VI. KADINLARA MAHSUS HALLER

VI.Kadınlara Mahsus Haller

Bu baslık altında kadınlara mahsus olan hayız, logusalık (nifas) ve özür
halleri (istihâze) konuları incelenecektir.
1. Hayızın En Kısa ve En Uzun Süresi
326. Osman b. Ebi’l-As, “Hayız olan kadının âdet kanaması on günden
fazla devam ederse, o istihâzeli kabul edilir, gusleder ve namazını kılar”
demistir.
el-Cevherü’n-nakî’de (I, 86) ifade edildigi üzere hadisi Dârekutnî rivayet
etmis (Sünen, I, 210), Beyhakî de (es-Sünenü’l-kübrâ, I, 86) haberin isnadında
bir sakınca bulunmadıgını söylemistir.
327. Muhammed b. Yusuf > Süfyan isnadıyla rivayet edildigine göre
Enes b. Malik (r.a.), “Hayızın en az süresi üç gündür” demistir.
Haberi Dârimî (“Tahâret”, 89) rivayet etmistir. Tespitlerimize göre ravileri
Imam Müslim’in ravileridir. Ibn Hacer’in et-Takrîb’de (s. 74) ifade ettigi
gibi Süfyan es-Sevrî tabiînden sonra gelen neslin büyüklerindendir. Buhârî
ve Müslim onun rivayetlerini eserlerine almıslardır. Ibn Hacer Tabakâtü’l-
müdellisîn’de (s. 2) ise söyle demektedir: Hadis imamlarının tedlisli rivayetlerini
alıp Sahih’lerinde naklettikleri ikinci grup müdellisler, Süfyan
es-Sevrî gibi hadiste imam ve tedlisi az olan ravilerdir.
Tespitlerimize göre haberin isnadında kopukluk bulunmaktadır. Ancak
bize göre bu, özellikle Süfyan es-Sevrî gibi bir hadis imamından nakledilmesi
sebebiyle onu delil olarak kullanmamıza engel degildir. Re’yle tespiti
mümkün olmayan konularda mevkuf rivayetlerin merfû hükmünde olduklarını
burada tekrar hatırlatalım.
328. Süfyan > Celed b. Eyyüb > Muaviye b. Kurre isnadıyla rivayet
edildigine göre Enes b. Malik (r.a.), “Hayızın en az süresi üç, en uzun süresi
ise on gündür” demistir. Haberin Veki’ rivayeti, “Üç ile on gün arası
hayız, fazlası ise özür (istihâze) kanıdır” seklindedir.
Haberi Dârekutnî (Sünen, I, 209) rivayet etmistir. Celed b. Eyyüb dısındaki
ravileri güvenilirdir. Âlimler onun zayıf oldugunu söylemislerdir. Ancak
Süfyan es-Sevrî, Hammad b. Seleme, Hammad b. Zeyd, Cerir b. Hazim ve
Abdülvehhab es-Sekafî gibi hadis imamları ondan rivayette bulunmuslardır.
Onun hakkında Ebû Âsım, “Zabtı o kadar da güçlü degil fakat âlimlerimiz
onun rivayetleri müsamaha ile karsılamıslardır”, Ibrahim el-Harbî,
“Baskası ondan daha saglamdır”, Ebû Hâtim ise, “Rivayetleri zayıf bedevî
bir ravidir, naklettigi hadisler yazılır fakat delil olarak kullanılmaz” seklinde
açıklama yapmıslardır. (Lisânü’l-Mîzân, II, 133)
Tespitlerimize göre söz konusu haberi destekleyen çok sayıda isnadla
nakledilmis baska rivayetler bulunmaktadır. Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I,
143) bunları zikrettikten sonra, “Bunlar farklı isnadlarla nakledilmis çok sayıda
hadislerdir. Bu durum zayıf olan hadisi hasen seviyesine çıkarır” demistir.
Baska bir tespitimiz de Süfyan es-Sevrî’nin Dârimî’nin rivayeti gibi
onu Enes b. Malik (r.a.)’den belag sigasıyla rivayet etmesidir. Bu, ona
göre haberin Enes’ten kesin bir sekilde varid oldugunu gösterir. Eger öyle
olmasaydı kesin biçimde haberi ona nispet etmezdi.
329. Ebû Ümâme’nin rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Hayızın
en az süresi üç, en uzun süresi ise on gündür” buyurmustur.
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr (VIII, 129) ve el-Mu’cemü’l-evsat’ta
(I, 189) rivayet etmistir. Mecmau’z-zevâid’de (I, 116) zikredildigi üzere isnadında
Alâ b. Kesir’den rivayet eden Abdülmelik el-Kûfî’nin kim oldugu
bilinmemektedir.383
386 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
383 Hadis münkerdir. Bize göre de bu dogrudur. Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta hadisi
Ahmed > Mihrez b. Avf ve Fadl b. Gânim > Hassan b. Ibrahim > Abdülmelik >
Alâ b. Kesir > Mekhûl > Ebû Ümâme > Hz. Peygamber (s.a.v.) isnadıyla rivayet
ettikten sonra, “Hadisi Mekhûl’den sadece Alâ b. Kesir rivayet etmistir” açıklamasını
yapmıstır. Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr’de ise hadisi farklı bir isnadla rivayet
etmistir. Onun buradaki isnadı Ahmed b. Besir et-Tayalisî > Fadl b. Gânim > Hassan
b. Ibrahim > Abdülmelik > Alâ b. Haris > Mekhûl seklindedir. Heysemî isnadlar
arasındaki Alâ’nın babasının birinde Kesir digerinde Haris seklindeki farka isaret
etmemis, her iki isnadın da aynı oldugunu ima eden bir açıklama yapmıstır. Nitekim
onun Mecmau’z-zevâid’deki (I, 280) açıklaması, “Hadisi Taberânî el-Mu’ce330.
Ebû Hâmid > Muhammed b. Harun > Muhammed b. Ahmed b.
Enes es-Sâmî > Hammad b. Minhal el-Basrî > Muhammed b. Rasid >
Mekhûl > Vasile b. Eska’ isnadıyla rivayet edildigine göre Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Hayızın en az süresi üç, en uzun süresi ise on gündür” buyurmustur.
Hadisi Dârekutnî (Sünen, I, 219) rivayet etmistir. Dârekutnî isnadla ilgili,
“Hammad b. Minhal meçhûl, Muhammed b. Ahmed b. Enes ise zayıftır”
açıklamasını yapmıstır.
Hadislerle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Bildigimiz kadarıyla hadislerin
hayızın en az süresi üç, en uzun süresinin on gün olduguna delâletleri
açıktır. Süfyan’ın rivayet ettigi mevkuf hadisin de konuya delâleti açıktır.
Bu, hadisçilere göre sahih kabul edilmeyen bir isnadla merfû olarak da
rivayet edilmistir. Bununla ilgili Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki (I, 143)
açıklaması söyledir: Dini miktarlar re’y ile tespit edilemez. Bu konudaki
mevkuf haberler merfû hükmündedir. Sahâbe ve tabiînden gelen rivayetlerin
çoklugu sebebiyle insanın gönlü, zayıf bir ravinin merfû olarak naklettigi
rivayeti benimsemeye yönelmektedir. Sonuç itibariyle hayızın en uzun
süresinin onbes gün oldugu görüsünün aksine bunun dini bir aslı bulunmaktadır.
Onbes gün oldugu görüsü hakkında ise ne hasen ne de zayıf hadis
bulunmaktadır. Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki (I, 360) konuyla ilgili diger
açıklaması ise söyledir: Dârimî’nin Ya’lâ b. Ubeyd > Ismail b. Ebî Halid
isnadıyla nakline göre Âmir es-Sa’bî söyle anlatmıstır: Kocasının kendisini
bosamasından sikâyet eden bir kadın Hz. Ali (r.a.)’e gelerek, “Bir
ayda üç defa hayız oldum” dedi. Hz. Ali (r.a.) Kadı Sureyh (r.a.)’e, “Aralarında
hükmet” diye emretti. Onun, “Ey Mü’minlerin Emiri sen burada
iken ben mi hüküm verecegim?” demesi üzerine Hz. Ali (r.a.) ona tekrar,
“Aralarında hükmet” dedi. Kadı Sureyh, “Eger bu kadın her ay üç defa hayız
olduguna ve temizlikten sonra namaz kıldıgına dair ailesinden dindar ve
güvenilir bir kimseyi sahit olarak getirirse kadın haklı, aksi takdirde haksızdır”
dedi. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a.), “Kâlûn” diye karsılık verdi. “Kâlûn”
kelimesi Rumcada “Güzel yaptın” anlamına gelmektedir.384 Haberin
ravileri güvenilirdir. Ibn Hacer, Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edildigine göre
Kadı Sureyh, “Eger bu kadın her ay üç defa hayız olduguna dair ailesinden
KADINLARA MAHSUS HALLER 387
mü’l-kebîr ve el-Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmistir. Alâ b. Kesir’den rivayet eden
Abdülmelik el-Kûfî’nin kim oldugu ise bilinmemektedir” demektedir.
384 Dârimî, “Tahâret”, 92. Isnadı sahihtir.
dindar ve güvenilir bir kimseyi sahit olarak getirirse dogru söylemistir”
seklinde konuyla ilgili haberi naklettikten sonra, “Âmir es-Sa’bî’nin Hz.
Ali (r.a.)’den hadis isittiginde tereddüt bulunması sebebiyle Buhârî onu kesinlik
ifade eden sigayla rivayet etmemis, onu Sa’bî’nin Kadı Sureyh’ten
isittigini de söylememistir. Böyle olsaydı isnad muttasıl olurdu” açıklamasını
yapmaktadır.
Tespitlerimize göre Âmir es-Sa’bî Kadı Sureyh’ten rivayette bulunmustur.
Dârekutnî el-Ilel’de “Âmir es-Sa’bî Hz. Ali (r.a.)’den bir hadisten baska
bir sey isitmedi” demistir. Tehzîbü’t-Tehzib’te (V, 68) zikredildigi üzere
Dârekutnî bu açıklamasıyla Buhârî’nin recim konusunda Âmir es-Sa’bî
vasıtasıyla Hz. Ali (r.a.)’den rivayet ettigi, “Onu Resûlullah (s.a.v.)’in sünnetine
göre recmettim” seklindeki beyanını kastetmis olmalıdır. Bildigim
kadarıyla Âmir es-Sa’bî’nin tedlis yaptıgı söylenmemistir. Bu durumda bize
göre Âmir es-Sa’bî onu ister Hz. Ali (r.a.)’den isterse Kadı Sureyh’ten
isitmis olsun söz konusu haber muttasıldır ve konuyla ilgili hadislere aykırı
da degildir. Burada Hanefîlerin görüsü söyle elestirilebilir. Onlara göre
iki hayız arasındaki temizlik süresi onbes günden az degildir. Bu durumda
ayda üç hayız söz konusu olamaz. el-Hidâye müellifinin, “Bu, Ibrahim en-
Nehaî dısında baska bir âlimden nakledilmemistir. Bu, ancak dinî bir açıklama
ile bilinebilir” seklindeki açıklaması dısında iki hayız arasındaki temizlik
süresinin onbes günden az olmayacagına dair bir delil bulunmamaktadır.
Ibrahim en-Nehaî’nin açıklaması sahih olsa da delil olamaz.
Çünkü bu konuda tabiîn görüsü delil olmaz. Sahih olmadıgında ise delil olması
asla mümkün degildir. Nitekim Zeylaî de bu haberin son derece garib
oldugunu ifade etmistir. (Nasbu’r-râye, I, 104) Konuyla ilgili el-Hidâye
Hasiye’sinde (I, 50) de söyle denilmektedir: Kesfü’l-Pezdevî’de, “Sahâbeden
sonraki tabiîn ve diger müçtehit âlimlerin re’yle anlasılamayacak konulardaki
açıklamaları delil degildir” denilmektedir.
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 162) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kadınlara hitaben,
“Biriniz ömrünün yarısını namaz kılmadan geçirir” dedigi nakledilmektedir.
Ancak bu lafızlarla rivayetin aslı yoktur. Ibn Dakîki’l-Îd’in el-
Imâm’da naklettigine göre bu rivayetle ilgili Ebû Abdullah b. Mende, “Bazıları
bunu zikretmistir. Ancak hiçbir isnaddan sahih olarak gelmemistir.”
demistir. Beyhakî de el-Ma’rife’de, “Bazı fakihlerimiz bu rivayeti zikretmektedir.
Ben onu hadis kitaplarında çok aradım fakat bulamadım. Uzun
arastırmalarıma ragmen onun isnadını da bulamadım” demistir.
388 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
el-Inâye (I, 143) müellifinin söz konusu rivayetle ilgili açıklaması söyledir:
Hadisin sahih oldugu kabul edildigi taktirde hadis metninde yer alan
“satr: yarısı” kelimesi hakiki anlamda kullanılmamıstır. Zira kadının hayatında
hayız görmedigi çocukluk, hamilelik ve hayızdan kesildigi dönemler
bulunmaktadır. Böylece söz konusu kelime ile yarıya yakın bir süre kastedildigi
anlasılmaktadır. Bu süreyi on gün olarak taktir ettigimizde yarıya
yakın süre belirlenmis olur.
2. Logusalıgın (Nifas) En Kısa ve En Uzun Süresi
331. Sellâm b. Sellâm > Humeyd > Enes (r.a.) isnadıyla rivayet edildigine
göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Daha önce temizlenmedigi taktirde logusalıgın
süresi kırk gündür” buyurmustur.
Hadisi rivayet eden Dârekutnî (Sünen, I, 220), “Onu Humeyd’den sadece
Sellâm rivayet etmistir. O Sellâm et-Tavîl olup rivayetleri zayıf bir ravidir”
demistir.
Ibn Hacer Tehzîbü’t-Tehzîb’te (IV, 282) hadisi Ibnü’l-Cârûd > Ishak b. Ibrahim
> Ibn Isâ > Sellâm et-Tavîl isnadıyla nakletmis ve Sellâm et-Tavîl’in
güvenilir oldugunu söylemistir. Bu durumda onun hakkında ihtilaf edilmistir.
Ancak aynı bilgi sahâbe sözü olarak da birçok isnadla nakledilmistir.
Bu durumda hadis hasen seviyesinden asagı degildir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Daha önce temizlenmedigi taktirde” ifadesi,
bir gün hatta bir saat de dâhil kırk günden önceki bütün zamanı kapsadıgı
için logusalıgın en az süresinin bulunmadıgına delâlet etmektedir. Tirmizî,
“Sahâbe, tabiîn ve daha sonraki âlimler logusa olan kadının daha önce
temizlenmedigi takdirde kırk gün namazı terk edeceginde icmâ etmislerdir.
Ancak kırk günden daha fazla sürmesi halinde guslederek namazını
kılmaya baslar” açıklamasını yapmaktadır. (Tahâret, 105). Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in “Logusalıgın süresi kırk gündür” ifadesi, bu süre geçtikten sonra
logusalıgın sona erdigini göstermektedir.
332. Ibn Mahled > el-Hassânî > Veki’ > Ebû Bekir el-Huzelî > Hasan
isnadıyla rivayet edildigine göre Osman b. Ebi’l-As hanımlarına, “Biriniz
logusa oldugunda daha önce temizlenmedigi takdirde kırk gün geçmeden
bana yaklasmasın” derdi.
Haberi naklettikten sonra Dârekutnî söyle demistir: Haberi Es’as b.
Sevvâr, Yunus b. Ubeyd ve Hisam da aynı sekilde rivayet etmislerdir. Hi-
KADINLARA MAHSUS HALLER 389
sam ve Mübarek b. Fudâle hakkında ihtilaf edilmistir. Onlar haberi Hasan
vasıtasıyla Osman b. Ebi’l-As’dan mevkuf olarak rivayet etmislerdir. Söz
konusu haber Ibn Ömer, Ibn Abbas, Enes b. Malik ve diger sahâbîler
(r.a.e.)’nin açıklaması olarak da rivayet edilmistir.
Tespitlerimize göre isnaddaki Ebû Bekir el-Huzelî dısındaki raviler güvenilirdir.
Onun hakkında Ebû Hâtim, “Rivayetlerinde gevsektir, bununla
birlikte hadisleri yazılabilir”, Buhârî ve Zekeriya es-Sâcî, “Muhaddislere
göre hadis hafızı degildir” açıklamalarını yapmıslardır. Ancak bilindigi gibi
güvenilir ravilerden onu destekleyen rivayetler de nakledilmistir. Bu durumda
haber hasendir. Dârekutnî Es’as > Hasan > Osman b. Ebi’l-As isnadıyla
naklinde “Logusa olarak kırk günü geçirmeyin” ilavesi de bulunmaktadır.
Yukarıda ifade edildigi gibi haberin konuya delâleti açıktır. Osman b.
Ebi’l-As’ın hanımlarına hitaben, “Biriniz logusa oldugunda daha önce temizlenmedigi
takdirde kırk gün geçmeden bana yaklasmasın” ifadesi mefhumu
muhalifiyle kırk günden sonra kadına yaklasılabilecegini belirtmektedir.
Nitekim Es’as > Hasan > Osman b. Ebi’l-As isnadıyla nakledilen rivayette
o hanımlarına, “Kırk günden önce bana yaklasmayın, nifas olarak
kırk günü de geçirmeyin” demistir.
Dârekutnî’nin (Sünen, I, 220) sahih bir isnadla rivayet ettigi hadis ilk hadisle
birlikte Rahmetü’l-ümme’de (s. 13) zikredilen Imam Safiî ve Imam
Malik’in, “Logusalıgın en uzun süresi altmıs gündür” seklindeki görüsleri
aleyhine bir delildir.
333. Bakıyye b. Velid > Esved b. Sa’lebe > Ubâde b. Nesi > Abdurrahman
b. Ganem > Muaz b. Cebel (r.a.) isnadıyla rivayet edildigine göre Hz.
Peygamber (s.a.v.), “Logusa olan kadın yedi gün geçtikten sonra temizlendigini
görürse gusletsin ve namazını kılsın” buyurmustur.
Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek’te (I, 176) rivayet ettikten sonra,
“Imam Müslim Bakıyye b. Velid’in rivayetini destekleyici rivayet olarak
zikretmistir. Esved b. Sa’lebe ise Samlı bilinen bir ravidir. Hadis garibtir”
açıklamasını yapmıstır.
Hadisin isnadındaki ravilerin güvenilirligi hakkında Hâkim en-Nîsâbûrî
ve Zehebî bilgi vermemislerdir. Bizim tespitlerimize göre ravilerin tamamı
güvenilirdir. Hadis garib olmasına ragmen sahihtir.
390 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Logusa halindeki kadın kırk gün olmadan temizlendigini gördügünde
namaz kılabilecegine göre böyle bir durumda kocasıyla cinsel iliskide de
bulunabilir. Çünkü namaz için temizligin sart olması, cinsel iliski için sart
oldugundan daha güçlüdür. Bu, Ahmed b. Hanbel’in “Daha önce temizlense
de kırk gün dolmadan kadınla cinsel iliski kurulamaz” seklindeki görüsü
aleyhine bir delildir. Rahmetü’l-ümme’de (s. 13) zikredildigi üzere Osman
b. Ebi’l-As’ın hanımlarına, “Kırk günden önce bana yaklasmayın, logusa
olarak kırk günü de geçirmeyin” sözüyle “Ben size Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in logusa olan kadınlardan kırk gün uzak durmamızı emrettigini haber
veriyorum” seklindeki açıklamasında da Ahmed b. Hanbel için bir delil
bulunmamaktadır. Yukarıda Dârekutnî’nin rivayet ettigi hadiste de logusa
olan kadına daha önce temizlenmedigi takdirde yaklasılmaması ifade
edilmisti. Bu, Sellâm et-Tavil’in merfû olarak rivayet ettigi hadiste de zikredilmisti.
Büyük âlim Sevkânî’nin açkılaması söyledir: Logusalıgın en
uzun süresinin kırk gün oldugu hususundaki deliller birbirini güçlü bir sekilde
desteklemektedir. Bu durum konuyla ilgili rivayetleri delil olarak
kullanılmaya ve muteber hale getirmektedir. Sonuç itibariyle bu rivayetleri
esas almaktan baska çare bulunmamaktadır. Bu durumda yukarıdaki hadislerde
de ifade edildigi üzere daha önce temizlenmedigi taktirde nifas
olan kadının kırk günü beklemesi gerekmektedir. (Neylü’l-evtâr, I, 273)
334. Arfece es-Sülemî’nin nakline göre Hz. Ali (r.a.), “Logusa olan kadın
temizlendiginde sadece namaz kılabilir” demistir.
Haberi Dârekutnî (Sünen, I, 223) rivayet etmistir. Haberin ravileri güvenilirdir.
Isnadında bir sakınca yoktur. Bu haberde Hz. Ali (r.a.)’in, “Temizlendigi
takdirde” ifadesi logusalıgın en az süresinin bulunmadıgına delâlet
etmektedir.
3. Iki Hayız Arasındaki En Kısa Temizlik Süresi
335. Muhammed b. Yusuf’un nakline göre Süfyan es-Sevrî,” (Logusa
olan) kadının temizliginde en az süre onbes gündür” demistir. (Dârimî, “Tahâret”,
92)
Haberin ravileri güvenilirdir.385 Bu, Atâ’nın da görüsüdür. Logusalıgın
en az süresinin bundan daha azında ihtilaf edilse de selef âlimlerinden daha
fazlasını söyleyen yoktur. Ebû Bekir el-Cessas’ın el-Ahkam’da belirtti-
KADINLARA MAHSUS HALLER 391
385 Süfyan’dan rivayette bulunan Muhammed b. Yusuf ondan nakillerinde bazı hataları
bulunsa da güvenilir bir ravidir.
gine göre logusalıgın en az süresinin onbes gün olacagında âlimler icmâ etmistir.
Süfyan es-Sevrî etbâu’t-tabiîn’in büyüklerinden olsa da sözü delil degildir.
Tabiînin büyüklerinden Atâ’nın durumu da aynıdır. Bazı âlimlere göre
tabiîn görüsleri de delil olmaz. Ancak biz onların görüslerini destek
amacıyla zikrettik. Dinen belirlenmis olan miktarlar re’y ile tespit edilemez.
Dolayısıyla onlar bu görüslerini Hz. Peygamber (s.a.v.)’den duyarak
almıs olmalıdırlar. Özellikle tabiînin temizligin en az süresinin bundan daha
fazla olamayacagında icmâ etmeleri bu durumu teyit etmektedir. Temizligin
asgari süresinin onbes gün oldugu hususunda Kâsânî’nin açıklaması
söyledir: Bu hususta mukim olmanın asgari süresini esas alabiliriz. Zira temizlik
süresi ona benzemektedir. Nitekim seferi olan kimse bunun sona ermesiyle
mukim iken yaptıgı ibadetlere basladıgı gibi kadın da hayız süresi
sona erdiginde bu dönemde kendisine yasak olanları yapmaya baslar. (Bedâyiu’s-
sanayi’ I, 40) Bu durumda mukimde oldugu gibi kadında da temizligin
asgari süresi onbes gündür. Mukimde asgari sürenin onbes gün oldugu
ileride zikredecegimiz mevkuf bir rivayette ifade edilmektedir. Bu konularda
mevkuf haberler merfû hükmündedir. Zira dinen belirlenmis miktarlar
re’y ile tespit edilemez.
Netice itibariyle asli durum olmaları açısından kadınların temizlik hali
ile mukim olmak aynıdır. Geçici durum olmaları ve bazı hükümlerin degismesi
veya düsmesi açısından da hayız hali ile seferilik aynıdır. Su halde kadınların
temizlik sürelerinin asgarisi de mukimlikteki gibi olup kadın bu
dönemde namaz ve oruç ibadetlerini yerine getirmekle sorumlu olur. Kadının
hayız hali de seferilige benzemekte olup her ikisinde de asgari süre
üç gündür. Birincisiyle ilgili delil yukarıda zikredilmistir. Mukim olmanın
asgari süresinin onbes gün oldugu rivayetlerle tespit edilmistir. Bunlardan
biri Imam Muhammed’in el-Âsâr’ında zikredilmektedir.386 Onun Ebû Hanife
> Musa b. Müslim > Mücahid isnadıyla naklettigine göre Ibn Ömer
(r.a.), “Yolcu olur ve gittigin yerde onbes gün kalırsan namazlarını tam olarak
kıl” demistir. (Zeylaî, Nasbu’r-râye, I, 308) Haberin isnadı sahihtir. Kadınların
temizlik süresinde de durum aynıdır. Burada sözü edilen sürenin kıyasla
tespit edildigi söylenemez. Çünkü biz, kıyasla hüküm vermiyor, mukim
olmak hakkındaki haberlerin konumuzla da ilgili oldugunu söylüyo-
392 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
386 Bize göre Imam Muhammed’in görüsü isabetlidir. Bu konuda Imam Ebû Hanife
(r.a.) ile aralarında ihtilaf bulunmasaydı.
ruz. Ibnü’l-Cevzî’nin el-Ilelü’l-mütenâhiye’deki (I, 384) rivayeti de bu durumu
desteklemektedir. Onun Ebû Dâvûd en-Nehaî > Ebû Tıvâle > Ebû
Saîd el-Hudrî (r.a.) isnadıyla naklettigine göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Hayızın en az süresi üç, en uzun süresi ise on gündür. Iki hayız arasındaki
asgari süre ise onbes gündür” buyurdu. Ibnü’l-Cevzî’nin hadisle ilgili
açıklaması ise söyledir: Ibn Hibbân isnadda bulunan Ebû Dâvûd Süleyman
en-Nehaî’nin hadis uyduran biri oldugunu, Ahmed b. Hanbel onun yalancı
oldugunu, Buhârî onun yalancılıkla tanındıgını, Yezid b. Harun ise ondan
hadis rivayetinin helâl olmayacagını ifade etmislerdir.387
Bize göre bir ravinin yalancı olması onun bütün rivayetlerinin uydurma
oldugu anlamına gelmez. Zira dogru sözlü bazen yalan söyledigi gibi yalancı
da bazen dogru söyleyebilir. Nitekim Suyutî Tedrîbü’r-râvî’de (s. 48)
söyle demektedir: Asagıda zikredilecegi üzere Ibnü’s-Salah, baska sahih
isnadının da bulunabilecegi ihtimalini dikkate alarak isnadının zayıf oldugundan
hareketle bir hadisin zayıf oldugunun söylenemeyecegini belirtmis,
musannif ve baskaları da ona katılmıslardır. Hiç kuskusuz bir hadisin
uydurma olduguna hükmetmek, onun kesin bir tarzda atılmasından daha
uygun bir tavırdır. Ancak kussasın uydurdugu lafız ve manaları bozuk, akla
ve icmâa aykırı rivayetlerin hiçbir sekilde degerlendirmeye bile alınmasının
dogru olmayacagında ise süphe yoktur.
Söz konusu haberde lafız ve anlam bozuklugu bulunmadıgını, onun akla
ve icmâa da aykırı olmadıgını ifade etmeliyiz. Aksine bilindigi üzere sözü
edilen haber mukimin asgari süresine delâlet eden haberler ve âlimlerin
çogunun buna göre hareket etmesiyle teyit edilmektedir. Nitekim Aynî
Umdetü’l-karî’de (II, 147) konuyla ilgili söyle demektedir: Fakihlerin çoguna
göre kadınlarda temizligin en az süresi onbes gündür. Bu, mezhebimiz
imamları, Süfyan es-Sevrî ve Imam Safiî’nin de görüsüdür. Ibnü’l-Münzir,
Ebû Sevr’in “Bildigim kadarıyla bu, âlimlerin ihtilaf etmedigi bir husustur”
dedigini nakletmistir. el-Mühezzeb’te, “Bu konuda ihtilaf oldugunu
bilmiyorum” denilmistir. el-Mehamilî, “Temizligin en az süresi icmâ ile
onbes gündür” demistir. Aynı açıklama et-Tehzib’de de yer almaktadır. Ebû
Tayyib el-Kâdî, “Âlimler temizligin asgari süresinin onbes gün oldugunda
icmâ etmislerdir”, Nevevî, “Bu konudaki icmâ iddiası dogru degildir. Çünkü
bu konudaki ihtilaf meshurdur. Nitekim Ahmed b. Hanbel ve Ishak b.
Rahûye bu husustaki sınırlamayı dogru bulmamıslardır. Ahmed b. Hanbel,
KADINLARA MAHSUS HALLER 393
387 Hadisle ilgili Ibnü’l-Cevzî’nin açıklamalarına biz de katılıyoruz.
“Temizlik iki hayız arasındaki süredir”, Ishak b. Rahûye ise, “Temizlik süresinin
onbes gün oldugunu dinin belirledigine dair görüs dogru degildir”
demislerdir. Bize göre icmâ iddiası ile âlimlerin çogunun bu görüste oldugu
kastedilmis olmalıdır. Bunun dogrulugunda süphe yoktur. Çünkü buna
muhalefet edenlerin sayısı iki veya dört kimseden ibarettir.
Ebû Bekir er-Râzî el-Cessas’ın Ahkâmü’l-Kur’an’daki (I, 345) açıklaması
söyledir: Temizligin süresinin tespiti, ya dinin belirlemesiyle ya da âlimlerin
ittifakı ile olur. Temizligin süresinin onbes gün oldugu selef fakihlerinin
ittifakıyla tespit edilmistir. Onlar bu süreden daha az olacagında ise
ihtilaf etmislerdir. Biz ittifak edileni benimsemekteyiz. Dini bir açıklama
ve âlimlerin ittifakı bulunmadıgı için söz konusu süreden daha az da olabilecegi
görüsünü kabul etmiyoruz. Yahya b. Eksem’in temizlik süresini ondokuz
gün olarak belirlemesi birçok yönden yanlıstır. Öncelikle selef âlimleri
bu sürenin onbes gün oldugunda ittifak etmislerdir. Buna muhalefet
edilemez. Bilindigi üzere âlimler bu konuda üç farklı görüs beyan etmislerdir.
Atâ onbes, Saîd b. Cübeyr onüç, Imam Malik bazı rivayetlerde onbes
digerlerinde on gün olarak ifade etmislerdir. Onlardan herhangi biri
ondokuz gün oldugunu söylememistir. Bir diger açıdan ise bu tespit dini
bir açıklama veya âlimlerin ittifakına dayanmamaktadır. Miktar belirlemeye
yönelik hükümlerin bu iki yoldan baska bir sekilde söz gelimi kisisel
içtihatta belirleme yoluna gidilmesi ise caiz degildir.
Bize göre Ahmed b. Hanbel ve Ishak b. Râhûye de hükümlerinde kendilerinden
önce olusan icmâya ters düsmüs olmakla görüsleri geçersiz
olacaktır. Bu, Ebû Dâvûd en-Nehaî’nin, “Temizligin asgari süresi onbes
gündür” seklindeki açıklamasının isabetli oldugunu göstermektedir. Âlimlerin
çogunun söz konusu hadisle amel etmesi de onun bir aslının bulunduguna
delâlet etmektedir. Nitekim Suyutî âlimlerin çogunun bir hadisle
amel etmesini onun bir aslının bulunduguna delil kabul etmektedir. Nitekim
Ibn Abbas (r.a.)’in, “Mazeretsiz iki namazı cem eden büyük günahlardan
birini islemis olur” seklindeki açıklamasını el-Mevzûat’ında naklettikten
sonra, “Ahmed b. Hanbel, Hanes diye isimlendirilen Hüseyin b.
Kays’ın yalancı oldugunu söylemistir” diyen Ibnü’l-Cevzî’yi et-Teakkubât
ale’l-Mevzûât (s. 12) isimli eserinde Suyutî söyle elestirmektedir: Hadisi
Tirmizî rivayet ettikten sonra, “Âlimlere göre amel bu hadise göredir” demistir.
Böylece Tirmizî âlimlerin amel etmesiyle hadisin güçlendigine isaret
etmistir. Birçok âlim saglam bir isnadı bulunmasa da âlimlerin onunla
394 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
amel etmesinin hadisin sıhhatine delil olacagını söylemistir.
Bize göre temizligin en az süresi hakkındaki rivayetin isnadı saglam degildir.
Ancak âlimlerin onunla amel etmesi ve mukim olmanın asgari süresi
hakkındaki rivayetler onu desteklemektedir. Bu durum onun dinde bir
aslının bulundugu görüsünü güçlendirmektedir. Özellikle Ibnü’l-Cevzî’nin
onu el-Mevzûât’ında zikretmeyip el-Ilelü’l-mütenâhiye’sinde nakletmesi
ve el-Leâliü’l-masnûa’da (II, 251) oldugu gibi uydurma degil de son derece
zayıf olduguna hükmetmesi de bu durumu teyit etmektedir. Bilindigi gibi
âlimlerin amel etmesiyle desteklenen zayıf hadis delil olarak kullanılmaktadır.
Dogrusunu Allah bilir. Çünkü O’nun bilgisi eksiksiz ve saglamdır.
Daha önce zikrettigimiz üzere Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I, 360) Âmir
es-Sa’bî’den söyle nakletmektedir: Kocasının kendisini bosamasından sikâyet
eden bir kadın Hz. Ali (r.a.)’e gelerek, “Bir ayda üç defa hayız oldum”
dedi. Hz. Ali (r.a.) Kadı Sureyh’e, “Aralarında hükmet” diye emretti.
Onun, “Ey Mü’minlerin Emiri sen burada iken ben mi hüküm verecegim?”
demesi üzerine Hz. Ali (r.a.) ona tekrar, “Aralarında hükmet” dedi.
Kadı Sureyh, “Eger bu kadın her ay üç defa hayız olduguna ve temizlikten
sonra namaz kıldıgına dair ailesinden dindar ve güvenilir bir kimseyi sahit
olarak getirirse kadın haklı, aksi takdirde haksızdır” dedi. Bunun üzerine
Hz. Ali (r.a.), “Kâlûn” diye karsılık verdi. “Kâlûn” kelimesi Rumcada “Güzel
yaptın” anlamına gelmektedir. Haberin ravileri güvenilirdir. Yukarıda
yaptıgımız açıklamalar Ibn Hacer’in sözü edilen rivayetiyle Hanefî mezhebinin
görüsünün reddedilemeyecegini ortaya koymaktadır. Zira Fethu’lkadir’de
(IV, 29) zikredildigi üzere hür kadınların iddetin asgari süresi
Imam Ebû Hanife (r.a.)’e göre altmıs gündür. Ebû Yusuf ve Muhammed’e
göre ise otuzdokuz gündür. Cariyelerin iddetinin asgari süresi ise Imam
Ebû Hanife (r.a.)’e göre Hasan’ın naklinde otuzbes, Muhammed’in naklinde
kırk gün olarak belirlenmistir. Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre ise yirmibir
gündür. Bu durumda Hz. Ali (r.a.)’in açıklaması Imam Muhammed
ve Ebû Yusuf’un görüsleriyle örtüsmektedir. Bu rivayette “ay” kelimesinin
kullanılması, küsuru ortadan kaldırmak içindir. Hüseym’in Ismail’den
yaptıgı rivayet bunu göstermektedir. Çünkü “Kadın bir ayda veya 35 günde
hayız gördü” denilmektedir. Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de (I, 360-361) Dârimî’nin
sahih bir isnadla Ibrahim en-Nehaî’nin, “Kadın bir ayda veya kırk
günde üç hayız görüp de, kadınlardan adil sahitler onun hayız kanı gördü-
KADINLARA MAHSUS HALLER 395
güne dair lehine sahitlik yaparlarsa onun iddeti sona ermistir” seklindeki
açıklaması ile Kadı Sureyh’in görüsünün bir benzerini nakletmektedir. Ebû
Yusuf ile Muhammed’in görüsleri Imam Ebû Hanife (r.a.)’in de görüsüdür.
Zira onların kail oldukları her görüs mutlaka Imam Ebû Hanife
(r.a.)’in kail oldugu bir görüstür. Nitekim bu Reddü’l-muhtâr’ın baslarında
da ifade edilmektedir. Imam Ebû Hanife (r.a.)’in meshur olan görüsü ise
ihtiyata haml olunur. Dolayısıyla zikredilen tabiîn açıklaması esas olarak
Hanefi mezhebine karsı ileri sürülemez.
Kadı Sureyh’in “Kadın ailesinden dindar ve güvenilir bir kimseyi sahit
olarak getirirse…” seklindeki açıklaması fetvanın adeten mümkün olmayan
bir duruma baglanması olarak yorulur. Kaldı ki Hz. Ali (r.a.)’in anılan sözü
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hanımı Ümmü Seleme (r.anhâ)’nın rivayet ettigi
merfû hadisle çelismektedir. Buna göre Resûlullah (s.a.v.) zamanında,
kendisinden devamlı kan gelen bir kadın vardı. Ümmü Seleme (r.anhâ)
onun adına bu durumu sordugunda Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bu durum olmadan
önceki aylarda hayız oldugu gece ve gündüzlerin sayısını hesap
edip her aydan bu kadar günün namazını terk etsin. Bu günler geçtikten
sonra yıkansın ve namazını kılsın” buyurmustur.388 Normal gününden fazla
ve sıkıntılı hayız geçirdigini söyleyen Hamne bint Cahs (r.anhâ)’ya da
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bu kanın gelmesi seytanın darbelerinden (dini
vazifelerini yerine getirmeyi engelleyici davranıslarında) biridir. Allah’ın
ilminde Altı veya yedi gün hayızlı olursun. Bu günlerde sen kendini hayızlı
say, sonra da yıkan. Temizlendigine ve paklandıgına kanaat getirdiginde
yirmi üç veya yirmi dört gün namaz kıl ve oruç tut. Sıhhatli kadınlar nasıl
hayız vaktinde hayız oluyorlar, temizlik günlerinde de temizleniyorlarsa
sen de her ay öylece yap…” buyurdu.389 Sözü edilen hadisleri rivayet eden
Ebû Dâvûd onların sahih olup olmadıkları hakkında herhangi bir açıklama
yapmamıstır. Bezlü’l-mechûd müellifi birinci hadisle ayda bir hayız halinin
olacagının ifade edildigini, ikinci hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Hamne
(r.anhâ)’ya hitaben, “Diger kadınlar gibi sen de ayda altı veya yedi gün
hayız olursun” buyurmak suretiyle kadınlarda adetin ayda bir defa hayız
hali görmek oldugunu açıklamıstır. Eger bir ayda iki veya daha fazla hayız
görmek mümkün olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.v.) ayda yirmi üç veya yirmi
dört gün oruç tutup namaz kılmayı emretmezdi. Bunu emretmek suretiyle
396 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
388 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 107. Hadis sahihtir.
389 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 109. Hadis hasendir.
kadınların ayda bir defa hayız gördüklerini kesin bir sekilde açıklamıstır.
Bu durumda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözü bırakılıp da ayda üç defa hayız
gördügünü iddia eden bir kadının ifadeleri dikkate alınmaz.
4. Beyaz Islaklık Dısında Kadının Gördügü Farklı Renklerdeki
Akıntının Hayız Oldugu
336. Alkame’nin Hz. Aise (r.anhâ)’nın azatlısı olan annesinden nakline
göre kadınlar pamuk üzerine bulastırılmıs sarı renkli hayız kanını bir bez
parçası içinde Hz. Aise (r.anhâ)’ya göndererek bu durumda namaz kılınıp
kılınmayacagını sorarlardı. O, hayızdan temizlenmeyi kastederek “Beyaz
akıntıyı görünceye kadar namaz kılmakta acele etmeyin” seklinde cevap
verirdi. (Abdürrezzak b. Hemmam, el-Musannef, I, 103)
Âsârü’s-sünen’de (I, 29) zikredildigi üzere söz konusu haberi Imam Malik
ve sahih bir isnadla Abdürrezzak b. Hemmam rivayet etmistir. Buhârî
de ona muallak olarak yer vermistir.
Müellifin haberle ilgili açıklaması söyledir: Haberin konuya delâleti
açıktır. Reddü’l-muhtar’da (I, 298) söyle denilmektedir. Metindeki “ed-Dürce”
kelimesi, hayız kanının kesilip kesilmedigini tespit amacıyla kadının
kullanmıs oldugu bez veya benzeri bir seydir. “el-Kassa” kelimesi ise has,
saf manasındadır. Bu durumda Hz. Aise (r.anhâ)’nın kastı, sözü edilen bezde
sarı renkli akıntı da ıslaklık kalıncaya kadar hayız halinin devam edilmesidir.
Bu, mecazî bir anlatımdır ve onunla hayız kanının kesilmesi ifade edilmektedir.
Bize göre ravinin, “Hayızdan temizlenmeyi kastederek” açıklaması
da buna delâlet etmektedir. el-Inâye’de “el-Kassa” kelimesiyle hayız
kanının kesilmesinin ardından kadınların ferçlerinden çıkan beyaz iplige
benzer bir seyin kastedildigi zikredilmekte, Feth’de (I, 144) ise onun iplik
gibi uzayan beyaz nesne oldugu ifade edilmektedir. Ancak bu görüs, Fethu’l-
kadir’deki (I, 144), “Söz konusu rivayet, beyaz ıslaklıgı görmeden sadece
hayız kanının kesilmesiyle dini hükümlerin vacip olmayacagını gerektirir”
seklindeki açıklamasıyla elestirilebilir. Nitekim asagıda zikredilecegi
üzere bu durumu sahâbe, “Hayız kanı kesildiginde sunları yapabilir”, “Hayız
kanı kesildiginde söyle olur”, “Kanı kesilmekle zaman zaman beyaz bir
nesne gelebilir” seklinde ifade etmislerdir. Bu elestiriye, “Haberde kastedilen
söz konusu karine ile birlikte hayız kanının kesilmesidir. Bu, haberde
de ifade edilmistir. Nitekim bazen sözü edilen akıntı (el-kassa) gelir ve hayız
kanının kesilmesinin isareti olur” seklinde cevap verilebilir.
KADINLARA MAHSUS HALLER 397
Burada konuyla ilgili Buhârî’nin rivayet ettigi Ümmü Atıyye haberini
de zikretmeliyiz. Buna göre Ümmü Atıyye, “Gelen sarı ve bulanık akıntıyı
hayız saymazdık” demistir. (Buhârî, “Hayz”, 25). Haberle ilgili Ibn Hacer’in
et-Telhîsü’l-habîr’deki (I, 63) açıklaması söyledir: Ismailî, Buhârî üzerine
telif ettigi Müstahrec’inde haberi, “Gelen sarı ve bulanık akıntıya itibar etmezdik,
yani hayız kanı sayılmaz” seklinde rivayet etmistir. Bu rivayette
yer alan, “Yani hayız kanı sayılmaz” kısmının ravilerden birinin açıklaması
oldugu açıktır. Dolayısıyla delil olmaz. Fethu’l-bârî’de Katâde > Hafsa >
Ümmü Atıyye isnadıyla zikredilen bu rivayet, Ebû Dâvûd’un, “Biz, hayız
bittikten sonra gelen sarı ve bulanık akıntıyı hayız saymazdık”390 seklindeki
nakline aykırıdır. Dârimî’nin rivayeti, “guslettikten sonra” (“Tahâret”, 93,
94) seklindedir. et-Telhîsü’l-habîr’deki (I, 63) ifade edildigi üzere bununla
Ebû Dâvûd’un rivayetinde oldugu gibi hayızın bitmesi kastedilmektedir.
Bu durumda Ümmü Atıyye haberi ile Hz. Aise (r.anhâ)’nın açıklaması çelismemektedir.
ed-Dürrü’l-muhtar’da söyle denilmektedir: Kadının kendi adet süresi
içerisinde saf beyazlık dısında gördügü bulanıklık ve toprak rengi akıntılar
hayızdan sayılır. Saf beyazlıgın beyaz iplige benzedigi söylenmistir. Iki kanama
arasında görülen temizlik (on bes günden az olması halinde) hayızdan
sayılır. Reddü’l-muhtar’da (I, 298) söyle denilmektedir: “Kadının kendi
adet süresi” ifadesi adetinden fazla ve on günü asan kısmı hüküm dısı kılmak
içindir. Çünkü bu, hayız degildir. Ümmü Atıyye rivayetinin yorumunun
da bu oldugu anlasılmaktadır.
Konuyla ilgili Bulûgu’l-merâm’daki (I, 22) açıklama söyledir: Hz. Aise
(r.anhâ)’nın nakline göre Fatıma bint Ebî Hubeys (r.anhâ) özür kanı (müstehaza)
görmekteydi. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine, “Hayız kanı oldugu
zaman siyah olur ve bilinir. Böyle oldugu zaman namazı terk et. Bunun
dısında abdest al ve namaz kıl” buyurdu. Hadisi Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 115),
Nesâî (“Tahâret”, 138) rivayet etmis, Ibn Hibbân ve Hâkim en-Nîsâbûrî onun
sahih oldugunu söylemislerdir. Ebû Hâtim ise onu münker olarak nitelemistir.
391 Münzirî de onun hasen oldugu görüsündedir. Avnü’l-ma’bûd’da
(I, 115) zikredildigi üzere hadis hayız kanının sadece siyah renkli olduguna
398 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
390 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 117. Hadisin isnadı sahihtir.
391 Hadis sahihtir. Hadis için ayrıca bkz. Ibn Hibbân, Sahih, IV, 180 (hasen bir isnadla);
Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek, I, 174, Dârekutnî, Sünen, I, 207; Beyhakî,
es-Sünenü’l-kübrâ, I, 325. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin sahih oldugunu söylemis,
Zehebî de ona katılmıstır.
delâlet eder gözükmektedir. Ancak Esi’atü’l-lemeât’ta (I, 144) da ifade edildigi
gibi bunun bir genelleme ve hayız kanı genellikle siyah oldugu ifade
edilir.
5. Hamile Kadının Hayız Olmayacagı
Bu baslık altında hamile kadının hayız olmayacagı, ondan gelen kanın
özür (istihaza) kanı oldugu ele alınacaktır.
337. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.)
Evtas gazvesinde alınan kadın esirler hakkında, “Hamile olanlarla doguruncaya,
hamile olmayanlarla ise bir hayız geçirip temizleninceye kadar
cinsel iliskide bulunulmaz” buyurmustur.392
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 63) zikredildigi üzere hadisi Ahmed b. Hanbel,
Ebû Dâvûd ve Hâkim en-Nîsâbûrî rivayet etmislerdir. Hadisin isnadı hasendir.
338. Yahya b. Ishak > Ibn Lehîa ve Kuteybe b. Saîd > Haris b. Yezid >
Hanes es- San’ânî > Ruveyfi’ b. Sabit isnadıyla nakledildigine göre Hz.
Peygamber (s.a.v.) söyle buyurmustur: “Hiçbir kimseye baskasının dölünü
sulaması helâl olmaz. Yeni edindigi bir cariye ile bir hayız görüp temizlenmedikçe
veya hamileligi belli olmadıkça onunla cinsel iliskide bulunması
da hiçbir kimseye helâl olmaz.”393
Hadisi Ahmed b. Hanbel Müsned’inde rivayet etmistir. Sahâbî ravisi dısındakiler
Müslim’in de ravileridir.
339. Hz. Ali (r.a.)’in, “Allah hamile kadından hayızı kaldırmıs ve hayız
kanını rahime çekmistir” dedigi nakledilmistir.
340. Ibn Abbas (r.a.)’in, “Allah hamile kadından hayızı kaldırmıs ve onu
çocugun rızkı kılmıstır” dedigi nakledilmistir.
Hz. Ali (r.a.) ve Ibn Abbas (r.a.)’in sözü edilen açıklamalarını Ibn Sahin
rivayet etmistir. el-Cevherü’n-nakî’de (II, 132) ifade edildigi üzere ulema
hamile kadını normalde âdet günlerine tekabül eden süre içinde olsa bile
KADINLARA MAHSUS HALLER 399
392 Ahmed b. Hanbel, IV, 108. Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, III, 28; Dârimî, “Talak”,
18; Ebû Dâvûd, “Nikah”, 45; Dârekutnî, Sünen, IV, 112; Hâkim en-Nîsâbûrî,
el-Müstedrek, II, 195; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, V, 329. Hâkim en-Nîsâbûrî, hadisin
Imam Müslim’in sartlarına göre sahih oldugunu söylemis, Zehebî de ona katılmıstır.
393 Isnadında Ibn Lehia bulunmaktadır.
bosamanın bid’at olmadıgı, hayız halinde bosamanın ise bid’at oldugu hususunda
icmâ etmislerdir. Ibn Sahin’in isnadını bulamadım. Onu konuyla
ilgili destekleyici mahiyette zikrettim. Zira el-Cevherü’n-nakî müellifi gibi
degerli bir âlimin bunlara eserinde yer vermesi bu iki açıklamanın en kötü
ihtimalle (uydurma degil) zayıf olabilecegini göstermektedir.
341. Halid b. Haris ve Abde b. Süleyman > Saîd > Matar > Atâ isnadıyla
nakledildigine göre Hz. Aise (r.anhâ) hamile kadından gelen kanın namaz
kılmasına engel olmayacagı görüsündedir.
Haberi Ibn Ebî Seybe (el-Musannef, II, 212) rivayet etmistir. Tespitlerimize
göre isnadındaki sahıslar Kütüb-i sitte ravileridir.
Konuyla ilgili el-Cevherü’n-nakî (II, 132) müellifi söyle demistir: Sözü
edilen iki hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) hayızı rahimde çocuk bulunmadıgının
belirtisi olarak görülmüstür. Hayız ve hamileligin birlikte bulunması
mümkün olsaydı hayız, rahimde çocuk bulunmadıgının alameti sayılmazdı.
Hayızdan temizlendikten sonra kadının hamile olma ihtimali bulunsaydı bu
durumda da cinsel iliski ihtiyaten helâl olmazdı.
Üstadımın halifelerinden doktor Mevlevî Muhammed Yusuf el-Becnûrî
de, “Hamilelik sırasında gelen kan hayız degil istihaza kanıdır” demistir.
Ibnü’l-Kayyim Zâdü’l-meâd’da (II, 231) konuyla ilgili Ishak b. Râhûye
ve Ahmed b. Hanbel’in görüslerini nakletmektedir. Buna göre Ishak b. Râhûye
söyle demistir: Ahmed b. Hanbel bana, “Hamile kadından kan gelmesi
durumunda görüsün nedir?” diye sordu. Atâ’nın Hz. Aise (r.anhâ)’
dan rivayetini delil göstererek, “Namazını kılar” diye cevap verdim.
Bunun üzerine Ahmed b. Hanbel, “Medinelilerin delil olarak naklettikleri
azatlısı Ümmü Alkame’nin Hz. Aise (r.anhâ)’dan naklettigi rivayeti esas
alman gerekmez mi? Çünkü o daha sahihtir” dedi. Ben de hamileden gelen
kanın hayız kanı oldugunu açık bir sekilde ifade eden Ahmed b. Hanbel’in
görüsünü benimsedim. Ishak b. Râhûye konuyla ilgili Ahmed b.
Hanbel’in görüsünü bu sekilde anlamıstır. Ahmed b. Hanbel’in söz konusu
ettigi haber ise bize Beyhakî (es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 423) vasıtasıyla ulasmıstır.
Beyhakî > Hâkim > Ebû Bekir b. Ishak > Ahmed b. Ibrahim b. Milhan
> Ebû Bekir > Ebu’l-Leys > Bükeyr b. Abdullah > Hz. Aise (r.anhâ)’
nın azatlısı Ümmü Alkame isnadıyla nakledildigine göre, “Hamile kadından
kan gelmesi durumundaki görüsün nedir?” sorusuna Hz. Aise (r.an-
400 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
hâ), “Namaz kılamaz” seklinde cevap vermistir. Beyhakî, Matar > Atâ isnadıyla
gelen habere göre Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Hamile kadın hayız olmaz,
bu durumda kan görmesi halinde ise namaz kılar” (es-Sünenü’l-kübrâ,
VII, 423) dedigini de nakletmistir. Beyhakî sözlerine söyle devam etmistir:
Yahya b. Saîd el-Kattân bu rivayetin münker oldugu görüsündeydi. O, Ibn
Ebî Leylâ > Matar > Atâ isnadıyla nakledilen haberi zayıf bulmakta ve
söyle demektedir: Matar’ın haberine benzer bir rivayet Hz. Aise (r.anhâ)’
dan Muhammed b. Rasid > Süleyman b. Musa > Atâ isnadıyla da nakledilmistir.
Eger bu sahihse Hz. Aise (r.anhâ) hamile kadının hayız olmayacagı
görüsündeydi. Buna göre o daha sonra Medinelilerin verdigi haberdeki
görüsü benimsemistir.
Bu açıklamalara göre bizim naklettigimiz hadislerin zayıf oldugu anlasılmaktadır.
Ancak bu dogru degildir. Çünkü Ahmed b. Hanbel delil olarak
kullandıgı rivayetin daha sahih oldugunu belirtmis, bizim naklettigimiz rivayetin
zayıf oldugunu söylememistir. Onun sözü, bu hadisin sahih veya
hasen olmasına ters degildir. Daha sonra görüsünden vazgeçse de Ishak b.
Râhûye naklettigimiz rivayeti delil olarak kullanmıstır. Bilindigi gibi âlimler
zayıf hadisleri delil olarak kullanmazlar. Yukarıda da ifade edildigi üzere
naklettigimiz haberi rivayet eden sahıslar Kütüb-i sitte ravileridir. Matar
da Kütüb-i sitte ravilerindendir. Nitekim onu “hasenü’l-hadis: rivayetleri
hasendir” lafzıyla niteleyen Zehebî söyle demistir: Merfû rivayetler de
onu desteklemektedir. Bu durumda Beyhakî’nin onun hakkındaki görüsü
kabul edilemez. Hadisler arasındaki ihtilaftan kurtulmak neredeyse mümkün
degildir. Beyhakî’nin yorumunu kabul etmemiz mümkün degildir. Aksine
bize göre merfû rivayetlerin desteklemesi, tıbba uygun olması sebebiyle
Matar rivayeti tercih edilmelidir. Matar rivayetine aykırı olan Hâkim
en-Nîsâbûrî haberi ise Zâdü’l-meâd’da (II, 422) belirtildigi sekilde yorumlanmalıdır.
Zâdü’l-meâd’da söyle denilmektedir: Iki haber arasındaki ihtilafı
gidermek için bu, dogumuna bir iki gün kala gelen kan olarak anlasılmalıdır.
Bu durumda o nifas kanı olmaktadır.
6. Süresi Tamamlandıgında veya Daha Önce Hayız ve Nifas Kanı
Kesilmesi Durumunda Namaz Kılmanın ve Cinsel Iliskide Bulunmanın
Hükmü
342. Ibrahim en-Nehaî’nin nakline göre Hz. Ömer (r.a.) ve Ibn Mes’ûd
(r.a.), “Hayız kanı kesildiginde kadın gusletmedikçe hayız halinde sayılır”
demislerdir.
KADINLARA MAHSUS HALLER 401
Kenzü’l-ummâl’da (V, 151) zikredildigi üzere haberi Dârekutnî ve Ibnü’z-
Ziyâ Müsnedü Ebî Hanife’de rivayet etmislerdir.394 Hadis hafızı Ibn
Husrev’in isnadıyla nakline göre haberi Ebû Hanife (r.a.) Hammad vasıtasıyla
rivayet etmistir. Onu Hasan b. Ziyad da Müsned’inde nakletmistir.
Onun Ebû Hanife (r.a.)’den rivayeti Câmiu’l-mesânîd’de (I, 262) de bulunmaktadır.
Haberin isnadı sahihtir. Hanefîlere göre Ibrahim en-Nehaî’nin
mürselleri de makbuldür.
343. Hüseym > Leys isnadıyla nakledildigine göre Atâ ve Tavus, “Kadının
kanı kesilmis kocası da onu siddetle arzu ediyorsa, isterse önce kadına
abdest almasını emretsin sonra cinsel iliskide bulunsun” demislerdir.
Kenzü’l-ummâl’da (V, 152) zikredildigi üzere haberi Saîd b. Mansur rivayet
etmistir. Tespitlerimize göre hadisin isnadı hasendir. Daha önce de
zikredildigi gibi Imam Müslim Leys’in rivayetlerini el-Câmiu’s-sahih’inde
destekleyici mahiyette rivayet etmistir.395
344. Ebû Hanife (r.a.)’in Hammad vasıtasıyla rivayetine göre Ibrahim
en-Nehaî, “Namaz vaktinde kanı kesilen kadının guslederken namaz vaktini
geçirmesi durumunda o namazı kaza etmesi gerekmez” demistir. (Imam
Muhammed, el-Âsâr, I, 17) Tespitlerimize göre hadisin isnadı sahihtir.
Sahâbe ve tabiînden konuyla ilgili farklı açıklamalar bulunmaktadır. Hanefîler
de bunları farklı sekillerde yorumlamıslardır. Bunlar Fethu’l-kadir’de
(I, 151) söyle özetlenmektedir: Hayız kanı, müddetin sonu olan onuncu
günde veya bundan daha önce mutat zamanında ya da daha önce kesilebilir.
Birinci durumda yani müddetin sonu olan onuncu günde sadece hayız
kanının kesilmesiyle cinsel iliski helâl olur. Üçüncü durumda yani mutat
olan zamandan daha önce kesildiginde bu süre tamamlanmadıkça gusletse
bile cinsel iliskide bulunulmaz. Ikinci durumda yani on gün dolmadan
önce mutat zamanında kesilmesi halinde gusletmesi veya kılması gereken
namaz vaktinin çıkması ve o namazın boynunda borç olmasıyla cinsel
iliski helâl olur. Aksi takdirde helâl olmaz. Aynı durumlar nifas kanı
hakkında da geçerlidir.
Söz konusu üç durumu söyle temellendirebiliriz. Birinci durumla ilgili
“Temizleninceye kadar onlara yaklasmayın” (el-Bakara, 2/222) âyetindeki
402 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
394 Haberi Abdürrezzak b. Hemmam da rivayet etmistir (el-Musannef, I, 330-331).
395 Söz konusu haberi Imam Muhammed de el-Âsâr’ında (I, 17) rivayet etmistir. Ebû
Hanife (r.a.)’e nispetinde ihtilaf bulunmasaydı, müellifin dedigi isabetli olurdu.
“temizleninceye kadar” anlamındaki kelime “yethurne” ve “yutahhirne”
olmak üzere iki sekilde okunabilir. Sözü edilen kelimenin “yethurne” seklinde
okunması durumunda hayız kanının kesilmesiyle geçici haramlıgın
sona ermesi ve helâl durum söz konusu olmaktadır. Geçici haramlıgın sona
ermesiyle zaruri olarak helâl durum gelir. Sözü edilen kelimenin “yutahhirne”
seklinde okunması durumunda ise hayız hali ancak guslettikten
sonra sona ermektedir. Bu noktada iki okunusu birbiriyle çelismeyecek sekilde
yorumlamak gerekmektedir. Birinci okunusun hayız müddetinin sonu
hakkında oldugu seklindeki yorumla söz konusu çeliski ortadan kalkar.
Ikinci okuyus ise on gün dolmadan önceki hayız kanının kesildigi mutat
zaman hakkında kabul edilir. Bu yorum yerindedir. Çünkü kanamanın en
son süresinde bitmesi durumunda kadına yaklasmayı boy abdestine baglamak
onu hayızlı kabul etmek demektir. Oysa bu, dinin hükmüne aykırıdır.
Çünkü din ona bu durumda namaz kılmasını vacip kılmaktadır. Bu da onu
kesin olarak temiz sınıfına katmak anlamına gelmektedir. Kadına mahsus
adetin tamamlanması buna benzemez. Çünkü dinimiz onun hakkında kesin
olarak temiz hükmü vermemektedir. Aksine o adetinden sonra da hayız
olabilir. Nitekim tespitlerimize göre kanın mutat zamandan sonra akmaya
devam etmesi durumunda on gün tamamlanıncaya kadar bunun hayız kanı
kabul edileceginde görüs birligi bulunmaktadır. Ikinci duruma göre gusletmeden
önce haramlıgın devam etmesi, namaz vaktinin çıkmasıyla ise haramlıgın
ortadan kalkmasının nassa aykırı olacagı meselesine gelince, buna
söyle cevap verilebilir: Birinci okunusla ikinci okunustaki kanın kesilmesi
hayız müddetinin sonu olan on güne tahsis edilmektedir. Üçüncü durum
yani mutat süresinden önce kanın kesilmesi hali, bunun hükmü Kur’ân’ın
zahirinden anlasılmaktadır. Ancak bu, “yutahhirne” seklinde okunmasıyla
sabit olan haramlıgın gusletmekle sona erecegi hükmüne aykırı görülebilir.
Bu müphemlik icmâ ile giderilmis olmaktadır.
Bize göre Hz. Ömer (r.a.) ve Ibn Mes’ûd (r.a.)’in sözü edilen açıklamaları,
kanın on gün dolmadan önce mutat zamanında kesilmesiyle ilgilidir.
Bu durumda kadın gusletmedigi sürece hayızlıdır ve hakikaten veya hükmen
gusletmedikçe kendisine yanasılması helâl olmaz. Hakikaten gusletmesinin
anlamı açıktır. Hükmen gusletmek ise burada mutat zamanında hayız
kanı kesilen kadının üzerinden bir namaz vaktinin geçmesi ve namazın
boynunda borç olarak sabit olmasıdır. Bu, kadının dinen temiz oldugu kabulünün
bir sonucudur. Bu durumda dinen kadının hayız halinde olmadıgı
anlasılır. Hayız kanı mutat olan zamandan daha önce kesildiginde ise bu sü-
KADINLARA MAHSUS HALLER 403
re tamamlanmadıkça gusülden önce de sonra da cinsel iliskide bulunulmayacagının
icmâ ile sabit oldugu bilinmektedir. Nitekim el-Muhît’ten naklen
el-Kifâye’de söyle denilmektedir: Hayız kanı en az süresi olan üç günden
sonra ve mutat zamanından önce kesilmis, kadın gusletmis veya üzerinden
bir namaz vakti geçmisse mutat zamanı gelip gusledinceye kadar kocasının
onunla cinsel iliskide bulunması veya bu halde iddet beklemekte olan
bir kadının baska bir erkekle evlenmesi mekruhtur. Fethu’l-kadir’de (I, 152)
söyle denilmektedir: Söz konusu ettigimiz hususlar cinsel iliskide bulunmakla
ilgilidir. Namaz hakkındaki durum ise el-Hulâsa’da söyle açıklanır.
Hayız veya nifasta kanın mutat süreden önce kesilmesi ve kadının namaz
vaktinin geçmesinden endise etmesi halinde yıkanır ve namazını kılar. Ancak
bu durumda kocası mutat süresine kadar ihtiyaten cinsel iliskiden uzak
durur. Ayrıca bu durumda kadın ihtiyaten orucunu da tutar.
Üç imamın yaptıgı gibi konuyla ilgili haberin her üç duruma da samil
oldugunu kabul edersek söyle açıklamamız gerekir: Birinci yani hayız kanının
onuncu gününde kesilmesi durumunda kadın gusletmedikçe kocasının
cinsel iliskide bulunmaması bizce müstehap olur. Bilindigi üzere bu
vacip degildir. Çünkü bu durumda olan kadın gusletmeden erkegin onunla
cinsel iliskide bulunması caizdir. Tavus ve Atâ’nın açıklamaları birinci durumla
ilgilidir. Bu durumda kadın gusletmeden kocası onunla cinsel iliskide
bulunabilir. Ancak kocanın hadesi hafifletmek amacıyla hanımına abdest
almasını emretmesi yerinde olur. Ibrahim en-Nehaî’nin açıklaması ise
ikinci durumla ilgilidir. Netice olarak o vakitteki yıkanma süresi hayızdan
kabul edilir. Bu durumda kadının temizlendigi ancak yıkanıp namaza duracak
kadar vakit bulamadan vaktin geçtigi durumlarda o vaktin namazını
kaza etmesi gerekmez.
7. Özür Sahibi Kadının Her Namaz Vakti Için Ayrı Abdest Alması
345. Hz. Aise’nin nakline göre özürlü kadın (müstehaza) hakkında sorulan
soruya Resûlullah (s.a.v.), “Hayızlı günlerinde namazı terk eder. Bu
süre sona erdiginde bir defa gusleder ve her namazı için ayrı abdest alır”
seklinde cevap vermistir.396
Kenzü’l-ummâl’de (V, 98) zikredildigi üzere hadisi Ibn Hibbân Sahih’inde
(IV, 189) rivayet etmistir. Kenzü’l-ummâl’in mukaddimesinde zikrettigi
kurallarına göre hadisin isnadı sahihtir.
404 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
396 Hadis sahihtir.
346. Hz. Aise (r.anhâ)’nın nakline göre özürlü kadın hakkında Resûlullah
(s.a.v.), “Söyle ona her ay hayızlı dönemine tekabül eden günlerde namazı
terk etsin, sonra her gün için bir defa gusletsin, her namaz için ayrı
abdest alsın, avret yerini temizleyip kanın akmasını önleyecek bir bez koysun.
Zira o ancak arız olan bir derttir veya seytanın darbelerinden biri veya
çatlayan bir damar kanıdır” buyurdu.
Kenzü’l-ummâl’de (V, 99) zikredildigi üzere hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî
el-Müstedrek’inde rivayet etmistir. Kenzü’l-ummâl’in mukaddimesinde
zikrettigi prensiplerine göre hadisin isnadı sahihtir.
347. Ali b. Muhammed ve Ebî Bekir b. Ebû Seybe > Veki > A’mes >
Habib b. Ebî Sabit > Urve b. Zübeyr isnadıyla rivayet edildigine göre Hz.
Aise (r.anhâ) söyle anlatmıstır: Fatıma bint Ebî Hubeys, Hz. Peygamber
(s.a.v.)’e gelerek, “Ey Allah’ın Elçisi ben özürlü bir kadınım, hiç temizlenemiyorum,
namazı terk edeyim mi?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.)’e,
“Hayır bu hayız kanı degil, bir damar kanıdır. Normal hayız günlerin gelince
namazı bırak, bitince guslet kan hasıra damlasa da her namaz için
abdest al ve hasıra damlasa da namazını kıl” buyurdu.
Hadisi Ibn Mâce (“Tahâret”, 115) rivayet etmistir. Tehzîbü’t-Tehzîb’te (II,
179) zikredildigine göre hadis âlimleri Habib b. Ebû Sabit’in Urve b. Zübeyr’den
hadis isitmediginde ittifak etmistir. Nasbu’r-râye’de (I, 105) zikredildigine
göre isnadda bulunan Ali b. Muhammed dısındaki sahıslar Kütüb-
i sitte ravileridir. et-Tenkih müellifi de hadisi Ismailî’nin rivayet ettigini
ve isnadındaki sahısların Sahih ravileri oldugunu söylemistir.
es-Sıhâh’ta (I, 245) “Inde külli salât” terkibindeki “inde” kelimesinin kesre
ile “Indi”, fetha ile “Inde” ve ötre ile “Indü” seklinde olmak üzere üç türlü
de okundugu belirtilmektedir. “Inde’l-hâit: Duvarın yanında” ve “Inde’lleyl:
Geceleyin” sözcüklerinde görüldügü gibi zaman ve mekân zarfı olarak
kullanılmaktadır. Söz konusu kelimenin burada mekân zarfı olarak kullanılmadıgı
açıktır. Öyle ise zaman zarfı olarak kullanılmıstır. Anlamı da açıktır
ve dinen namaz için belirlenmis olan vakittir. Buna göre Ibn Mâce’de zikredilen
“Her namaz için abdest al”397 hadisinde geçen “li-külli salât” ifadesi
de “Her namaz vakti için abdest al” seklinde anlasılmalıdır. Üstadımın da
ifade ettigi gibi “li-külli” kelimesindeki “li” harfi vakte delâlet etmektedir.
Basta sahâbe olmak üzere mükellef olan her müslümanın namazı kaçırma-
KADINLARA MAHSUS HALLER 405
397 Ibn Mâce, “Tahâret”, 115. Hadis sahihtir.
ması, mutlaka vaktinde kılmıs olması asıldır. Bu durumda Hz. Peygamber
(s.a.v.) her namaz için abdest almayı emrederken farz olan namazların vakitlerini
kastettigi açıktır. Buna göre hadiste zikredilen “lam” harfinin her
namaz esnasında anlamına gelen “inde” manasında olmaya ihtiyaç olmayacaktır.
Aksine bu hadis birlikte zikredilen hadislere ihtiyaç göstermeden
özürlüler hakkında mustakil bir delil olmaya elverislidir.
Tahâvî’nin Serhu meâni’l-âsâr’daki (I, 106) konuyla ilgili açıklaması söyledir:
Özür sahibi kadın abdest aldıktan sonra namaz kılmadan vaktin çıkması
durumunda yeniden abdest almadan namaz kılamayacagında âlimler icmâ
etmislerdir. Özür sahibi kadının abdest alıp vakit namazını kıldıktan sonra
aynı abdestle nafile namaz kılabilecegini daha önce görmüstük. Iste bu durum
özürlü kadının abdestini gerektiren seyin namaz degil vaktin çıkması oldugunu
göstermektedir. Özür sahibi kadının vaktinde kılamadıgı namazların
hepsini bir vakitte ve bir defa abdest alarak kaza edebilecegi daha önce zikredilmisti.
Özür sahibi kadının her namaz için ayrıca abdest alması gerekseydi,
kaza edecegi her namaz için ayrı abdest alması gerekirdi. Istihazalı kadın
bir defa abdest alarak bütün namazlarını kaza edebildigine göre onun abdest
almasını namaz degil, namazın vakti gerektirmektedir.
Burada konuyla ilgili Hâkim en-Nîsâbûrî ve Ebû Dâvûd rivayetlerini de
incelemeliyiz. Hâkim en-Nîsâbûrî’nin rivayetine göre (el-Müstedrek, I, 283)
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Özür sahibi kadın her gün için bir defa gusletsin”
buyurmustur. Ebû Dâvûd rivayetine göre ise Esmâ bint Umeys’in,
“Ey Allah’ın Elçisi, Fatıma bint Ebî Hubeys su kadar zamandan beri müstehazadır
ve namaz kılamamaktadır” demesi üzerine Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Sübhanallah! Bu seytandandır. Bir legene otursun, suyun üzerinde
bir sarılık görürse öglen ve ikindi için bir defa, aksam ve yatsı için bir
defa, sabah için de bir defa gusletsin. Bunların arasında da abdest alsın”
buyurmustur.398 Ebû Dâvûd, Mücahid vasıtasıyla Ibn Abbas (r.a.)’in, “Ona
gusül zor gelince iki namazı birlestirmesini istedi” seklindeki açıklamasını
da rivayet etmistir. Avnü’l-ma’bûd’da da Münzirî’nin hadisi hasen olarak
niteledigi belirtilmektedir. Özür sahibi kadının gusletmesiyle ilgili sözü
edilen iki hadiste zikredilenin müstehap oldugu seklinde anlasılmalıdır. Zira
Azîzî’nin (III, 377) de belirttigi üzere Taberânî’nin hasen bir isnadla rivayet
ettigi hadis özür sahibi kadına bir defa guslün vacip oldugunu ifade et-
406 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
398 Hadis sahihtir. Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 111) hadisi hasen bir isnadla rivayet etmistir.
mektedir. Nitekim Abdullah b. Amr b. As’ın nakline göre Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Özür sahibi kadın bir temizlik vaktinden digerine yıkanır” buyurmustur.
399 Ibn Hibbân ve Ibn Mâce rivayetlerinin zahiri de buna delâlet etmektedir.
Burada fakihlerin bu konuda diger özürlüleri de istihazalı kadına
mukayese ettiklerini de hatırlatmalıyız.
8. Özür Kanı Gören Kadının Hayız Günleri Için Mutat Zamanını
Esas Alması
348. Hz. Aise (r.anhâ)’nin nakline göre Ümmü Habibe bint Cahs kendisinden
devamlı kan geldigi sikâyetinde bulunması üzerine Resûlullah
(s.a.v.), “Hayızlı oldugun günler kadar bekle sonra guslet” buyurdu.400 Hz.
Aise (r.anhâ)’nin verdigi bilgiye göre o her namaz için gusletmekteydi.
Hadisi Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmistir. Buhârî’nin rivayetinde,
“Her namaz için abdest al” ifadesi vardır. Bulûgu’l-merâm’da (I,
22) zikredildigi üzere hadis Ebû Dâvûd ve diger muhaddisler tarafından
farklı isnadlarla rivayet edilmistir.
349. Süleyman b. Yesar’ın nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hanımı
Ümmü Seleme (r.anhâ) söyle anlatmıstır: Resûlullah (s.a.v.) zamanında,
kendisinden devamlı kan gelen bir kadın vardı. Onun için Peygamber
(s.a.v.)’den fetva istedim. Resûlullah (s.a.v.), “Bu durum olmadan önceki
aylarda hayız oldugu gece ve gündüzlerin sayısını hesap edip her aydan bu
kadar günün namazını terk etsin. Bu günler geçtikten sonra yıkansın ve avret
yerine (kanın akmasını önleyecek) bir bez koyarak namazını kılsın” buyurdu.
401
Ebû Dâvûd hadisin sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır.
et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 63) nakledildigine göre Nevevî hadisin isnadının
Sahîhayn’ın sartlarını tasıdıgını söylemistir. Hadisle ilgili Beyhakî’nin açıklaması
söyledir: Hadis meshurdur. Ancak isnaddaki Süleyman b. Yesar ha-
KADINLARA MAHSUS HALLER 407
399 Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, I, 135; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 281. Heysemî
hadisin Taberânî’nin el-Mu’cemü’l-evsat ve el-Mu’cemü’s-sagir’de (II, 171) rivayet
edildigini zikretmis ve isnadında yer alan Bakıyye b. Velid’in müdellis oldugunu
belirtmistir.
400 Buhârî, “Vudu”, 63; Müslim, “Hayz”, 66; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 110; Ibn Ebî Seybe,
el-Musannef, I, 126. Buhârî rivayeti, “Her namaz için abdest al” seklindedir.
401 Hadis sahihtir. Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 111; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 333;
Dârekutnî, Sünen, I, 207, 217.
disi Ümmü Seleme’den isitmemistir. Nitekim Ebû Dâvûd rivayetinde Süleyman
b. Yesar hadisi Ümmü Seleme’den bir sahıs vasıtasıyla rivayet etmistir.
Dârekutnî’nin Süleyman b. Yesar’dan rivayetine göre Fatıma bint
Hubeys özür kanı gördügünde Ümmü Seleme’den durumunu sormasını istemistir.
Münzirî’nin açıklaması da, “Süleyman b. Yesar hadisi Ümmü Seleme’den
isitmemistir. Hadisi Musa b. Ukbe, Nafi > Süleyman > Mercâne
isnadıyla rivayet etmistir” seklindedir.
Tespitlerimize göre bu rivayetler arasını telif etmek mümkündür. Dolayısıyla
hadisin illetli oldugu söylenemez. el-Cevherü’n-nakî’de nakledildigine
göre el-Kemal müellifinin hadisle ilgili açıklaması söyledir: Süleyman
b. Yesar hadisi Ümmü Seleme’den isitmistir. Onun bu hadisi ayrıca
Ümmü Seleme’den bir baskası vasıtasıyla alması da ihtimal dâhilindedir.
Mercâne rivayetini de buna göre degerlendirebilirsin. Sözü edilen iki hadisin
konuya delâleti açıktır.
9. Özür Kanı Gören Kadınla Cinsel Iliskide Bulunulabilecegi
350. Ikrime (r.a.)’nin nakline göre Ümmü Habibe özür sahibi (müstehaza)
idi ve kocası kendisiyle cinsel iliskide bulunurdu.402
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis ve Yahya b. Main’in hadisin isnadında
bulunan Muallâ b. Mansur’un güvenilir oldugunu söyledigini, Ahmed b.
Hanbel’in ise re’ye deger vermesi sebebiyle ondan hadis rivayet etmedigini
haber vermistir. Fethu’l-bârî’de (I, 362) Ikrime (r.a.)’nin Ümmü Habibe’den
isitmesi durumunda hadisin sahih oldugu söylenmektedir. Bize göre
Ebû Dâvûd’un rivayeti Ikrime’nin Ümmü Habibe’den isittigine delâlet
etmektedir. Muallâ b. Mansur’un re’ye deger vermesi ise cerh sebebi degildir.
351. Ikrime’nin Hamne bint Cahs’tan nakline göre Hamne özür sahibi
(müstehaza) idi ve kocası kendisiyle cinsel iliskide bulunurdu.403
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis ancak hadisin sıhhatiyle ilgili herhangi
bir açıklama yapmamıstır. Neylü’l-evtâr’da (I, 271) zikredildigi üzere haberi
Beyhakî de rivayet etmistir. Nevevî hadisin isnadının hasen oldugunu
söylemistir. Avnü’l-ma’bûd’da (I, 122) nakledildigine göre el-Müntekâ müellifi
söyle demistir: Müslim’in Sahih’inde zikredildigi üzere Ümmü Habîbe
Abdurrahman b. Avf’la, Hamne ise Talha b. Ubeydullah ile evliydi.
408 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
402 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 118. Hadis sahihtir.
403 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 118; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 329.
Bu açıklamasıyla el-Müntekâ müellifi, Abdurrahman b. Avf ve Talha b.
Ubeydullah’ın sahâbe olduklarını, söz konusu tutumlarının vahyin nazil oldugu
bir dönemde gerçeklestigini fakat bunu yasaklayan bir âyetin de gelmedigini
ve bu durumun sözü edilen uygulamanın caiz oldugunu gösterdigini
kastetmistir.
352. Ikrime (r.a.)’nin nakline göre Ibn Abbas (r.a.), “Kocasının özür sahibi
(müstehaza) olan hanımıyla cinsel iliskide bulunmasında bir sakınca
yoktur” demistir. (Abdürrezzak b. Hemmam, el-Musannef, I, 310)
Fethu’l-bârî’de (I, 363) zikredildigi üzere haberi Abdürrezzak b. Hemmam
ve baskaları rivayet etmislerdir.
Müellif, sözü edilen haberlerin özür kanı gören kadınla cinsel iliskide
bulunulabilecegine delâletlerinin açık oldugunu söylemistir.
10. Hayızlı Kadının Namaz Kılamayacagı ve Oruç Tutamayacagı
Bu baslık altında hayızlı kadının namaz kılamayacagı ve oruç tutamayacagı
ancak namazı kaza etmeyecegi, orucu ise kaza edecegi konuları incelenecektir.
353. Muaze söyle anlatmaktadır: Hz. Aise (r.anhâ)’ya, “Hayızlı kadın
orucu kaza ettigi halde neden namazı kaza etmiyor?” diye sordum. O,
“Biz bu durumla karsılastıgımızda Resûlullah (s.a.v.) orucu kaza etmemizi
namazı ise kaza etmememizi emrederdi” diye cevap verdi.404 Neylü’levtâr’da
(I, 269) zikredildigi üzere hadis Kütüb-i sitte’de rivayet edilmistir.
354. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’nin nakline göre kadınların dinen noksanlıklarının
ne oldugu sorusuna cevap vermek amacıyla Hz. Peygamber
(s.a.v.), “Kadın hayız oldugunda namaz kılıp oruç tutmaz degil mi” buyurmustur.
405 Bulûgu’l-merâm’da (I, 23) zikredildigi üzere hadisi Buhârî ve
Müslim rivayet etmistir. Hadislerin hayızlı kadının namaz kılamayacagı ve
oruç tutamayacagına delâletleri açıktır.
11. Hayızlı Kadının Kocasına Helâl Olan Yerleri
355. Hizam b. Hakîm’in nakline göre amcasının, “Hayızlı iken esimden
KADINLARA MAHSUS HALLER 409
404 Buhârî, “Hayız”, 20; Müslim, “Hayız”, 67; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 104; Ibn Mâce,
“Tahâret”, 119; Tirmizî, “Tahâret”, 97; Sevkânî, Neylü’l-evtâr, I, 348-349.
405 Buhârî, “Hayız”, 6; Müslim, “Iman”, 132.
bana neler helâl olur?” sorusuna Resûlullah (s.a.v.), “Sana, pestamalın üstü
helâldir” seklinde cevap vermistir.406
el-Müntekâ’da ifade edildigi üzere Hizam b. Hakîm’in amcası Abdullah
b. Sa’d’dır. Neylü’l-evtâr’da (I, 266) isnadda bulunan iki ravinin sadûk digerlerinin
ise sika oldugu söylenmektedir. Fethu’l-kadîr’de (I, 147) Sarih
Ebû Zür’a el-Irâkî’nin hadisin sahih olması gerektigini belirttigi nakledilmektedir.
356. Asım b. Ömer’in nakline göre Hz. Ömer (r.a.), “Erkege hayızlı
esinden ne helâl olur?” diye sormus, Resûlullah (s.a.v.) de, “Pestamalın
üstü helâldir” seklinde cevap vermistir. (Mecmau’z-zevâid, I, 281)
Hadisi Ebû Ya’lâ rivayet etmistir. Isnadındaki sahıslar Sahih’in ravileridir.
357. Hz. Aise (r.anhâ) söyle demistir: Hayız oldugumda Resûlullah
(s.a.v.) emreder, ben de pestamal kusanırdım. Bu halde O (s.a.v.) bana sarılırdı.
Bulûgu’l-merâm’da (I, 23) da zikredildigi üzere hadisi Buhârî (“Hayız”,
5) ve Müslim (“Hayız”, 1) rivayet etmistir.
Müellif söyle demistir: Hadislerin hayızlı kadının kocasına helâl olan
yerlerine delâletleri açıktır. Bulûgu’l-merâm’da (I, 23) zikredildigi üzere bu
hadisler Müslim’in Enes b. Malik’ten rivayet ettigi hadisle çelismektedir.
Enes b. Malik söyle anlatmıstır: Yahudiler hayız gördügünde onunla beraber
yemek yemez, evlerde onunla bir araya gelmezlerdi. Hz. Peygamber
(s.a.v.) ise “Cinsel iliski müstesna her seyi yapın” buyurmustur. (Müslim,
“Hayız”, 16) Keza Ebû Dâvûd rivayeti ile de çelismektedir. Onun sıhhati
hakkında gerek Ebû Dâvûd gerekse Münzirî herhangi bir açıklama yapmamıslardır.
Neylü’l-evtâr’da (I, 266) zikredildigi üzere isnadındaki raviler güvenilir
ve rivayetleri Sahih’te delil olarak zikredilen sahıslardır. Bu, Ikrime
(r.a.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarından birinden rivayeti olmaktadır
ve “Resûlullah (s.a.v.) hayızlı olan hanımından (cinsel iliski dısında)
faydalanmak istediginde, hanımının ferci üzerine bir bez örterdi” seklindedir.
(Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 106) Ibn Hacer hadisin isnadının saglam oldugunu
söylemistir. (Fethu’l-bârî, I, 344) Ebû Dâvûd’un elimizdeki nüshasında “Sey:
Bir sey” kelimesi yerine “Sevb: Bez” geçmektedir. Bu durum hayızlı kadınla
cinsel iliski dısındaki her seyin helâl olduguna delâlet etmektedir.
Çeliski iddiasına söyle cevap verilebilir: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in,
“Cinsel iliski müstesna” ifadesiyle kastı, cinsel iliski ve ona götüren dav-
410 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
406 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 83.
ranıslardır. Hanımlarından birinin, “Hanımının ferci üzerine bir bez örterdi”
ifadesi de “Pestamal tutunacagı yere bez örterdi” manasındadır. Asıl maksat
fercin örtülmesidir. Fercin dısında kalan yerleri örtmek de cinsel iliskiye
götürebilecegi için göbek ve diz kapagı arasını ferc kelimesiyle ifade etmistir.
Konusmalarda bu tür ifadelerin olması dogaldır. Böylece hadisler
arasında sözü edilen çeliski ortadan kalkmıstır. Fethu’l-kadîr’de (I, 147)
zikredildigi üzere Imam Ebû Hanife (r.a.), Ebû Yusuf, Imam Safiî ve Imam
Malik’e göre hayızlı kadının göbek ile diz kapagı arası haramdır. Muhammed
b. Hasan es-Seybânî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise hayızlı kadının
sadece ferci haramdır.
12. Logusalıgın En Uzun Süresi
358. Cabir b. Abdullah, “Resûlullah (s.a.v.) logusalıgın en uzun süresini
kırk gün olarak belirlemistir” demistir.
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta (I, 146) rivayet etmistir. Ibn Main
hadisin isnadında bulunan Es’as b. Sevvar’ın güvenilir oldugunu söylemisse
de rivayetlerinin delil olacagında ihtilaf edilmistir. (Heysemî, Mecmau’z-
zevâid, I, 281)
359. Ümmü Seleme (r.anhâ) söyle demistir: Resûlullah (s.a.v.) zamanında
logusa olan bir kadın dogumundan sonra kırk gün (namaz ve orucunu
terk ederek) otururdu.407
Hadis Nesâî dısında Kütüb-i sitte’de bulunmaktadır. Lafız Ebû Dâvûd’a
aittir. Ebû Dâvûd’un baska bir rivayetinde, “Resûlullah (s.a.v.) onlara logusalık
zamanındaki namazlarını kaza etmelerini emretmezdi” ilavesi bulunmaktadır.
Bulûgu’l-merâm’da (I, 23) zikredildigi üzere Hâkim en-Nîsâbûrî
hadisin sahih oldugunu söylemistir. Ebû Dâvûd ise her iki rivayetin
sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır. Fethu’l-kadîr’de (I, 121)
hadisin birinci kısmı nakledildikten sonra Nevevî’nin hadisi hasen olarak
niteledigi haber verilmektedir.
Hadislerle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Muaz (r.a.)’ın Hz. Peygamber
(s.a.v.)’den rivayet ettigi, “Logusa yedi gün geçtikten sonra temizlendigini
görürse gusletsin ve namazını kılsın” buyurdugu daha önce “Hayız
ve Logusalık Sebebiyle Guslün Vacip Oldugu” baslıgında zikredilmis-
KADINLARA MAHSUS HALLER 411
407 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 119; Tirmizî, “Tahâret”, 105; Ibn Mâce, “Tahâret”, 128; Ahmed
b. Hanbel, VI, 300; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 175. Hadis hasendir.
ti. Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek’inde (I, 176) rivayet etmistir.408
Bu rivayetle logusalıgın kırk günden daha az olabilecegi anlasılmaktadır.
Daha önce de ifade ettigimiz üzere logusalıgın en uzun süresi kırk gündür.
Yedi rakamı herhangi bir süre belirlemek amacıyla getirilmemistir. Çünkü
yedi günden önce de temizlenen bir kadının boy abdesti alıp namaz kılacagına
dair icmâ bulunmaktadır.
Avnü’l-ma’bûd’da (I, 123) hadisin isnadında zikredilen el-Ezdiyye’nin
Müsse, künyesinin ise Ümmü Büsse oldugu ifade edilmektedir. Dârekutnî
onun rivayetlerinin delil olmayacagını belirtmis, Ibnü’l-Kattân da ne sahsının
ne de hadis rivayetine ehliyetinin bilindigini ve bu hadisten baska rivayetinin
bulunmadıgını söylemistir. el-Bedrü’l-münîr müellifi ise bu iddialara
söyle cevap vermistir: Onun sahsının ve hadis rivayetine ehliyetinin
bilinmedigi iddiaları dogru degildir. Nitekim ondan Kesir b. Ziyad, Hakem
b. Uteybe, Zeyd b. Ali b. Hüseyin gibi âlimler rivayette bulunmustur. Muhammed
b. Ubeydullah el-Azremî de Hasan-ı Basrî > Müsse vasıtasıyla
ondan rivayette bulunmustur. Sözü edilen âlimler ondan rivayette bulunmus,
Buhârî onun rivayetlerini övmüs, Hâkim en-Nîsâbûrî de isnadının sahih
oldugunu söylemistir. Su halde hadis en azından hasendir.
13. Hayız ve Logusa Olan Kadının ve Cünübün Kur’an Okuyamayacagı
360. Ibn Ömer (r.a.)’nın nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Cünüp
ve hayızlı olan Kur’an’dan bir sey okumasın” buyurmustur.409
361. Hz. Ali (r.a.), “Resûlullah (s.a.v.) cünüp olması hali dısında her durumda
bize Kur’an okuturdu” demistir.410
Hadisi Tirmizî rivayet etmis ve hasen-sahih olarak nitelemistir. Bulûgu’l-
merâm’da (I, 18) zikredildigi üzere Ibn Hibbân da onun sahih oldugunu
söylemistir.
362. Hz. Ali (r.a.), “Resûlullah (s.a.v.)’i abdest aldıktan sonra
412 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
408 Hadis zayıftır. Hadisi Beyhakî (es-Sünenü’l-kübrâ, I, 342) ve Dârekutnî (Sünen, I,
221) de rivayet etmistir. Ali b. Medînî isnadında bulunan Esved b. Sa’lebe es-Sâmî’nin
tanınmadıgını söylemistir.
409 Tirmizî, “Tahâret”, 98; Ibn Mâce, “Tahâret”, 105. Hadis zayıftır. Diger kaynaklarda
da rivayet edilen hadisin isnadında Abdülmelik b. Seleme bulunmaktadır.
410 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 90; Tirmizî, “Tahâret”, 111; Nesâî, “Tahâret”, 170; Ibn Mâce,
“Tahâret”, 105; Ahmed b. Hanbel, I, 83. Hadis zayıftır.
Kur’an’dan bir miktar okurken gördüm. Cünüp olmayan kimse için bu
böyledir. Cünüp ise bir âyet bile olsa Kur’an okuyamaz” demistir.
Mecmau’z-zevâid’de (I, 276) zikredildigi üzere hadisi Ebû Ya’lâ (Müsned,
I, 300) rivayet etmistir. Ravileri güvenilirdir.411
363. Abdullah b. Revâha, “Resûlullah (s.a.v.) cünüp olarak Kur’an okumamızı
yasakladı” demistir.
Hadisi Dârekutnî (Sünen, I, 121) rivayet etmis ve isnadının sahih oldugunu
söylemistir.
Müellif söyle açıklamaktadır: Ibn Hacer et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 50) Ibn
Ömer (r.a.) hadisini naklettikten sonra söyle demistir: Hadisin isnadında
bulunan Ismail b. Ayyas vardır. Onun Hicazlılardan rivayeti zayıftır. Bu hadis
de onlardandır. O devamla söyle demektedir: Ibn Ebî Hatim’in nakline
göre babası, “Ismail b. Ayyas’ın bu rivayeti hatalıdır. Zira o Ibn Ömer
(r.a.)’nın sözüdür” demistir. Abdullah b. Ahmed’in nakline göre babası,
“Bu, batıl bir rivayettir” demis ve Ismail b. Ayyas’ı elestirmistir. Ibn Hacer,
hadisle ilgili Beyhakî’nin, “Bu, saglam bir rivayet degildir. Hz. Ömer
(r.a.)’in cünüp iken Kur’an okumayı dogru bulmadıgı seklindeki rivayet
sahihtir”412 dedigini nakletmis ve onu el-Hilâfiyât’ta sahih bir isnadla naklettigini
haber vermistir.
Ibn Ömer (r.a.) hadisini zikrettikten sonra Zeylaî Ibn Adiy’nin el-Kâmil’indeki
su açıklamasını nakletmistir: Hadisi bu isnadla Ismail b. Ayyas’tan
baskası rivayet etmemistir. Ahmed b. Hanbel, Buhârî ve diger münekkitler
onun zayıf oldugunu söylemislerdir. Ebû Hatim de onun Ibn
Ömer (r.a.)’nın açıklaması oldugu görüsünün dogru oldugunu ifade etmistir.
(Nasbu’r-râye, I, 102)
Müellif söyle demistir: Sözü edilen rivayetin mevkuf olması delil olarak
kullanılmasına engel degildir. Zira bu tür konularda mevkuf hadis merfû
hükmündedir.
Hadisin cünüp olarak Kur’an okunamayacagına delâleti açıktır. Hadiste
logusa söz konusu edilmemisse de bu hususta onun hükmü de aynıdır.
Hz. Ali (r.a.) hadisiyle ilgili Ibn Hacer et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 51) bazı
411 Sözü edilen haberi Ahmed b. Hanbel (I, 110) ve Beyhakî’nin de (es-Sünenü’l-kübrâ,
I, 79) rivayet ettigini tespit ettik.
412 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 239.
KADINLARA MAHSUS HALLER 413
âlimlerin bu hadisin zayıf oldugunu söylediklerini nakletmistir. O bu açıklamasıyla
hadisin sıhhati hakkında ihtilaf bulundugunu belirtmek istemistir.
Daha önce de zikredildigi üzere bu durum delil olarak kullanılmasını
engelleyici degildir. Kenzü’l-ummâl’daki (V, 137) rivayete göre Hz. Ali
(r.a.), “Resûlullah (s.a.v.) cünüplük dısında her durumda Kur’an okurdu.
Cünüp oldugunda ise bize Kur’an’dan hiçbir sey okumazdı” demistir. Haberi
Ebû Ubeyd Fadâil’inde nakletmis, ayrıca onu Ibn Ebî Seybe, el-Adenî,
Ebû Ya’lâ ve Ibn Cerir rivayet etmislerdir. Ibn Cerir haberin sahih oldugunu
da söylemistir. “Kur’an’dan bir sey” ifadesi Kur’an denilebilecek
miktar seklinde anlasılmalıdır ki bu da tam bir âyet demektir. Asagıda zikredilecek
olan Mecmau’z-zevâid’deki rivayet de buna delâlet etmektedir.
Buna göre, cünüp olan kimseye Kur’an’dan tam bir âyet okuması haram
olmaktadır. el-Hidâye’de zikredildigi üzere bu, Tahâvî’nin tercihidir. Fethu’l-
kadîr’de (I, 148) ifade edildigi üzere Necmeddin ez-Zahid’in Ibn Semâa
vasıtasıyla nakline göre Ebû Hanife (r.a.)’in görüsü de böyledir.
Âlimlerin çogu da bu görüstedir. Bu görüsün gerekçesi söyledir: Bir âyetten
daha azı Kur’an sayılmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Cünüp olan
Kur’an okuyamaz” buyurdugu gibi Allah da, “Kur’an’dan kolayınıza geleni
okuyun” (el-Müzzemmil, 73/20) buyurmustur. Buna göre bir âyetten az
okunması durumunda Kur’an okunmamıs olacagı için namazı sahih olmaz.
Bu durumda cünüp ve hayız olana bir âyetten daha azını okumak haram
olmaz. el-Hidâye’de “Hayızlı Kur’an okuyamaz” hadisi nakledildikten
sonra, “Bu, Imam Malik’in hayızlı kadının Kur’an okuyabilecegi görüsü
ile çelisir. Mutlak ifade Kur’an’ın azına da çoguna da delâlet edeceginden
Tahâvî’nin âyetten daha azını okuyabilecegi görüsü aleyhine de bir
delildir” denilmektedir. Bize göre Tahâvî’nin, “Görüsüme delâlet eden
bundan baska hadis bulunmaktadır. O da bundan sonraki hadistir” demesi
mümkündür.
Konuyla ilgili Dârekutnî’nin sahih bir sekilde rivayet ettigi (Sünen, I,
118) Hz. Ali (r.a.)’e ait açıklamaya gelince o söyledir: Hz. Ali (r.a.), “Cünüp
olmadıgınız sürece Kur’an okuyunuz. Cünüp oldugunuz da ise bir
harfi bile olsa Kur’an okumayınız” demistir. Hz. Ali (r.a.)’in açıklamasındaki
“Bir harf bile olsa” ifadesini, özellikle Hz. Ali (r.a.)’e ait olması sebebiyle
merfû hadisle çelismemesi için parçayı anıp bütününü kastetmek
kabilinden mecazî manada âyet olarak yorumlamak gerekir. Bu ifade,
“Gusül tam bir âyet okumak için vacip, daha azı için ise müstehaptır” seklinde
de anlasılabilir. Tirmizî’nin açıklaması söyledir: Bu, sahâbe, tabiîn
414 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
ve daha sonraki nesilden Süfyan es-Sevrî, Abdullah b. Mübarek, Imam Safiî
ve Imam Ahmed b. Hanbel, Ishak gibi âlimlerin çogunun görüsüdür.
Onlar, “Hayız ve cünüp olan kimse Kur’an okuyamazlar, sadece âyet parçası
okuyabilirler” demislerdir. Onlar cünüp ve hayız olan kimsenin tesbih
ve tehlil edebilecegini de söylemislerdir.
Mecmau’z-zevâid’de nakledilen Hz. Ali (r.a.)’in açıklamasının üslubundan
ve “bir âyet bile olsa” ifadesinden, cünüp veya hayız olan kimsenin
âyetten daha az, âyet parçası okuyabilecegi anlasılmaktadır. Ibn Hacer et-
Telhîsü’l-habîr’de (I, 15) fiili hadisin Kur’an okumayı men ettigi görüsünü
tartısmaktadır. O önce Ibn Huzeyme’nin açıklamasını nakletmektedir. Buna
göre Ibn Huzeyme söyle demistir: Bu hadis, cünüp olan kimsenin
Kur’an okuyamayacagını benimseyenler için delil olmaz. Çünkü hadiste
bunu yasaklayan bir ifade yoktur. Hadis Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir uygulamasını
nakletmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur’an okumamasının
sebebinin cünüplük oldugunu açıklamamıstır. Daha sonra buna cevap veren
Ibn Hacer söyle demektedir: Bu hadis maksadı açıkça ifade etmese de
Buhârî ve Nesâî dısındaki temel hadis kaynaklarında yer almaktadır.413
Azîzî’nin de (III, 159) belirttigi üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Allah’ı her
halinde zikrettigine dair hadisle birlikte düsünüldügünde maksat anlasılmaktadır.
Söyle ki, hadisin lafzının zahirinden de anlasıldıgı gibi Hz. Peygamber
(s.a.v.) her halinde Allah’ı zikretmeye devam ettigine ancak cünüp
iken Kur’an okumadıgına ve bunu biteviye böyle yaptıgına göre Kur’an
okumamasının illetinin cünüplük oldugu ortaya çıkmaktadır.
Mecmau’z-zevâid ve Dârekutnî’de rivayet edilen hadisler de cünüp olan
kimsenin Kur’an okuyamayacagını açıkça ifade etmektedir.
14. Kur’an’a Temiz Olarak Dokunulabilecegi
364. Hakim b. Hizam söyle anlatmaktadır: Beni Yemen’e gönderirken
Resûlullah (s.a.v.), “Temiz olmadıkça Kur’an’a dokunma” buyurmustur.
414
413 Müslim, “Hayız”, 117; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 9; Tirmizî, “Tahâret”, 11; Ibn Mâce,
“Tahâret”, 11; Ahmed b. Hanbel, VI, 70.
414 Hadis sahihtir. Hadisi, Hâkim en-Nîsâbûrî (el-Müstedrek, III, 485), Taberânî (el-
Mu’cemü’l-kebîr, III, 205), Dârekutnî (Sünen, I, 122), Beyhakî (es-Sünenü’l-kübrâ,
I, 87) rivayet etmislerdir. Mecmau’z-zevâid’de (I, 276-277) hadisi Taberânî’nin
el-Mu’cemü’l-kebîr ve el-Mu’cemü’s-sagîr’de rivayet ettigini belirttikten sonra
söyle denilmektedir: Isnadında Ebû Hatim Süveyd bulunmaktadır. Nesâî onun zayıf
oldugunu söylemistir. Bir rivayete göre Ibn Main onun zayıf oldugunu, baska
KADINLARA MAHSUS HALLER 415
Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek’inde rivayet etmistir. O, “Buhârî
ve Müslim onu rivayet etmemislerdir. Ancak onun isnadı sahihtir”
açıklamasını yapmıstır. Zeylaî’nin belirttigine göre (Nasbu’r-râye, I, 104) hadisi
Dârekutnî ve Beyhakî de rivayet etmistir.
Ibn Hacer, et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 48) hadisin Dârekutnî, Hâkim en-Nîsâbûrî’nin
el-Müstedrek ve Ma’rifetü ulûmi’l-hadis’inde, Beyhakî’nin el-
Hilâfiyât’ında ve Taberânî’de bulundugunu zikrettikten sonra söyle demistir:
Hadisin isnadında Ebû Hatim Süveyd bulunmaktadır. O zayıf bir ravidir.
Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ında onun rivayetinde tek kaldıgını söylemistir.
Hazimî ise hadisin isnadının hasen oldugunu ifade etmistir. Mecmau’z-
zevâid’de (I, 114) hadisi Taberânî’nin el-Mu’cemü’l-kebîr ve el-
Mu’cemü’s-sagîr’de rivayet ettigini belirttikten sonra söyle denilmektedir:
Isnadında Ebû Hatim Süveyd bulunmaktadır. Nesâî onun zayıf oldugunu
söylemistir. Bir rivayete göre Ibn Main onun zayıf oldugunu, baska bir rivayette
ise güvenilir oldugunu ifade etmistir. Ebû Zür’a onu “leyse bi’lkavî:
o kadar da güçlü degil, hadisuhû hadîsu ehli’s-sıdk: rivayetleri dogru
sözlülerin rivayetleri gibidir” lafızlarıyla nitelemistir. Tehzîbü’t-Tehzîb’te
(IV, 27) Bezzâr’ın Müsned’inde, “Süveyd sofra sahibi, kendisinden rivayette
sakınca olmayan bir ravidir” dedigi nakledilmektedir.
Tespitlerimize göre âlimler Süveyd hakkında ihtilaf etmislerdir. Daha
önce de zikrettigimiz üzere bu tür ihtilaf hadisin delil olarak kullanılmasına
engel degildir. Azîzî de (III, 435) hadisin Taberânî, Dârekutnî ve Hâkim
en-Nîsâbûrî tarafından rivayet edildigini belirttikten sonra söyle demistir:
Hadisin isnadı sahihtir. Bunun ve daha sonraki hadislerin Kur’an’a temiz
olarak dokunulabilecegine delâletleri de açıktır.
Burada Ibn Hacer’in et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 48) konuyla ilgili bir açık-
416 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
bir rivayette ise güvenilir oldugunu ifade etmistir. Ebû Zür’a onu “leyse bi’l-kavî:
o kadar da güçlü degil, hadisuhû hadîsu ehli’s-sıdk: rivayetleri dogru sözlülerin rivayetleri
gibidir” lafızlarıyla nitelemistir. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin isnadının sahih
oldugunu söylemis, Zehebî de ona katılmıstır.
Bize göre o yalan söylemeyen bir ravidir. Ibn Maîn de onun hakkında, “Onda bir
sakınca olmadıgını ümit ederim” demistir. Onun hakkında et-Takrîb’de, “Dogru
sözlüdür, hafızası zayıftır, bazı hataları bulunmaktadır” denilmektedir. Hadisi naklettikten
sonra et-Telhîsu’l-habîr’de (I, 48) Ibn Hacer söyle demistir: Hadisin isnadında
Ebû Hatim Süveyd bulunmaktadır. O zayıf bir ravidir. Hazimî ise hadisin isnadının
hasen oldugunu ifade etmistir. Ibn Hacer daha sonra Nevevî’nin el-Hulâsa’da
Hakim b. Hizam ve Amr b. Hazm’ın rivayet ettikleri hadislerin zayıf oldugunu
ifade ettigini de zikretmektedir.
lamasını da zikretmek gerekmektedir. Ibn Abbas (r.a.)’in Süfyan b. Harb
(r.a.)’den naklettigi uzun bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hıristiyan
Hırakle gönderdigi Islâma davet mektubunda, “Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim
aramızda müsterek olan bir söze gelin” (Âl-i Imrân 3/64) âyeti de bulunmaktadır.
Hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmistir. Bu hadisten Kur’an’ın
baska sözlerle birlikte yazıldıgı mektup ve kitaplara dokunmakta abdestin
sart olmadıgı anlasılmaktadır.
365. Abdullah b. Ömer (r.a.)’nın nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.),
“Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir” buyurmustur.415
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr ve el-Mu’cemü’s-sagîr’de rivayet
etmistir. Mecmau’z-zevâid’de (I, 114) zikredildigine göre ravileri güvenilirdir.
Azîzî de (III, 447) isnadının sahih oldugunu söylemistir.
366. Zührî söyle anlatmaktadır: Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b.
Hazm’ın yanında, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Amr b. Hazm’ı Necran’a vali
olarak görevlendirdigi sahifeyi okudum. Onda haccı asgarın umre oldugu
ve temiz olmadıkça Kur’an’a dokunulamayacagı da yazılıydı.416
KADINLARA MAHSUS HALLER 417
415 Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr, II, 312 ve el-Mu’cemü’s-sagîr, II, 139; Heysemî,
Mecmau’z-zevâid, I, 276.
416 Hadis sahihtir. Hadis Amr b. Hazm, Hakim b. Hizam, Ibn Ömer, Osman b. Ebu’l-
As (r.a.e.)’dan rivayet edilmistir. Amr b. Hazm rivayeti isnadında bulunan Süleyman
b. Erkam sebebiyle zayıftır. Çünkü o son derece zayıf bir ravidir. Bazı raviler
onu Süleyman b. Dâvûd olarak isimlendirmek suretiyle hata etmislerdir. Çünkü
Süleyman b. Dâvûd el-Havlânî’dir ve sikadır. Bu konudaki genis bilgiyi Miskâtü’lmesâbîh’i
tahkik ederken 465 nolu hadiste zikretmistim. Onları burada tekrar etmeye
gerek görmüyorum. Burada dogrusunun Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b.
Hazm rivayetinin mürsel oldugunu hatırlatmaktır. Mürsel oldugu için de rivayet zayıftır.
Hakim b. Hizam rivayeti Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr (I, 322), el-Mu’cemü’l-evsat
(I, 5), Dârekutnî (Sünen, I, 122), Hâkim en-Nîsâbûrî (el-Müstedrek, III, 485),
Lâlekâî (es-Sünne, I, 82) tarafından nakledilmistir. Ebû Hatim Süveyd > Matar el-
Varrak > Hassan b. Bilal > Hakim b. Hizam isnadıyla nakledildigine göre Hz. Peygamber
(s.a.v.) onu Yemen’e vali olarak gönderirken, “ Temiz olmadıkça Kur’an’a
dokunma” buyurmustur. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin isnadının sahih oldugunu söylemis,
Zehebî de ona katılmıstır. Bize göre o yalan söylemeyen bir ravidir. Ibn Maîn
de onun hakkında, “Onda bir sakınca olmadıgını ümit ederim” demistir. Onun
hakkında et-Takrîb’de, “Dogru sözlüdür, hafızası zayıftır, bazı hataları bulunmaktadır”
denilmektedir. Hadisi naklettikten sonra et-Telhîsu’l-habîr’de (I, 48) Ibn Hacer
söyle demistir: Hadisin isnadında Ebû Hatim Süveyd bulunmaktadır. O zayıf
bir ravidir. Hazimî ise hadisin isnadının hasen oldugunu ifade etmistir. Ibn Hacer
Ebû Dâvûd’un el-Merâsîl’inde (s. 13) verdigi bilgiye göre Zührî hadisi
muttasıl olarak rivayet etmistir. Ancak bu dogru degildir. et-Ta’lîku’l-mugnî’de
(I, 54) nakledildigine göre Ibn Kesir, “Bu, vicâde yoluyla elde edilmis
saglam bir sahifedir. Zührî ve baskaları onu okumustur. Böylesi sahifeden
hadis alınır” demistir. Tespitlerimize göre Ebû Bekir b. Muhammed tabiîdir.
Tehzîbü’t-Tehzîb’te (XII, 38) zikredildigi üzere o sözü edilen sahifeyi
dedesinden mürsel olarak rivayet etmistir.
418 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
daha sonra Nevevî’nin el-Hulâsa’da Hakim b. Hizam ve Amr b. Hazm’ın rivayet
ettikleri hadislerin zayıf oldugunu ifade ettigini de zikretmektedir.
Ibn Ömer (r.a.) rivayeti Taberânî (el-Mu’cemü’s-sagîr, II, 277; el-Mu’cemü’l-kebîr
XII, 313), Dârekutnî, Beyhakî (es-Sünenü’l-kebîr, I, 88) Ibn Asâkîr (XIII, 214) tarafından
nakledilmistir. Hadis Saîd b. Muhammed b. Sevab > Ebû Asım > Ibn Cüreyc
> Süleyman b. Musa > Salim b. Abdullah > babası isnadıyla merfû olarak rivayet
edilmistir. Bu rivayette sahife yerine kitap geçmektedir. Rivayetle ilgili Taberânî’nin
açıklaması söyledir: Hadisi Süleyman b. Musa’dan sadece Ibn Cüreyc,
ondan sadece Ebû Asım ondandan da sadece Saîd b. Muhammed rivayet etmistir.
Hatîb el-Bagdâdî Târîhu Bagdâd’da (IX, 94) onun ismi altında cerh ve ta’dilinden
söz etmemistir. Bu onun meçhulu’l-hal oldugunu (rivayete ehliyetinin bilinmedigini)
göstermektedir. Dârekutnî Sünen’inde (I, 242) “Seferî Iken Namazı Tam Olarak
Kılmak” baslıgı altında onun bir rivayetini zikretmis ve sahih oldugunu söylemistir.
Isnaddaki Ibn Cüreyc dısındaki diger raviler güvenilirdir. Ibn Cüreyc ise
“an” lafzıyla rivayetlerinde müdellistir. Bütün bunlara ragmen hadisle ilgili Ibn Hacer,
“Isnadında bir sakınca yoktur. Esrem, Ahmed b. Hanbel’in bu isnadla rivayet
ettigi hadisleri delil olarak kullanmıstır” diyebilmistir. Bizzat Ibn Hacer’in kendisi
Ibn Cüreyc’in “an” lafzıyla rivayetlerinde müdellis oldugunu ifade ettigi halde isnada
bir sakınca bulunmadıgını nasıl söyleyebilmistir? Üstelik isnadda Saîd b. Muhammed
b. Sevab da bulunmaktadır. Onun hakkında söylenenler ise bilinmektedir.
Buna ragmen o muhtemelen Ibn Hibbân’ın es-Sikât’ına alınmıstır. Heysemî Mecmau’z-
zevâid’de (I, 276), “Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-kebîr ve el-Mu’cemü’ssagîr’de
rivayet etmistir. Isnaddaki ravileri güvenilirdir” demistir. Onun, “Ravilerinin
güvenilir oldugu söylenmistir” açıklaması ile ravilerin bir kısmının güvenilir
bir kısmının ise zayıf oldugunu ima etmektedir. O bu tür açıklamasını genellikle Ibn
Hibbân’ın güvenilir oldugunu söyledigi raviler hakkında kullanmaktadır. Bu onun
söz konusu kitabından edindigimiz bir bilgidir.
Osman b. Ebi’l-As rivayeti Taberânî (el-Mu’cemü’l-kebîr, III, 5) ve Ibn Ebî Dâvûd
(el-Mesâhif, V, 12) tarafından nakledilmistir. Hadis, Ismail b. Rafi > Muhammed
b. Saîd b. Abdülmelik > Mugire b. Su’be > Osman b. Ebi’l-As ve Ismail b. Rafi >
Muhammed b. Saîd b. Abdülmelik > Kasım b. Ebi Ebze > Osman b. Ebu’l-As olmak
üzere iki farklı isnadla ve Ebû Hatim Süveyd lafzıyla rivayet edilmistir. Ibn
Hacer, Ibn Ebî Dâvûd rivayetinde kopukluk bulundugunu, Taberânî rivayetinde ise
isnadda tanınmayan bir ravi oldugunu söylemistir. Hakkında ihtilaf bulunsa da rivayetin
kusuru budur. Nitekim Heysemî de bunun hadisin kusuru oldugunu ifade
KADINLARA MAHSUS HALLER 419
ederek söyle demektedir: Rivayetin isnadında Ismail b. Rafi bulunmaktadır. Ibn
Maîn ve Nesâî onun zayıf oldugunu söylemis, Buhârî ise onu, “sika, rivayetleri güvenilir
ravilerinkine yakındır” diye nitelemistir. Sonuç itibariyle hadisin bütün isnadlarında
zayıflık bulunmaktadır. Ancak bu ileri seviyede bir zayıflık degildir. Nitekim
raviler arasında yalancılıkla itham edilen bir kimse bulunmamaktadır. Isnadlardaki
kusur kopukluk veya ravilerinden bazısının hıfz bakımından yeterli olmamasıdır.
Nevevî’nin Takrîb’inde Suyûtî’nin de Tedrîb’inde ifade ettikleri gibi yalancılıkla
itham edilen ravinin bulunmadıgı isnadların birbirini destekledigi hadis usulünde
bilinen bir husustur. Bu durum hadisin sahih oldugu hususunda gönlü mutmain
kılmaktadır. Özellikle ehl-i sünnetin önderi Ahmed b. Hanbel ve Ishak b. Râhûye’nin
hadisi delil olarak kullanmaları ve sahih oldugunu söylemeleri de bunu
desteklemektedir. Nitekim Ishak el-Mervezî Mesâilü Ahmed’de (s. 5) söyle anlatmaktadır:
“Abdestsiz kisi Kur’an okuyabilir mi?” soruma Ahmed b. Hanbel, “Evet,
ancak abdestsiz mushaftan okuyamaz” diye cevap verdi. Ishak el-Mervezî sözlerine
devamla söyle demistir: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Temiz olmadıkça Kur’an’a
dokunma” hadisi sahih olunca söyledigi dogrudur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ashâbı
ve tabiîn de buna göre davranmıstır.