Yedinci Kısım

Yedinci Kısım

Vekî ibn Cerrâh’ın Fazîletlerini Beyân Eder.

Vekî ibn Cerrâh’ın Fazîletleri
(477) Vekî ibn Cerrâh ibn Melîh ibn Adiyy ibn Süfyân er-Revâsî (el-Kûfî) ibn Kays ibn Gilân’dır. Ba-zıları ise: “Nisâburî köylerinden bir köydendir” derler. Bazılarının rivâyetine göre ise Sa‘d’dandır ve ilmi Hişâm ibn Amr, A‘meş, Abdullâh ibn Avn, İbn Cüreyh, Evzâî [v. 774], Süfyân-ı Sevrî [v. 778], Şu‘ayb, İmâm-ı A‘zam, Ebû Yûsuf ve Züfer’den öğrenmiştir. Vekî’den rivâyet eden Abdullâh ibn Mübârek [736-797], Yahyâ ibn Sa‘îd, Ahmed bin Hanbel, Yahyâ ibn Ma‘în, Alî ibn Medyenî, Ebû Haysem ve bunlardan başka niceleridir. Hicret-i Nebeviyye’nin 129 [746] senesinde dünyayı teşrîf etmiştir. Bağdâd’a Hafs ibn Gıyâs ve Abdullâh ibn İdrîs ile gelmiştir. Hârûn Reşîd [786-809], “Bu üç kişiden birisi kadı olsun” diye teklîf ettiği zaman Vekî ve Abdullâh kadılığı kabûl etmedi, Hafs kabûl etti.
(477) Yahyâ ibn Eksem şöyle der: Seferde ve hazar-da Vekî ile sohbet ederdim. Bütün gündüzlerini oruçlu geçirir ve her gece Kur’ân-ı azîmi hatmederdi.
(477) Yahyâ ibn Ma‘în şöyle der: “Vekî’den fazîletlisini görmedim. “İbn Mübârek de fazîletli mi-dir?” dediler. “Evet” dedi. Velâkin bu bâbda Vekî gibi-sini görmedim” dedi. Kıbleye karşı durup hadîs ezber-ler, gece namaz kılar, gündüz oruç tutardı. İmâm-ı A‘zam’ın kavliyle fetvâ verirdi. İmâm-ı A‘zam’dan çok şey işitmişti. Yahyâ ibn Sa‘îd-i Kattan da İmâm-ı A‘zam’ın kavliyle fetvâ verirdi.
(478) Yahyâ ibn Eyyûb, Vekî’in talebelerinin bazı-sından şöyle rivâyet eder: Vekî, Kur’ân-ı azîmin üçte ikisini okuyup uyurdu. Gecenin sonunda kalkıp son kısmını da okuyup hatmini tamamlardı. Ondan sonra oturup sabaha kadar istiğfar ederdi. Şafak sökünce iki rek‘at namaz kılardı.
(478) İmâm Deylemî, İmâm Hâfız’dan şöyle rivâyet eder: Vekî‘: “İlmi oruç tutarak öğrenirdik. Öğrendiği-miz ile amel ederek onu korurduk” dedi.
(478) İmâm-ı Ebû’n Necîb-i Mervezî, Muhammed ibn Cerîr’den şöyle rivâyet eder: Vekî’, Abâdân şehrin-de kırk gün kalıp kırk kere Kur’ân-ı azîmi hatmetti. Kırk bin sadaka verdi. Dört bin hadîs rivâyet etti.
(478) Ebû’s Sâyib şöyle der: “Vekî’ ile uzun yıllar birlikte aynı mecliste bulundum, onun aslâ yemîn etti-ğini görmedim. Talebelerinden biri ezberinin kötü ol-masından şikâyet edince ona “günâhları terk et” dedi. O talebesi, şu beyitleri söyledi. Şiir:
şekavtü ilâ Vekî’in sû’i hıfzi
fe-erşedenî ilâ terki’l-me‘âsî
Vekî’ye kötü hâfızadan şikâyette bulundum
Bana günâhları terk etmeyi tavsiye etti.
fe-inne’l-‘ilme fedale mine’l-hay
ve feddala’llâhu lâ-yu‘tile ‘âsi
İlim hayatta olmaktan fazîletli oldu
Ve isyâna düşmeyeni Allâh fazîletli kıldı.
(478) Yine “Kırk yıldır dünyayı arzû ederim, daha bir duyduğumu unutmadım” derdi. “Bu mertebeye ne ile ulaştın?” dediler. “Duyduğum şeylerle mutlakâ amel ettim” dedi.
(478) İmâm-ı Sem‘ânî, Adâd ibn Hakîm’den Vekî’in şöyle dediğini rivâyet eder: “İhtiyarladıktan, ömür geçip gittikten ve fakirler gittikten sonra kendimize gele-bildik. Sık sık İmâm-ı A‘zam’ın meclisinde bulundu-ğumda kendimde kemal ve izzetin arttığını görürdüm. Eğer dâimâ meclisinde olsaydım kim bilir ne olurdum… İmâm-ı A‘zam’dan çocukların Kur’ân-ı azîmi öğren-dikleri gibi her gün bir mes’ele öğrenirdik. İmâm-ı A‘zam, ne zaman beni görse “Ey Vekî, bir yıl ders hal-kasına devâm etseydin ufuklarda adın söylenirdi” derdi.
(479) İmâm-ı Saymerî, Ahmed bin Hanbel’den şöyle rivâyet eder: “İlim, hıfz, isnâd, huşû ve verâda Vekî’ gibisini görmedim” derdi.
(479) Abdullâh ibn Yûsuf şöyle der: Vekî, hiçbir zaman kitâba bakmazdı. Sevrî, Şu‘be ve İbn Uyeyne’nin de ellerinde kitâb görülmemiştir.
(479) İbn Cerîr der ki: Abdullâh ibn Mübârek [736-797]’e: “Bugün Kûfe’de kim vardır?” diye sordum. Önce sükût etti, sonra “Vekî vardır” dedi.
(479) İmâm Ahmed ibn Ebû’l Havârî der ki: “Ahmed bin Hanbel’e: “Muhabbetin Vekî’e midir yoksa Abdurrahman ibn Mehdî’ye midir?” diye sordum. “Vekî’in dostu olan Hafs ibn Gıyâs kadı oldu. İrtihâl edince Vekî’ kendisiyle konuştu. Abdurrahman’ın dos-tu olan Mu‘âz ibn Mu‘âz kadı olup daha sonra vefât edince Abdurrahman dostluğunu kesmedi” dedi.
(479) İmâm Deylemî, Mehdî ibn Vekî’den şöyle rivâyet eder: Vekî, vefâtı yaklaştığı zaman iki elini gös-terip: “Ey oğul, ellerimi görüyorsun, aslâ ellerimle bir şeye vurmadım” dedi.
(479) Dâvûd ibn Yahyâ ibn Yemân der ki: “Hazret-i Resûlullâh ‘aleyhi’s salâtü ve’s selâmı rü’yâmda gör-düm: “Abdal kimdir?” diye sordum. “Abdal onlardır ki elleriyle hiçbir şeye vurmamış olandır ve Vekî, onlar-dandır” diye cevâb buyurdular.
(479) İmâm Halebî: “Vekî, hacc seferine çıkınca kanlı basur oldu ve her menzilde konaklardı. O hasta-lıktan irtihâl edip Ka‘bed dağındaki mezarlığın sonuna defnolundu. Bu, hicretin 199 [717] senesi idi.” Allâh rûhunu şâd etsin ve kabrini nûrlandırsın. İşte kural işte saray! Düşünün de ibret alın, ey basîret sâhibleri!161