III. EBÛ HANİFE (R.A.) HAKKINDA YAPILAN CERHLERİN DEĞERİ

III. EBÛ HANİFE (R.A.) HAKKINDA YAPI-LAN CERHLERİN DEĞERİ

Yukarıda nakledilen Ebû Hanife (r.a.) hakkındaki cerhleri, mezhep taassubundan kaynaklananlar ve çağ-daşları tarafından yapılanlar şeklinde iki kısımda ince-lemek mümkündür. Ehl-i hadis tarafından yapılan cerh-lerin önemli bir kısmının mezhep taassubundan kaynak-landığını görmekteyiz. Bu hususta ehl-i hadisi, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanlar takip etmektedir. Şafiî mezhebine mensup âlimlerden ise çok az bir kıs-mının mezhep taassubuyla cerhettiğini söyleyebiliriz. Ebû Hanife (r.a.)’in Süfyan b. Uyeyne, A’meş ve ben-zeri çağdaşları ile, aynı zamanda onun çağdaşları da olan bu âlimlerin talebeleri tarafından eleştirildiğini de
görmekteyiz. Bunların Ebû Hanife (r.a.) hakkındaki açıklamalarının ifrat ve tefrit olmak üzere iki aşırı uçtan birine girdiği söylenebilir. Bu tür cerhlerin ilmî kıs-kançlık, başkasını tenkit ederek dikkatleri üzerine çek-mek, eleştirdiği kişiden daha faziletli olduğunu isbat etmek gibi sebeplerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Aşağıda bu sebepler üzerinde durarak ve yukarıdakin-den farklı bir açıdan ele alarak reddetmeyi amaçlamak-tayız.

A. MEZHEP TAASSUBUYLA YAPILANLAR
Mezhep taassubu veya belli bir görüşü savunma hususundaki taassup kişiyi objektif olmaktan ve itidalli davranmaktan uzaklaştırır. Bundan kurtulabilen her-hangi bir kimse de bulunmamaktadır. Zira biz böyle durumlarda insan olarak kızgın ve aceleci davranabil-mekteyiz. Bu, Allah’ın kendilerini koruduğu Peygam-berler (salavâtu’llahi aleyh)’in dışındaki her insanın maruz kalabileceği yaratılıştan gelen bir özelliktir. Pey-gamberler (salavâtu’llahi aleyh)’in dışındaki her insan, kendisine muhalefet edildiği zaman öfkelenir ve hata yapar. Fazîlet sahibleri kısa zamanda tövbe edip, muhâlefeti terk ederek Hakk (c.c.)’e yönelirler.
İbn Abdilber âlimlerin mezhep veya belli bir gö-rüşü savunmada taassuba düşmeleri konusunu müstakil bir başlık altında ele almıştır. Burada onun konuyla ilgili açıklamalarının bir kısmını zikredeceğiz.
Ali b. Müshir’in Hişam b. Urve-babası isnadıyla nakline göre Hz. Aişe (r.anhâ) kendisi de aynı yaşlarda olmasına rağmen; “Enes b. Malik ve Ebû Saîd el-Hudrî Resûlullah (s.a.v.)’in hadislerini bilmezler. Çünkü onlar henüz küçük çocuklardı” demiştir.542
El-Mervezî’den nakledildiğine göre Semüre b. Cündüb, Resûlullah (s.a.v.)’in namazda kıraat esnasın-da iki yerde durduğunu söylemekteydi. Bu bilgi İmran b. Husayn’a ulaşınca; “Semüre yalan söylemiştir” de-miş, konunun yazıyla sorulması üzerine Übey b. Ka’b ise Semüre’nin doğru söylediğini belirtmiştir.

Tavus şöyle anlatmaktadır: İbn Ömer (r.a.) ile bir-likte otururken bir adam geldi ve Ebû Hüreyre (r.a.)’in; “Vitir kesin kılınması gereken bir namaz değildir, dile-diğiniz zaman kılabilir, dilediğiniz zaman kılmayabilir-siniz” dediğini nakletti. Ebû Hüreyre (r.a.)’in hata etti-ğini ifade eden İbn Ömer (r.a.), bir adamın gece nama-zını sorması üzerine Resûlullah (s.a.v.)’in; “İkişer rekat kılarsın, sabah namazı vaktinin girmesinden endişe ettiğinde ise tek rekat kılabilirsin” buyurduğunu hatır-lattı. Hz. Aişe (r.anhâ) da, Resulullah (s.a.v.)’in yaptığı umre sayısı konusundaki açıklaması ve geride kalanla-rın ağlamasıyla ölünün azap göreceğini ifade eden ha-dislerinde, İbn Ömer (r.a.)’in yalan söylediğini ifade etmiştir.543 Bunlar sahâbe nesliyle ilgili örneklerdir.İbn Abdilber konuyla ilgili önde gelen âlimlerin tavırlarına dair örnekler de vermektedir. Ehl-i Hicaz zikredildiğinde Hammad; “Onlara sorular sordum, hiç-bir şey bilmediklerini gördüm. Küçük çocuklarınız, hatta torunlarınız bile onlardan daha bilgilidir” demiş-tir.544

Zührî; “İslâm beldeleri arasında Mekkeliler’den daha bozuğunu görmedim. Rafızîlerden daha fazla hı-ris-tiyanlara benzeyeni de görmedim” demiştir. A’meş’ten nakledildiğine göre yanında İbrahim en-Nehâî’den bahsedilince Şa’bî; “Bu kör gözlü adam ge-ce bana fetva soruyor, gündüz başkalarına fetva veri-yor” demiş, bu durum zikredilince İbrahim en-Nehaî de; “O yalancının biridir, Mesruk’tan hiçbir şey işit-memiştir” şeklinde karşılık vermiştir.545 Burada üç hata bulunmaktadır. İbrahim en-Nehaî ile Şa’bî birbir-lerinin gıybetlerini yapmakta, İbn Uyeyne de aralarını kızıştırmaktadır. Bu hataları sebebiyle söz konusu âlim-lere bunu niçin yaptıklarını sormak veya birbirleri hak-kında yaptıkları açıklamaları kabul etmek doğru mu-dur? Bu, asla doğru değildir. Âlimlerin hata yaptıkları kabul edilir, cahillerin açıklamaları ise reddedilir.
İbn Abdilber, muhaliflerinin Ebû Hanife (r.a.) ve re’y hakkındaki eleştirileriyle ilgili de açıklamalarda bulunmuştur. O, Ebû Hanife (r.a.)’in eleştirildiği hatır-latılınca Abdullah b. Mübarek’in İbnü’r-Rekkiyyât’ın; “Allah’ın soylular gibi üstün kıldığını görünce seni kıskandılar” beyitlerini okuduğunu, Ebû Âsım en-
Nebil’in ise; O şair Nasîb’in dediği gibidir. Nitekim o, ‘insanların dilinden salim olasın, bundan kurtulan da olmamıştır’ dediğini ve Ebü’l-Esved ed-Düelî’nin; “Yaptıklarına ulaşamayınca genci kıskanıp onun düş-manı ve hasmı oldular” beytini naklettiğini kaydetmek-tedir. Âlimler re’y konusunda veya mezhep ihtilafından kaynaklanan cerhleri geçerli saymamışlardır. İbn Ab-dilberr’in nakline göre Ka’b b. Malik şöyle demiştir: Hz. Musa’nın ‘Ey Allah’ım, kulların içinde en bilgini kimdir?’ diye sorması üzerine Allah ‘İlim peşinde ko-şan kimsedir. Cahillerin ilimle övünmeleri ve erkekle-rin hanımlarını kıskanmaları gibi ilimde birbirlerini kıskanmaları yakındır. Onların ilimden nasipleri de bundan ibarettir’ buyurmuştur.546 İbn Abdilberr’in diğer nakline göre Abdülaziz b. Hazim’in babası şöyle demiştir: Eskiden âlimler kendisinden daha bilgin bir kimseyle karşılaştıklarında bunu ganimet kabul ederdi. Kendi seviyesinde bir âlimle kaşılaştığında onunla mü-zakere eder, kendisinden daha az bilgili bir kimseyle karşılaştığında ise onu küçük görmezdi. Günümüzde ise daha âlim biriyle karşılaşan ona ihtiyacı olmadığını göstermek ve kendisini öne çıkarmak için onun kusur-larını ortaya koymakta, kendi seviyesindeki kimseyle müzakere etmemekte, daha az bilgili kimseyi görünce de böbürlenmektedir. İnsanların helak olmasının sebebi de budur.547

Belirli bir görüş veya mezhep taassubuyla yapıl-ması, cerhin reddedilmesi için yeterli bir sebeptir. İbnü’s-Sübkî’nin bu konudaki açıklaması şöyledir: “Bize göre imamlığı ve adaletiyle tanınan, övenleri ve tezkiye edenlerinin çok, cerh edenlerin ise az olması, yapılan cerhin mezhep taassubu ve benzeri bir sebeple yapıldı-ğını gösterir. Bu tür bir cerhe değer vermez, böyle kim-selerin adaletli olduğunu kabul ederiz. Bu şekilde dav-ranmaz da yapılan her cerhi geçerli kabul edersek, önde gelen hiçbir âlim cerhten kurtulamaz. Zira önde gelen âlimlerden hiçbiri tenkitten kurtulamamıştır.548 Sonuç itibariyle, Allah (c.c.)’e hamd ederek âlim-lerin çoğunun İslâm ahlakına sarıldığını, haksızlıklar-dan uzak durduğunu ve hakkı savunduğunu söyleme-miz gerekmektedir. Nitekim muhaliflerinden Ebû Hani-fe (r.a.) hakkında yazan önde gelen âlimler, onun hak-kına riayet etmişlerdir. Beyhakî ve Suyûtî gibi Şafiî, İbn Abdilber gibi Malikî âlimler ve daha başkaları Ebû Hanife (r.a.)’in menâkıbıyla ilgili ve onu öven eserler kaleme almışlardır. Bütün bunlar onun hakkında yapı-lan eleştirilerin geçerli olmadığını göstermektedir.

B. ÇAĞDAŞLARI TARAFINDAN YAPILAN-LAR
Yukarıda gerek hadis âlimlerinden gerekse Hatib el-Bağdâdî’den naklettiğimiz haberlerin sahih olduğu kabul edilse bile, hepsi çağdaş âlimlerin, birbirleri hak-kındaki cerhleridir. Müteahhirûn âlimlerin ilk dönem âlimlerinden yaptıkları söz konusu nakiller çağdaşların birbirlerini cerhiyle ilgilidir. Özellikle cerh eden ile cerh edilen arasında kıskançlık ve benzeri durumlarınsöz konusu olduğuna dair karinelerin bulunması halin-de, çağdaşların birbiri hakkındaki cerhlerinin kabul edilmeyeceği hususunda âlimler ittifak etmişlerdir. İbn Abdilber bunu ifade etmekte ve İbn Abbas (r.a.)’tan yaptığı bir nakille delillendirmektedir. İbn Abbas (r.a.); “Âlimlerin ilminden istifade ediniz fakat birbirleri aleyhindeki açıklamalarını onaylamayınız. Allah (c.c.)’e yemin olsun ki onlar birbirlerini koçların ağıl-daki koyunları kıskanmasından daha fazla kıskanırlar” demiştir.549 İbn Abdilber ve diğer âlimlerin görüşlerini nakleden İbnü’s-Sübkî, Abdullah b. Vehb’in; “Âlimle-rin birbirleri hakkındaki cerhleri kabul edilmez. Çünkü Süfyan es-Sevrî ve Malik b. Dînar’ın da ifade ettiği gibi, insanlar içinde birbirlerini en çok kıskananlar âlimlerdir” dediğini rivayet etmektedir. Daha sonra İbnü’s-Sübkî sözlerine şöyle devam etmektedir: İbn Abdilberr’in bunu mutlak olarak kabul ettiği anlaşıl-maktadır. Biz ise bunu mutlak olarak kabul etmemekte, adaletiyle tanınan bir âlimin cerhiyle ilgili karineler olsa da bunların mezhep taassubundan kaynaklanabile-ceğini düşünmekteyiz.550 İbn Abdilber bu hususta doğru olan görüşün adalet sahibi, güvenilir ve hadis ilminde otorite olduğu bilinen bir âlim hakkındaki cer-hin, açık ve sağlam bir delil getirilmediği sürece hiçbir kimseden kabul edilemeyeceği olduğunu ifade etmek-tedir.
İbnü’s-Sübkî konuyla ilgili yaptığı nakillerden sonra; “Görüşünün kapsamlı açıklaması nedir?” diyesoracak olursan şöyle cevap verebilirim demekte ve şunları ilave etmektedir: Öncelikle bilinmesi gereken, cerh eden kimsede mezhep taassubu veya kıskançlık gibi bir durum söz konusu ve cerh edilenin iyilikleri kötülüklerinden, övenleri yerenlerinden ve ta’dil eden-leri cerh edenlerinden çok ise yapılan cerhin sebebi açıklansa da makbul olmayacağıdır. Bu, âlimlerin be-nimsediği bir kuraldır. İbn Ebî Zü’b’in İmam Malik, Yahya b. Maîn’in Şafiî, Nesâî’nin Ahmed b. Salih hak-kındaki cerhleri bu sebeple makbul değildir. Çünkü böyle bir haber bazı karineler bulunduğu için sahih ka-bul edilse bile cerh edilenlerin tanınmış âlimler olması, cerh edenin herkes tarafından bilinmeyen bir bilgi ver-diği anlamını taşımaktadır. Bu durumda ise cerh edilen ravi hakkındaki kesin ve yaygın olan bilgi, diğerinin yanlış olduğunu ortaya koymuş olur.

Böyle durumlarda dikkat edilmesi gereken bir di-ğer husus da cerh edenle cerh edilenin itikâdî görüşleri-nin farklı olmasıdır. Zira bazan cerhin sebebinin, cerh edenle cerh edilen arasındaki itikâdî farklılık olduğu görülmektedir. Râfiî de; “Düşmanlık ve mezhep taas-subunun adalet sahibini cerh, fasık bir kimseyi de ta’dil etmeye sebep olma ihtimali bulunduğu için, ta’dil eden-lerin düşmanlık ve mezhep taassubundan uzak olmaları gerekmektedir. Nitekim cerh edilenin itikâdî görüşü doğru, cerh edenin anlayışı ise yanlış olmasına rağmen, önde gelen âlimlerin kendi itikadî görüşlerini esas alarak birçok raviyi cerh ettikleri bilinmektedir” şeklindeki açıklamasıyla aynı gerçeğe işaret etmektedir.
Cerh konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, cerh eden kimsenin cerh lafızlarının anlamını bilip bilmediğinin tesbitidir. Çünkü birçok kimsenin cerh lafızlarını yanlış anladıklarını görmekteyiz. Bu durum, özellikle anlamı örf ve zamana göre değişen lafızlar için son derece önemlidir. Zira bazı cerh lafızla-rı, bir zaman övgü amacıyla kullanılırken, daha sonra yergi anlamına gelebilmektedir. Bu durum sadece ko-nunun uzmanları tarafından farkedilebilen bir husustur.Cerh konusunda dikkat edilmesi gereken bir baş-ka husus da cerh eden kimsenin helal ve haram konula-rını bilip bilmediğinin tesbitidir. Çünkü bu konularda yeterli bilgisi bulunmayan kimseler, kendi yanlış bilgi-lerine dayanarak, helali haram zannederek raviyi cerh edebilmektedir. Muhaddisler bu ve benzeri durumlar-dan dolayı cerhin sebebinin açıklanmasını gerekli gör-müşlerdir.551

Sonuç itibariyle bütün bu açıklamalar, çağdaş âlimlerin birbirleri hakkında kıskançlıktan kaynaklanan cerhlerinin reddedilmesi ile ilgili görüşümüzün doğru-luğunda hiçbir şüphe bulunmadığını doğrulamaktadır. Çağdaş olmaları sebebiyle Süfyan es-Sevrî, Süfyan b. Uyeyne ve aynı durumdaki diğer âlimlerin, Ebû Hanife (r.a.) hakkındaki açıklamaları da böyle değerlendirilme-lidir. İbn Adiy, İbn Hibbân ve Hatib el-Bağdâdî’nin açıklamalarının kaynakları sahih olarak nakledilse bile,
Ebû Hanife (r.a.)’i eleştirenler çağdaşlarıdır. Ancak Hatib el-Bağdâdî konuyla ilgili çok fazla nakilde bu-lunduğu için, onları tek tek reddetmek durumunda kal-dık.
Nihayet önde gelen âlimlerin, onun güvenilirliği-ni belirtip ondan övgüyle bahsettiklerini, cerh edenlerin ise Ebû Hanife (r.a.)’in çağdaşları olduklarını, bunların kıskançlık ve taassuptan kaynaklandığını ve cerh sebep-lerinin de açıklanmadığını tesbit ettiğimizi ifade etme-liyiz. İbn Abdilber, Suyutî ve daha başka farklı mez-hepten âlimlerin, Ebû Hanife (r.a.)’den övgüyle bah-setmeleri ise, aleyhinde yapılan tüm açıklamaları red-detmek için yeterlidir.