Onuncu Kısım

Onuncu Kısım

Hasan ibn Ziyâd el-Lü’lüî el-Kûfî’nin Fazîletini Beyân Eder.

Hasan ibn Ziyâd el-Lü’lüî el-Kûfî’nin Fazîleti
(487) Adı geçen Hasan, Hazret-i İmâm-ı A‘zam’dan, Hasan, Muhammed ibn Semâ‘a, Muhammed Şücâ‘ el-Belhî ve Şa‘be el-Eyyûb’dan hadîs rivâyet etmiştir.
(487) İmâm Halebî şöyle der: Hafs ibn Gıyâs irtihâl edince yerine Hasan ibn Ziyâd kadı oldu.
(487) Ahmed ibn Atiyye, Muhammed ibn Semâ‘a’dan Hasan’ın şöyle dediğini rivâyet eder: Cüreyh’den fukahânın muhtaç oldukları on bin hadîs dinledim.
(487) Ahmed ibn Abdülhamid el-Hârisî: Halk içinde, Hasan’dan daha güzel bir kimse görmedim, o hiz-metçilerine kendi giydiğinden giydirirdi.
(487) İmâm-ı Sem‘ânî, Feth ibn Amr’dan Hasan ibn Ziyâd’ın şöyle dediğini rivâyet eder: “Kâ‘be’ye gittim, Yahyâ ibn Sâlim et-Tâifî bir cemaatle oturmuş ve İbn Cüreyh’in Kitâbu’l-Menâsik’ini okurlar iken gördüm. “Atâ böyle dedi ve ben Atâ’ya böyle dedim” derdi. “Ebû Hanîfe, bu mes’elelerde nasıldır?” derdi. Ben: “Allâhü Te‘âlâ, sana rahmet etsin. İmâm-ı A‘zam, Allâhü Te‘âlâ’nın rahmetine kavuştu; ama ben, talebe-lerinin en aşağısıyım. Konuşmak için bana izin verir misin?” dedim. Bana: “Sen kimsin?” dedi. “Hasan ibn Ziyâd’ım” dedim. “Sana izin yoktur” dedi. İzin vermiş olsaydı onu kalabalık içinde rezîl edecektim” dedi.
(487) Musayr ibn Yahyâ şöyle der: “Bir kimse Halef ibn Eyyûb’a bir mes’ele sordu. “Bilmiyorum” diye cevâb verince o kimse: “Şimdi bana bu mes’eleyi bilen bir kimseyi göster” dedi. “Kûfe’de Hasan ibn Ziyâd var” dedi. O kişi: “Kûfe uzaktır” dedi. Halef: “Himmeti dînî olana (dîn uğrunda gayreti olana) Kûfe yakındır” dedi.
(488) Nusayr ibn Yahyâ şöyle der: “Halef’e: “Bugün hüccet kimdir?” dedim. “Hasan’dır” dedi. Üç kez sor-dum, yine “Hasan’dır” dedi. Muhammed ibn Osman el-Fakih şöyle der: Hasan ibn Ziyâd, Bağdâd’a geldiği zaman İmâm Ebû Yûsuf’un yanına gitti. Hasan, İmâm Ebû Yûsuf’a: “Sen hiç talebe yetiştirdin mi?” diye sor-du. İmâm Ebû Yûsuf: “Bişr’i yetiştirdim” dedi. Hasan, Bişr’e bir mes’ele sordu. Bişr de cevâbında hatâ etti. Dört mes’eleye kadar sordu. Yine hatâ etti. Hasan, İmâm Ebû Yûsuf’a: “Halîfenin ni‘metini boşa harca-mışsın. Tekrar Kûfe’ye git, orada yeyip içtiğini tekrar yeyip iç.
(488) Nusayr ibn Yahyâ şöyle der: Hasan ibn Ziyâd, gününü birkaç kısma ayırmıştı. Sabah namazından sonra öğlene kadar ders anlatırdı. Öğlenden sonra evine girip öğle vaktine kadar ihtiyâçlarını görür, öğle namazını edâ ettikten sonra ikindi namazı vaktine kadar, vukû bulan mes’elelere cevâb verirdi. İkindi namazını edâ ettikten sonra güneş batana kadar ilmin esâslarından söz ederdi. Akşam namazını edâ ettikten sonra tekrar evine girer ve çıkardı. Yatsı namazına kadar müşkil mes’eleler hakkında müzâkere ederdi. Yatsı namazını edâ ettikten sonra gecenin üçte birine kadar devir ve vasiyet mes’elelerini anlatırdı. Hiçbir zaman ilimden ayrılmazdı. Bir câriyesi vardı. Ne zaman Hasan, yemekle ya da abdestle ya da başka işle meşgûl olsa, câriye, Hasan’a mes’eleleri okurdu.
(488) İmâm Medmînî Muhammed ibn Ahmed ibn Hasan ibn Ziyâd, babası Ahmed’den şöyle rivâyet eder: Bir gün dedem Hasan’a bir kimse bir mes’ele sordu. Hasan cevâbında hatâ etti. Doğru cevâb verecek kimse bulunamadı. Bir tellâla para verdi ve: “Hasan’dan fetvâ alan kişi gelsin mürâcaat etsin; zîrâ cevâbında hatâ et-miştir diye nidâ et” dedi. Tellâl, birkaç gün nidâ etti. O kimse gelmeden Hasan fetvâ vermedi.
(488) Yahyâ ibn Âdem şöyle der: Hasan’dan daha fakih kimse görmedim.
(489) Alî ibn Sâlih şöyle der: İmâm Ebû Yûsuf’un yanında oturdum. Hasan gelmeden İmâm Ebû Yûsuf talebelerine: “Daha Hasan size soru sormadan siz ona sorun, o size soracak olursa siz cevâblandırmada âciz kalırsınız” dedi. Hasan geldi: “es-selâmü aleyküm” dedi. Arkası arkasına: “Bu mes’elede ne dersiniz?” diye sorular sordular. Hasan’ın verilen cevâbları kabûl et-memesi ve görüşleri çürütmesinden İmâm Ebû Yûsuf’un yüzünün rengi değişti sağa sola bakar oldu.
(489) Yahyâ ibn Mansûr el-Esedî şöyle der: “Nemr ibn Cidâr’dan “Hasan mı daha fakih yoksa İmâm-ı Mu-hammed mi?” diye sordum. “İmâm-ı Muhammed’dir, çünkü Hasan’ın çok yanlışını bulduğu için Hasan’ı ağ-larken gördüm.”
(489) Ben: “İmâm Ebû Yûsuf’la görüştüm, İmâm-ı Muhammed ve Hasan ile de görüştüm. Peki, bunları nasıl bilirsin?” dedim. “Hasan’ın sorusu pek güzeldi; ama cevâbı sorusu gibi güzel değildi. İmâm Ebû Yûsuf’un sorusu da cevâbı da güzeldi” dedi.
(489) Hasan ibn Mâlik şöyle der: Ne zaman Hasan, İmâm Ebû Yûsuf’un yanına gelse, bütün gayreti (him-meti) kendi nefsini kurtarmaktı. Hasan: “Kırk yıl bo-yunca gece, önümde kandil sönmedi” dedi.
(489) İmâm-ı Tahâvî şöyle der: Hasan ibn Mâlik ve Hasan ibn Ziyâd 204 [819] yılında irtihâl ettiler ve o yıl Mısır’da İmâm-ı Şâfiî de irtihâl etti ve Maktam adlı yerde defnedildi.
Şiir:
Yekûlü’l kâyilü, Söz söyleyen dedi ki:
le-kad tecemma‘a fî fardi’l-verâ hasen
mâ kâne fi suhbeti’l-ahyâri min hasen
İyilik güzellik verâya düşkünlükte toplandı
Güzellik en iyilerin sohbetinde bile yoktu.
ve lem yekün kaddun fi’l-ashâbi küllühüm
mâ kâne min hasan fî şeyhihim hasen
Akranlarının hiçbiri ona denk olmadı
Şeyhleri Hasan’da bile iyilikten bir şey olmadı.
hel kâne fîhim ve in calte menâkibihim
mâ kâne fîhi min et-tahkîki ve’l-hasen
Menkîbelerini beğensen de onda iyilik var mıdır?
Eğer hakîkatten ve güzellikten bir şey yoksa.
hel kâne fîhim ve in kânû zû ezkane
mâ kâne fî hasan min verasihi’z-zakan
Karşılık beklenirse onlarda iyilik var mıdır?
Karşılık beklenen iyilikte hayır yoktur.
ashâbuhû fî hâzîzi’l-‘ilmi kad nezelû
ve ennehû vahdehû kad hallefî’l-finân
İlmin derininde arkadaşları geride kaldı
O dünyada eşi benzeri olmayan birisi idi.
etâ‘a fi’n-nakzi ve’l-ibrâmi hâlikahu
ve kad ‘asâ nefsehû fi’s-sirri ve’l-‘alen
Muhâlefet ve isyan konusunda Halık’a itaat etti.
Nefsine gizli ve aşikâre isyân etti.
mâ kâne hâvelehû zû fitnetin ve nehyin
min suhbeti’z-zahri’l-âhiri li’z-zakan
Onun işi fitne çıkarmak değildi ve
Son sözü de ehline mâni olmak değildi
fe-yevmehû câdele mâ şânehû hes’ele
ve’l-leylehû seccetü serâdetü’l-vatan
Gündüzleri nefsinin isteklerine muhâlefet eder
Gece ise seccadeyi vatan edinirdi.