VII. NECIS SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLERI

VII.Necis Sayılan Maddeler ve Hükümleri

1. Ayakkabı ve Meste Bulasan Pisligin Temizlenmesi
Bu baslık altında pislik bulasan mest ve ayakkabıların topraga sürmekle
temizlenebilecegi konusu incelenecektir.
367. Ebû Hureyre (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Biriniz
mestleriyle bir pislik üzerine basarsa (bilsin ki) onların temizleyicisi
topraktır” buyurmustur.417
Hadisi Ebû Dâvûd Sünen’inde, Ibn Hibbân Sahih’inin altmıs altıncı nevinin
üçüncü kısmında, Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek’inde rivayet etmislerdir.
Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre
sahih oldugunu, ancak onların eserlerine almadıklarını söylemistir. Nevevî
el-Hulâsa’da, “Ebû Dâvûd onu sahih bir isnadla rivayet etmistir. Zeylaî’de
de aynı isnadla nakledilmistir” demistir.
368. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) söyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber
(s.a.v.) sahâbe ile birlikte namaz kılarken aniden ayakkabılarını çıkarıp sol
tarafına koydu. Bunu gören sahâbe de ayakkabılarını çıkardılar. Namazı bitirince
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ayakkabılarınızı neden çıkardınız?” diye
sordu. Sahâbe, “Sizin ayakkabılarınızı çıkardıgınızı gördük. Biz de çıkardık”
dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bana Cebrail gelerek
ayakkabılarımda pislik oldugunu söylemisti. Biriniz mescide geldiginde
ayakkabılarında pislik görürse onları yere sürterek silsin sonra onlarla
namazını kılsın” buyurdu.418
417 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 137; Ibn Hibbân, Sahih, IV, 249; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek,
I, 166; Ibn Huzeyme, Sahih, I, 148; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 430.
418 Hadis sahihtir. Abdürrezzak b. Hemmam, Musannef, I, 387-388; Ahmed b. Hanbel,
III, 20, 92; Dârimî, “Salât”, 103; Ibn Ebî Seybe, el-Musannef, II, 417; Ebû Dâvûd,
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis ve sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama
yapmamıstır. Bulûgu’l-merâm’da (I, 35) Ibn Huzeyme’nin hadisin sahih
oldugunu söyledigi nakledilmistir. Zeylaî’de zikredildigine göre hadisi Ibn
Hibbân Sahih’inde yetmisinci nev’in birinci kısmında rivayet etmistir. Ancak
onun rivayetinde “Onlarla namazını kılsın” kısmı bulunmamaktadır.
Müellif hadislerle ilgili Aynî’den (I, 441) sunları nakletmektedir: “Hadiste
sözü edilen pisligin çamur olabilecegini söylersen” biz, el-ezâ kelimesinin
din dilinde necâsetten (hakiki ve maddi pislik) kinaye olarak kullanıldıgını
hatırlatırız. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kastı çamur olsaydı karıstırılmasını
önlemek için onu açıkça ifade eder kinaye olarak zikretmezdi.
Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Zira yeryüzü onun için temizleyicidir”
ifadesi de buna delâlet etmektedir. “Hadiste dıskı gibi cirmi olan necâset
ile idrar gibi cirmi olmayan necâset ayrımı yapılmamıstır. Zira “el-ezâ” kelimesi
her ikisi için de kullanılmaktadır. Hadiste pisligin yas ya da kuru olması
ayırımı da söz konusu edilmemistir. Oysa siz böyle bir ayrıma gitmektesiniz”
iddiasında da bulunabilirsin. Ancak bize göre daha önce zikrettigimiz
üzere hadiste yas ve kuru ayırımı yapılmaktadır. “Hadis mutlaktır. Ebû
Hanife cirmi olan necâset’ ifadesiyle onu niye takyit etmistir” diyecek
olursan biz, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in necâseti temizleyici oldugunu belirtmek
üzere “Zira yeryüzü onun için temizleyicidir” buyurmasıyla bizzat
bu ayrımı yaptıgını söyleriz. Zira cirmi olmayan necâsetin toprakla temizlenmesinden
söz edilemeyecegi açıktır. Nitekim biz ayakkabı ve mestin içine
çektigi idrar veya sarabın topraga sürtmekle temizlenmeyecegini bilmekteyiz.
Not: Ebû Bekir b. Ebî Seybe’nin Hafs b. Gıyas > A’mes > Yahya b. Vessâb
isnadıyla nakline göre namaza giderken pislige basan kimsenin durumu
soruldugunda Ibn Abbas (r.a.), “Pislik yas ise bulastıgı yeri yıkar, kuru
ise zarar vermez” diye cevap vermistir. (el-Musannef, I, 55) Haberin isnadındaki
sahıslar Sahih’in ravileridir.
2. Meninin Necis Oldugu
369. Elbiseye bulasan meni hakkında Hz. Aise (r.anhâ), “Görüyorsan
onu yıka, görmüyorsan bir miktar su serp” demistir.
422 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
“Salât”, 89; Ibn Huzeyme, Sahih, II, 107; Tahâvî, Serhu meâni’l-âsâr, I, 49; Ibn
Hibbân, Sahih, V, 560; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, I, 260; Beyhakî, es-Sünenü’l-
kübrâ, II, 431. Hâkim en-Nîsâbûrî hadisin Müslim’in sartlarını tasıdıgını
söylemis Zehebî de onu onaylamıstır. Hadis çok sayıda isnadla rivayet edilmistir.
Âsârü’s-sünen’de (I, 14) zikredildigine göre haberi Tahâvî rivayet etmistir.
Isnadı sahihtir.
Hadisle ilgili üstat söyle demistir: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yıkamak
veya çitilemek suretiyle mutlaka temizlenmesi hususunda özel ihtimam
göstermesi, meninin necâset oldugunun delilidir. Câmiu’l-âsâr’da zikredilen
meninin sümüge benzetilmesi onun temiz olmasını gerektirmez. Aksine
Tâbiu’l-âsâr’da (s. 70) nakledildigi üzere elbisedeki meninin temizlenmesinin
sadece yıkamakla olmayacagını ifade için olması mümkündür.
Hadisle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Meninin yıkanması ve çitilenmesi
hakkında et-Telhîsü’l-habîr’de Amra vasıtasıyla nakledildigine göre
Hz. Aise (r.anhâ), “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elbisesine bulasan meni
kuru ise çitiliyor, ıslak ise yıkıyordum” demistir.419 Hadisi Dârekutnî, Ebû
Avâne (Sahih’inde) Ebû Bekir el-Bezzâr rivayet etmislerdir. Bezzâr hadisin
Amra’dan mürsel olarak rivayet edilmesi sebebiyle illetli oldugunu söylemistir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in meninin çitilenmesini emrettigine dair
hadis Ebû Avâne’nin Sahih’i vasıtasıyla da rivayet edilmistir. Nitekim Ibnü’l-
Cârûd’un el-Müntekâ’da ondan nakline göre Hemmam b. Haris söyle
anlatmıstır: Hz. Aise (r.anhâ)’nın misafiri iken cünüp olmustum. Elbiseme
bulasan meniyi yıkamak istedim. Hz. Aise (r.anhâ), “Resûlullah (s.a.v.)
bize onun kazınmasını emretti. Yıkanmasını emrettigine dair haberin aslı
yoktur” dedi. Birinci hadisin mürsel olması sebebiyle illetli oldugunu söylemek
isabetli degildir. Zira hadisin farklı isnadlarla hem muttasıl hem
munkatı, müsned ve mürsel olarak rivayet edilmesi mümkündür. Kenzü’lummâl’in
(I, 3) mukaddimesinde zikredildigi üzere Ebû Avâne’nin Sahih’indeki
rivayetlerin tamamı sahihtir. Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Resûlullah
(s.a.v.) elbisesine meni bulastıgında, elbisenin o kısmını yıkadıktan sonra
namaza giderdi. Ben de elbisesinin yıkanan yerine bakardım” seklindeki
Dârekutnî (Sünen, I, 125) rivayeti de sahihtir.
Meninin sümüge benzetildigi hadisi Dârekutnî (Sünen, I, 124) rivayet etmistir.
Onun Muhammed b. Mahled > Ibrahim b. Ishak el-Harbî > Saîd b.
Yahya b. Ezher > Ishak b. Yusuf el-Ezrak > Serîk > Muhammed b. Abdurrahman
> Atâ b. Ebî Rebah > Ibn Abbas (r.a.) isnadıyla rivayet ettigine gö-
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 423
419 Dârekutnî, Sünen, I, 125. Hadisle ilgili Bezzâr’ın açıklaması söyledir: Bisr b. Bekir
> Evzâî > Yahya > Amra > Aise (r.anhâ) isnadıyla Humeydî’den dısında muttasıl
olarak rivayet eden baska birini bilmiyorum. Diger âlimler onu Amra’dan mürsel
olarak rivayet etmislerdir (et-Ta’lîku’l-mugnî, I, 125).
re elbiseye bulasan meni hakkındaki soruya Hz. Peygamber (s.a.v.), “O tükürük
ve sümük gibidir. Bez parçasıyla veya izhır otuyla silmen yeterlidir”
seklinde cevap vermistir. Bu rivayeti Serik’ten Ishak el-Ezrak’tan baska
merfû olarak rivayet eden olmamıstır. Isnadda zikredilen Muhammed b.
Abdurrahman, Ibn Ebî Leylâ’dır. O, hıfz bakımından biraz zayıf olsa da sika
bir ravidir. Nasbu’r-râye’de (I, 110) zikredildigine göre hadisle ilgili Ibnü’l-
Cevzî söyle demistir: Ishak el-Ezrak hadiste önde gelen âlimlerdendir.
Onun rivayetleri Sahîhayn’da bulunmaktadır. Onun hadisi merfû olarak
nakletmesi ziyadeli rivayet anlamındadır. O sika ravi olduguna göre ziyadeli
rivayeti de makbuldür. Hadisi mevkuf olarak rivayet eden onu eksik
almıstır. Sözü edilen hadisi Beyhakî ise el-Ma’rife’de Safiî > Süfyan >
Amr b. Dînar ve Ibn Cüreyc > Atâ > Ibn Abbas (r.a.) isnadıyla mevkuf olarak
rivayet etmis ve bunun sahih oldugunu söylemistir. Bize göre hadisin
hem merfû hem de mevkuf rivayet edilmesi arasında bir çeliski yoktur. Zira
hadisin bir defa merfû bir baska kere mevkuf rivayet edilmesi mümkündür.
Isnadda bulunan Muhammed b. Abdurrahman’ın rivayetlerinin delil
olarak kullanıldıgı yukarıda zikredilmistir. Dârekutnî, Muhammed b. Mahled
ve Ibrahim el-Harbî’nin rivayetlerinin sahih oldugunu söylemistir.
Tehzîbü’t-Tehzîb’de (IV, 97) zikredildigi üzere Saîd b. Yahya ise Imam Müslim
ve Ibn Mâce’nin hocalarındandır ve güvenilir bir ravidir. Serik de güvenilir
ravilerdendir. Ancak kadılık görevine geldikten sonra onun hafızası
zayıflamıstır. Gerek Dârekutnî’nin Tabakâtü’l-müdellisîn’de (s. 10) gerekse
Abdülhak’ın el-Ahkam’da onun müdellis oldugunu söylemeleri isabetli degildir.
Zira Tehzîbü’t-Tehzîb’te (IV, 335-336) nakledildigi üzere onun hakkında
Iclî, “Kufeli sika bir ravidir. Rivayetlerinin çogu hasendir. Ondan en
fazla rivayet eden kimse Ishak el-Ezrak’tır” açıklamasını yapmıstır. Ebû
Dâvûd da onun hakkında, “Sika bir ravidir. Onun A’mes’ten rivayetlerinde
kendisinden nakleden Züheyr hata yapmıstır. Onun A’mes’ten rivayetlerini
kendisinden sahih olarak rivayet eden Israil sonra da Ebû Bekir b.
Ayyas’tır” demistir. Ishak el-Ezrak’ın buradaki rivayetinin A’mes’ten olmadıgını
hatırlatmalıyız. Sonuç itibariyle onun bu rivayeti delil olarak kullanılabilir.
Tehzîbü’t-Tehzîb’de zikredildigi üzere onu elestirenler olmussa
da bu tür ihtilaflar rivayetin delil olarak kullanılmasına engel teskil etmez.
Meninin sümüge benzetilmesi ile ilgili meseleye yukarıda Tâbiu’lâsâr’dan
yapılan nakille cevap verilmisti. Bununla ilgili el-Hidâye’deki
açıklama da zikredilmelidir. el-Hidâye’de söyle denilmektedir: Meni necistir.
Islak ise yıkanır, elbise üzerinde kurumussa çitilenmesi yeterlidir.
424 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
Fethu’l-bârî’de (I, 286) ifade edildigi üzere bunu Ibn Huzeyme Sahih’inde
(I, 149) Hz. Aise (r.anhâ)’dan rivayet etmistir. Buna göre Hz. Aise (r.anhâ),
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elbisesindeki meniyi izhır köküyle silerdi ve o
onunla namazını kılardı. Meni kurumussa Hz. Aise (r.anhâ) onu çitiler ve
Resûlullah (s.a.v.) onunla namazını kılardı.420 Hadis onun iki durumda da
meniyi yıkamadıgını ifade etmektedir. Nasbu’r-râye’de (I, 110) zikredildigine
göre Ahmed b. Hanbel (VI, 243) de bunu merfû olarak rivayet etmistir.
Ahmed b. Hanbel’in Muaz b. Muaz > Ikrime > Ammar > Abdullah b.
Ubeydullah b. Umeyr (r.a.e.) isnadıyla rivayet ettigine göre Hz. Aise (r.anhâ)
söyle demistir: Resûlullah (s.a.v.) elbisesindeki meniyi izhır köküyle
sildikten sonra onunla namazını kılardı. Resûlullah (s.a.v.) meni kurumussa
çitiler sonra onunla namazını kılardı. Isnadındaki Abdullah dısındaki sahıslar
Kütüb-i sitte ravileridir. Buhârî onun dısındakilerin rivayetlerini eserine
almıstır. Tehzîb müellifi onun Hz. Aise (r.anhâ)’dan rivayette bulundugunu
söylemistir. Tehzîbü’t-Tehzîb’de (V, 308) ise Ibn Hazm’ın el-Muhalla’da
onun Hz. Aise (r.anhâ)’dan semâının bulunmadıgını söyledigi nakledilmistir.
Isnadda inkıta tespit edilse de mezhebimize göre bu, delil olarak
kullanılmasına engel teskil etmez. Konu ile ilgili Neylü’l-evtar’daki (I, 54)
açıklama söyledir: “Asıl olan bir seyin temiz olmasıdır. Dolayısıyla meninin
necaseti hakkında delil bulunmadıkça temiz kabul edilir” denilmistir.
Buna söyle cevap verilebilir: Meninin yıkanması, silinmesi, çitilenmesi ve
kazınması suretiyle ibadet edilecegi sabittir. Bir seyin necisligi, ancak dinin
gösterdigi temizlenme yollarıyla temizlenmesinin emredilmesi ile sabit
olur. Meninin temizlenmesi emredilmistir. Su halde dogru olan meninin
necis olması ve sözü edilen yollardan biriyle temizlenebilmesidir. Konuyla
ilgili delillerden elde edilen sonuç budur. Üstadımız da bu açıklamayı
yerinde bulmustur.
Kadının Fercinin Islaklıgının Necis Oldugu
Konuyla ilgili Ibn Hacer et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 12) söyle demistir: Râfiî
kadının fercinin ıslaklıgının temizligi konusunda herhangi bir delil zikretmemistir.
Ancak Ibn Huzeyme Sahih’inde (I, 142) bu konuda bir hadis rivayet
etmistir. Onun Abdurrahman b. Kasım > babası isnadıyla naklettigine
göre Hz. Aise (r.anhâ) söyle demistir: Kadın (cinsel iliski esnasında)
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 425
420 Hadisin isnadı hasendir. Ibn Huzeyme hadisi, “Resûlullah (s.a.v.) elbisesindeki meniyi
izhır köküyle sildikten sonra onunla namazını kılardı. Resûlullah (s.a.v.) meni
kurumussa ovalar sonra onunla namazını kılardı” lafızlarıyla rivayet etmistir.
yanına bir bez alır. Iliskiden sonra kocasına verir. O temizlendikten sonra
kendisi de temizlenir. Daha sonra her ikisi de (iliski anındaki) elbiseleriyle
namazlarını kılar.. Haber mevkuftur. Yahya b. Saîd’in Kasım’dan rivayeti
ise söyledir: “Esiyle cinsel iliskide bulunduktan sonra giydigi ve terinin
çıktıgı elbisenin durumu nedir?” diye sordugumda Hz. Aise (r.anhâ), “Kadın
(cinsel iliski esnasında) yanında bir bez bulundurur. Kocası onunla temizlenir”
diye cevap verdi. O bunun elbiseyi necis hale getirmedigi görüsündeydi.
Bazı âlimler bu açıklamanın meninin temiz oldugu görüsünü benimseyen
Safiî mezhebine göre kadının fercindeki ıslaklıgın temizligine
delil olabilecegini söylemislerdir. Bu, meninin necis oldugunu benimseyen
Hanefî mezhebinin görüsüne ise delil olmaz. Çünkü kadının fercindeki
ıslaklıkta meni de bulunabilir. Su durumda meninin temiz oldugu görüsünü
benimseyene göre onun kadının fercindeki ıslaklıga karısmasında bir
sakınca yoktur. Meninin necis oldugu görüsünü benimseyene göre ise kadının
fercindeki ıslaklık da temiz olamaz. Zira ona meni de karısmıstır. Dolayısıyla
meni necis olduguna göre o da necistir.
Hz. Aise (r.anhâ)’nın bu açıklaması yukarıda zikrettigimiz beyanıyla çelismektedir.
Zira onun bu açıklaması meninin temiz olduguna, yukarıdaki
beyanı ise necis olduguna delâlet etmektedir. Yukarıdaki beyanını da meninin
temiz olduguna delâlet ettigi seklinde yorumlayarak bu çeliskiyi gidermek
mümkündür. Fakat mezhebimiz bu yorumu yapmamıs ve meninin necis
oldugu görüsünü benimsemistir. Zira yukarıda geçtigi üzere Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in meninin necis olduguna delâlet eden açıklamaları bulunmaktadır.
Bize göre bu tartısmanın Hz. Aise (r.anhâ)’nın sözü edilen açıklaması altında
yapılmasının bir anlamı yoktur. Çünkü onun beyanında kadının fercindeki
ıslaklıgın temiz olduguna dair bir açıklama bulunmamaktadır. Onun
açıklamasındaki asıl amaç, cinsel iliskiden sonra bez parçasıyla temizlik
yapan erkegin elbisesini giydikten sonra terlemesi durumunda bununla elbisenin
necis olmayacagıdır. Meni karısması sebebiyle cinsel organdaki ıslaklıgın
necis olacagı görüsünü benimsemelerine ragmen Hanefî mezhebinin
açıklaması da bu sekildedir. Reddü’l-muhtar’da (I, 348) ed-Dürr müellifinin,
“Temizleyebilecek tas” ifadesini açıklarken söyle denilmektedir:
O, bununla tam manasıyla temizlemeyi degil necâsetin miktarını azaltmayı
kastetmistir. Nitekim bu sekilde taharetlenen kisi az suya girecek olsa onu
kirletir. Muteahhirûn âlimleri onun terle necis olmayacagında icmâ etmis-
426 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
lerdir. Nitekim makattan akan ter bir dirhemden daha fazla miktarda elbiseye
veya bedene bulassa bu namaza engel olmaz. Elbise, silinen makattan
bulasan terle necis olmadıgına göre silinen cinsel organdan bulasan terle
de necis olmaz.
Konuyla ilgili Merâkı’l-felah’taki (s. 91) açıklama söyledir: Pis olan yatak
ve toprak üzerinde uyuyan adamın teri sebebiyle veya yas ayagı ile ıslanması
sonucu tat, renk veya kokusundan ibaret olan izi vücut ve ayakta
belirse, bu takdirde bedenin ve ayagın necis olacagı kabul edilir. Tat, renk
veya kokudan bir eser belirmisse o takdirde necis olmayacagı kabul edilir.
Bir bezle silindikten sonra kisi terlese bile cinsel organından elbisesine
meni bulasmaz ve elbise onunla necis olmaz. Kaldı ki uzuvlar arasında en
az terleyenin cinsel organ oldugu da bilinmektedir. Sözü edilen rivayette
bezle silmek söz konusu olmasaydı, hem meninin hem de terleme sonucu
cinsel organdaki ıslaklıgın temizligine delâlet ederdi. Ancak rivayette bezle
silmek söz konusu oldugu için bunlara delâlet etmemektedir. Ayrıca iki
rivayet arasında da bir çeliski bulunmamaktadır. Aksine ikincide meni yerine
“el-ezâ” (pislik) kelimesinin geçmesi de bunu desteklemektedir. Nitekim
daha önce de zikrettigimiz üzere din dilinde “el-ezâ” kelimesi necâset
anlamında kullanılmaktadır.
Konuyla ilgili Dârekutnî (Sünen, I, 127), “Elbise dıskı, sidik, kusmuk, kan
ve meni olmak üzere bes seyden dolayı yıkanır” hadisini rivayet etmistir.
Ancak o, “Hadisi Sabit b. Hammad’dan baska rivayet eden olmamıstır. Sabit
b. Hammad ise son derece zayıftır. Hadisin isnadında bulunan hem
Hammad hem de Ibrahim zayıftırlar” açıklamasını yapmıstır. Zeylaî’nin
(Nasbu’r-râye, I, 110) zikrettigine göre bununla ilgili Beyhakî de, “Onun aslı
yoktur, batıl bir rivayettir” demistir.
370. Abdullah b. Ömer (r.a.) söyle anlatır: Hz. Ömer (r.a.)’in geceleyin
cünüp oldugunda ne yapması gerektigini sorması üzerine Resûlullah
(s.a.v.), “Abdest al, cinsel organını yıka ve uyu” buyurmustur.
Âsârü’s-sünen’de zikredildigi üzere hadisi Buhârî (“Gusül”, 27) ve Müslim
(“Hayz”, 25) rivayet etmislerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “erkeklik organını yıka” ifadesi konuya delâlet
etmektedir. Bunu Resûlullah (s.a.v.)’in emir sigasıyla ifade etmesi ve
baska bir anlamı belirleyici karinenin de bulunmaması erkeklik organını yıkamanın
vacip oldugunu göstermektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu em-
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 427
rinin meni degil kadının fercinin ıslaklıgı sebebiyle oldugu söylenemez. Zira
Hz. Ömer (r.a.) sorusunu özellikle cinsel iliskiyi zikrederek sormamıstır.
O ifadesini hem cinsel iliski hem de ihtilam sebebiyle olan cünüplügü
kastedecek sekilde kullanmıstır. Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in abdest
almayı emretmesi mendupluk için olduguna göre erkeklik organını yıkamayı
emretmesi de aynı sekilde mendupluk için olmalıdır. Çünkü Hz.
Peygamber (s.a.v.)’in emrinin birinci kısmı ile ilgili vaciplik hükmünden
mendupluk hükmüne çeviren karine ikinci kısım için bulunmamaktadır. O
yüzden aralarında fark vardır. Ayrıca Hz. Aise (r.anhâ)’nın açıklamasının da
delâlet ettigi gibi cinsel organı bez ile silmek yıkamak yerine geçmektedir.
Ya yıkamak ya da silmek elbiseyi pis olmaktan kurtarmak geregi vardır.
371. Muaviye b. Ebî Süfyan’ın “Resûlullah (s.a.v.) cinsel iliskide bulundugu
elbiseyle namaz kılar mıydı?” sorusuna kız kardesi ve Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in esi Ümmü Habibe (r.anhâ), “Onda bir pislik görmediginde
evet” seklinde cevap vermistir.
Âsârü’s-sünen’de zikredildigi üzere hadisi Ebû Dâvûd (“Tahâret”, 131),
Nesâî (“Tahâret”, 185), Ibn Mâce (“Tahâret”, 83), Ahmed b. Hanbel (VI, 426) rivayet
etmistir. Hadisin isnadı sahihtir.
372. Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Kadın (cinsel iliski esnasında) yanına bir
bez alır. Iliskiden sonra kocasına verir. O silindikten sonra kendisi de temizlenir.
Daha sonra her ikisi de o elbiseleriyle namazlarını kılar” dedigi
rivayet edilmistir.
et-Telhîsü’l-habîr’de zikredildigi üzere hadisi Ibn Huzeyme Sahih’inde
(I, 142) rivayet etmistir.421
Muaviye b. Ebî Süfyan ve Hz. Aise (r.anhâ) rivayetlerinde geçen “elezâ”
kelimesinin meniye delâlet ettigi açıktır. Daha önce de zikrettigimiz
üzere Aynî “el-ezâ” kelimesinin din dilinde necâsetten (hakiki ve maddi
pislik) kinaye olarak kullanıldıgını ifade etmistir.
373. Yahya b. Abdurrahman b. Hatıb’ın nakline göre o aralarında Hz.
Ömer ve Amr b. As (r.anhümâ)’nın da bulundugu bir grupla birlikte umreye
gitmislerdi. Yolda suya yakın bir yerde gece istirahatı esnasında Hz.
Ömer (r.a.) ihtilâm oldu. Vakit ilerlemesine ragmen hiç kimsenin yanında
su bulunamadı. Hz. Ömer (r.a.), su bulundugunda ihtilâm sebebiyle elbisesinde
olusan ıslaklıgı yıkadı. Derken ortalık agardı. Bunun üzerine Amr b.
428 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
421 Hadis sahihtir.
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 429
As (r.a.), “Yanımızda fazla elbise var. Bırak üzerindeki elbise yıkansın” dedi.
Hz. Ömer (r.a.), “Hayret dogrusu bire Amr, sen elbise bulabilirsin belki
ama bütün insanlar elbise bulabilir mi? Allah’a yemin olsun ki senin dedigin
gibi davranırsam bu baskaları tarafından da takip edilen bir sünnet
haline gelebilir. Bu sebeple ben, üzerimdeki elbisenin ıslak gördügüm kısmını
yıkayıp görünmeyen kısmına da su serpecegim” diye karsılık verdi.
Âsârü’s-sünen’de zikredildigi üzere haberi Imam Malik (“Tahâret”, 114) rivayet
etmistir. Isnadı sahihtir.
Hadis, teyemmüm konularının sonunda geçtigi üzere Kenzü’l-ummâl’de
(V, 130) zikredilmektedir. Ancak oradaki rivayette Hz. Ömer (r.a.) ile Yahya
arasında onun babası da zikredilmektedir. Daha önce de ifade ettigimiz
üzere dogru olan rivayet de odur. Isnadı muttasıl ve haber sahihtir. Haberin
konuya delâleti, Hz. Ömer (r.a.)’in meniyi yıkaması sebebiyle namazı
sahâbenin uyarmasını gerektirecek kadar geciktirmesidir. Bu, meninin necis
oldugunu gösterir. Zira meni necis olmasaydı, Hz. Ömer (r.a.)’in namazı
geciktirmesi dinde asırılık olarak kabul edilirdi. Nitekim bir kimsenin elbisesine
bulusan tükürük veya sümügü temizlemek için namazı geciktirmesi
dinde bir asırılıktır. Hz. Ömer (r.a.) elbisedeki meninin bez veya izhır
ile temizlenebilecegini bilmemesi sebebiyle namazı geciktirseydi, sahâbeden
biri meniyi yıkayarak namazın geciktirilmeyecegini ve onu bez ya da
izhırle silmenin yeterli olacagını ve böyle namaz kılınabilecegini mutlaka
söylerdi. Halbuki sahâbe böyle bir uyarıda bulunmamıs aksine elbisesini
yıkanmak üzere bırakmasını söylemistir. Onların bu tavrı meni bulasan elbisenin
yıkanması hususunda ittifak ettikleri anlamına gelmektedir. Hz.
Ömer (r.a.) ise onların bu isteklerini dikkate almamıs elbiseye bulasan meniyi
yıkamaya ısrarla devam etmistir. Bu durum meninin necis olduguna ve
ıslak olan meninin sadece yıkanarak temizlenebilecegine delâlet etmektedir.
Söz konusu olayda meninin ıslak oldugunun delili ise Hz. Ömer
(r.a.)’in onu yıkamakta ısrar etmesidir. Zira meni kuru olsaydı Hz. Ömer
(r.a.) onun bulastıgı yeri çitilemekle yetinirdi. Bulasan meninin yıkanmasının
emredilmesine karsın sümük ve tükürük gibi temiz olan bir seyin bulasması
halinde o kısmın illa ki yıkanması gerektigine dair bir emir bulunmamaktadır.
374. Elbiseye bulasan meni hakkındaki soruya Ebû Hureyre (r.a.) söyle
cevap vermistir: Onun nereye bulastıgını biliyorsan sadece orayı, bunu
bilmiyorsan elbisenin tamamını yıka.
Âsârü’s-sünen’de (I, 14) zikredildigi üzere haberi Tahâvî (Serhu meâni’lâsâr,
I, 52) rivayet etmistir. Isnadı sahihtir.
Haberin meninin necis olduguna delâleti açıktır. Zira Ebû Hureyre (r.a.)
meninin bulastıgı yerin bilinmemesi durumunda elbisenin tamamının yıkanmasını
emretmistir. Halbuki o, sümük veya tükürük bulasan elbisenin
temizlenmesi için bunu gerekli görmemektedir.
375. Abdulmelik b. Umeyr söyle anlatmaktadır: Ben de yanında bulundugum
bir sırada Cabir b. Semüre’ye bir kimsenin esiyle cinsel iliskide bulundugu
elbisesiyle namaz kılması meselesi soruldu. O, “Meniyi görmedigi
sürece namazını kılsın. Onu görürse yıkasın, üzerine su serpme yoluna
gitmesin. Zira su serpmek ancak onun yayılmasını saglar” diye cevap vermistir.
422
Âsârü’s-sünen’de (I, 14) zikredildigi üzere haberi Tahâvî rivayet etmistir.
Isnadı hasendir.
376. Abdülkerim b. Resid’in nakline göre meninin nereye bulastıgı bilinmeyen
kadife elbisenin durumu soruldugunda Enes b. Malik, “Onu yıkayın”
seklinde cevap vermistir.
Âsârü’s-sünen’de (I, 14) zikredildigi üzere haberi Tahâvî (Serhu meâni’lâsâr,
I, 53) rivayet etmistir. Isnadı sahihtir.
Bilindigi gibi kadife elbiseyi yıkamak kolay degildir. Buna ragmen
Enes, meninin nereye bulastıgı bilinmediginde onun yıkanmasını emretmistir.
Yıkamak ise sümük veya tükürükte degil sadece necis olanda emredilir.
Zira temiz olan bir seyin yıkanmasını emrederek insanları sıkıntıya
sokmak dine uygun degildir.
377. Veki > Eflah b. Humeyd isnadıyla nakledildigine göre Humeyd
söyle anlatmıstır: Ibn Ömer (r.a.)’le birlikte Ebvâ mevkiinde geceledik. Sabah
namazını kıldıktan sonra günes iyice yükselene kadar yola devam ettik.
Ben, “Ihtilam olmus ve elbiseme meni bulasmıstı onu yıkamadan namazımı
kıldım” dedim. Bunun üzerine Ibn Ömer (r.a.) durduktan sonra,
“Devenden in, üzerindeki elbiseni çıkar, iki rekât namaz kıl kamet getir
sonra da sabah namazını tekrar kıl” dedi. Ben de dedigini yaptım. (Tahâvî,
Serhu meâni’l-âsâr, I, 53)
430 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
422 Haber sahihtir. Tahâvî, Serhu meâni’l-âsâr, I, 53; Ahmed b. Hanbel, V, 89; Ibn Mâce,
“Salât”, 83; Ibn Hibbân, Sahih, VI, 102 (sahih bir isnadla); Taberânî, el-Mu’cemü’l-
kebîr, II, 215.
Haber Malik’in el-Müdevvene’sinde (I, 25) zikredilmektedir. Tespitlerimize
göre haberin isnadında bulunan sahıslar Sahih’in ravileridir.
378. Amr b. As (r.a.)’ın Zatü’s-selâsil gazvesinde ihtilam olması üzerine
siddetli soguk sebebiyle hastalanmaktan korktugu için teyemmüm ettiginin
anlatıldıgı olayda söyle denilmektedir: Apıs arasını yıkadı, namaz abdesti
gibi abdest aldı sonra onlara namazı kıldırdı.423
Hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek’te (I, 177) rivayet etmis ve onun
Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahih oldugunu söylemistir. Zehebî de
ona katılarak hadisin Buhârî ve Müslim’in sartlarını tasıdıgını belirtmistir.
Meni temiz olsaydı, Amr b. As (r.a.) söz konusu sogukta apıs arasını yıkamaya
özen göstermez teyemmümle yetinirdi.
379. Hz. Aise (r.anhâ), “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elbisesine bulasan
meni kuru ise ovalıyor, ıslak ise yıkıyordum” demistir.424
Âsârü’s-sünen’de (I, 15) zikredildigi üzere haberi Dârekutnî (Sünen, I,
125), Tahâvî (Serhu meân’il-âsâr, I, 49), Ebû Avâne (Sahih, I, 204) rivayet etmistir.
Isnadı sahihtir.
Haber, elbiseye bulasan meninin iki kısma ayrılacagına ve kuru olanın
çitilenerek ıslak olanın ise yıkanarak temizlenecegine delâlet etmektedir.
Hz. Ömer (r.a.)’in, “Meni ıslaksa yıka, kuru ise kazı” seklindeki beyanı da
bunu açıkça ifade etmektedir. Buna göre ıslak meni ancak yıkanarak temizlenebilmektedir.
Hanefî âlimleri bu görüstedir. Fethu’l-bârî’de (I, 286) zikredildigi
üzere Ibn Huzeyme (Sahih, I, 149) tarafından rivayet edilen habere
göre Hz. Aise (r.anhâ), Resûlullah (s.a.v.)’in elbisesindeki yas meniyi izhır
köküyle sildikten sonra, kurumus olması halinde çitilendikten sonra
onun içinde namaz kıldıgını haber vermistir. Bu da meninin her durumda
yıkanmayacagını göstermektedir. Hz. Aise (r.anhâ) haberini Beyhakî iki
farklı isnadla rivayet etmistir. Birincisi, Abbad b. Mansur > Kasım > Hz.
Aise (r.anhâ) isnadıdır. Zehebî münekkitlerin Abbad b. Mansur’u zayıf bulunduklarını
ifade etmis, Ibnü’l-Cârûd da onu “leyse bi sey” lafzıyla niteleyerek
metruk ravilerden oldugunu belirtmistir. Muhammed b. Osman b.
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 431
423 Haber sahihtir. Ahmed b. Hanbel, IV, 203; Buhârî, “Teyemmüm”, 1; Ebû Dâvûd,
“Tahâret”, 124; Ibn Hibbân, Sahih, IV, 142 (sahih bir isnadla); Dârekutnî, Sünen,
I, 179; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 226. Buhârî haberi muallak olarak rivayet
etmistir. Ibn Hacer, Ebû Dâvûd ve Hâkim en-Nîsâbûrî’nin haberi muttasıl olarak
rivayet ettiklerini, isnadının da güçlü oldugunu söylemistir.
424 Hadisin isnadı Buhârî ve Müslim’in sartlarına göre sahihtir
Ebî Seybe’nin sorusuna verdigi cevapta Ali b. Medînî’nin onun hakkında,
“O bize göre zayıftır” demistir. Ayrıca onun isnadında ihtilaf edilmistir. Söz
konusu haberi Ibn Adiy el-Kâmil’inde Ahmed b. Ebû Evfâ > Abbad b.
Mansur > Atâ > Hz. Aise (r.anhâ) isnadıyla nakletmis ardından Ikrime b.
Ammar rivayetini zikretmistir. Ancak Ikrime b. Ammar rivayetinin iki illeti
bulunmaktadır. Birincisi, Beyhakî’nin “Elin Tersi Ile Ferce Dokunma”
baslıgı altında (es-Sünenü’l-kübrâ, I, 135) zikrettigi üzere Yahya b. Saîd el-Kattân
ve Ahmed b. Hanbel Ikrime’yi elestirmisler, Buhârî de onun son derece
zayıf oldugunu söylemistir. Ikincisini Gallâbî söyle açıklamaktadır: Muaz
b. Muaz > Ikrime b. Ammar > Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr isnadıyla
nakledilen Hz. Aise (r.anhâ)’nın Resûlullah (s.a.v.)’in elbisesindeki meniyi
çitileyerek temizledigine dair haberi sordugumda Yahya b. Saîd el-Kattân,
Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr’in Hz. Aise (r.anhâ)’dan hadis isitmedigini
söylemistir. Bu, el-Cevherü’n-nakî’de (I, 202) de zikredilmektedir. Bize
göre üçüncü bir illeti de metniyle ilgili problemidir. Nitekim onu Ahmed
b. Hanbel (VI, 243), “Resûlullah’ın (s.a.v.) elbisesindeki meniyi izhır
köküyle sildikten sonra…”425 lafzıyla merfû olarak rivayet ederken Gallâbî,
Ahmed b. Hanbel isnadıyla meniyi Hz. Aise (r.anhâ)’nın çitiledigi seklinde
mevkuf olarak nakletmektedir. Sonuç itibariyle hadisi Ibn Huzeyme
eger sözü edilen iki isnaddan biri ile rivayet etmisse onların durumları ortadadır.
Bunların dısında baska bir isnadla rivayet etmisse benzeri elestiriler
aldıgı sürece delil olarak kullanılamaz. Ancak bize göre isnaddaki inkıta
delil olarak kullanılmasına engel teskil etmez.
Ayrıca söz konusu hadis Hz. Aise (r.anhâ)’nın, “Resûlullah (s.a.v.)’in elbisesindeki
meni kuruysa çitiliyor, ıslak ise yıkıyordum” seklindeki açıklamasıyla
da çelismektedir. Bu açıklama meninin temizlenmesinin kuru veya
ıslak olmasına göre iki farklı sekilde oldugunu göstermektedir. Bilindigi
gibi bu açıklama isnadı muttasıl sahih bir rivayettir. Bu rivayetin delil
olarak kullanılabilecegi tespit edildikten sonra haberde söz konusu edilen
meninin af edilebilecek bir dirhem miktarında olabilecegi ihtimalinin bulundugu
dolayısıyla onu sadece silmenin yeterli olacagı ileri sürülerek Hanefilere
itiraz edilemez. Zira ihtimale dayalı delil getirilemez. Bu, Muharib
b. Disâr rivayetiyle de ilgili bir cevaptır. (I, 366) Onun Hz. Aise (r.anhâ)’
dan rivayetine göre o, Resûlullah (s.a.v.) namazda iken elbisesindeki
meniyi kazımıstır. Âsârü’s-sünen’de (I, 15) zikredildigi üzere bunu Ibn Hu-
432 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
425 Sözü edilen hadisin isnadı hasendir.
zeyme ve Beyhakî rivayet etmistir. Ancak Muharib b. Disâr Hz. Aise (r.anhâ)’
dan hadis isitmedigi için isnadında kopukluk bulunmaktadır. Beyhakî
onu mürsel olarak rivayet ettikten sonra et-Ta’lîku’l-hasen’de, “Hanefîlere
göre delil olmasa da bize göre sözü edilen meninin bir dirhem kadar az
olduguna dair delildir” açıklamasını yapmıstır.
Beyhakî’nin el-Ma’rife’de nakledip sahih oldugunu belirttigi Ibn Abbas
(r.a.)’in açıklamasını da burada söz konusu etmeliyiz. Buna göre elbiseye
bulasan meni hakkında Ibn Abbas (r.a.), “Bir çöp veya izhirle onu kazı. Zira
o sümük veya tükürük gibidir” demistir. (Âsârü’s-sünen, I, 15) Bu rivayet
hiçbir sekilde meninin temiz olduguna dair delil olarak kullanılamaz. Zira
yapılan benzetmede müsebbeh (benzetilen) ile müsebbeh bih (kendisine
benzetilen) arasında her yönden tam bir esitlik olması söz konusu degildir.
Bunun olması da mümkün degildir. Çünkü Ibn Abbas (r.a.) meninin kazınmasını
emrettigi halde sümük ve tükürügün kazınmasını emretmemistir.
Nitekim Buhârî de “Mescitteki Tükürügü Elle Kazımak” baslıgı altında
Enes (r.a.)’den aksini belirten merfû bir hadis rivayet etmistir. Buna göre
Hz. Peygamber (s.a.v.) ridasının bir tarafına tükürmüs sonra da uçlarını birbirine
sürterek temizlemis ve “Böyle yap ya” buyurmustur. (Buhârî, “Mesâcid”,
1) Ayrıca Hz. Aise (r.anhâ), “Resûlullah (s.a.v.) bize meninin kazınmasını
emrederdi” demistir. Bu rivayeti Ibnü’l-Cârûd el-Müntekâ’sında nakletmistir.
Isnadı sahihtir. Âsârü’s-sünen’de (I, 16) zikredildigi üzere Ibn Hacer
de et-Telhîsü’l-habîr’de onun sahih oldugunu ifade etmistir. Bu rivayetlerde
söz konusu edilen hususlar sümük hakkında zikredilmemistir. Bu
sebeple meni ile sümügün farklı seyler oldugu unutulmamalıdır.
Netice itibariyle elbiseye bulasan meninin kazınması, izale edilmesi, çitilenmesi
ve yıkanmasının emredilmesi onun necis oldugunu ortaya koymaktadır.
Dinen yok edilmesi emredilen sey necistir. Ayrıca Ibn Abbas
(r.a.)’in sözü edilen açıklaması da sıhhat bakımından meninin necis oldugunu
ifade eden rivayetler seviyesinde degildir. Onun açıklamasındaki meninin
sümük ve tükürüge benzetilmesi temiz oldugu degil temizlenme sekli
açısındandır. Onun bu beyanında ve diger açıklamalarda meninin izale edilmesi
emredilmesine ragmen sümük ve tükürük hakkında böyle bir durumun
söz konusu olmaması da buna delâlet etmektedir. Onun bunu kendisine
benzetilen hakkında söylemesi de mümkündür. O cinsel iliski esnasında
elbiseye bulasan az bir miktarla ilgili de söylemis olabilir. Çünkü genellikle
cinsel iliski esnasında elbiseye az bir miktar meni bulasır.
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 433
Bes seyden dolayı elbisenin yıkanacagını ifade eden hadise426 gelince,
Zeylaî isnadında bulunan Sabit b. Hammad sebebiyle elestiren Dârekutnî
ve Beyhakî’nin açıklamalarını reddetmistir. Onun açıklaması söyledir: Taberânî’nin
el-Mu’cemü’l-kebîr’indeki Hammad b. Seleme > Ali b. Zeyd isnadıyla
naklettigi hadis sened ve metin açısından Sabit b. Hammad rivayetini
desteklemektedir. Sözü edilen rivayetin isnadının devamı Hüseyin b.
Ishak et-Tüsterî > Ali b. Bahr > Ibrahim b. Zekeriya el-Iclî > Hammad b.
Seleme seklindedir. Bezzâr hocasının hocası Ibrahim b. Zekeriya’nın, “Sabit
b. Hammad sikadır. Ancak onun bu hadisten baska rivayeti bilinmemektedir”
dedigini nakletmistir. Bu açıklamadan Sabit’in terkinde icmâ
edilen bir ravi olmadıgı anlasılmaktadır. Bazıları zayıf digerleri ise sika olarak
nitelemesi sebebiyle onun hakkında ihtilaf edilmistir. Taberânî’nin
Hammad b. Seleme’den yaptıgı rivayetin ise onu destekledigi tespit edilmistir.
Ibn Hacer ed-Dirâye’de (s. 48) Hammad b. Seleme’nin isnadda yer
almasının hata oldugunu söylemistir. Zeylaî ise onu Sabit b. Hammad rivayetini
destekledigini ifade etmistir. Böylece ihtilaf meydana gelmistir. Ancak
bize göre bu ihtilaf rivayetin delil olarak kullanılmasına engel degildir.
Destekleyen rivayetin isnadında bulunan Ibrahim b. Zekeriya el-Iclî ise
güvenilir bir ravidir. Onun zayıf oldugunu söyleyenler onu Ibrahim b. Zekeriya
el-Abdûsî el-Vâsıtî ile karıstırmıslardır. Dogrusu bunların iki ayrı ravi
olmalarıdır. Nitekim onun hakkında Ibn Hacer’in Lisânü’l-Mîzân’daki
(I, 59) açıklaması söyledir: Ibrahim b. Zekeriya el-Iclî ile Ibrahim b. Zekeriya
el-Abdûsî el-Vâsıtî’yi birbirinden ayıran birçok âlim bulunmaktadır.
Nitekim Ibn Hibbân Ibrahim b. Zekeriya el-Iclî’yi es-Sikât’ında, Ibrahim
b. Zekeriya el-Abdûsî el-Vâsıtî’yi ise ed-Duafâ’da zikretmistir. Hakim
Ebû Ahmed el-Künâ’da, Ukaylî ed-Duafâ’da, Ebü’l-Abbas en-Nesâî el-
Hâfil’de, Zehebî ise el-Mugnî’de ayrı sahıslar olarak zikretmislerdir. Dogrusu
da budur. Isnaddaki diger ravilerin hepsi de güvenilirdir. Su halde hadis
hasendir. En azından kendisiyle istishad edilecek bir seviyededir. Beyhakî’nin
onun hakkındaki, “Batıldır, aslı yoktur” seklindeki açıklamasını ise
Zeylaî reddetmistir. Isteyen onun açıklamasına basvurabilir.
380. Halid b. Ebî Izze söyle nakleder: Bir adam, “Yaygı üzerinde uyurken
ihtilam oldum. Ne yapmalıyım?” diye sorması üzerine Hz. Ömer (r.a.),
“Islak ise yıka, kuru ise kazı, görünmüyorsa üzerine su serp” seklinde karsılık
verdi.
434 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
426 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 419
Zeylaî’nin zikrettigi üzere haberi Ibn Ebî Seybe Musannef’inde Huseyin
b. Ali > Ca’fer b. Burkan isnadıyla rivayet etmistir.427 Ibn Hacer ed-Dirâye’de
söz konusu haberle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır. Halid
b. Ebî Izze dısındaki diger raviler güvenilirdir. Onun hakkında bilgi bulamadım.
Ancak Ibn Hibbân’ın prensibine göre o da güvenilirdir. Babası
Ebû Izze sahâbîdir. Ismi Yesar b. Abd veya Yesar b. Ömer’dir. et-Takrîb’de
(s. 241) ifade edildigi üzere onun rivayet ettigi tek hadis Tirmizî’de bulunmaktadır.
3. Necis Olan Topragın Kurumak Suretiyle Temizlenecegi
381. Ibn Ömer (r.a.) söyle anlatmaktadır: Ben Resûlullah (s.a.v.) zamanında
bekâr bir gençtim ve mescitte gecelerdim. Köpekler mescide girerler,
çıkarlar, bevlederler sahâbîler de bundan dolayı su dökmezlerdi.
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis fakat sıhhati hakkında herhangi bir
açıklama yapmamıstır.
Müellifin nakline göre hadisle ilgili Fethu’l-kadîr’de (I, 175) söyle denilmektedir:
Toprak kurumak suretiyle temizlenmeseydi, mescit necis olarak
kalırdı. Halbuki sahâbe namazlarını mescitte kılıyorlardı. Mescit küçüktü,
sahâbenin tamamı da namazlarını mescitte kılıyordu. Diger taraftan köpeklerin
pislettigi yer belli bir mekandan ibaret de degildi. Çünkü onlar mescide
girip çıkıyorlardı ve hadisin metninden söz konusu olayın tekrar ettigi
de anlasılmaktadır. Mescidin necis olup da temizlenmesinin emredilmemesi
ise düsünülemez. Su halde o kurumak suretiyle temizlenmekteydi.
Konuyla ilgili Buhârî’nin rivayet ettigi Ebû Hureyre (r.a.) hadisi ise
söyledir: Bir bedevi mescide idrarını yapmıstı. Insanlar ona müdahale etmek
isteyince Hz. Peygamber (s.a.v.), “Onu bırakın, idrarının üstüne bir
kova su dökün. Siz güçlük çıkarmak için degil kolaylık göstermek için gönderildiniz”
buyurdu. (Buhârî, “Vudu”, 57) Esi’atü’l-lemeât’ta (I, 133) zikredildigi
üzere hadis farklı sekillerde yorumlanabilir. el-Lemeâtü’t-tenkîh’teki
(II, 150) açıklama söyledir: Hadiste sahâbenin kurumadan sözü edilen mekanda
namaz kıldıklarını gösteren bir husus yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.)
pekâlâ idrarın görüntüsünü ve pis kokusunu gidermek için su dökülmesini
emretmis olabilir. Sidigin kokusu ve rengi suya galip geldigi için su dökülmesini
emretmis ancak onunla temizlendigini belirtmemistir. Temizlik
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 435
427 Hadis sahihtir. Ahmed b. Hanbel, II, 70; Buhârî, “Vudû”, 32 (cezm sigasıyla muallak
olarak); Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 137.
topragın kurumasıyla gerçeklesmistir. Ancak hadiste bu durum ifade edilmemistir.
Müellifin Esi’atü’l-lemeât’ın Farsça aslından Arapçaya tercümesi
bu sekildedir.
Bize göre Mecmau’z-zevâid’de (I, 286, II, 11) nakledilen Abdullah b.
Mes’ud (r.a.) hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in su dökmekle yetinmedigini
göstermektedir. Buna göre Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) söyle demistir: Bir
bedevi mescide isemisti. Hz. Peygamber (s.a.v.) isenen yerin kazılmasını
emretti ayrıca üzerine de bir kova su döküldü. Hadisi Ebû Ya’lâ rivayet etmistir.
Ancak isnadında Sem’an b. Malik bulunmaktadır. Onun hakkında
Ebû Zür’a “leyse bi’l-kavi: zabtı kuvvetli degildir” demis, Ibn Hıras ise
onun meçhul oldugunu söylemistir. Isnaddaki diger sahıslar ise Sahih’in
ravileridir. Ebû Ya’lâ bundan sonra isnaddaki sahısların tamamı Sahihayn
ravileri olan aynı anlamdaki Enes (r.a.) hadisini rivayet etmistir.
Ebû Dâvûd’un Ma’kıl b. Mukarrin’den rivayetine göre bir bedevi, Resûlullah
(s.a.v.)’le birlikte namaz kıldı… Ma’kıl önceki hadisteki olayı anlattı
ve sunları ilave etti. Resûlullah (s.a.v.), “Üzerine idrarını yaptıgı topragı
alın ve mescidin dısına atın, yerine de su dökün” buyurdu. (Ebû Dâvûd,
“Tahâret”, 136) Ebû Dâvûd hadisin mürsel oldugunu söylemistir. Ibn Hacer
Fethu’l-bârî’de (I, 280), “Hadis mürsel, ravileri güvenilirdir”, et-Telhîsü’lhabîr’de
(I, 13) ise, “Hadis Tavus’tan mürsel olarak rivayet edilmistir ve
onda “Idrarını yaptıgı kazın” buyrulmakta” demistir. Devamla Ibn Hacer
söyle demektedir: Bu mürsel rivayet isnadının sahih olması yanında konuyla
ilgili diger hadislerle kuvvet kazanmaktadır. Ibn Hacer Fethu’l-bârî’de
Tavus isnadıyla nakledilen hadisin Saîd b. Mansur’da bulundugunu ve ravilerinin
güvenilir oldugunu da zikretmektedir.
Konuyla ilgili el-Hidâye’deki açıklama söyledir: Topraga bir necâset
bulastıgında günes onu kurutur ve izi kalmazsa orada namaz kılınabilir.
Ancak bu toprakla teyemmüm olmaz. Zira teyemmümde topragın temiz
olma sartı bizzat Kur’an’la belirlenmistir. Kur’an’la belirlenen bir hüküm
hadisle tespit edilenle kaldırılamaz. el-Kifâye’de (I, 174) ise söyle denilmektedir:
el-Hulasa’da belirtildigine göre topraga bulasan necâset kurumamıssa
üç defa üzerine su dökmek, eselemek ve arkasından bir bezle suyunu
alarak kurutmak suretiyle temizlenir. Bu yapılmadıgı takdirde renk ve
kokusu gidinceye kadar üzerine bol miktarda su dökülmek suretiyle temizlenir.
382. Nafi söyle anlatır: Avlu gibi yerlerde bulunan insan dıskısı, idrarı
436 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
ve hayvan terslerinin durumu Ibn Ömer (r.a.)’ya soruldugunda o, “Yagmur
yagar ardından rüzgar da kurutursa buralarda namaz kılmakta sakınca yoktur”
diye cevap verdi. Ibn Ömer (r.a.) bunu Hz. Peygamber (s.a.v.)’e de
nispet etmistir.428
Hadisi Taberânî el-Mu’cemü’l-evsat’ta rivayet etmistir. Ebû Hatim ve
Ezdî isnadında bulunan Amr b. Osman el-Kilâbî er-Rakkî’nin zayıf oldugunu
söylemislerdir. Ancak Ebû Hatim ve Ibn Hibbân onun güvenilir oldugunu
belirtmisler, Ibn Adiy de onun delil olmaya elverisli rivayetleri bulundugunu
söylemistir. Mecmau’z-zevâid’de (I, 118) zikredildigi üzere Taberânî’nin
hocası dısındaki diger sahıslar ise Sahih’in ravileridir. Asagıda
zikredecegimiz üzere Heysemî’nin prensiplerine göre Taberânî’nin hocası
da güvenilir bir ravidir.
Hadisle ilgili müellifin açıklaması söyledir: Daha önce açıklandıgı sekliyle
hadisin necis olan topragın kurumak suretiyle temizlenecegine delâleti
açıktır. Heysemî Mecmau’z-zevâid’in (I, 3) girisinde, “Taberânî’nin hocalarından
Mîzânü’l-i’tidâl’de zikredilenlerin zayıf olduguna isaret ettim. Mîzânü’l-
i’tidâl’de zikredilmemisse onu güvenilir ravilere dâhil ettim. Sahâbede
Sahih’te rivayeti sartı aranmaz. Çünkü onların hepsi adildir. Taberânî’nin
Mîzânü’l-i’tidâl’de zikredilmeyen hocaları da güvenilirdir.
Heysemî’nin açıklaması Zehebî’nin Mîzânü’l-i’tidâl’deki (I, 3) beyanına
dayanmaktadır. O söyle demektedir: Sözü edilen hadis âlimlerinin kitaplarında
rivayetinde gevsek olarak zikredilenleri bana göre zayıf oldugundan
degil elestirilmemem için kaydettim.
383. Abdullah b. Nümeyr > Ismail el-Ezrak isnadıyla nakledildigine göre
Ibnü’l-Hanefiyye, “Toprak kurudugu zaman temizlenmis olur” demistir.
Haberi Ebû Bekir b. Ebî Seybe Musannef’inde (I, 57) rivayet etmistir. Isnadındaki
sahıslar Kütüb-i sitte ravileridir. Kıyas yoluyla bilinemeyecek
bir konu olması sebebiyle merfû hükmündedir. Tabiî mürselidir ve bize göre
delildir. el-Lü’lüü’l-mersû’da, “Bu, Hz. Aise (r.anhâ)’nın sözü olarak
nakledilmistir” denilmektedir. Ali el-Karî de el-Mevzûâtü’l-kebîr’inde,
“Ibn Ebû Seybe onu Ebû Ca’fer el-Bakır vasıtasıyla merfû olarak rivayet
etmistir” demistir. Bize göre de söz konusu haber aralarında Ebî Ca’fer el-
Bakır’ın da bulundugu silsiletü’z-zehep (en saglam isnad) vasıtasıyla nak-
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 437
428 Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, II, 41; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I, 286.
ledilmistir. Bu, mezhebin sıhhati için yeterlidir. Kaldı ki müçtehitlerden biri
bir hadisi delil olarak zikrettiginde ona göre o hadisin sahih veya hasen
olmaması düsünülmez. Bununla birlikte hadiste zayıflıgın bulunması veya
isnadında bazı ilavelerin zikredilmesi onun delil olarak kullanılmasına engel
teskil etmez. Sözü edilen rivayet Hz. Aise (r.anhâ)’nın açıklaması oldugu
halde merfû olarak da nakledildigi daha önce ifade edilmistir. Sahâbe
beyanlarının bize göre delil oldugu da bilinmektedir. Ravileri güvenilir
olan munkatı hadis de bize göre delildir. (Bezlü’l-mechûd, I, 221)
384. Ibrahim b. Mehdî > Haris b. Umeyr > Eyyüb isnadıyla nakline göre
Ebû Kılâbe, “Toprak kurudugu zaman temizlenir” demistir.
Haberi Ebû Bekir b. Ebî Seybe Musannef’inde (I, 57) rivayet etmistir. Isnadındaki
sahıslar Sahih’in ravileridir.
Sözü edilen rivayetlerin konuya delâletleri açıktır. Kirmânî ve diger bazı
âlimlerin ileri sürdüklerinin aksine bunlar Hanefî mezhebinin aleyhine
degil lehine delildir. Onların böyle bir görüsü ileri sürmeleri Hanefî mezhebini
yeterince tanımamalarından kaynaklanmaktadır. Konuyla ilgili Hanefîlerin
görüsü özet olarak söyledir: Toprak, üzerindeki pisligin kuruması
suretiyle namaz kılacak kadar temizlenir. Ancak onunla teyemmüm edilmez.
Onların bu konudaki delilleri yukarıda delil olmaya elverisli oldugunu
belirttigimiz Hz. Aise (r.anhâ)’nın sözü olarak da nakledilen Ibnü’l-Hanefiyye
rivayetidir. Ibn Ömer (r.a.)’in yukarıda zikrettigimiz haberi de onu
desteklemektedir. Nitekim o söyle anlatmaktadır: Ben Resûlullah (s.a.v.)
zamanında mescitte gecelerdim. Köpekler mescide girerler, çıkarlar, bevlederler
sahâbîler de bundan dolayı su dökmezlerdi. Bunu Ebû Dâvûd (“Tahâret”,
137) rivayet etmis, sıhhatiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıstır.
Gunyetü’l-mütemellî’deki açıklama söyledir: Söz konusu toprakla teyemmüm
edilemez. Zira necâset bulasmadan önce toprak hem temiz hem
de temizleyici idi. Necis olduktan sonra ise sözü edilen iki vasfını da kaybetmistir.
Kurumak suretiyle bunlardan temiz olma vasfını tekrar kazanmıstır,
ancak temizleyici özelligi toprakta hâlâ bulunmamaktadır. Bu durumda
topragın temizleyici vasfı bulunmadıgı için onunla teyemmüm edilemez.
Benzeri açıklamalar el-Bahr’da (I, 226) da zikredilmektedir.
Sonuç itibariyle topragın kuruması necâseti bütünüyle yok etmemekte
onu azaltmaktadır. Dolayısıyla toprak temizleyici olma özelligini kazanamamaktadır.
Söz konusu hadis, kurumak suretiyle topragın temiz oldugunu
ve üzerinde namaz kılınabilecegini, fakat temizleyici olmadıgını ortaya
438 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 439
koymaktadır. Kurumak suretiyle topragın temiz olmayacagının bir baska
delili el-Hidâye’de (I, 175) de nakledilmektedir. Imam Züfer ve Safiî’ye göre
necâseti kurumus toprak üzerinde namaz caiz degildir. Çünkü burada
necâseti giderecek bir durum olmamıstır. Böyle bir toprakla teyemmüm
yapılmaması da bu sebepledir. Bizim delilimiz ise, “Topragın temizligi kurumasıdır”
hadisidir. Onların açıklamalarının genel kural dogrultusunda oldugu
anlasılmaktadır. Ancak biz özel delil sebebiyle genel kuralı terk ettik.
Topraga bulasan necâset üzerine su dökülmesi veya sözü edilen pis topragın
kazılması suretiyle tam olarak temizlenir. Zira bilindigi üzere din ve
akıl suyun temizleyici oldugunu kabul eder. Topragın kazılmasıyla da bizzat
necâsetin giderildigi görülür. Gerçek temizlik ise bizzat necâsetin giderilmesidir.
Aynî, “Mezhep âlimlerimizin görüsleri” diyerek Hanefî mezhebinin görüsünü
söyle ifade etmektedir: Islak bir madde ile necis oldugunda toprak
gevsek ise necâset yok oluncaya kadar üzerine su dökülür. Necâset kalmayıp
suyu emdiginde topragın temizlendigine hükmedilir. Burada suyun kaç
defa dökülecegine bakılmaz. Asıl olan büyük oranda necâsetin temizlendigi
kanaatinin olusmasıdır. Bu noktada topragın suyu emmesi, sıkılarak temizlenmeyen
seylerde sıkma yerine geçmektedir. Zâhirü’r-rivâye’ye göre
her birinde topragın suyu emmesi sartıyla üç defa su dökülür. Konuyla ilgili
Ebû Hanife (r.a.)’in söyle dedigi nakledilmistir: Bu durumda topraga
su dökülür, eselenir ve emici bir bez parçasıyla silinir. Aksi takdirde temizlenmis
olmaz. Bu, üç defa tekrar edilir. Bu yapılmamıssa necâsetin rengi
ve kokusu kalmayıncaya kadar bol suyla yıkandıktan sonra kuruması suretiyle
de temizlenir. Necâset bulasan toprak meyilli ise alt tarafına bir çukur
kazılır ve sonra üç defa su dökülür. Su iyice sızdıktan sonra çukur toprakla
kapatılır. Toprak düz ise ve su gitmiyorsa o takdirde yıkamanın bir anlamı
olmayacagı için kazılarak temizlenir. Konuyla ilgili Ebû Hanife (r.a.)’in,
“Necâsetin rutubetinin ulastıgı yere kadar kazılmadıkça ve toprak degismedikçe
temizlenmez” dedigi nakledilmistir. Topragın kazılarak temizlenecegine
dair delilimiz yukarıda zikredilen iki hadistir. (Umdetü’l-kârî, I, 884-885)
Benzeri açıklamalar el-Bahr’da (I, 226) da bulunmaktadır.
Ibn Abidin’in Reddü’l-mutar’daki (I, 320) açıklaması ise söyledir: Topragın
acilen temizlenmesi gerekiyorsa üzerine birkaç defa su dökülür ve
her defasında temiz bir bezle silinir. Serhu’l-Münye ve Fethu’l-kadir’de
zikredildigine göre toprak necâset kalmayıncaya kadar bol miktarda su
dökmekle de temizlenir. Ancak bu durumda ikinci defa dökülen suyun temiz
veya pis oldugunda ihtilaf bulunmaktadır. Nitekim el-Bahr müellifinin
açıklamalarından topragın üzerine bol miktarda suyun dökülmesinden sonra
emilmesiyle temizligin gerçeklesecegi anlasılmaktadır. O, temizligin suyun
çekilmesi ve kurumasıyla gerçeklesecegi görüsündedir. et-Tatarhâniyye’de
el-Hucce’den nakille, “Suyun geçtigi yer de pislenir” denilerek açıklanmaktadır.
Bedâi’de de buna delâlet eden açıklamalar bulunmaktadır. Zahirinden
bunun örfen akar olmayan su ile ilgili oldugu anlasılmaktadır. Bunun
da miktarı akarsuyun tanımı esnasında belirttikleri gibi bir saman çöpünü
götürecek kadar olmasıdır. Su pislik yerinden ayrıldıktan sonra akar
da içinde pisligin eseri görülmezse temiz olması gerekir. Çünkü akarsu pislik
tutmaz. Pisligin eseri görülmedikçe suyun gerisi gelmese de hüküm budur.
ez-Zahîre’nin, “Hasan b. Muti’den nakledildigine göre pisligin üzerine
su dökülür de bir zira miktarı kadar akarsa toprak temizlenir. Su da temizdir
ve akarsu mesabesindedir” ifadesi de buna delâlet etmektedir. Bu,
tam konuyla ilgili bir beyandır. es-Sâmiyye müellif Allah’a hamd etmekte
ve konunun sonunda bunun tamamını açıklayacagını ifade etmektedir. Konunun
sonunda ed-Dürrü’l-muhtar müellifinin, “Ya da üzerine bol miktarda
su dökülür ve su üzerinden akarsa herhangi bir kayıt aranmadan sıkma
ve kuruma sartı ileri sürülmeden temiz olur. Tercihe uygun olanı da budur”
ifadesinden sonra söyle der: Zira sahih olan görüse göre suyun akması,
tekrar dökmek ve sıkmak mesabesindedir. Su halde sıkılabileceklerde sıkmak
digerlerinde de kuruma sartı aranmaksızın bol miktarda su dökülür ve
baska bir sart aranmaz.
Bu açıklamalardan sonra Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayet ettigi Hz. Peygamber
(s.a.v.)’in, “Üzerine bir kova su dökün” hadisi ile Ibn Mes’ûd,
Enes, mürsel olarak nakledilen Ma’kıl b. Mukarrin ve Tavus rivayetlerinde
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hem topragın kazılmasını hem de su dökülmesini
emretmesini degerlendirebiliriz. Bize göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in
hem topragın kazılmasını hem de su dökülmesini emretmesiyle topragın
tam temizligini ifade etmektedir. Topraktaki necâset ise hem bol suyla hem
de onun kazılmasıyla temizlenir. “Hadiste topragın temizlenmesi için su ve
kazmak birlikte zikredilmistir. Dolayısıyla onun temizligi sadece biriyle
degil ikisinin de uygulanmasıyla mümkün olur” denilebilir. Buna söyle cevap
verebiliriz: Suyun asıl temizleyici oldugu bilinmektedir. Kazımak ise
topraktaki necâseti ortadan kaldırmaktadır. Her ikisi de temizlik için yeterlidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ikisini birlikte zikretmistir. Çünkü söz konu-
440 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
su bedevi ayakta isemis onun sidigi saga sola sıçramıstır. Sıçradıgı yerlerle
birlikte kazılması genis bir alanın kazılmasını gerektirecektir. Çok isedigi
için de necâseti yok etmek istiyordu. O yüzden Hz. Peygamber (s.a.v.) önce
topragın kazılmasını sonra da isenen yer ve çevresine su dökülmesini
emretmistir. Sonuç itibariyle bunların her ikisinin birlikte zikredilmesi bir
degil iki sebepten dolayıdır. Ayrıca el-Feth (I, 280) müellifinin iddia ettigi
gibi eksik bir temizleme oldugu için tam temizlik olan topragın kurumakla
temizlenecegini ortadan kaldırdıgı anlamına da gelmemektedir. Iki temizlemeden
birini tercih digerine ortadan kaldırmaz. Baska bir ifadeyle
söz konusu hadiste topragın su ve kazımak suretiyle temizlenmesinin emredilmesi
aynı zamanda mescitte farz olan namazın kılınacak olması sebebiyledir.
Zira günes ve rüzgarla kurumasını beklemek ise farz namazı geciktirecekti.
Aynî’nin de (Umdetü’l-kârî, I, 885) belirttigi üzere sözü edilen iki
emirden birini yerine getirmek digerini reddetmek anlamına gelmez.
4. Sarabın Necis Oldugu
385. Nasr b. Asım > Muhammed b. Suayb > Abdullah b. Alâ b. Zeber
> Ebû Ubeydullah Müslim b. Miskem isnadıyla nakledildigine göre Ebû
Sa’lebe el-Husenî, “Biz ehl-i kitapla komsuluk yapıyoruz. Onlar kaplarında
domuz eti pisiriyor, kâselerinde sarap içiyorlar” dedi. Bunun üzerine
Hz. Peygamber (s.a.v.), “Baska bir kap ve kâse varken onlarınkinden yiyip
içmeyin. Bu mümkün degilse suyla yıkadıktan sonra onlardan yiyin
için” buyurdu.429
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmis ancak sıhhati hakkında herhangi bir
açıklamada bulunmamıstır. Hadisin isnadı hasendir.
Tehzîbü’t-Tehzîb’te (I, 427) zikredildigi üzere Nasr b. Asım’ı Ibn Hibbân
es-Sikât’ına almıs, Ibn Vaddah Mesâyih’ında zikretmis ve onu seyh olarak
nitelemistir. Ukaylî de onu ed-Duafâ’sında zikretmistir. Ebû Dâvûd onun
rivayetini Sünen’ine almıstır. Ona göre Nasr b. Asım güvenilir bir ravidir.
Tehzîbü’t-Tehzîb’te (IX, 223) zikredildigi üzere Ibnü’l-Mübarek, Ibn Main,
Ibn Ammar, Duhaym, Iclî, Ebû Dâvûd, Ibn Hibbân ve Zehebî isnadda zikredilen
Muhammed b. Suayb’ın güvenilir biri oldugunu söylemislerdir.
Dolayısıyla hadis hasendir.
Hadis sarabın necis olduguna delâlet etmektedir. Zira söz konusu sahâ-
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 441
429 Hadis sahihtir. Buhârî, “Zebâih”, 4, 10, 14; Müslim, “Sayd”, 8; Ebû Dâvûd,
“Et’ime”, 46; Tirmizî, “Et’ime”, 7.
bî kâfirlerin kullandıgı içerisinde domuz eti pisirilen kaplar ile sarap içilen
kâselerin kullanılması konusunda süphe etmistir. O içerisindekiler gibi kap
ve kâselerin de necis oldugunu düsünmekteydi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de
onun bu görüsünü onaylamıs, “Baska bir kap ve kâse varken onlarınkinden
yiyip içmeyin. Bu mümkün degilse suyla yıkadıktan sonra onlardan yiyin
için” buyurmak suretiyle kap ile kâselerin yıkanarak kullanılmasını emretmistir.
Avnu’l-ma’bûd’da (III, 428) zikredildigi üzere Hattâbî’nin açıklaması
söyledir: Ehl-i kitabın kullandıgı kap ve kâseleri yıkayarak kullanmak bir
ruhsattır. Bu konuda asıl olan, müsriklerin kullandıkları kaplarda domuz eti
pisirdikleri ve kâselerinde hamr içtikleri biliniyorsa onları yıkayıp temizlemeden
kullanmamaktır. Gayri Müslimlerin giysi ve içtikleri su ise müslümanlarınki
gibidir. Necâset bulastıgı bilinmedigi sürece onların elbiseleri
giyilebilir. Ancak pislikten kaçınmayan ve temizliklerinde idrardan uzak
durmayan bir adetleri olması halinde elbiseleri ve suları temiz sayılmaz.
Sa’rânî Rahmetü’l-ümme’de (s. 4), “Dâvûd ez-Zahirî dısında Islâm âlimleri
hamrın necis oldugunda icmâ etmislerdir” demistir. O ise haramlıgını
kabul etmekle birlikte necis oldugunu kabul etmemektedir. Bize göre bu
konuda öncekilerin icmâı bulunması sebebiyle Dâvûd ez-Zahirî ve taraftarlarının
görüsü dikkate alınmaz. Suyutî, Nevevî ve Imâmü’l-Haremeyn gibi
âlimler de onların farklı görüste olmalarının icmâı ortadan kaldırmayacagını
söylemislerdir. Leknevî’nin Tezkiretü’r-râsid’de (s. 279) zikrettigi üzere
Kur’an ve sünneti esas alanlara göre Dâvûd ez-Zahirî ve taraftarlarının
görüsü Kur’an ve sünnete aykırıdır ve reddedilmistir.
Usulde icmâın dinî delillerden biri oldugu bilinmektedir. Ebû Dâvûd
vasıtasıyla yukarıda naklettigimiz hadis de hamrın necis oldugunu desteklemektedir.
Az önce de belirttigimiz üzere hadis hamrın necis oldugunu
açıkça ifade etmektedir. Bu durumda Bhopal emiri Seyyid Sıddık Hasan
er-Ravdatü’n-nediyye’de (I, 14), “Naslarda hamrın haramlıgının belirtilmesi,
onun necis olmasını gerektirmez. Bunu söylemek için ayrı bir delile ihtiyaç
bulunmaktadır. Ittifak edilen usul geregince delil bulunmadıgı sürece
sarap temiz sayılacaktır” seklindeki görüsü de iptal edilmis olmaktadır.
Hadisle amel ettiklerini iddia eden Bhopal emiri ve taraftarları taklitçi olmadıklarını
ileri sürseler de Dâvûd ez-Zahirî’yi taklit etmekten ve onun
unutulmus görüslerini canlandırmaktan kurtulamamıslardı.
386. Ebû Hureyre (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Allah
442 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
sarabı, murdar hayvanı, domuzu ve bunlardan elde edilen kazancı haram
kılmıstır” buyurmustur.430
Hadisi Ebû Dâvûd ve diger âlimler rivayet etmistir. Mukaddimesinde
zikrettigi prensipler çerçevesinde hadis, Münzirî’ye göre hasendir.
387. Mugire b. Su’be (r.a.)’in nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Sarabı
satan, domuz eti yemeyi de helâl saysın” buyurmustur.431
Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmistir. Gerek Ebû Dâvûd gerekse Münzirî
hadisin sıhhati hakkında herhangi bir açıklama yapmamıslardır. Hadis hasen
veya sahihtir. Ebû Dâvûd hasiyesinde belirtildigi üzere hadis hakkında
en-Nihâye’de söyle denilmektedir: Bu, emir kipinde yasak ifade eden bir
sözdür. “Sarap satan, domuz kasabı olsun” anlamındadır.
Söz konusu iki hadiste sarabın satısı ve ondan elde edilen kazancın haram
oldugu ifade edilmektedir. Onun satısının haram olması, necis oldugu
anlamına gelmektedir. Bir seyin satısının haram olmasının degisik sebepleri
bulunmaktadır. Nitekim insanın satısının haramlıgı saygı deger olmasındandır.
Yahut ser’an mal degerinin olmamasındandır. Yahut su, kuyu, yerde
biten otların satısının haramlıgı gibi insanların onlardan müsterek olarak
istifade etmeleri sebebiyledir. Idrar ve dıskı satısının haramlıgı ise necis olmalarındandır.
Sarabın özü itibariyle saygı deger olmadıgı açıktır. Mal degerinin
olmadıgı ve bu itibarla ondan istifade edilmesi de aynıdır. Allahü
Te‘âlâ, “Sana, sarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde
de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır” (el-Bakara,
2/219) buyurmakta ve sarapta insanlar için bir takım faydalar bulundugunu
ifade etmektedir. Bu onun mal oldugunu, insan dogasının ona sahip
olmak istemesi, esirgemesi ve onu kullanması sebebiyle bir takım faydalarının
bulundugunu göstermektedir. Bir seyin mal olmasının anlamı da budur.
Bilindigi gibi o ehl-i zimmete göre maldır. Biz onların kendi aralarında
sarap satısı yapabileceklerini, hür insanı ise satamayacaklarını kabul etmekteyiz.
Su halde hür insan mal degilken sarap maldır. Ancak o müslümanlar
için ser’an degerli (mütekavvim) degildir. Ondan her yönden yararlanmanın
mübah olmadıgı açıktır. Bu durumda onun satısının haramlıgının
sebebi necis olmasından baska bir sey degildir. Hz. Peygamber
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 443
430 Ebû Dâvûd, “Buyu”, 66; Münzirî, et-Tergîb, III, 174. Hadis sahihtir.
431 Ahmed b. Hanbel, IV, 253; Ebû Dâvûd, “Buyu”, 66. Suyutî ve Münâvî ise hadisin
sahih oldugunu söylemislerdir.
(s.a.v.)’in onu satanı domuz eti satana benzetmesinin sebebi de budur. Rahmetü’l-
ümme’de (s. 64), “Özü itibariyle temiz olan bir seyin satısı icmâ ile
sabittir” denilmektedir. Bize göre sarap özü itibariyle temiz olsaydı, satısı
icmâ ile haram olmazdı. Satısı haram olmasına ragmen onun temizligini
ileri sürmek icmâya aykırılıktır.
388. Hz. Osman (r.a.) söyle demistir: Saraptan uzak durun. Zira Resûlullah
(s.a.v.) onu bütün kötülüklerin anası olarak isimlendirmistir.
Hadisi Ibn Ebî Asım ve el-Makâsıdu’l-hasene’de Sehâvî, Saib b. Yezid
vasıtasıyla rivayet etmislerdir. Münzirî’nin zikrettigi üzere (et-Tergîb, III,
179) Ibn Hibbân onu Hz. Osman (r.a.)’den rivayet etmistir. O: Hz. Peygamber
(s.a.v.)’i, ‘Kötülüklerin bası olan hamrdan uzak durun’ derken isittim”
demistir.432
Hadiste sarabın kötülüklerin anası oldugu ifade edilerek ondan uzaklasılması
emredilmektedir. Özellikle kaçınılması emredildiginde din dilinde
“habs ve habâis” kelimeleri insan dıskısı ve benzeri pislikleri ifade etmek
üzere kullanılır. Nitekim Ibn Hacer de Fethu’l-bârî’de (X, 32), “Ondan kaçınılmasını
gerektiren emrin genel ifadesi onun aynı zamanda necis sayılması
sonucu için de yeterlidir” demistir.
389. Nafi’in nakline göre kadınların saçlarını sarap ile taradıkları söylenince
Ibn Ömer (r.a.), “Allah onları saçkıran hastalıgına müptela etsin” diye
karsılık verdi.
Haber Abdürrezzak b. Hemmam el-Musannef’i (IX, 249) ile Kenzü’l-ummâl’de
(III, 108) rivayet edilmistir. Haberin sahih veya hasen olduguna dair
herhangi bir bilgi bulamadım. Onu diger rivayetleri desteklemek amacıyla
zikrettim.
390. Tarık b. Süveyd el-Cu’fî (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’e sarabın
hükmünü sormus. Hz. Peygamber (s.a.v.) onu yasaklamıs ve onun ilaç
amacıyla kullanımından hoslanmadıgını belirtmis ve “O deva degil, derttir”
buyurmustur. (Müslim, “Esribe”, 12)
Söz konusu iki rivayette sarabın gerek ilaç amacıyla içerek gerekse haricen
vücudun dısına sürerek tedavi amaçlı kullanımının haram oldugu zikredilmektedir.
Haram olup da temiz olan nesnelere dokunmak ittifakla ca-
444 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
432 Ibn Hibbân, Sahih, XII, 168. Ibn Hibbân hadisi zayıf bir isnadla rivayet etmistir.
Dogrusu, onun Dârekutnî’nin rivayet ettigi gibi mevkuf olmasıdır. Zehebî isnadındaki
Ömer b. Saîd’in zabtının gevsek oldugunu söylemistir.
izdir. Bu durumda sarap necis olmasaydı, vücudun dısına sürerek tedavi
amaçlı kullanımına izin verilirdi. “Bazı Hanefî âlimlerine göre baska bir
çaresi yoksa ve dini bütün müslüman uzman bir doktorun karar vermesi
durumunda sarap ilaç olarak kullanılabilir” denilemez. Çünkü bize göre
böyle bir durum zaruret halidir. Zaruret halinde onunla tedavinin caiz olması
onun temizligine delâlet etmez. Bu konudaki detaylı açıklama ileri de
gelecektir.
391. Süleyman b. Musa söyle anlatmaktadır: Halid b. Velid (r.a.) Sam’ı
fethettiginde Âmid bölgesine gitti. Oranın yerlileri yıkanması için hamamı
hazırladılar. Orada Halid (r.a.) sarapla yogrulmus bir nesneyle vücudunu
ovaladı. Ordu arasında bulunan Hz. Ömer (r.a.)’in istihbarat elemanları digerleriyle
birlikte bu durumu da ona yazdılar. Bunun üzerine Hz. Ömer
(r.a.), Halid b. Velid (r.a.)’e, “Allah sarabı karınlarınıza, saçlarınıza ve tenlerinize
haram kıldı” diye yazdı.
Söz konusu haberi Saîd b. Mansur Sünen’inde rivayet etmistir. Haber
Kenzü’l-ummâl’de (V, 127) de aynı lafızlarla zikredilmektedir. Hâkim’in Tarih’inde
Ebû Osman ve Rebi’den veya Ebû Harise (r.a.e.)’den nakline göre
Hz. Ömer (r.a.) söyle yazmıstır: “Senin sarap ile ovalandıgın bana ulastı.
Allah sarabın her seyini haram kılmıstır. Onun içilmesini haram kıldıgı
gibi ona dokunmayı da haram kılmıstır. Onu vücudunuza sürmeyin. Çünkü
o necistir.” Bu rivayet Kenzü’l-ummâl’de de zikredilmektedir. Onun tam
bir isnadını bulamadım. Ancak farklı isnadlar birbirini takviye eder.
Sözü edilen haberin hamrın necis olduguna delâleti açıktır. Ibnü’l-Esîr
(II, 263) bu olayı Halid b. Velid (r.a.)’in ordu komutanlıgından azlinin sebepleri
arasında zikretmektedir. O söyle demektedir: Halid (r.a.) hamama girdi
ve sarap karısımı bir nesneyle keselendi. Hz. Ömer (r.a.) ona, “Allah sarabı
içmeyi, ona dokunmayı haram kıldıgı halde sen onunla vücudunu ovalattın.
Onu vücutlarınıza sürmeyin” diye yazdı. Bu durum olayın meshur
oldugunu göstermektedir. Zira sarap kullanımı Allah’ın kılıcı olarak tanınan
Halid b. Velid (r.a.)’in azline sebep olmustur. Böyle bir olayın gizli kalması
düsünülemez. Ibnü’l-Esîr Tarih’inin mukaddimesinde, “Sözünü ettigim
tarih kitapları ve diger meshur eserlerden dogrulukları ve sıhhatleri bilinenleri
naklettim” demistir. Onun bu açıklaması sözünü ettigimiz olayın da
ona göre sahih olduguna delâlet etmektedir.
Ibn Abbas (r.a.)’den hem merfû hem de mevkuf olarak rivayet edilen,
“Sarap özü itibariyle haramdır. Sarhosluk veren her içki de haramdır” hadi-
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 445
si de konuyla ilgili delil olarak zikredilmektedir. Hadisi Nesâî de (“Esribe”,
48) mevkuf olarak rivayet etmistir. Hadisin ravileri güvenilirdir. Hadisle ilgili
Ibn Hacer’in Fethu’l-bârî’deki (X, 36) açıklaması söyledir: Hadis sarabın
haramlıgının özündeki mefsedet sebebiyle oldugunu ifade etmektedir.
Hz. Ömer (r.a.)’in, “Allah sarabın her seyini haram kılmıstır” seklindeki
açıklamasında da aynı durum söz konusudur. Onun açıklamasından da sarabın
özündeki mefsedet veya necis olması sebebiyle haram oldugu anlasılmaktadır.
Bunların dısında bir sebep ileri sürenin görüsünü delillendirmesi
gerekir.
Haram oldugunu duyduklarında sahâbenin onu döktüklerine dair Sahîhayn
ve diger hadis kaynaklarında nakledilen bilgiler de sarabın necis olduguna
delâlet etmektedir. Bazı rivayetlere göre sahâbeye onu dökmelerinin
emredilmis oldugu görülmektedir. Bu ise ancak dinen necis olan bir
sey için söz konusu olabilir.
5. Dirhem Miktarı Necâsetin Bagıslandıgı
392. Hz. Aise (r.anhâ)’nın nakline göre Resûlullah (s.a.v.), “Biriniz, tuvalet
ihtiyacını görmek istediginde taharetlenmek için yanına üç tas alsın.
Bunlar ona yeter” buyurmustur.433
Neylü’l-evtâr’da (I, 88) zikredildigi üzere hadisi Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed
b. Hanbel ve Dârekutnî rivayet etmistir. Dârekutnî hadisin isnadını sahih
hasen olarak nitelemistir.
Hz. Aise (r.anhâ)’nn rivayet ettigi söz konusu hadis, tuvalet ihtiyacını
gördükten sonra taharetlenmek için tas kullanımının yeterliligine ve suyla
temizlik yapmanın zorunlu olmadıgına delâlet etmektedir. Önceki ve sonraki
âlimlerin çogu ve farklı bölgelerdeki müftüler kaza-yı hacetten sonra
temizligin hem tas hem de suyla yapılmasının daha faziletli olacagında icmâ
etmislerdir. Aynî’de de (Umdetü’l-kârî, I, 720) suyla yıkamanın zorunlu olmadıgı
ifade edilmektedir. Reddü’l-muhtar’da (I, 326) nakledildigine göre
konuyla ilgili Serhu’l-Münye’deki açıklama, “Bize göre az olan pisligin
bagıslandıgında icmâ bulunmaktadır. Nitekim tuvalet ihtiyacını gördükten
sonra tasla taharetlenmenin yeterli oldugunda icmâ bulunmaktadır” seklindedir.
Pisligi tamamıyla temizlemedigi, azaltıp kurutmasını temin ettigi
bilinmesine ragmen tasla taharetlenmenin yeterli olması, temizlik yapılan
yer miktarınca kalan necâsetin bagıslandıgını göstermektedir. Bu kadar
446 HAD‹SLERLE HANEF‹ FIKHI
433 Ahmed b. Hanbel, VI, 38; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 21; Nesâî, “Tahâret”, 7.
miktardaki necâsetle namaz kılınır. Temizlenen yer bir dirhem miktarı kadardır.
el-Kifâye’de (I, 177) nakledildigine göre Ibrahim en-Nehaî söyle demistir:
“Konuyu açıklamak üzere ‘makat yeri kadar’ demeyi kaba buldukları
için onun yerine ‘dirhem miktarı’ demeyi uygun görmüslerdir. Rahmetü’l-
ümme’de (s. 7) rivayet edildigine göre Ebû Hanife (r.a.), “Bir kimse tuvalet
ihtiyacını gördükten sonra taharetlenmeden abdest alıp namazını kılsa
namazı sahih olur” demistir. Böylece o, kaza-yı hacet mahallini diger necâsetler
için de bagıslanan miktarın ölçüsü olarak belirlemistir. Bu ise bir
dirhem-i bagalî434 kadardır. Ebû Hanife (r.a.), etrafa tasması ve bir dirhemden
fazla olması halinde necâsetin temizlenmesi gerektigini söylemistir.
Bize göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Bunlar ona yeter” ifadesi üç tasla
taharetlenmenin dini bir emir degil tavsiye olduguna delâlet etmektedir.
Aynı zamanda bu, esas ölçünün yeterlilik oldugunu da göstermektedir. Uygulama
üç tastan asagısıyla gereken temizligin yapılamayacagını göstermektedir.
Resûlullah (s.a.v.)’in “Bunlar ona yeter” beyanına göre bir veya
iki tasla temizleniyorsa bu kadarla da yetinilebilir. Bu noktada Hanefîlerin
isin inceliklerini gerçekten çok iyi kavradıklarını zikretmeliyiz.
Burada konuyla ilgili et-Telhîsü’l-habîr’de (I, 108) nakledilen bir hadisi
de söz konusu etmeliyiz. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bir dirhem
miktarı kan akması durumunda namaz tekrar kılınır” demistir.
Hadisi Dârekutnî, Beyhakî (es-Sünenü’l-kübrâ, II, 404), Ukaylî ed-Duafâ’sında
ve Ibn Adiy el-Kâmil’inde Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayet etmislerdir.
Ibn Adiy ve diger münekkitlerin belirttigine göre hadisin isnadında
Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayette tek kalan Ravh b. Gutayf bulunmaktadır.
Ukaylî’nin nakline göre onun hakkında Abdullah b. Mübarek, “Bir dirhem
miktarı kanla ilgili hadisi rivayet eden Ravh b. Gutayf’i gördüm, onun
meclisine katıldım. Fakat talebelerimin beni onunla birlikte görmeleri endisesini
tasıdım” demistir. Hadis hakkında Zühlî “uydurma olması endisesini
tasıyorum”, Buhârî “Batıl bir hadis”, Ibn Hibbân “Uydurmadır” demislerdir.
Bezzâr ise, “Hadis âlimleri bu hadisin münker oldugunda icmâ
etmislerdir” açıklamasını yapmıstır.
Tespitlerimize göre Ibn Adiy onu el-Kâmil’inde farklı bir isnadla da rivayet
etmistir. Ancak onun isnadında da yalancılıkla itham edilen Ebû Isme
bulunmaktadır. Nasbu’r-râye’de nakledildigine göre Ibn Hibbân’ın
NEC‹S SAYILAN MADDELER ve HÜKÜMLER‹ 447
434 Dirhem-i bagalî, 3.776 gr. Agırlıgında olan dirhemdir (bkz. Erdogan, Fıkıh ve Hukuk
Terimleri Sözlügü, s. 104).
açıklaması söyledir: Bu rivayetin uydurma oldugunda hiçbir süphe yoktur.
Onu Hz. Peygamber (s.a.v.) söylememis, Kûfeliler uydurmustur. Ravh b.
Gutayf uydurma rivayetleri güvenilir ravilere nispet ederdi. Bunu Ibnü’l-
Cevzî el-Mevzûât’ında ifade etmektedir. Bizce söz konusu rivayetin isnadında
bulunan Ebû Isme âlimlerin terk edilmesinde icmâ ettikleri bir ravi
degildir. Nitekim Tehzîbü’t-Tehzîb’te (X, 487) belirtildigi üzere Su’be b.
Haccac ondan hadis rivayet etmistir. O bilindigi gibi sadece kendisine göre
güvenilir ravilerden hadis rivayet eden bir hadisçidir. Tehzîbü’t-Tehzîb’te
(X, 487) nakledildigine göre Ibn Adiy de onun hakkında, “Zayıf olmasına
ragmen rivayetleri yazılabilecek bir ravidir” açıklamasını yapmıstır.