre ilk üç nesil içindeki mestur (hakkında cerh ve ta’dil bulunmayan)
ravilerin rivayetleri de makbuldür.
Merâkı’l-felâh’ta (20) zikredildigi üzere mezhebimize göre de tuvalette
oturus sekli böyle olmalıdır. Muhaddislere göre delil olacak seviyede degilse
de hadis mezhebimizin görüsünü desteklemektedir. Bize göre amellerin
fazileti âdab konusunda bu seviyedeki rivayetler degerlendirilebilir.
436. Ebû Hureyre (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.): “Allah,
avret mahalleri açık ve karsılıklı konusarak büyük abdestlerini bozan kisilere
gazap eder” buyurmustur.
492 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
470 Hadis sahihtir. Ebû Avâne ve Hâkim en-Nîsâbûrî rivayet etmistir. Hâkim en-Nîsâbûrî,
el-Müstedrek, I, 181, 185. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin Buhârî ve Müslim’in
sartlarına göre sahih oldugunu söylemis, Zehebî de ona katılmıstır.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 207) zikredildigi üzere hadis Taberânî’nin el-
Mu’cemü’l-evsat’ında rivayet edilmistir. Ravileri güvenilirdir.
Hadisle ilgili büyük âlim Sevkânî’nin (Neylü’l-evtâr, I, 73) açıklaması söyledir:
Hadis büyük abdest bozarken avret mahallini örtmenin ve konusmamanın
vacip olduguna delâlet etmektedir. Allah (c.c.)’ün gazaplanmasına
sebep olması, söz konusu fiilin haram ve ondan kaçınmanın ise vacipligini
gösterir. el-Kâmûs’ta belirtildigi gibi hadiste zikredilen “el-makt” kelimesi
kızmak, gazaplanmak anlamındadır. Kelimenin asırı kızmak manasına
geldigi de söylenmistir. Büyük abdest bozarken konusmanın mekruh oldugu
da söylenmistir. Imam Mehdî’nin el-Gays’ta zikrettigine göre bu durumda
konusmanın haram olmadıgı hakkındaki icmâ bu halde konusmanın
mekruhlugunun delilidir. Bu konuda icmâ oldugu sahihse sözü edilen görüsü
benimseyene göre bu, delildir. Ancak Allah’ın gazabına sebep olması
illeti dikkate alındıgında hadisteki yasagın kerâhete yorulması uzak bir ihtimaldir.
Bununla ilgili dostum Sehârenfûrî’nin Sevkânî’ye verdigi cevap söyledir:
Hadisteki yasagın kerâhete delâleti uzak bir ihtimal degildir. Zira Hz.
Peygamber (s.a.v.) söz konusu gazabın sebebi olarak iki fiili birlikte zikretmistir.
Bu durumda fiillerden her biri müstakil olarak gazabın sebebi
olamaz. Sebep, sözü edilen fiiller bütünü veya fiillerden sadece biri olabilir.
Büyük abdest bozarken insanların görecegi sekilde avret mahallinin
açılmasının haram oldugunda ve Allah (c.c.)’ün gazabına sebebiyet verdiginde
ümmet ittifak etmistir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de buna çirkin olacagı
sebebiyle bu halde konusmayı ilave etmistir. Buna göre konusmanın asıl
illete baglanmıs olması onun da haram oldugu sonucunu dogurmaz. (Bezlü’l-
mechûd, I, 11)
Ibn Abidîn’in açıklaması söyledir: Allah (c.c.)’ün gazabı avret mahallinin
açılması ve konusma sebebiyle olsa da el-Imdâd’da ifade edildigi üzere
bu gazap sözü edilen fiillerden bir kısmının mekruhluguna delâlet eder.
Nitekim el-Gazneviyye’de konuyla ilgili söyle denilmektedir: Helâda konusulmaz.
ed-Dıyâ’da nakledildigine göre Ebü’l-Leys Bostan’ında, “Helâda
konusmak mekruhtur” demistir. Ifadenin zahirinden helâda konusmanın
mekruhlugunun sadece büyük abdest bozma anıyla sınırlı olmadıgı anlasılmaktadır.
Bazı Safiî âlimleri mezheplerinde kabul gören görüsün bu
oldugunu ifade etmislerdir. el-Imdâd’da baska birinin girmesi endisesi gibi
bir mazeret bulunmadıgı sürece helâda öksürülemeyecegi de ilave edil-
TAHARETLENME 493
mektedir. Baskasına hoslanmadık bir halin gelmesi halinde seslenmesi bu
durumda evleviyet yoluyla mekruh olmayacaktır. Belirli bir mazeret sebebiyle
kisi tuvalette abdest alacak oldugunda sünnet geregi besmele çekip,
diger duaları okuyabilecek mi yoksa bulundugu yerden dolayı bunları terk
mi edecektir? Yasagın emre takdim edilmesini tercih ettiklerini açıkça ifade
etmelerinden dolayı onlara göre duaların terkinin daha isabetli oldugu
anlasılmaktadır. (Reddü’l-muhtâr, I, 355)
Mecmau’l-bihâr’da söyle denilmektedir: Hadisi büyük abdest bozarken
konusmanın mekruhluguna delil olarak zikretmislerdir. “Allah’ın en çok
kızdıgı helâl bosamaktır” hadisinden dolayı sözü edilen hadisin metnindeki
“el-makt: kızmak” kelimesi haramlıga delâlet etmez. Tespitlerimize göre
bosamakla ilgili hadisi Ebû Dâvûd Muharib b. Disâr’dan merfû olarak
rivayet etmistir. Mekâsıdü’l-hasene’de ifade edildigi üzere Beyhakî hadisin
muttasıl degil mürsel oldugunu söylemistir. Buradan da anlasılıyor ki
bir fiille “gazab”ın iliskilendirilmis olması her zaman için o seyin mekruh
olmasını gerektirmemektedir. Tuvalette konusmak da böyle degerlendirilebilir.
Dostum Sehârenfûrî, Ebû Dâvûd üzerine yazdıgı ta’likte avret mahalli
açıkken konusmanın haram olmadıgına dair delil olarak Müslim ve Nesâî
tarafından rivayet edilen Hz. Aise (r.anhâ) hadisini zikretmektedir. Buna
göre Hz. Aise (r.anhâ) söyle anlatmaktadır: Resûlullah (s.a.v.) ile aramızdaki
bir kaptan yıkanırdık. Ikimiz de suyu önce almaya çalısırdık. Ben,
“Bana müsaade et” derdim. O da, “Bana müsaade et” derdi. (Müslim,
“Hayz”, 46; Nesâî, “Tahâret”, 148) Sehârenfûrî hadisle ilgili su açıklamayı yapmaktadır:
Onların üzerinde genellikle örtü bulunmamaktaydı. Özellikle
Hz. Aise (r.anhâ)’nın Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte aynı kaptan yıkandıklarını
ifade etmesi bunu göstermektedir. Buhârî (“Gusül”, 2) ve Nesâî’de (“Tahâret”,
145) zikredildigi üzere sözü edilen kap (farak) on iki müd miktarınca
su alabilecek büyüklükteydi. Her ikisinin de saçları omuzlarına dökülmekteydi.
Hadisin zahirinden üzerlerinde elbise bulunmadıgı anlasılmaktadır.
Aksi takdirde elbiselerinin de suyu emecegi düsünülürse bu kadar az
suyun onlara yetmeyecegi açıktır.
Konuyla ilgili baska bir hadis daha bulunmaktadır. Buhârî (“Gusül”, 20)
ve Müslim’in (Müslim, “Hayz”, 75) rivayetine göre bir defasında Musa (a.s.)
gusletmek amacıyla elbisesini bir tas üzerine koymustu. Tasın yuvarlanması
üzerine Musa (a.s.), “Elbisem elbisem” diye tasın arkasından kosmaya
basladı. Görüldügü gibi Hz. Musa (a.s.) çıplak olarak konusmustur. Hz.
494 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Musa (a.s.) zarureten çıplak kalmıstı. Ama konusması zaruri degildi. Hz.
Peygamber (s.a.v.) sözü edilen olayı anlatmıs ancak olumsuz herhangi bir
açıklama yapmamıstır. Eger dine aykırı bir durum olsaydı, Hz. Peygamber
(s.a.v.) onu mutlaka açıklardı. Burada Hz. Musa (a.s.)’ın konusmak zorunda
oldugu söylenebilir. Sözü edilen durumda insanın sessiz kalması düsünülemez.
Zira elbisesini tasın alıp götürdügünü gören akıllı her insan onun
pesine çıplak olarak da olsa kosmak zorunda kalır.
Hz. Aise (r.anhâ) rivayetindeki durumun devamlı olduguna delâlet eden
bir delil bulunmamaktadır. Rivayet sözü edilen durumun genelde böyle oldugunu
ifade etmektedir. Onlar genellikle bu kapta yıkanmıslardır. Ancak
Hz. Peygamber (s.a.v.) ve esinin sürekli söz konusu kapta yıkandıklarını
söyleyemeyiz. Baska bir ifadeyle onlar çıplak olarak yıkandıklarında birlikte
degil pes pese yıkanmıslardır. Birlikte yıkandıklarında ise üzerlerinde
örtü bulunmaktaydı. Birlikte yıkandıklarında üzerlerinde elbise bulunmadıgını
kabul ettigimizde, birinin digerinin avret mahallini görmesi gerekmektedir.
Halbuki Tirmizî’nin es-Semâil’deki (s. 360) rivayetine göre Hz. Aise
(r.anhâ), “Ben Resûlullah (s.a.v.)’i avret mahallini veya fercini asla görmedim”
demistir.471 Birlikte yıkanıp birinin digerine, “Bana müsaade et” de-
TAHARETLENME 495
471 Rivayet zayıftır. Hadisi Ibn Mâce (“Mukaddime”, 24; “Nikah”, 28) Ebû Bekir b.
Ebî Seybe > Veki’ > Süfyan es-Sevrî isnadıyla rivayet etmistir. Ibn Ebî Seybe’nin
isnadla ilgili açıklaması söyledir: Ebû Nuaym Hz. Aise (r.anhâ)’nin azatlısından rivayet
etmistir. Isnadda ismi açıklanmayan bir ravi bulunmaktadır. O da Hz. Aise
(r.anhâ)’nin azatlısıdır. Isnaddaki diger sahıslar ise güvenilir ravilerdir. Hadis sahih
olmayan baska isnadlarla da rivayet edilmistir. Hadisi Ahmed b. Hanbel (VI, 63,
190), Ibn Sa’d (et-Tabakâtü’l-kübrâ, I, 384), Ibn Ebî Seybe (el-Musannef, I, 106),
Bûsîrî’nin Misbâhu’z-zücâce’de (II, 96) nakline göre Hâkim en-Nîsâbûrî ve Beyhakî
(es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 94) de rivayet etmislerdir. Bu âlimlerin hepsi hadisi
Süfyan > Mansur > Musa el-Hatmî > Hz. Aise (r.anhâ)’nin azatlısı > Hz. Aise (r.anhâ)
isnadıyla rivayet etmislerdir. Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’s-sagîr’de (I, 53)
Ebû Nuaym da onun vasıtasıyla el-Hılye’de (VIII, 247), Ibn Adiy el-Kâmil’de (II,
479) ve Hatîb el-Bagdâdî Târih’inde (IV, 225) rivayet etmislerdir. Bunların hepsi
de hadisi Bereke b. Muhammed el-Halebî > Yusuf b. Esbat > Süfyan es-Sevrî >
Muhammed b. Cehâde > Katâde > Enes > Hz. Aise (r.anhâ) isnadıyla rivayet etmislerdir.
Buna göre Hz. Aise (r.anhâ), “Ben Resûlullah (s.a.v.)’in avret mahallini
asla görmedim” demistir. Taberânî’nin hadisle ilgili açıklaması söyledir: Bereke b.
Muhammed rivayetinde tek kalmıstır. Onun hakkında Seyyid Abbas, “Bu Bereke’de
hayır ve bereket yoktur” demistir. O yalancı olmakla ve hadis hırsızlıgı ile itham
edilmistir. Hatta Dârekutnî onun hadis uydurdugunu söylemistir (Zehebî, Mîzânü’l-
i’tidâl, I, 303-304; Ibn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, II, 8-9). Ebu’s-Seyh’in Ibn
mesi, onların avret mahallerinin açık olmasını gerektirmez. Ancak Hz. Aise
(r.anhâ)’nın bu son açıklamasının yanlıslıgı, Ibn Hibbân’ın Süleyman b.
Musa vasıtasıyla yaptıgı rivayetle ortaya konmustur. Buna göre, “Erkek hanımının
cinsel organına bakabilir mi?” diye soruldugunda Süleyman b. Musa,
“Ben bunu Ata’ya sordum. O da Hz. Aise (r.anhâ)’ya sordugunda sözü
edilen hadisi rivayet ettigini söyledi” diye cevap vermistir.472 Ibn Hacer’in
Fethu’l-bârî’de (II, 314) zikrettigine göre sözü edilen rivayet Hz. Aise (r.anhâ)’
nın naklettigi, “Biz 12 müdlük kaptan (farak) Resûlullah (s.a.v.)’le birlikte
yıkanırdık” hadisidir.
Böylece Hz. Aise (r.anhâ)’nın Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte farak denilen
kaptan üzerlerinde örtü olmadan yıkandıkları tespit edilmistir. Zira Hz.
Aise (r.anhâ) bu olayı erkegin hanımının cinsel organını görüp göremeyecegine
dair soru üzerine anlatmıstır. Böyle bir soru üzerine ancak çıplak olmaları
durumunda söz konusu yıkanma olayı cevap olarak anlatılabilir. Bu
durumda dostum Sehârenfûrî’nin bu hadisi avret mahalli açıkken konusulabilecegine
delil olarak kullanması yerindedir. O bunu yeterince de açıklamıstır.
Ayrıca Ali el-Kârî ve Münavî’nin Serhu’s-Semâil’inde (II, 175) zikrettikleri
gibi bu hadis Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Ben Resûlullah (s.a.v.)’in
avret yerini görmedim” diger rivayette “Birbirimizin avret yerlerini görmedik”
seklindeki açıklamasıyla da çelismemektedir. Zira onların üzerlerinde
örtü bulunmadan yıkanmaları birbirlerinin avret yerlerini görmelerini
gerektirmez. Üzerlerinde örtü olmamasına ragmen onlar haya ve vakar-
496 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Abbas > Hz. Aise (r.anhâ) isnadıyla nakline göre Hz. Aise (r.anhâ) söyle demistir:
Resûlullah (s.a.v.) esleriyle örtü altında cinsel iliskide bulunmustur. Örtüyü bası
üzerine çekerdi. Birbirimizin cinsel organlarını da görmedik. Bu haberin isnadında
bulunan Ebû Salih Bâzâm zayıftır. et-Takrîb’de zikredildigine göre Muhammed b.
Kasım el-Esedî’nin de yalancı oldugu söylenmistir. Ancak Ibn Hacer, Buhârî (“Gusül”,
2), Müslim’in (“Tahâret”, 46) ve diger âlimlerin Hz. Aise (r.anhâ)’den rivayet
ettikleri, “Ben ve Resûlullah (s.a.v.) cünüplükten dolayı aynı kaptan birlikte yıkanırdık.
Ellerimiz o kabın içine girip çıkıyordu” hadisinin bu iddianın yanlıs oldugunu
gösterdigini söylemistir. Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I, 364) ise söyle demektedir:
Dâreverdî bu hadisi karı kocanın birbirinin avret mahallerine bakabileceklerine
dair delil oldugunu ifade etmektedir. Ibn Hibbân’ın Süleyman b. Musa vasıtasıyla
yaptıgı rivayet de bunu desteklemektedir. Buna göre, “Erkek hanımının cinsel
organına bakabilir mi?” diye soruldugunda Süleyman b. Musa, “Ben bunu Ata’ya
sordum. O da Hz. Aise (r.anhâ)’ye sordugunda sözü edilen hadisi rivayet ettigini
söyledi” diye cevap vermistir. Bu hadis konuyla ilgili delildir.
472 Hadis hasendir. Ibn Hibbân onu hasen bir isnadla rivayet etmistir (Ibn Hibbân, Sahih,
XII, 390).
larından dolayı birbirinin avret mahallerine bakmamıs olabilirler. Ancak
örtüsüz olmaları ve bu durumda görme imkânlarının bulunması sebebiyle
avret mahalline bakılabilecegi hükmünü çıkarmıstır. Bu caiz olmasaydı,
Resûlullah (s.a.v.) sözü edilen sekilde yıkanmaya imkân tanımazdı. Ancak
Münavî’nin Serhu’s-Semâil’inde zikrettigi üzere Tirmizî rivayetinde isnadda
bulunan Hz. Aise (r.anhâ)’nın azatlısının kim oldugu meçhuldür.
Çıplak iken konusmanın caiz olduguna dair bir baska delil de daha önce
zikrettigimiz Zeynep bint Ümmi Seleme rivayetidir. O söyle demistir:
Yıkanırken Resûlullah (s.a.v.)’in yanına girmistim. Bir avuç su alıp yüzüme
attı ve “Geri dur seni kendini bilmez!” buyurdu. Hadisi Taberânî el-
Mu’cemü’l-kebîr’de (XIV, 712) rivayet etmistir.473 Isnadı hasendir. Hadis
zahiri itibariyle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çıplak olarak guslettigini ifade
etmektedir. Bu durumda konusmak haram olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.v.)
onun yüzüne su serpmekle yetinirdi. Bu olayı el-Isâbe isimli eserinde Ibn
Hacer’in nakli ve yorumu söyledir: el-Katîıyyât’ta Attaf b. Halid > Âmine
isnadıyla rivayet edildigine göre Zeynep bint Ebî Seleme söyle anlatmıstır:
Hz. Peygamber (s.a.v.) yıkanmaya basladıgında, annem (Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in esi Ümmü Seleme) bana, “Yanına giriver” derdi. Ben yanına
girince Resûlullah (s.a.v.) yüzüme su serperek, “Çık dısarı” buyururdu.
Olayı nakleden Âmine, “Zeyneb’i iyice yaslandıgında gördügümde yüzünün
hâla taptaze olduguna sahit oldum” demistir. Ebû Ömer’in rivayetinde
ise onun açıklaması, “Yaslanmasına ragmen serpilen suyun yüzünün tazeligini
muhafaza ettigini gördüm” seklindedir. Haberin zahirinden Ümmü
Seleme (r.anhâ)’nın saka yapmak amacıyla Zeyneb (r.anhâ)’i gusleden Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in yanına girdirdigi anlasılmaktadır. Böyle bir saka örtülü
degil de çıplak olarak yıkanması durumunda yapılabilir.474
Çıplak iken konusmanın caiz olduguna dair diger bir delil de Buhârî’de
(“Gusül”, 20) bulunan Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayet ettigi hadistir. Buna göre
Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurmustur: “Hz. Eyyüb (a.s.) çıplak olarak
yıkanırken üzerine altından çekirgeler dökülünce onları elbisesine toplamaya
basladı. Bunun üzerine Rabbi ona, ‘Ey Eyyüb ben seni gördüklerine
muhtaç mı kıldım?’ diye nida etti. Hz. Eyyüb (a.s.)’da, ‘Sanına yemin olsun
ki beni onlara muhtaç kılmadın, ancak senin bereketine doyum olmuyor
ki’ diye mukabele etti.” Hadisin zahirinden anlasıldıgına göre zikredi-
TAHARETLENME 497
473 Ayrıca bkz. Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 269.
474 Bize göre de Ibn Hacer’in yorumu isabetlidir.
len karsılıklı konusma Hz. Eyyüb (a.s.) yıkanmakta esnasında çıplak iken
gerçeklesmistir.
Buhârî’deki (“Edep”, 94) konuyla ilgili baska bir rivayet ise Ümmü Hâni
bint Ebî Talib naklidir. O söyle anlatmıstır: Fetih yılında Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in yanına gitmistim. O (s.a.v.) yıkanıyor, Fatıma (r.anhâ) da örtü tutuyordu.
“O kim?” diye sordu. Ben, “Ümmü Hâni’yim” dedim. Buhârî’nin
“Cihad” bölümünde “Merhaba Ümmü Hâni” dedigi ilavesi bulunmaktadır.
Fatıma (r.anhâ)’nın örtü tutmasından Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çıplak olarak
yıkandıgı ve bu haliyle konustugu anlasılmaktadır.
Sonuç itibariyle çıplak iken konusmanın haram olduguna dair bir delil
bulunmamaktadır. “el-Makt: Kızmak” kelimesinin sadece konusmaya degil
sözü edilen fiillerin bütününe delâlet etme ihtimali bulundugu için konuyla
ilgili hadis, bu halde konusmanın haramlıgına delâlet etmemektedir.
Bu kelime nihayet çıplak iken konusmanın mekruhluguna delâlet eder.
“Biriniz hanımıyla cinsel iliskide bulunacagı zaman, ‘Bismillah Allhümme
cennibne’s-seytan ve cennibi’s-seytan mâ rezaktenâ: Allah’ın
adıyla, Allahım bizi seytandan seytanı da bize lütfettigin çocuklarımızdan
uzaklastır” (Buhârî, “Vudû”, 8) hadisiyle ilgili Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki
açıklaması söyledir: Buhârî’nin mutlak ifadelerle rivayet ettigi bu hadisi
Ibn Ebî Seybe’nin (el-Musannef, I, 394-395) Alkame b. Mes’ud (r.a.)’den
yaptıgı rivayet kayıtlamaktadır. O söyle demistir: Erkek esiyle iliskiye girip
de bosaldıgında “Allahım bize rızık olarak lütfettigin seyde (çocuklarımızda)
seytana bir pay kılma!” der. Bu hadis duanın bosalma anında oldugunu
ifade ediyor. Ancak cinsel iliskide iken Allah’ın adını anmanın mekruh
oldugunda icmâ bulunması sebebiyle bosalma anından maksat iliskinin
bittigi ve erkegin kadından ayrılmak istedigi an olması kastedilmis olmaktadır.
Nitekim el-Hısn hasiyesinde Ali el-Kârî’nin el-Mirkât’ından
naklen de böyle denilmektedir. Ancak dua anının ayrılma anı olarak takyidine
gidilmesi ve elbise ile kisinin hem kendisi hem esini örtmesini ifade
etmek tamamen zorlayıcı bir tutumdur. Böyle bir takyide gitmeyi gerektirici
herhangi bir delil yoktur.
437. Cabir b. Abdullah (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) yellenmekten
dolayı gülmeyi yasaklamıstır.475
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmistir. Isnadında Ab-
498 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
475 Buhârî, “Tefsir”, 430; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 207.
dullah b. Isme en-Nasîbî bulunmaktadır. Ibn Adiy onun münker rivayetlerinin
bulundugunu söylemistir. (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 84) Tespitlerimize
göre Ibn Adiy’in açıklamalarının devamı söyledir: Önceki âlimlerin
onun hakkında açıklamalarına rastlamadım. Ukaylî onun Ye’cüc hakkında
münker bir rivayetinin bulundugunu söylemistir. Mîzânü’l-i’tidâl’de (II, 56)
zikredildigi üzere onun güvenilir oldugunu ifade edenler de vardır. Bu durumda
onun hakkında ihtilaf bulunmaktadır. Böylesi ravilerin rivayetleri
hasen olarak nitelendirilebilir. Azîzî’de (III, 393) nakledildigine göre Alkamî
de hadisin yanına hasen rumuzunu koymustur. Azîzî, ayrıca Taberânî’nin
rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Kisi yaptıgına neden güler
ki?” buyurdugunun da nakledildigini ifade etmistir. Tespitlerimize göre
Buhârî’nin “Kitâbü’t-tefsir” bölümündeki rivayeti, “Yellenmeden dolayı
gülme konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara nasihat ederek “Kisi yaptıgına
neden güler ki?” derdi seklindedir. Hadis isnad ve metin açısından
sahihtir. Hadisin tuvalet adabına delâleti açıktır.
438. Abdullah b. Haris b. Cez (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber
(s.a.v.) kemik, hayvan tersi ve kömürle istincâ yapmayı yasaklamıstır.
Hadisi Taberânî (el-Mu’cemü’l-kebîr, X, 63) ve Bezzâr (Mecmau’z-zevâid, I,
209) rivayet etmistir. Hadisin lafızları Bezzâr’a aittir. Isnadında zayıf ravilerden
Ibn Lehîa bulunmaktadır. Ancak daha önce defalarca zikredildigi
üzere o rivayetleri hasen bir ravidir. Ahmed b. Hanbel ve baska âlimler
onun güvenilir oldugunu söylemislerdir.
Hadis farklı isnadla daha önce de zikredilmistir. Ancak o rivayetlerde
“el-hümeme: kömür” kelimesi bulunmamaktadır. Âlimler hadisin onun da
taharetlenmede kullanılmasının mekruh olduguna delâlet ettigini ifade etmislerdir.
Hadisin konuya delâleti açıktır.
439. Süveyd b. Saîd > Isa b. Yunus > Hasim b. Berîd > Abdullah b. Muhammed
b. Akîl > Cabir b. Abdullah (r.a.) isnadıyla rivayet edildigine göre
bir adam küçük abdestini bozmakta olan Resûlullah (s.a.v.)’e selam verdi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), “Beni bu durumda gördügünde
selam verme. Çünkü bu halde selamını alamam” buyurdu.476
TAHARETLENME 499
476 Hadis sahihtir. Ibn Ebî Hâtim el-Ilel’inde (I, 34) hadis, Isa b. Yunus > Hasim b. Berîd
> Abdullah b. Muhammed b. Akîl > Cabir b. Abdullah (r.a.) isnadıyla rivayet
edilmistir. Buna göre bir adam küçük abdestini bozmakta olan Resûlullah (s.a.v.)’e
selam verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), “Beni bu durumda gördügünde
selam verme. Çünkü bu halde selamını alamam” buyurdu. Ibn Ebî Hâtim’in
Hadisi Ibn Mâce (“Tahâret”, 27) rivayet etmistir. Bazıları hakkında elestiriler
bulunmakla birlikte isnaddaki ravilerin tamamı güvenilirdir.
Hadisin küçük abdest bozan kimseye selam vermenin ve bu halde selam
almanın mekruh olduguna delâleti açıktır. Dürrü’l-muhtâr’da ifade
edildigi üzere basta Hanefîler olmak üzere âlimler bu halde selam vermenin
mekruh oldugunu açıkça belirtmislerdir. Bezlü’l-mechûd’da (I, 12) ise
söyle denilmektedir: Bu hallerde konusmanın mekruh oldugu daha önce
zikredilen avret mahallinin açık oldugunda konusmanın mekruh olması gibidir.
Böyle bir durumda Allah (c.c.)’ü zikretmenin öncelikle mekruh olacagı
da ortadadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in her an Allah (c.c.)’ü zikrettigine
dair hadis ise avret mahallinin açık oldugu ve tuvalette bulundugu anların
dısındaki zamanlarla ilgilidir. Degerli dostum ümmetin bilge âliminin
bazı vaazlarında isaret ettigi gibi bize göre de bu konuyla ilgili hadis dil ve
kalple zikri birlikte ifade etmektedir. Bilindigi gibi kalple zikre engel herhangi
bir durum da söz konusu olamaz.
440. Ebû Musa söyle demistir: Hz. Peygamber (s.a.v.) bir duvar yanındaki
yumusak topraga yönelerek küçük abdestini bozduktan sonra, “Biriniz
küçük abdestini bozmak istedigi zaman idrarı (nın üzerine bulasmaması)
için yumusak bir yer arasın” buyurmustur.
Neylü’l-evtâr’da (I, 82) belirtildigi gibi hadisi Ahmed b. Hanbel (IV, 396)
ve Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 2) rivayet etmislerdir. Isnadında meçhul bir ravi
bulunmaktadır.477 Hadis küçük abdest bozarken idrarın üzerimize sıçramaması
için sert degil yumusak toprak seçilmesine delâlet etmektedir. Idrardan
sakınmayı emreden hadisler de bunu desteklemektedir.
441. Katâde’nin Abdullah b. Sercis’ten nakline göre Resûl-i Ekrem
(s.a.v.) deliklere isemeyi yasaklamıstır. “Deliklere küçük abdest bozmak
niçin hos karsılanmamaktadır?” sorusuna Katâde, “Onların cinlerin barınagı
oldugu söylenirdi” diye cevap vermistir.478
Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvûd, Nesâî rivayet etmislerdir. Ibn
Huzeyme ve Ibnü’s-Seken hadisin sahih oldugunu söylemislerdir.479
500 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
nakline göre babası Ebû Hâtim, “Bu hadisi Hasim b. Berîd’den baska birinin rivayet
ettigini bilmiyorum” demistir.
477 Hadis zayıftır. Isnadında meçhul bir ravi bulunmaktadır.
478 Ahmed b. Hanbel, V, 82; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 16; Nesâî, “Tahâret”, 30; Hâkim
en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 186; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 99.
479 Hadis zayıftır. Beyhakî hadisi sahih bir isnadla rivayet etmistir. Hâkim en-NîsâbûHadis,
Katâde’nin açıkladıgı gibi içerisindeki hayvanlara veya iseyene
zarar verecegi için böceklerin barınma yeri olan deliklere isemenin mekruh
olduguna delâlet etmektedir.
442. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“La’nete vesile olan iki seyi yapmaktan sakının” buyurdu. “Bunlar nedir?”
sorusuna Resûlullah (s.a.v.), “Insanların gelip geçtigi yol üzerine veya
gölgeliklere abdest bozmaktır” diye cevapladı.480
443. Muaz b. Cebel (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“La’nete vesile olan üç seyi yapmaktan sakının” buyurmustur.481
TAHARETLENME 501
rî söyle demistir: Hadis Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahihtir. Bazıları Katâde’nin
hadisi Abdullah b. Sercis’ten isitmedigini zannetmistir. Halbuki onun Abdullah’tan
hadis isitmesi uzak bir ihtimal degildir. Zira Katâde, Asım b. Süleyman
el-Ahvel’in isitmedigi sahâbîlerden hadis almıstır. Bilindigi gibi Imam Müslim,
Asım b. Süleyman el-Ahvel’in Basra’ya yerlesmis olan Abdullah b. Sercis’ten rivayetini
eserine almıstır. Bu açıklamalara Zehebî de katılmıstır. Hâkim en-Nîsâbûrî’nin
açıklamaları üç açıdan tartısmaya açıktır.
1. Hâkim en-Nîsâbûrî’nin açıklamasından anlasılan Katâde ile Abdullah b. Sercis’in
aynı asırda yasamaları ve bulusma (likâ) imkânlarının olmasıdır. Bu, hadiste
ittisalin olması için Imam Müslim için yeterlidir. Imam Buhârî’ye göre ise bu yeterli
degildir. Zira ona göre ittisal için iki ravinin bulustuklarının (likânın) tespiti
sarttır. Su halde hadis sadece Imam Müslim’in sartlarına göre sahihtir.
2. Bizzat Hâkim en-Nîsâbûrî kendisi Ma’rifetü ulûmi’l-hadis’te (s. 111) Katâde’nin
Enes (r.a.)’den baska bir sahâbîden hadis isitmedigini ifade etmistir. Bu durumda
söz konusu isnad munkatıdır. Nitekim Ibnü’t-Türkmânî Beyhakî’ye yönelttigi elestirisinde
söyle demektedir: Ibn Ebî Hâtim’in Harb b. Ismail vasıtasıyla nakline göre
Ahmed b. Hanbel, “Katâde’nin Enes (r.a.)’den baska bir sahâbîden hadis isittigini
bilmiyorum” demistir. “Abdullah b. Sercis’ten de isitmemis midir?” sorusuna
da ondan da isitmedigi seklinde cevap vermistir. Ahmed b. Hanbel’in onların aynı
asırda yasadıklarını bildiginde süphe yoktur. Bu durum Katâde’nin Abdullah b. Sercis’ten
hadis isitmesi için yeterli olsaydı, Ahmed b. Hanbel aksini söylemezdi. Bu
sebeple gönül, Hâkim en-Nîsâbûrî’nin isaret ettigi Katâde’nin Abdullah b. Sercis’ten
hadis isittigi iddiasına meyledememektedir. Nitekim Ibn Hacer de et-Telhîsu’l-
habîr’de (I, 465) Ali b. Medînî’nin aynı görüste oldugunu nakletmistir.
3. Katâde tedlis yapmakla tanınan bir ravidir. Nitekim Burhaneddin b. el-Acemî
onu müdellis raviler arasında zikrettikten sonra, “Onun tedlis yaptıgı meshurdur”
açıklamasını yapmıstır (et-Tebyîn, s. 12). Ibn Hacer de Tabakâtü’l-müdellisîn’inde
onu müdellis raviler arasında zikretmektedir.
480 Ahmed b. Hanbel, II, 372; Müslim, “Tahâret”, 68; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 14.
481 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 14; Ibn Mâce, “Tahâret”, 21; Hattâbî, Garîbü’l-hadîs, I,
107; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 167; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 97.
Hadis hasendir. Hadis Saîd el-Hımyerî vasıtasıyla Muaz b. Cebel’den birkaç isnadBezzâr
rivayetinde isenmesi yasaklanan yerler arasında “el-mevârid: su
basları” da ilave edilmektedir. Hadisi Ebû Dâvûd, Ibn Mâce, Hâkim en-Nî-
502 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
la rivayet edilmistir. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin sahih oldugunu söylemis, Zehebî
de ona katılmıstır. Ibnü’s-Seken de hadisin sahih oldugu görüsündedir. Ancak Münzirî
et-Tergîb’de (I, 83), Ibn Hacer de et-Telhîsu’l-habîr’de (I, 38) isnadının munkatı
oldugu gerekçesiyle sahih oldugu görüsüne reddetmislerdir. Zira Ebû Saîd el-
Hımyerî Muaz b. Cebel’den hadis isitmemistir. Ayrıca et-Takrîb ve Mîzânü’l-i’tidâl’de
zikredildigi gibi Ebû Saîd el-Hımyerî de meçhuldür. Hadisi hasen seviyesine
ulastıran destekleyici rivayetler de bulunmaktadır. Bunlar söyle zikredilebilir:
1. Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “La’nete vesile
olan iki seyi yapmaktan sakının” buyurdu. “Bunlar nedir?” sorusunu Resûlullah
(s.a.v.), “Insanların gelip geçtigi yol üzerine veya gölgeliklere abdest bozmaktır”
diye cevapladı. Hadisi Müslim ve Ebû Avâne Sahih’lerinde rivayet etmislerdir. Ebû
Dâvûd ve Ibn Huzeyme (Sahih, I, 37) Ali b. Hucr vasıtasıyla rivayet etmislerdir.
Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî ve baska âlimler de sahih isnadla rivayet etmislerdir.
2. Ibn Abbas (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “La’nete vesile olan
üç seyi yapmaktan sakının” buyurdu. “Bunlar nedir?” sorusunu Resûlullah (s.a.v.),
“Insanların gelip geçtigi yol üzerine, gölgeliklere ve su birikintilerine abdest bozmaktır”
diye cevapladı. Hadisi Ahmed b. Hanbel (I, 299), Hattâbî (Garîbü’l-hadîs,
I, 107) rivayet etmislerdir. Hadisi Ibn Abbas (r.a.)’den nakleden kimsenin ismi zikredilmis
olsaydı, isnadı hasen diye nitelenebilirdi.
3. Cabir b. Abdullah (r.a.)’ın rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Yol üzerinde
konaklayıp oralarda namaz kılmaktan sakının. Zira oralar aynı zamanda yılan ve
böcek sıgınaklarıdır. Oralara büyük abdest bozmak da lanetlenmistir.” Hadisi Ibn
Mâce (“Tahâret”, 21) rivayet etmistir. Ibn Hacer et-Telhîsu’l-habîr’de (I, 38) hasen
oldugunu söylemistir. Heysemî Mecmau’z-zevâid’de (III, 213) hadisi daha detaylı
naklettikten sonra, “Hadisi Ebû Ya’lâ rivayet etmistir. Isnadındaki sahıslar Sahih’in
ravileridir” açıklamasını yapmıstır. Heysemî’nin bununla baska diger isnadları kastettigi
anlasılmaktadır.
4. Ebû Hureyre (r.a.)’nin rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Allah’ın, meleklerin
ve tüm insanların la’neti müslümanların geçtigi yol üzerine büyük abdestini
bozan kimse üzerine olsun” buyurmustur. Hadisi Taberânî (el-Mu’cemü’s-sagîr, II,
77), Hâkim en-Nîsâbûrî (el-Müstedrek, I, 186), Beyhakî, Ukaylî (ed-Duafâ, s.
392), Ibn Adiy (II, 305) rivayet etmislerdir. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin sahih oldugunu
söylemis, Zehebî de ona katılmıstır. Ancak ikisi de yanılmıstır. Zira Yahya b.
Maîn ve diger münekkit muhaddisler isnadında bulunan Muhammed b. Amr el-Ensârî’nin
zayıf oldugunu söylemistir. Bu sebeple Ibn Hacer de (et-Telhîsu’l-habîr, I,
38) söz konusu hadisin isnadının zayıf oldugunu belirtmistir. Ancak bu hadisi destekleyen
iki rivayet daha bulunmaktadır. Birisi Huzeyfe b. Üseyd’in rivayet ettigi
hadis olup Taberânî’nin el-Mu’cemü’l-evsat’ında (V, 320) rivayet edilmistir. Münzirî
(et-Tergîb, I, 83) ve Heysemî’nin (Mecmau’z-zevâid, I, 204) ifade ettikleri gibi
isnadı hasendir. Digeri ise Ebû Zer tarafından rivayet edilen hadis olup Ebû Nuaym’ın
Ahbâru Isbahân’ında (II, 129) bulunmaktadır. Ancak bunun rivayeti son derece
zayıftır.
sâbûrî, Ibnü’s-Seken, Ibn Hibbân, Ibnü’l-Cârûd rivayet etmistir. Hâkim en-
Nîsâbûrî ve Ibnü’s-Seken hadisin sahih oldugunu söylemislerdir. Ibn Hibbân
rivayetinde isenmesi yasaklanan yerler arasında avlular da zikredilmektedir.
Ibnü’l-Cârûd rivayetinde “toplantı yerleriniz” ilavesi bulunmaktadır.
Söz konusu hadisler, insanların gelip geçtigi yerlere, gölgeliklere vb. yerlere
abdest bozmanın mekruh olduguna delâlet etmektedir. Çünkü bu fiil insanları
rahatsız eder, gelip geçenlerin yapılan pislige bulasması gibi yönlerle
ondan eza görmelerine sebep olur. Hadiste zikredilenler tahrimen mekruhtur.
Sevkânî’nin açıklaması söyledir: Basta Hattâbî olmak üzere âlimlerin
ifadelerine göre hadiste zikredilen “ez-Zıl” kelimesiyle insanların özellikle
kaylule yapmak ve konaklamak üzere kullandıkları gölgelikler kastedilmektedir.
Bize göre gölgeligin insanlara nispeti de bu görüsü desteklemektedir.
Yoksa gölge olan her yere isemek haram degildir. Nitekim Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in hurma agaçlarının bulundugu bölgede abdestini bozdugu daha önce
geçmisti. Orada hurma agaçlarının gölgesinin bulunacagında ise süphe
yoktur. (Neylü’l-evtâr, I, 83) Neylü’l-evtâr’da (I, 84) da zikredildigi üzere Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in hurma agaçlarının bulundugu bölgede büyük abdestini
bozdugu Ahmed b. Hanbel (I, 204), Müslim (“Hayz”, 79) ve Ibn Mâce (“Tahâret”,
23) tarafından rivayet edilmistir. Buna göre Abdullah b. Ca’fer (r.a.)
söyle demistir: Resûlullah (s.a.v.)’in büyük abdestini bozmak için, siper
edinmekten en çok hoslandıgı sey bir tümsek veya hurmalıktı. Hadisin metninde
zikredilen “hedef” kelimesi; kum yıgını, bina, tepecik gibi tümsek yerler
manasına gelmektedir. Hurma kümesi anlamına gelen “haisü’n-nahl” kelimesi
topluluk ismi olup kendi lafzından tekili bulunmamaktadır.
444. Ibn Ömer (r.a.)’in yol ortasında namaz kılmayı, büyük ve küçük abdest
bozmayı yasaklamıstır.
Neylü’l-evtâr’da (I, 83) zikredildigi üzere hadisin isnadında Abdullah b.
Lehîa bulunmaktadır. Daha önce onun hasenü’l-hadis diye nitelenebilecegini
söylemistik.
445. Abdullah b. Mugaffel (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Hiç biriniz yıkanacagı yere küçük abdestini bozup sonra da orada abdest
almaya kalkmasın. Çünkü gönüle dolan vesveselerin çogu bundan ileri gelir”
buyurmustur.482
TAHARETLENME 503
482 Ahmed b. Hanbel, V, 56; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 15; Nesâî, “Tahâret”, 32; Tirmizî,
“Tahâret”, 17; Ibn Mâce, “Tahâret”, 12. Tirmizî hadisin garib yani zayıf oldugunu
ifade etmistir.
Hadis Kütüb-i hamse’de rivayet edilmistir. Hadisin “Orada abdest almaya
kalkmasın” kısmı sadece Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd’da bulunmaktadır.
Hadis, Makdîsî’nin el-Muhtâre’sinde de bulunmaktadır. (Neylü’levtâr,
I, 84) Suyûtî’nin Kenzü’l-ummâl mukaddimesinde zikrettigi üzere
Makdisî’nin el-Muhtâre’sinde bulunan hadislerin tamamı sahihtir.
Hadisle ilgili Ibn Abidîn’in açıklaması söyledir: Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in küçük abdest bozmayı yasakladıgı yıkanma yeri akıntısı bulunmayan
veya sert olan yerdir. Ibnü’l-Esîr’in en-Nihâye’sinde (I, 356) belirtildigi
üzere böyle bir yerde yıkanan kimse idrarın üzerine bulasabilecegi endisesiyle
vesveseye kapılabilir. Bize göre hadisin umumi ifadesiyle kalması
daha isabetlidir. Zira özellikle yıkanma yerinin mescide yakın olması durumunda
idrar kokusu mescitte namaz kılanları rahatsız eder.
446. Cabir b. Abdullah (r.a.)’ın nakline göre Resûlullah (s.a.v.) durgun
suya küçük abdest bozulmasını yasaklamıstır.483
Neylü’l-evtâr’da (I, 84) zikredildigi üzere hadisi Ahmed b. Hanbel, Müslim,
Nesâî ve Ibn Mâce rivayet etmistir.
447. Cabir b. Abdullah (r.a.)’ın nakline göre Resûlullah (s.a.v.) akarsuya
da küçük abdest bozulmasını yasaklamıstır.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 204) zikredildigi üzere hadisi Taberânî el-
Mu’cemü’l-evsat’ta (II, 208) rivayet etmistir. Ravileri güvenilirdir.
el-Muhtâr’da hadisle ilgili söyle denilmektedir: Sahih olan görüse göre
akarsu da olsa suya büyük olsun küçük olsun abdest bozmak mekruhtur.
Bahru’r-râik’ta ise, “Durgun suya abdest bozmak tahrimen mekruh,
akarsuya abdest bozmak ise tenzihen mekruhtur” denilmektedir.
Ibn Abidîn’in açıklaması ise söyledir: Denizde gemideki durumun bundan
istisna edilmesi gerekir. Bu durumda büyük ve küçük abdest bozmak
zaruret sebebiyle mekruh olmaz. Degerli dostum Abdülganî de Serhu’t-Tarîkati’l-
Muhammediyye’de söyle demektedir: Söz konusu hadislerden temiz
nehirlerin üzerine tuvalet yapmanın, aynı sekilde onların lagımların
nehre akıtılmasının yasaklandıgı da anlasılmaktadır. Kanalizasyon sularının
verildigi derelere yakın yerlere helâ yapılmasında ise bir sakınca yoktur.
448. Ibn Sihâb’ın nakline göre bir gün Hz. Ebû Bekir (r.a.) bir hutbesin-
504 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
483 Ahmed b. Hanbel, II, 88; Buhârî, “Vudû”, 68; Müslim, “Tahâret”, 94; Nesâî, “Tahâret”,
60; Ibn Mâce, “Tahâret”, 25.
de, “Allah’tan haya edin, Allah’a yemin olsun ki Hz. Peygamber (s.a.v.)’e
biat ettigim günden bu güne kadar Rabbim’den haya ettigim için basımı
örtmeden büyük abdest bozmaya çıktıgımı hatırlamıyorum” demistir.
Kenzü’l-ummâl’de (V, 124) belirtildigine göre söz konusu haberi Ibn
Hibbân Ravdatü’l-ukalâ’da rivayet etmistir. Isnadında kopukluk bulunmaktadır.
Bize göre ilk üç nesildeki inkıta’ hadisin delil olarak kullanılmasına
zarar vermez. Ayrıca Hz. Aise (r.anhâ)’nın rivayeti de onu desteklemektedir.
Nitekim onun nakline göre Hz. Ebû Bekir (r.a.), “Tuvalete girdigimde
mutlaka basımı örterim” demistir. Kenzü’l-ummâl’de de belirtildigi
üzere haberi Abdürrezzak b. Hemmam rivayet etmistir. Hz. Ebû Bekir
(r.a.)’le ilgili haberi asagıda zikredilecek hadis de desteklemektedir.
Isnaddaki kopukluk Ibn Sihâb’ın Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den hadis isitmemesinden
kaynaklanmaktadır. Suyûtî’nin illet olarak sadece inkıtaı zikretmesi
haberin baska bir kusurunun bulunmadıgına delâlet etmektedir. Haber,
Allah (c.c.)’den haya amacıyla büyük ve küçük abdest bozarken bası örtmenin
müstehap olduguna delâlet etmektedir. Tuvalet avret mahallinin açıldıgı
bir yerdir ve kendisinden haya etmeye Allah (c.c.) insanlardan daha çok layıktır.
Haberi destekleyen hasen diye nitelenecek rivayetler de bulunmaktadır.
449. Enes b. Malik (r.a.) ve Ibn Ömer (r.a.)’nın rivayet ettiklerine göre
Hz. Peygamber (s.a.v.) abdest bozmak istediginde yere egilmeden (çömelmeden)
elbisesini toplamazdı.
Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Taberânî rivayet etmistir. Azîzî’de (III,
114) belirtildigi üzere hadis sahihtir.484 Büyük ve küçük abdesti bozduktan
sonra elbiseye necâset bulastırmadan elbiseyi yavas yavas kaldırmak ve
olabildigince çıplaklıga imkân vermemek menduptur.
450. Bilal b. Haris el-Müzenî’nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.)
abdest bozacagı zaman (insanlardan) uzaklasırdı.485
Hadis Ahmed b. Hanbel, Nesâî ve Ibn Mâce tarafından rivayet edilmistir.
Azîzî’de (III, 114) zikredildigine göre isnadı hasendir. Hadis, açık arazi-
TAHARETLENME 505
484 Tirmizî, “Tahâret”, 10; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 6; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, V,
213.
485 Ahmed b. Hanbel, IV, 224, 237; Nesâî, “Tahâret”, 16; Ibn Mâce, “Tahâret”, 22. Hadis
sahihtir. Ahmed b. Hanbel ve Nesâî onu Abdurrahman b. Kırad’dan rivayet etmislerdir.
de abdest bozmak gerektiginde koku alınamayacak, ses duyulamayacak ve
görülmeyecek sekilde insanlardan uzaklasmanın mendup olduguna delâlet
etmektedir. Evlerde ve konaklarda ise tuvaletin oturma mekanlarından ev
halkının ses duyamayacakları, koku alamayacakları uzaklıkta yapılması gerekir.
451. Habib b. Salih et-Tâî’nin mürsel olarak nakline göre Resûlullah
(s.a.v.) tuvalete gidecegi zaman ayakkabılarını giyer basını örterdi.
Hadisi Ibn Sa’d (et-Tabakâtü’l-kübrâ, I, 383) rivayet etmistir. Azîzî’de (III,
125) zikredildigine göre hadis hasen li gayrihidir. Ayrıca Serhu’l-Hanefî’de
(I, 125) de zikredildigi gibi hadis, tuvalete girerken ayaklara necâsetin bulasmasını
önlemek amacıyla ayakkabı giyilmesinin, avret mahalli açıldıgı
için Allah (c.c.)’den haya kastıyla da basın örtülmesinin mendup oldugunu
göstermektedir. Bas, takke ile degil örfe göre hayaya delâlet eden bir örtü
ve rida gibi bir seyle örtülmelidir.
452. Mü’minlerin annesi Hz. Hafsa (r.a.)’nın nakline göre Resûlullah
(s.a.v.) sag elini yemek, içmek, abdest almak ve giyinmekte, bir sey alıp
vermede sol elini ise bunların dısındaki islerde kullanırdı.486
Azîzî’nin (III, 154) belirttigi üzere hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmistir.
Isnadı sahihtir. Hadisin Ibn Hibbân ve Hâkim en-Nîsâbûrî tarafından
da rivayet edildigini tespit etmis bulunuyoruz.
453. Hz. Aise (r.anhâ) söyle demistir: Resûlullah (s.a.v.)’in sag eli, temizligi
ve yemek yemesi içindi. Sol eli ise, taharetlenme ve benzeri diger
rahatsızlık verici seyler içindi.487
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 41) zikredildigi üzere hadis, Ahmed b. Hanbel,
Ebû Dâvûd ve Taberânî tarafından Ibrahim > Hz. Aise (r.anhâ) isnadıyla rivayet
edilmistir. Isnadında kopukluk bulunmaktadır. Ancak Ebû Dâvûd’un
diger rivayeti muttasıldır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) sag elini degerli islerde, sol elini ise taharetlen-
506 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
486 Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, VI, 287; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 18; Nesâî, ; Ibn
Hibbân, Sahih, XII, 3; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, IV, 109. Ibn Hibbân hadisi
hasen bir isnadla rivayet etmistir. Hâkim en-Nîsâbûrî, “Buhârî ve Müslim rivayet
etmemistir. Ancak isnadı sahihtir” demistir. Zehebî isnadında meçhul bir ravinin
bulundugunu söylemistir. Ancak Sa’d b. Abdullah bu konuda onu elestirmistir
(bkz. Muhtasaru istidrâki’z-Zehebî, V, 255).
487 Ahmed b. Hanbel, VI, 156; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 18. Hadis sahihtir.
me ve benzeri islerde kullanmaktaydı. Aynî’nin Umdetü’l-kârî’de nakline
göre hadislerle ilgili Nevevî’nin açıklaması söyledir: Elbise, baslık ve mest
giymek, mescide girmek, misvak kullanmak, sürme çekmek, tırnakları kesmek,
bıyıkları kısaltmak, saçları taramak, koltuk altlarını temizlemek, saçları
tıras etmek, namazda bitirme selamı vermek, abdestte uzuvları yıkamak,
helâdan çıkmak, yemek, içmek, musafaha etmek, hacerü’l-esvedi selamlamak
ve benzeri fiillerde sagı kullanmak; helâya girmek, mescitten
çıkmak, sümkürmek, taharetlenmek, elbise, serpus ve mestleri çıkarmada
solu kullanmak müstehaptır.
Helâya girerken sol ayagı, helâdan çıkarken sag ayagı kullanmanın müstehap
oldugu tespit edilmistir. Buhârî’nin rivayeti de bunu desteklemektedir.
Nitekim Hz. Aise (r.anhâ), “Resûlullah (s.a.v.) ayakkabılarını giyerken,
saçını tararken ve abdest alırken her isinde sagını kullanırdı” demistir. (Buhârî,
“Vudû”, 3) Aynî’de (Umdetü’l-kârî, I, 773) de zikredildigi gibi Ebü’l-Vakt
rivayetinde “ve her isinde” seklinde atıf harfiyle nakledilmistir. Bu rivayette
“her isinde” seklindeki umumi ifade yukarıda zikredilen Hz. Hafsa
(r.anhâ) ve Ahmed b. Hanbel, Taberânî ve Ebû Dâvûd tarafından rivayet
edilen Hz. Aise (r.anhâ) hadisleriyle tahsis edilmistir. Hz. Aise (r.anhâ) bu
rivayetinde Resûlullah (s.a.v.)’in bazı fiillerinde sagını digerlerinde ise solunu
kullanmayı tercih ettigini açıkça belirtmektedir.488
454. Ibn Ömer (r.a.)’nın nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.) helâya girerken,
“Allahım, her türlü pislikten ve vesvese kaynagı olan kovulmus
seytandan sana sıgınırım” helâdan çıktıgında, “Nimetiyle bizi besleyen, damagımıza
tat katan, aldıgımız besinlerin faydasını vücudumuzda bırakıp sıkıntısından
kurtaran Allah’a hamdolsun” diye dua ederdi.
Azîzî’de (III, 125) zikredildigi üzere hadisi Ibnü’s-Sünnî rivayet etmistir.
Üstat hadisin hasen li gayrihi oldugunu söylemistir.
Hadiste geçen “Helâya girerken” ifadesi, “Helâya girmek istediginde”
anlamındadır. Nitekim Buhârî’nin Sahih’indeki muallak489 rivayeti bu se-
TAHARETLENME 507
488 Ahmed b. Hanbel, VI, 287; Ebû Dâvûd, “Libas”, 44. Hadis sahihtir.
489 Buhârî söz konusu hadisi Sahih’inde vudû bölümünde “Tuvalete Girerken Okunacak
Dua” baslıgı altında cezm (kesinlik ifade eden) sigayla rivayet etmistir. Aynı
hadisi Edebü’l-müfred’inde ise muttasıl olarak rivayet etmistir. ed-Dirâye’de zikredildigi
üzere pislik anlamındaki kelime “el-hubs” seklinde “ha” harfinin ötresiyledir.
Hattâbî kelimenin baska sekilde okunamayacagını söylemis ve “ketebe”den
“ketb” oldugu gibi “habese”den de “habs” seklinde okunabilecegini ileri sürenleri
kildedir. Buhârî onu Edebü’l-müfred’inde muttasıl olarak rivayet etmistir.
Bu rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) helâya gitmek istediginde söz konusu
duayı yapardı. Tuvalet bulunan yerlerde duayı girmek üzere iken yapardı.
Tuvalet bulunmayan kırsal alanlarda ise bu amaçla elbisesini çemremeye
baslamadan önce dua ederdi. Bu, âlimlerin çogunun görüsüdür.
Âlimler unutuldugunda duanın dille degil kalple yapılacagını da söylemislerdir.
(Ibn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 214)
Mezhep âlimlerimiz rüzgara karsı küçük abdest bozmanın da mekruh
oldugunu söylemislerdir. Bu konuda zayıf bir hadis de bulunmaktadır. Nitekim
Dârekutnî’nin Sünen’inde, Dûlâbî’nin el-Künâ’sında Hisam b. Urve
> Urve isnadıyla rivayet ettiklerine göre Hz. Aise (r.anhâ) söyle demistir:
Süraka b. Malik el-Müdlicî Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelerek büyük abdest
bozmanın adabını sordu. Resûlullah (s.a.v.) ona büyük abdest bozarken ön
ve arkasını kıbleye dönmemesini, rüzgara karsı isememesini emretti. Hadis
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 39) de bu sekilde nakledilmektedir. Hadis zayıf olmakla
birlikte et-Telhîsü’l-habîr’deki açıklamalardan onun çok sayıda is-
508 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
elestirmistir. Nitekim Servî de aralarında Ebû Ubeyde’nin de bulundugu konunun
uzmanlarının kelimedeki “ba” harfinin cezimli okunması gerektigini ifade ettiklerini
nakletmistir. Aksi takdirde masdara benzememesi açısından cezimli okunmaması
daha isabetlidir. “Hubs”, habîs kelimesinin çoguludur. “Habâis” ise, habîse
kelimesinin çoguludur. Hattâbî, Ibn Hibbân ve baska âlimlerin belirttigi üzere söz
konusu kelimeyle erkek ve disi seytanlar kastedilmektedir. Ibn Asâkir rivayetine
göre Buhârî, “Ba harfinin cezimli okunması durumunda “hubs” kelimesinin anlamı
daha önce açıklanmıstı” demistir. Söz konusu kelime tekil olarak kullanıldıgında
Ibnü’l-Arabî’nin açıkladıgı gibidir. Ona göre Arapların kullanımında söz konusu
kelime asıl itibariyle “hos olmayan, yanlıs olan, hos karsılanmayan” manasındadır.
Bu durumda sözü edilen kelime konusmada sövmek, dinde inkâr etmek, yiyeceklerle
ilgili haram, içeceklerle ilgili zararlı manalarına gelmektedir. Buna göre habâis
kelimesiyle günahlar veya mutlak anlamıyla zemmedilen fiiller kastedilmektedir.
Tirmizî’deki ve daha baska rivayetler de bunu desteklemektedir. Nitekim Tirmizî’deki
rivayet, “Hubs veya habâisten Allah’a sıgınırım” seklindedir. Rivayet
“hubs veya habais” seklinde süphe ifade etmektedir. Ilk kelime “hubs” seklinde tekil,
ikinci kelime ise “habâis” seklinde çogul olarak geçmekte ve hos olmayan,
zemmedilen sey veya seytanların erkek ve disileri manasına gelmektedir. Hz. Peygamber
(s.a.v.) duayı kullugunu ifade etmek ve insanlara ögretmek amacıyla yapmaktaydı.
el-Ömerî, Abdülaziz el-Muhtar > Abdülaziz b. Suhayb isnadıyla hadisi,
“Helâya girerken, ‘Bismillah hubs (pislik) ve habâisten (seytanlardan) Allah’a sıgınırım’
deyin” lafızlarıyla rivayet etmistir. Isnadı Imam Müslim’in sartlarını
tasımaktadır. Metninde ise diger rivayetlerde bulamadıgım “Bismillah” ilavesi
bulunmaktadır.
nadının bulundugu anlasılmaktadır. Ayrıca idrardan sakınmayla ilgili hadisler
de bunu desteklemektedir. Zira rüzgara karsı iseme esnasında idrar
damlalarının elbiseye sıçraması kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda söz konusu
hadis hasen li gayrihi olarak nitelendirilebilir.
Mezhep âlimlerimiz günes ve aya karsı küçük ve büyük abdest bozmanın
da mekruh oldugunu söylemislerdir. et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 37) de zikredildigi
gibi bu konuda aslı olmayan uydurma bir rivayet bulunmaktadır.
Ancak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Ay ve günes Allah’ın âyetlerindendir.
Onlar herhangi bir kimsenin ölümü ve dogumu sebebiyle tutulmazlar” (Buhârî,
“Kusuf”, 1) hadisi bu konuda delil olarak kullanılabilir. Allah’ın âyetlerine
karsı arka ve önü çevirmek uygun olmaz.
Mezhep âlimlerimizin taharetlenmenin adabı hakkında söylediklerini
zikredilen hadislerden çıkarmak mümkündür. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
helâdan çıkarken Allah (c.c.)’e hamd etmesi, büyük abdest bozmanın
önemli bir nimet olduguna isaret etmektedir. Nitekim büyük abdeste çıkamamak
insanın ölüm sebeplerinden biridir. Saglıklı olmanın bir kosulu da
düzenli olarak tuvalete çıkabilmektir. Bu sebeple açlıgını giderecek, saglıgını
koruyup gücünü artıracak helâl yiyecekleri yiyen sonra da vücut için
faydasız olan kısımları sıkıntısız bir sekilde dısarı atabilen kimsenin Yüce
Allah’a çokça hamd etmesi ve kendisinin aczini itiraf etmesi gerekmektedir.
Yiyebilen ve günde bir veya iki defa büyük abdestini bozabilen kimsenin
kendisini begenip özellikleriyle kibirlenerek Yaratıcının kendisine verdigi
nimetleri ve Allah (c.c.)’ün azamet ve yüceligini unutmaması gerekir.
Baslangıcı bir nutfe sonu bir cîfe olan insan kendisini begenerek nasıl kibirlenebilir?
Ey Allahım, nimetlerine sükretmekte bize yardım et. Gazabına
ugramaktan bizi koru.
Iyi amellere muvaffakiyetin ancak yardımıyla oldugu Allah’a hamd olsun
ki bu ciltte zikretmek istediklerimiz burada tamamlanmıs oldu. Bu vesileyle
salat ve selamların en güzeli yaratılmısların hayırlısı Peygamberimiz
Efendimize, ailesine ve ashâbına olsun.
Cildi tamamlamadan bir müddet önce bir rüya gördüm. Rüyamda, Allah
irsad faaliyetlerinin feyzini artırsın ümmetin hakîmi degerli dostumla
birlikte Imdâdiyye Tekkesine gittik. Tekkenin kapısına vardıgımızda aniden
karsımıza güzel görünümlü, üzerinde zikir ve marifet nurları görülen bir
kimse çıkıverdi. Dostuma ve bana selam verdi. Beni isaret ederek dostu-
TAHARETLENME 509
ma, “Bu, ask ve marifet sahibi salih bir kimsedir. Fakat ona Allah’ı zikri
artırmasını söyle ki Allah’a olan intisabı güçlensin” dedi.
Ey Allahım, rüyamı gerçek kıl. Seni kemalinle tanımayı ve tasdik etmeyi
bana nasip et. Razı oldugun ve hoslandıgın islere muvaffak olmamda bana
yardım et. Sonumu hayırlı kıl. Üstadımızın ve bu kitabı telif etmemize
vesile olan ümmetin hakîmi, sıkıntıları gideren, asık ve talebelerin sıgınagı
degerli dostumun derecelerini yükselt. Üstadımızın ömrünü uzun kıl. Onun
feyiz ve bereketinden istifade etmemizi nasip et. O rızayı sende bulsun.
Sen de ondan razı ol. Onu en iyi sekilde mükâfatlandır. Bütün seyh ve üstatlarımızın,
bizlerin, sag ve ölmüs mümin kardeslerimizin günahlarını bagısla.
Sen isiten ve dualara karsılık verensin. Duamızın sonu, âlemlerin
Rabbi Allah’a hamd olsun.
Birinci cildin telifi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in -ki ona binlerce salât ve
selam olsun- Medine’ye hicretinin 1342 senesinin Zilhicce ayının 28’inde
Cuma günü kusluk vaktinde tamamlanmıstır. Bu naçiz çalısma Samed olan
Rabbine her zaman muhtaç olan günahkar kul Zafer Ahmed’in bagıslanmasına
ve amelinin kıyamet için azık olmasına vesile olsun.