Besinci Kısım

Besinci Kısım

İmâm-ı Züfer [v.775] rahimehullâhü te‘âlânın Menkîbeleri.
(455) Züfer ibn Hüzeyl ibn Sabah el-Kûfî [v.775]’dir. Künyesi Ebû Hüzeyl ve Ebû Hâlid’dir.
(457) İmâm Ebû Bekr Muhammed ibn Hasen el-Hanefî, İbrâhîm ibn Süleyman’dan şöyle rivâyet eder: Ne zaman İmâm-ı Züfer ile birlikte otursak onun ya-nında dünyadan söz edemezdik. Ne zaman içimizden birisi onun yanında dünyayı zikretse İmâm-ı Züfer [v.775] kendisi meclisten kalkıp giderdi. Biz kendisi için Hakk Te‘âlâ korkusu onu öldürecek derdik.
(457) Şeddâd şöyle der: Esed ibn Amr’a: “Ebû Yûsuf mu daha fakih, Züfer mi?” diye sordum. “Züfer daha verâ sâhibi, yani daha çok zühd sâhibidir” dedi. Ben “İlimden soruyorum” dedim. O “Kişi zühd ile ulu olur” dedi.
(457) Muhammed ibn Abdullâh el-Ensârî şöyle der: İmâm-ı Züfer [v.775]’e kadılık teklîf ettiler, kabûl et-meyip evini yıkıp bir süre gözden kayboldu. Bir müddet sonra gizlendiği yerden çıkınca kadılığı kabûl etmesi için yine baskı yaptılar, yine kabûl etmedi evini yıkıp bir süre gözden kayboldu. Sonuna kadar kadılığı kabûl etmedi.
(458) Sâhibü’l Manzûme İmâm Hâfız en-Nesefî, Hüseyin ibn Ziyâd’dan şöyle rivâyet eder: Hazret-i İmâm-ı A‘zam’ın meclisinde İmâm-ı Züfer herkesten önde idi. Ve talebelerinin gönülleri İmâm-ı Züfer’e meylederdi.
(458) İkrime şöyle der: İmâm-ı Züfer Basra’ya geldi. Süfyân’ın Câmi‘ adlı kitâbını kendisine ilettiler. “Bunlar bizim sözlerimizdir, başkasına nisbet etmişler” dedi.
(458) Ebû Nu‘aym şöyle der: İmâm-ı Züfer bana “Hadîslerini getir de onları senin için düzeltivereyim” dedi.
(458) Bişr ibn Kâsım şöyle der: İmâm-ı Züfer’den duydum: “Ben öldükten sonra arkaya bir şey bırakma-yacağım; zîrâ onun hesâbından korkuyorum” derdi. İrtihâlinden sonra evinde bıraktığı şeylere değer biçtiler. Üç akçelik geldi.
(458) İmâm-ı Vekî şöyle der: İmâm-ı Züfer’in mec-lisinden faydalandığım kadar başka bir kimsenin mecli-sinden faydalanmadım.
(458) Ebû Mutî şöyle der: İmâm-ı Züfer insanlara Allâhü Te‘âlâ’nın delîlidir; zîrâ insanlar aralarında onun kavliyle amel ederler; fakat dünya Ebû Yûsuf [731-798]’u mağrûr etmişti.
(458) İsme’den rivâyet olunur ki: İmâm-ı Züfer [v.775]: “Dünyada kalmağı hiç istemedim” derdi. Ve dünyaya aslâ meyletmemiştir.
(458) Süleyman ibn Attar şöyle der: İmâm-ı A‘zam ile oturdum. İmâm-ı Züfer [v.775] evlendi. İmâm-ı A‘zam’ı düğüne da‘vet etti. Ve İmâm-ı A‘zam hıtbe150 için seçti ve onu tercîh etmesinin sebebini şöyle açıkladı: “İmâm-ı A‘zam, nesebde, şerefte ve ilimde Müslü-manların imâmlarından bir imâmdır.” Bazıları: “Amca çocuklarından ve kavminin şereflilerinden mecliste nice şerefli kimseler vardır. Neden nikâh duâsı için onlardan birisini tercîh etmedin?” dediler. İmâm-ı Züfer: “Eğer babam bizzat hayatta olsalardı yine İmâm-ı A‘zam’ı tercîh ederdim” dedi.
(458) Muhammed ibn A‘teb şöyle der: Vekî ibn Cerrâh’ı İmâm-ı Züfer’in meclisinde gördüm. Kendisi-ne: “İmâm-ı Züfer’e devâm eder misin?” dedim. “Bizi İmâm-ı A‘zam’ın meclisinden mağrûr ettiniz. Bundan da mı mağrûr etmek istiyorsunuz? Bundan sonra Üseyid’e mi muhtaç olayım?” dedi. Üseyid, İmâm-ı Züfer’in kapısında bir boyacıydı.
(458) Yahyâ ibn Eksem der ki: Vekî’i gördüm. Kuş-luk vakti İmâm-ı Züfer’in meclisine, ikindide İmâm Ebû Yûsuf [731-798]’un meclisine devâm ederdi. Ondan sonra İmâm Ebû Yûsuf’un meclisini bırakıp İmâm-ı Züfer’in meclisine devâm etti; çünkü İmâm-ı Züfer [v.775]’in meclisinde ferâgat (rahatlık, zenginlik) vardı. Ve “Allâh’a şükür ki seni İmâm-ı A‘zam’a halef seçti; ama İmâm’ın özlemi benden gitmiyor” dedi.
(459) Fudayl ibn Dükeyn şöyle der: İmâm-ı A‘zam irtihâl ettikten sonra İmâm-ı Züfer’e devâm ettim; zîrâ İmâm’ın talebelerinin en fakihi, en verâ sâhibi ve en zâhidi idi. Kendisinden çok faydalandım.
(459) Abdullâh ibn Rezme şöyle der: İmâm Ebû Yûsuf [731-798] ile İmâm-ı Züfer’e devâm ederdik. İmâm Ebû Yûsuf mes’eleyi uzatıp enine boyuna anla-tırdı. Bu, bize karışık gelirdi; ama İmâm-ı Züfer’e gi-dince sözü kısa tutar, başka şey karıştırmadan delîlleri söylerdi.
(459) Abdullâh yine der ki: İmâm-ı Züfer: “İmâm-ı A‘zam irtihâl ettikten sonra kendisine muhâlefet etmeğe cür’et edemezdim. Ve hayatta iken ona muhâlefet etmeme sebep şu idi: Her muhâlefet ettiğimde beni hak ile susturup hemen yine kendi sözüne döndürürdü; ama irtihâlinden sonra muhâlefet edecek olsam ihtimâl ki hayatta iken yaptığı gibi sözümü geri çevirir diye ta-savvur ederim ve bundan dolayı muhâlefet etmem” dedi.
(459) Amr ibn Zeccâc, Hazret-i İmâm-ı A‘zam’dan şöyle dediğini rivâyet eder: “Ne zaman İmâm-ı Züfer meclisimize gelse silâhlanıp kaleye girmeğe ihtiyâç duyarız. Ne zaman Ebû Yûsuf gelse bir büyük zafer getirir. Ne zaman bizden birine bir mes’ele sorulsa ve sorusuna cevâb versek içinden bir soru daha çıkarır” derdi. Ve İmâm-ı A‘zam’a sorduk: “Senden sonra kime gidip gelelim?” O da “İmâm-ı Züfer’e” diye cevâb ver-di.
(460) Şakîk ibn İbrâhîm şöyle der: İbâdeti, ibâdeti çok âbidlerden öğrendim; ama fıkhı İmâm-ı Züfer [v.775]’den öğrendim.
(460) Ebû Necib el-Hemedânî eş-Şâfiî, Hasan bin Ziyâd’dan şöyle rivâyet eder: İmâm-ı Züfer, Dâvûd-ı Tâî [v.777] ile kardeş idiler. İmâm-ı Züfer, hep Dâvûd-ı Tâî’ye uyardı. Bir gün Dâvûd bir mezbelede oturdu. İmâm-ı Züfer de gelip yanına oturdu.
(460) Melih ibn Vekî, babasının şöyle dediğini rivâyet eder: İmâm-ı Züfer’in verâsı, ictihâdı ve ibâdeti ziyâde idi; fakat yazı yazması az idi. Ve her duyduğunu o an ezberlerdi. Kıyâsı çok güzel idi. Ne zaman ki İmâm-ı A‘zam hazretleri irtihâl etti halk, İmâm-ı Züfer’in başına toplandı. İmâm Ebû Yûsuf [731-798]’a devâm edenler azaldı. Ve İmâm-ı Züfer İsfahan’dan idi. Kardeşi irtihâl ettikten sonra kardeşinin zevcesiyle ev-lendi.
(460) Muhammed ibn Vehb şöyle der: İmâm-ı Züfer, ilk önce hadîs ehlinden idi. Fakîh olmasının sebebi şudur: İmâm-ı Züfer ile talebeleri arasında bir mes’ele vâki oldu. O mes’eleyi İmâm-ı A‘zam’a sordu. İmâm-ı A‘zam cevâb verip bu filan hadîsten ve filan kıyastandır diye sebep gösterdi. İmâm-ı Züfer, bu cevâba hayrân oldu; zîrâ önceden cevâbını bilmiyor idi. Cevâbı ve delîli öğrendikten sonra talebelerine varıp mes’eleyi açıkladı. Talebeleri de önceden bilmiyorlardı. Yine İmâm-ı Züfer cevâbı ve delîli anlatınca talebeleri dedi ki: “Bu cevâbı ve delîlleri kimden öğrendin?” O da “Hazret-i İmâm’dan” dedi. Ondan sonra İmâm’a devâm edip üç mes’ele ile halka başı olup mes’eleleri tasnîf eyleyen on kişiden birisi oldu.
(460) Melih ibn Vekî ibn Cerrah şöyle der: İmâm-ı Züfer [v.775]’in irtihâli ânında İmâm Ebû Yûsuf [731-798] bütün ulemâ ile yanına varıp artık vasiyetini yap dediler. “Şu mal zevcemindir ve şu üç bin akçe karde-şimin oğlunundur. Ne benim halkta ne de halkın bende bir nesnesi vardır” dedi.
(461) İmâm Halebî, Ca‘fer ibn Yâsin’den şöyle rivâyet eder: Bir gün Müzenî’nin meclisinde idim. Irak ehlinden bir kimse İmâm Müzenî’ye: “Ebû Hanîfe hak-kında ne dersin?” diye sordu. İmâm Müzenî “Hepsinin efendisidir” dedi. Iraklı “İmâm Ebû Yûsuf için ne der-sin?” dedi. İmâm Müzenî “Hadîsi herkesten iyi bilir” dedi. Iraklı “İmâm-ı Muhammed [749-805] için ne der-sin?” dedi. İmâm Müzenî “Fıkıh mes’elelerinde hep-sinden iyi hüküm çıkarır” dedi. Iraklı “İmâm-ı Züfer hakkında ne dersin?” dedi. İmâm Müzenî “Kıyası her-kesten iyi bilir” dedi.
(461) Ebû Nu‘aym şöyle der: İmâm-ı Muhammed, İmâm-ı A‘zam’ın karşısında otururdu İmâm Ebû Yûsuf yanında otururdu.
(461) Muhammed ibn Semâca [749-805] şöyle der: İmâm Ebû Yûsuf ile İmâm-ı Züfer aynı ders halkasında otururlar idi. Ne zaman İmâm Ebû Yûsuf, İmâm-ı Züfer ile tartışsa o kadar coşardı ki İmâm-ı Züfer’in önüne gelirdi.
(461) Hicret-i Nebevviyye’nin 158 [775] yılında Basra’da irtihâl etti. Mehdî [775-785]’nin hilâfetinin ilk zamanları idi. Ve bu yılda Mansûr [754-775] ve İsrâîl ibn Yûnus da irtihâl ettiler. Vasiyetini Hâlid ibn Ebû Şâh’a yaptı. Kendisi Hâlid’in kız kardeşini almıştı. Ba-bası Hüzeyl, Basra’nın vâlisi idi. Ve vâli iken irtihâl etti. Basra’ya ilk vâli olan Hüzeyl idi. Kardeşi Sabah ibn Hüzeyl ibn Temîm, onun zekâtı üzerine konmuştu.
(462) Ebû İmran şöyle der: İmâm-ı Züfer [v.775]’in vâlidesi câriye idi. Yüzü Acemlerin yüzüne benzerdi. Dili Arapça idi.
(462) Velîd ibn Hammad şöyle der: Amcam Ha-san’a: “İmâm-ı Züfer [v.775] ile İmâm Ebû Yûsuf [731-798]’u İmâm-ı A‘zam’ın yanında nasıl gördün?” dedim. “Üzerlerine doğan inmiş iki serçe gibiydiler” dedi.
(462) Hilâl şöyle der: Yûsuf ibn Hâlid es-Semenî, Basra’dan İmâm-ı A‘zam’ın yanına geldi. Fıkhı tam tekmîl öğrenince yine Basra’ya gitmeğe niyetlendi. İmâm-ı A‘zam: “Basra’ya vardığında mağrur olup başka bir direk altında oturup Ebû Hanîfe şöyle şöyle dedi demeyesin. Eğer böyle edecek olursan seni kaldırırlar” dedi. Dediği gibi Basra’ya varınca mağrur oldu ders halkası kurunca az zaman sonra Hazret-i İmâm’ın dediği gibi onu oradan kaldırdılar. Ondan sonra Basra’ya İmâm-ı Züfer [v.775] gelip ulemâ ile oturup ulemânın bilmedikleri mes’eleleri anlattı: “Bu konuda başka bir söz de vardır ve delîli şudur.” Delîller ile mes’eleyi ulemânın kalblerine yerleştirir, ardından “İmâm-ı A‘zam’ın kavlidir” der idi. Ulemâ derdi ki: Güzel söz kimin olursa olsun sözü o dereceye vardı ki hepsini Hazret-i İmâm-ı A‘zam’ın mezhebine döndürdü.
(462) İmâm Hâfız en-Nisâburî şöyle der: Bir kimse İmâm-ı A‘zam’a gelip: “Zevcemi boşadım mı boşama-dım mı bilmiyorum.” İmâm-ı A‘zam: “Boşadığını iyice bilmiyorsan boşanmış olmazsın” dedi. Ondan sonra Süfyân-ı Sevrî [v. 778]’ye sordum. “Akla uygun olan geri dönmektir.”151 Şerîk [v. 697]’e sordum. “Önce boşa, sonra yine geri dön” dedi. Cevâbları İmâm-ı Züfer [v. 775]’e nakledip ona sordum. İmâm-ı Züfer [v. 775] de: “İmâm-ı A‘zam, fıkıh ile cevâb vermiş ve Sevrî [v. 778] verâ ve zühd ile cevâb vermiş; ama Şerîk [v.697]’in cevâbı için sana bir hikâye anlatayım: Bir kimse kaftanına pislik bulaştı mı bulaşmadı mı diye şübheye düştü. İmâm-ı A‘zam: “Pisliğin kaftanına bulaştığından emîn değilsen yıkamaya gerek yoktur.’ dedi. Sevrî [v.778]: ‘Kaftanı yıka, ondan sonra namaz kıl’ dedi. Şerîk [v.697] de: ‘Kaftanına bevlet, ondan sonra yıka’ dedi.