II- MÜSNEDLERİN İLMÎ DEĞERİ

II. MÜSNEDLERİ

A. MÜSNEDLERİN İLMÎ TENKİDİ
Herhangi bir alimin rivayet ettiği müsnede ya da herhangi bir râvinin naklettiği hadise isnat ve metin olmak üzere iki yönden tenkid yapılır. Fakat hadisin senedi sahih olmadıkça metin değerlendirilmez ve böy-le bir metni incelemeye gerek yoktur. Zira metin, hadi-sin isnadı zayıf olduğunda kabul edilmez. Bunun iki istisnası vardır:
a- Metin, Kur’an ve sahih sünnete uygun oldu-ğunda ya da bu iki kaynağa muhalif olmadığında,589
b- Rivayet edilen hadis zühd ve ahlak hadisleri olup, Kur’ân’dan herhangi bir âyete ya da Rasûlullah (s.a.v.)’in sahih bir hadisine muhalif olmadığında
Ebû Hanîfe (r.a.)’in veya başka bir âlimin müsne-dini incelediğimizde, önce o kişinin müsnedinde riva-yette bulunduğu zayıf ravileri değerlendirmeye alma-mız gerekir. Biz daha önce Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivayet-te bulunduğu zayıf ravilerin ikisi hariç tümünün makbul raviler olduklarını ifade etmiştik. Bu iki ravinin güveni-lir olduğunu söyleyen herhangi bir kimse bulamadık. Bunlar Abdulmelik el-Kurazî ile Tarîf b. Şihab’dır. Ay-rıca bazı isnadlarda mechul590 raviler de bulunmakta-dır Netice olarak Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedlerine yöneltilen tenkid iki yönden yapılmaktadır:

a- Ebû Hanîfe (r.a.)’in, zayıf olduklarında ittifak olan ravilerden yaptığı rivayetler.
b- Rivayette bulunduğu bazı ravilerin isimlerini kendisinin vermemesi ya da isnadında isimleri zikre-dilmeyen bazı ravilerin bulunması.
Ebû Hanîfe (r.a.), Tarîf b. Şihab kanalıyla Ebû Nadra’den Abdest namazın anahtarıdır hadisini rivayet etmiştir. Bu hadisi aynı lafızla Dârakutnî591 ve Bey-hakî592 de rivayet etmiştir.
Bu hadisin metni zayıf değil, sahihtir. Hadisi Sü-nen müellifleri ile tanınmış hadis imamları rivayet et-mişler ve hadis hafızları da sahih olduğunu belirtmiş-lerdir. Nitekim hadisi İbn Ebû Şeybe593, Abdurrez-zak594, Ahmed b. Hanbel595, Ebû Dâvûd596, Tir-mizî597 ve İbn Mâce598 (rh.a.e.) rivayet etmişlerdir. Hâkim en-Nîsâbûrî599, el-Müstedrek isimli eserinde bu hadisin sahih olduğunu belirtmiş, Zehebî de Hâkim’e bu konuda katılmıştır. Ayrıca Heysemî, Mecmau’z-Zevaid600 isimli eserinde bu hadisi rivayet etmiş, Ta-berânî601 ve diğer hadis imamları tarafından da rivayet edildiğini belirtmiştir. Netice olarak, bu hadis aslında sahihtir. Hadisin zayıf kabul edilen Tarîf’ten rivayet edilmesinin herhangi bir sakıncası yoktur. Çünkü hadis meşhurdur ve birçok sahih yoldan rivayet edilmiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in Abdülmelik el-Kurazî’den ri-vayet ettiği hadis, “Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Kureyza günü eteği tüylenmiş olanların öldürülmesini, tüylen-memiş olanların bırakılmasını emretti.” şeklindedir. Bu hadisi Ebû Hanîfe (r.a.), Hammad ve Kasım b. Maîn’den de rivayet etmiştir.602

Bu hadis meşhur ve sahih olup muhaddisler, fıkıh bilginleri ve siyer âlimleri tarafından da bilinmektedir. Hadisi Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Ahmed b. Hanbel (rh.a.e.) rivayet etmişlerdir.603
Ebû Hanîfe (r.a.) eserinin iki yerinde besmele’nin açıkça okunması hadisini zayıf olarak kabul edilen Tarîf b. Şihab’dan rivayet etmiştir.604 Söz konusu ha-dis, Tarîf- Ebû Nadra- Yezid b. Abdullah el-Muğaffel ve babası el-Muğaffel (r.a.) isnadıyla rivayet edilmiştir. Buna göre el-Muğaffel (r.a.), bir gün bir imamın arka-sında namaz kılar. İmam besmeleyi açıktan okur. Na-mazı bitirince el-Muğaffel (r.a.), “Ey Ebû Abdullah! Şu besmeleyi bize duyurma. Çünkü ben Resulullah’ın (s.a.v.) arkasında namaz kıldığım gibi, Hazreti Ebû Bekir (r.a.), Ömer (r.a.) ve Osman (r.a.)’in arkasında da namaz kıldım. Bunlardan hiçbiri kıraat esnasında bes-meleyi açıktan okumadılar.” demiştir.
Bu hadisin Tarîf’den rivayet edilmesinin herhangi bir zararı yoktur. Çünkü Ebû Hanîfe (r.a.) hadisi sahih yoldan da rivayet etmiştir. Aynı hadisi Müslim, Tirmizî ve diğer hadis imamları da rivayet etmişlerdir.605

Ebû Hanîfe (r.a.)’in zayıf olduklarında ittifak olan ravilerden rivayet ettiği hadisler bunlardan ibarettir. Şimdi onun mechul ravilerden rivayet ettiği hadislere geçebiliriz. Bu hadisler çoktur. Biz söz konusu hadisleri tek tek ele alıp, onlara yöneltilen tenkidlere yer verece-ğiz. Eğer yapılan tenkid yerinde ise onun yanında yer alacağız. Aksi takdirde o tenkidi reddetmek zorundayız.
Çünkü bu bilgi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e aittir. Zira sa-hih olan bir hadisi reddetmek, dini reddetmek anlamına gelir. Bu caiz değildir.
1. Ebû Hanîfe (r.a.), ismini zikretmediği bir ravi-den, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in İki zayıfa; çocuğa ve kadına merhamet ediniz.606 buyurduğunu rivayet et-miştir. Bu hadisin Ahmed b. Hanbel’de sahih bir sened-le nakledilen Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsinler607 şeklinde şahi-di608 vardır. Bütün insanlara merhamet etmek bir yü-kümlülüktür. Buna göre çocuk ve kadına merhamet etmek elbette gerekli olacaktır.
Bu konudaki hadisler çoktur. Ayrıca bu hadis za-yıf olsa bile, akaid ve ahkâmla ilgili değildir. Dolayısıy-la konusu itibarıyla zayıf olması çok önemli değildir.

2. Ebû Hanîfe (r.a.) ismini zikretmediği bir ravi-den Hz. Ali (r.a.)’in “Kim bir günah işlerse o günah nedeniyle cezalandırılır.” dediğini rivayet etmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.) bu rivayeti kimden aldığını zikretme-miştir. Fakat aynı hadis, hadis imamları tarafından merfû olarak rivayet edilmiştir. Ahmed b. Hanbel (r.a.)609 ve İbn Mâce610 bu hadisi Hz. Ali (r.a.) vasıta-sıyla merfû olarak rivayet etmişlerdir. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek611 isimli eserinde hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadisin şahidleri de bulunmakta-dır.
3. Ebu Hanîfe (r.a.), ismini zikretmediği bir ravi vasıtasıyla Hasan’ın “İşkembeli olan hayvanların idra-rında herhangi bir sakınca yoktur.”612 dediğini rivayet etmiştir. Fakat bu hadis başka bir çok yoldan rivayet edilmiştir. Ancak Dârakutnî’nin ifadesine göre, hadisin isnadında Sivâr adında zayıf bir ravi bulunmaktadır. Dârakutnî, “Eti yenen hayvanın idrarında herhangi bir sakınca yoktur.” rivayetini söz konusu hadise şâhid olarak nakletmektedir.613
Hadis metninde geçen “zat-u kirş=işkembeli” ifa-desinden maksat, eti yenen hayvanlar olmalıdır. Bu, bir çok fıkıh bilgininin kanaatidir. Bunlara göre eti yenen hayvanın idrarı necis değildir. Bu bilginler, görüşlerine Ukl ve Urayne’den gelen bir topluluğu konu alan hadisi delil göstermektedirler. Bu hadise göre (s.a.v.) Efendi-miz onlara develerin idrarlarını ve sütlerini içme izni vermiştir. Bu hadis, Buhârî ve Müslim’de yer almakta-dır.614

4. Ebû Hanîfe (r.a.), Ebû Ya’fûr’dan ismini ver-mediği bir ravi vasıtasıyla Sa‘d b. Malik (r.a.)’in “Bizler rukûda avuçlarımızı birbiri üzerine kapıyorduk. Daha sonra ellerimizi diz kapaklarımızın üzerine koymamız emredildi.”615 dediğini nakletmiştir.
Bu hadis, benzeri lafızla Müslim’de yer almakta-dır.616 Buna göre hadisin, isnadında mechul bir kişinin bulunduğu başka bir yoldan rivayet edilmesi, bizce onun sahih olmasına engel teşkil etmez.
5. Ebû Hanîfe (r.a.), ismini zikretmediği bir ravi vasıtasıyla “Resûlullah (s.a.v.), kabirlerin dikdörtgen şeklinde bina edilip kireçle sıvanmasını yasak etti.”617 hadisini merfû olarak nakletmektedir. Bu hadisin isna-dında mechul bir ravi bulunmaktadır. Hadis aynı za-manda mürseldir.618 Fakat bu hadis çok meşhur bir hadistir. Hadisi Müslim619, Tirmizî620, Ahmed b. Hanbel621, Nesaî622, İbn Mâce623 ve benzer ifadeler-le Hâkim en-Nîsâbûrî624 (rh.a.e.) rivayet etmişlerdir. Hâkim, ayrıca hadisin sahih olduğunu da belirtmekte-dir. Dolayısıyla bu hadis sahihtir, meşhurdur. Hadisin mechul bir raviden rivayet edilmiş olması ya da mürsel olması herhangi bir sakınca doğurmaz.

6. Ebû Hanîfe (r.a.), adını zikretmediği bir ravi vasıtasıyla Hz. Aişe (r.anhâ)’nın temettû haccı yapmak üzere Mekke’ye geldiğini ve orada âdet görmeye baş-laması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emri üzeri-ne, umreyi bıraktığını rivayet etmektedir.625 Bu hadis, Buhârî ve başka eserlerde de birçok ayrıntısıyla birlikte muttasıl olarak rivayet edilmiştir.626
7. Ebû Hanîfe (r.a.), Ebû Ya’fûr ve ismini verme-diği bir ravi vasıtasıyla İbn Ömer (r.a.)’den şöyle riva-yet etmektedir: Resulullah (s.a.v.) Attab b. Esîd (r.a.)’i Mekkelilere göndererek onlara bir satım akdi içinde iki şartı, bir satım akdi içinde borç verme şartını, riskinin üstlenilmediği şeyin kârını ve teslim alınmamış olan malın satışını yasakla.627 diye emretmiştir.

Bu hadis muttasıl olarak birçok isnadla rivayet edilmiştir. Hadisin Tahâvî rivayeti “Resulullah (s.a.v.) bir satım akdi içinde iki şartı yasaklamıştır.” şeklinde-dir. Tahâvî bu hadisi Hasen b. Abdullah b. Mansur- Heysem b. Cemil- Hişam- Abdülmelik b. Ebû Süley-man- Amr b. Şuayb- babası ve dedesi isnadıyla rivayet etmiştir. Tahâvî hadisi Muhammed b. Huzeyme- Ab-dullah b. Recâ- Hemmam- Asım el-Ahvel- Amr b. Şu-ayb- babası ve dedesi isnadıyla da rivayet etmiştir.
Ayrıca hadisi benzeri lafızlarla Nasr b. Merzuk, Hasib b. Nâsih- Hammad b. Seleme- Dâvûd b. Ebû Hind- Amr b. Şuayb- babası ve dedesi isnadıyla da ri-vayet etmiştir.628
8. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, ismini zikretmediği bir ra-vi vasıtasıyla nakline göre Eş’as b. Kays (r.a.), Abdul-lah b. Mesud (r.a.)’den bir köle satın alır. Abdullah (r.a.), kölenin bedelini talep edince Eş’as (r.a.); “Onu senden onbine satın almıştım”, Abdullah (r.a.) ise, “Onu sana yirmibine satmıştım” diyerek ihtilafa düşer-ler. Abdullah (r.a.) “Dilediğin kişiyi aramızda hakem kılabilirsin” deyince Eş’as (r.a.), “Aramızda hakem sen ol” teklifinde bulunur. Bunun üzerine Abdullah (r.a.): “Ben bizzat Resulullah (s.a.v.)’den duyduğum bir hük-mü haber vereyim diyerek, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, iki taraf birbiriyle anlaşmazlığa düştüğünde, ellerinde herhangi bir delil bulunmayıp satılan mal da mevcut ise söz satıcının olur, aksi takdirde akdi aralarında fesederler ve birbirlerinden aldıkları bedelleri karşılıklı olarak iade ederler.629 buyurduğunu nakleder.

Bu isnadında her ne kadar Ebû Hanîfe (r.a.)’in ismini vermediği bir ravi bulunmakta ise de, hadisi Ab-durrezzak Musannef isimli eserinde630, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî Müsned’inde631, Ahmed b. Hanbel Müs-ned’inde632, Ebû Dâvûd es-Sicistânî Sünen’inde633, İbn Mâce634 ve Beyhakî635 Sünen’lerinde rivayet et-mişlerdir. Hâkim en-Nîsâbûrî, Müstedrek’inde636 sahih olduğunu belirtmiş, Zehebî de ona katılmıştır (rh.a.e.). Bu durumda bu hadis de sahihtir ve hadis imamları tarafından da rivayet edilmiştir. Hadisin bazı rivayet yollarında meçhul bir ravinin bulunması ona herhangi bir zarar vermez.
9. Ebû Hanîfe (r.a.), İbrahim en-Nehâî’ ve yalan-cılıkla itham edilemeyecek bir ravi vasıtasıyla Ebû Said el-Hudrî (r.a.) ve Ebû Hureyre (r.a.)’den Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, Bir kimse din kardeşinin pazarlık ettiği malı pazarlık etmesin. Bir erkek din kardeşinin talib olduğu bir kadını nikahlamasın. Bir kadın halası ve teyzesi üzerine nikahlanamaz. Herhangi bir kadın kardeşinin çanağındaki yemeğe göz dikerek kardeşinin boşanma-sını istemesin. Çünkü Yüce Allah onu rızıklandıracak-tır. Cahiliye döneminde olduğu gibi, taş atarak alışveriş yapmayınız. Bir işçi ile hizmet akdi yaptığında ona ücretini bildir.637 buyurduğunu rivayet etmiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.), hadisi adını vermediği bir ravi-den bu şekilde rivayet etmektedir. Fakat bir başka yerde
aynı hadisi Hammad- İbrahim ve Ebû Hureyre (r.a.) isnadıyla muttasıl ve merfû olarak rivayet etmekte-dir.638 Burada söz konusu hadisi Ahmed b. Hanbel (r.a.)’in de Ebû Hureyre (r.a.) vasıtasıyla iki yerde sahih bir isnadla rivayet ettiğini hatırlatmalıyız.639
10. Ebû Hanîfe (r.a.) adını zikretmediği bir ravi vasıtasıyla Abaye- Rafi’ (r.a.) isnadıyla naklettiğine göre Bir bahçeye uğrayan Hz. Peygamber (s.a.v.), onu beğenerek Bu bahçe kimin diye sorar. Rafi’ (r.a.)’in “Benim ya Resulullah (s.a.v.)” diye cevap vermesi üze-rine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Bu bahçe sana ne-reden kaldı? diye sorar, Rafi’ (r.a.)’in “Kiraladım” diye cevap vermesi üzerine ise Hz. Peygamber (s.a.v.), Bah-çeyi içinden çıkacak herhangi bir ürün karşılığında ki-ralama diye emreder.640
Görüldüğü üzere Ebû Hanîfe (r.a.), hadisi meçhul bir raviden böyle rivayet etmektedir. Fakat aynı hadisi başka isnadla Ebû Husay’ın- Abaye ve Rafi‘(r.a.) kana-lıyla da rivayet etmektedir.641 Söz konusu hadis, Dârakutnî’nin Sünen’inde642, Beğavi’nin Şerhu’s-sünne’sinde643 de yer almaktadır.
11. Ebû Hanîfe (r.a.), Abdulmelik b. Umeyr (r.a.)’-den adını belirtmediği Şam’lı bir ravi vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Sen, düşük çocuğun cennetin kapısında nazlanarak içeriye girmediğini göreceksin. Ona ‘gir içeriye’ denir. O da: ‘Anne ve babam girme-dikçe girmem’ der. hadisini rivayet etmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.) bu rivayetin ravisinin ismini zikretmemek-
tedir. Bizler mechul olan bu kişinin tabiî mi yoksa sa-habi mi olduğunu bilmiyoruz. Meçhul kalan ravi sahabi değilse hadis mürseldir.
Fakat aynı hadisi İbn Mâce644, Ali b. Haşim b. Mer-zuk- Abîde b. Humeyd-Yahya b. Ubeydullah- Ubeydullah b. Müslim el-Hadramî ve Muaz isnadıyla yaklaşık aynı lafızla rivayet etmiştir. Hadisi İbn Ebû Şeybe benzer lafızlarla Mus’ab b. Mikdâm- Hasen b. Hakem- Esmâ bnt. Âbid- babası (rh.a.e.), isnadıyla ri-vayet etmiştir.645
12. Ebû Hanîfe (r.a.), adını zikretmedği bir ravi vasıtasıyla Hz. Ömer (r.a.)’in, “Toplumda şeref sahibi ileri gelen kadınların ancak kendileri ile denk olan er-keklerle evlenmelerine izin verebilirim”.646 dediğini rivayet etmiştir. Beyhakî, Hz. Ömer (r.a.)’den rivayette bulunan bu mechul ravinin Muhammed b. Talha oldu-ğunu belirtmekte ve onu Muhammed b. Talha senediyle zikretmektedir. Rivayeti destekleyen başka hadisler de bulunmaktadır. Bu rivayeti Beyhakî- Hakîm- Hüseyin b. Ali- İbn Huzeyme- Ali b. Hacer- Bakiyye- Mübeşşir- Haccac b. Ertat- Amr b. Dînâr ve Cabir (rh.a.e.) isna-dıyla “Kadınları ancak velileri evlendirir. Onlar ancak kendilerine denk olan erkeklerle evlendirilirler.”647 lafzıyla rivayet etmektedir.
13. Ebû Hanîfe (r.a.) Heysem’den adını vermediği bir ravi vasıtasıyla Hz. Aişe (r.anhâ)’nın şöyle söyledi-ğini nakletmektedir: “Hz. Aişe (r.anhâ), azatlı kölesini bakire bir kadınla evlendirir. Erkek ise onun bakire
çıkmadığını belirtir. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anhâ) da, onunla evlenen erkek de son derece üzülürler. An-cak daha sonra Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle der: “Beyefendi! Neden üzülüyorsun? Bekaret, kızın tırmanmış olduğu bir duvardan yere atlamasıyla da gidebilir.”648 Hz. Aişe (r.anhâ)’ya nispet edilen bu haber bir başka yoldan ravileri belirtilerek de rivayet edilir. Tahavî, eseri Müş-kilu’l-âsâr’ında, Ebû Hanîfe (r.a.)’in bu hadisi Heysem b. Ebu’l-Heysem vasıtasıyla Hz. Aişe (r.anhâ)’dan riva-yet ettiğini belirtir. Bu rivayete göre Heysem’le Hz. Aişe (r.anhâ) arasında herhangi bir vasıta yoktur.
14. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, Hammad b. Süleyman-İbra-him en-Nehâî ve ismi zikredilmeyen bir ravi vası-tasıyla nakline göre, İbn Ömer (r.a.) hanımını âdetli iken boşar. Bu tasarrufundan dolayı ayıplanınca hanı-mına geri döner. Hanımı âdetinden temizlenince onu tekrar boşar ve âdetli iken vermiş olduğu boşamayı da hesaba katar.”649 Bu hadis, Sahih ve sünenlerde meş-hur bir hadistir. Bu eserlerde İbn Ömer (r.a.)’in boşama olayı şöyle nakledilir: Babası Hz. Ömer (r.a.), oğlunun, karısını âdetli iken boşadığını haber verince, (s.a.v.) Efendimiz: Ona söyle hanımına geri dönsün. Temizlen-diği zaman boşasın buyurur. Hadisi bu lafızla Buhârî650, Müslim651, Tirmizî652, Nesâî653 ve Ah-med b. Hanbel654 (rh.a.e.) rivayet etmişlerdir. Hadis sahihtir ve fıkıh bilginleri bu hadisi delil olarak kullan-mışlardır.
15. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, Yahya b. Amir ve ismini vermediği bir ravi vasıtasıyla Abdullah b. Mesud (r.a.)’den nakline göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), Devlet başkanının kendisine şer‘î bir ceza davası iletildiğinde onu uygulamadan yerinden kalkmaması gerekir.655 buyurmuştur. Ebû Hanîfe (r.a.) bu rivayeti Yahya b. Abdullah et-Teymî- Ebû Macid el-Hanefî- Abdullah b. Mes‘ud (r.a.) isnadıyla muttasıl olarak rivayet etmekte-dir.
Bu hadisi destekleyen başka rivayetler de bulun-maktadır. Nitekim bir rivayete göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Safvan (r.a.)’in ridasını çalan kişinin elini kesmek istediğinde Safvan (r.a.) şikayetini geri alır ve hırsızı bağışlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Keşke bu, hırsızı bana getirmeden önce olsaydı buyu-rur.
Bu hadisi İmam Ahmed656, Ebû Dâvûd657 ve Nesâî658 (rh.a.e.) sahih yollardan rivayet etmişlerdir.
16. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, Müslim el-A‘ver’den is-mini zikretmediği bir ravi vasıtasıyla nakline göre Hz. Ali (r.a.) “Bir ineği yedi kişi kurban edebilir.”659 de-miştir.
Bu haberi Hz. Ali (r.a.)’den muttasıl bir senedle merfû olarak Ebû Dâvûd660 ve Taberânî661 rivayet etmişlerdir. Heysemî662 ise bu hadisi, bazıları hasen olan birçok isnatla değişik lafızlarla nakletmiştir.
17. Ebû Hanîfe (r.a.), Hammad’dan ismini verme-diği bir ravi vasıtasıyla Câbir (r.a.)’in “Her müslümanın kestiği helaldir.”663 dediğini nakletmiştir. Yani bir kimse bir hayvanı kesip besmele çekmeyi unutursa kes-tiği bu hayvanın etini yemekte herhangi bir sakınca yoktur.664
Hadisi bu lafızlarla ne mevkûf665 ve ne de mer- fû666 olarak bulabilmiş değiliz. Fakat fıkıh bilginleri bir müslümanın kesmiş olduğu hayvanın etinin besmele çekmeyi unuttuğu takdirde yenilebileceği noktasında ittifak etmişlerdir Besmeleyi kasten terkeden kimsenin kestiğinin yenilip yenilmeyeceği hususunda ise ihtilaf etmişlerdir. Bu meseleyi İbn Hacer eseri Fethu’l-bârî’de ayrıntısıyla ele almış ve bu konudaki rivayetlerden biri-sinin Müslüman besmeleyi ister çeksin, isterse çekme-sin besmele çekmiş kabul edilir.667 şeklinde olduğuna işaret etmiştir.
18. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Heysem’den ismini ver-mediği bir ravi vasıtasıyla nakline göre Câbir (r.a.) şöy-le anlatmıştır: “İki kişi bir devenin kendilerine ait oldu-ğu konusunda anlaşmazlığa düştüler. Ancak bunlardan herbiri devenin kendisine ait olduğuna ve onu kendisi-nin besleyip büyüttüğüne dair delil getirdi. Bunun üze-rine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz devenin zilyedi-nin668 lehinde hüküm verdi.669 Ebû Hanîfe (r.a.) bu rivayeti aynı isnadla, biraz farklı lafızla da rivayet et-miştir.
Fakat bu hadis fıkıh bilginleri nezdinde çok meş-hurdur. Buna göre iki kişi herhangi bir mal hakkında uyuşmazlığa düşse ve herbiri kendini destekleyecek sağlam bir delil getirse, fıkıh bilginlerine göre her iki taraflı delil birbirini çürütür ve mal zilyedin elinde ka-lır. Çünkü zilyedlik tercih sebebidir. Aralarında bazı ihtilaflar bulunmakla, fıkıh bilginlerinin büyük bir kıs-mı, delillerin tercihinde bu kanaati taşımaktadırlar.670
19. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Heysem vasıtasıyla ismi-ni zikretmediği bir raviden nakline göre bir gün Ebû Kuhâfe (r.a.), sakalları uzamış bir şekilde yanına geldi-ğinde (s.a.v.) Efendimiz eliyle Ebû Kuhâfe (r.a.)’in sa-kallarının yan taraflarına işaret ederek Keşke şunları kısaltsaydın buyurmuştur.”671
Bu hadisi hiçbir eserde merfû olarak bulabilmiş değiliz. Fakat Ebû Hanîfe (r.a.)’in bizzat kendisinin ve başkalarının, Heysem -İbn Ömer (r.a.) isnadıyla rivayet ettikleri “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz sakalını elinin kabzasıyla tutmuş, sonra bir kabzadan fazlasını kırp-mıştır.”672 şeklindeki hadis, bu rivayeti desteklemek-tedir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in meçhul ravilerden rivayet et-tiği şeklinde tenkide uğradığı hadisler bunlardan ibaret-tir. Fakat biz -ikisi hariç- bunların başka sahih veya makbul yollarla rivayet edildiğini tespit etmiş bulunu-yoruz. Bu hadisler tenkit edilse bile burada, Ebû Hanîfe (r.a.)’in zayıf hadisi almak ve onu sarih bir nassa muha-lif olmadığı sürece re’ye tercih etmek gibi bir usûlü
olduğunu hatırlamamız gerekir. Bu konuyu inşaallah ileride ele alacağız. Burada onun mürsel olarak rivayet ettiği ya da mürsel olarak rivayet eden raviden alıp ak-tardığı hadisleri de incelememiz gerekmektedir.
20. Ebû Hanîfe (r.a.)’in, İbrahim en-Nehâî’den nakline göre, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Kabe’de tavafta bulunurken remel673 yapmıştır.674 Bu, sahih ve muttasıl olup geniş bir şekilde nakledilmektedir. Bu durum da Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivayetini tam olarak teyit etmektedir. Müslim’in, Abdullah b. Ömer b. Eban el-Cu‘fî- İbnu’l-Mübarek- Ubeydullah- Nafî isnadıyla nakline göre İbn Ömer (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz Hacer-i Esved’den başlayarak üç tur (şavt) remel yaparak, dört tur da yürüyerek Kabeyi tavaf etti”675 demiştir. Müslim başka bir rivayette olayı detaylı bir şekilde şöyle rivayet etmektedir: Ebû Kamil- Fudayl İbn Huseyin- Abdülvahid b. Ziyâd el-Cerîrî isnadıyla Ebû’t-Tufeyl şöyle anlatmıştır: İbni Abbas (r.a.)’e “Ka-beyi tavaf ederken üç tur (şavt) remel, dört tur (şavt) yürüme sünnet midir, değil midir?” diye sordum. “Çün-kü senin kavmin bunun sünnet olduğunu iddia ediyor-lar.” diye de ekledim. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.), “Hem doğru, hem yanlış.”676 söylüyorlar şeklinde ce-vap verdi. Ona “Hem doğru, hem yanlış nasıl oluyor?” deyince, İbn Abbas (r.a.) şöyle cevap verdi: Resulullah (s.a.v.) Mekke’ye geldiği zaman müşrikler kıskançlıkla-rından “Muhammed (s.a.v.) ve arkadaşları zayıflıktan ve güçsüzlükten beyti tavaf edemiyorlar” dediler. Bu-
nun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ashabına üç tur (şavt) remel yapmalarını ve dört tur da (şavt) yürüyerek tavaf-ta bulunmalarını emretti. Bunun üzerine ben İbn Abbas (r.a.)’e “Senin kavmin Safa ile Merve arasında binitli olarak sa’y etmenin sünnet olduğunu iddia ediyor, bu doğru mu?” diye sordum. İbn Abbas (r.a.) “hem doğru, hem değil”677 diye cevap verdi. Ona “Hem doğru, hem yanlış ne anlama geliyor?” dedim. İbn Abbas (r.a.) bu soruya şöyle açıklık getirdi: “Hz. Peygamber (s.a.v.)in etrafında izdiham çoğalıp da halk başına üşüştü ve “İşte bu Muhammed (s.a.v.), işte bu Muhammed (s.a.v.)” demeye başlayınca, hatta genç kızlar evlerinden dışarı çıkınca…”678 Hadisi, Tirmizî679 ve Ahmed b. Han-bel680 bu şekilde rivayet etmişlerdir. Bu rivayet Ebû Hanîfe (r.a.)’in mürsel olarak naklettiği hadisin çok güçlü bir destekleyicisidir.
21. Ebû Hanîfe (r.a.) doğrudan Hz. Ali (r.a.)’den naklederek onun “Oğlum Hasan ve Hüseyin’in ezan okumaları konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’den izin almadığıma çok pişmanım. Çünkü müezzinlerin eti cehennem ateşine haramdır. Melekler de yeryüzü var-lıkları olsalardı ezan konusunda insanlarla yarışırlar-dı.”681 dediğini nakletmiştir.
Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edilen bu haberi, ezanın fazileti ve müezzinlere verilecek büyük sevap konusun-da nakledilen birçok rivayet teyid etmektedir. Bu riva-yeti araştırdık ancak bulamadık. Yukarıda işaret ettiği-miz üzere bu hadisi, ezanın fazileti ve müezzinlerin
sevabı konusunda nakledilen birçok hadis desteklemek-tedir. Bu sebeple onun mürsel olması zarar vermez. Çünkü bu rivayet ahkâm ya da akaitle ilgili değil, amel-lerin faziletleri konusundadır. Bu durumda mürsel ola-rak yapılan söz konusu rivayeti zayıf kabul etsek bile, yine de bir sakınca doğmaz. Rivayetin güçlü destekle-yicilerini itibara alacak olursak, o zaman bu destekleyi-ciler rivayetteki zayıflığı telafi eder. Nitekim bir hadiste şöyle bir ifade yer almaktadır: Müezzinin sesinin ulaş-tığı yerdeki kimseler bağışlanır. Onun ezanını işiten yaş ve kuru ne varsa kendisini doğrular, tasdik eder. Bu hadisi Nesâî682, İbn Ebû Şeybe683, Beyhakî684 ve Şerhu’s-Sünne’ isimli eserinde Beğavî685 (rh.a.e.) riva-yet etmişlerdir. Müslim’de ve diğer hadis kitaplarında yer alan Müezzinler kıyamet gününde insanların en uzun boyluları olacaktır,686 Sevabını Allah’tan bekle-yerek ezan okuyan kimse, kanı içerisinde kıvranan şe-hid gibidir.687 hadisleri de söz konusu rivayeti destek-lemektedir.
22. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hammad’dan nakline gö-re İbrahim en-Nehâî, “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ömründe bir hac, dört umre yapmıştır. Umrelerinden birisini haccıyla birlikte eda etmiştir.”688 demiştir.
Bu hadisi İmam Malik (r.a.) mürsel olarak rivayet etmiştir. Beyhakî ise mürsel olan rivayetin tercih edil-mesi gerektiğini ve İmam Buhârî’nin de bu görüşte ol-duğunu nakletmiştir.689
Bu hadisi destekleyen birçok rivayet bulunmakta-dır. Beyhakî’nin, Hakim- Ebû Hasen b. Abdûs- Osman b. Said ed-Darimî- Hüdbe-Hemmam-Katâde isnadıyla Enes b. Malik (r.a.)’den nakline göre, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz dört umre yapmıştır. Bunlardan -zilhicce ayında haccıyla birlikte yaptığı umre hariç- kalan umrelerini zilkade ayında eda etmiştir. Şöyle ki: Söz konusu umrelerden birisini Hudeybiye’de -bir baş-ka ifadeyle- zilkâde ayında Hudeybiye senesi, ikincisini yine zilkâde ayında ertesi yıl, üçüncüsünü zilkâde ayın-da Huneyn ganimetlerini taksim etmiş olduğu yerden yani Ci‘râne mevkiinden yola çıkarak yapmıştır. Son umresini ise veda haccıyla birlikte eda etmiştir.”690
Beyhakî bu hadisin Buhârî ve Müslim’de yer al-dığını ifade etmiştir. Gerçekten bu hadis Buhârî’de Um-re, Müslim’de ise Hac bölümlerinde bulunmaktadır. Aynı şekilde hadis Ebû Dâvûd’da da mevcuttur.
Netice olarak bu hadis sahih diğer rivayetlerle desteklenmektedir. Dolayısıyla ravisi ister Enes (r.a.), isterse Aişe (r.anhâ) olsun zayıf olamaz.
23. Ebû Hanîfe (r.a.) Yüce Allah rüknü ve maka-mı diriltecektir. Bunların iki gözü, iki dili ve iki dudağı olacak, kendilerine ihlas içerisinde gelen kimselere şehadet edeceklerdir691 şeklinde bir hadis nakletmek-tedir.
Ancak Ebû Hanîfe (r.a.) bunu merfû olarak riva-yet etmediği gibi herhangi bir kimseye de nispet etme-
miştir. Bununla birlikte söz konusu rivayet isnadıyla birlikte bulunmaktadır. Yukarıda Ebû Hanîfe (r.a.)’in ezberlemediği bir hadisi rivayet etmediğini belirtmiştik. Nitekim bu hadis merfû, muttasıl ve sahih bir hadistir. Hadisi Ahmed b. Hanbel, Yunus-Hammad- Abdullah b. Osman b. Haysem ve Said b. Cubeyr isnadıyla İbn Ab-bas (r.a.)’den rivayet etmiştir. Bu rivayete göre Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz Hacer-i Esved kıyamet günü diriltilecektir. Bir başka rivayette Bundan sonra rükün gelir. Onun gördüğü iki gözü, konuştuğu bir dili vardır ve kendisine hakkıyla istilam692 edene şehadet edecek-tir.693 buyurmuştur.
Taberânî, hadisi Allah Teâlâ Hacer-i Esved’i, Rüknü Yemani’yi694 kıyamet günü diriltir. Bu ikisinin iki gözü, dili ve iki dudağı olacaktır. Bunlar kendilerini ihlasla istilam edenlere şehadet edeceklerdir.695 şek-linde rivayet etmiştir. Bu hadis, et-Terğîb ve’t-Terhîb696 ile Mec-mau’z-Zevaid’de697 yer alır. Hey-semî hadisin isnadında bilmediğim bir ravi yer almak-tadır açıklamasını yapmıştır.
Ahmed b. Hanbel’in, Affan- Recâ Ebû Yahya- Musafi’ b. Şeybe isnadıyla Abdullah b. Ömer (r.a.)’den nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Rükün ve makam cennetin yakutlarından iki yakuttur698 demiştir. Aynı hadisi Hâkim en-Nîsâbûrî rivayet etmiş ve sahih olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.699
24. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Hammad vasıtasıyla İb-rahim en-Nehâî’den nakline göre “Peygamber (s.a.v.)
Efendimiz, eşi âdetli iken tenini onun tenine değdirerek yatıyordu.”700 Bu hadisi İbrahim’in bizzat kendisi Hz. Aişe (r.anhâ)’dan muttasıl olarak rivayet etmiştir. Söz konusu hadis, Ahmed b. Hanbel701, İbn Ebû Şey-be702, Abdurrezzak b. Hemmâm703, Ebû Dâvûd704 ve Nesâî705 (rh.a.e.) gibi hadis âlimlerinin eserlerinde yer almaktadır.
Bu rivayeti Buhârî706 ve Müslim707 de yer alan Hz. Aişe (anhâ)’nın naklettiği hadis de desteklemekte-dir. Nitekim Hz. Aişe (r.anhâ), “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, izarın üzerinden tenini âdet halindeki kadın-larının tenine dokundururdu.” demiştir.
Bütün bunlar Ebû Hanîfe (r.a.)’in mürsellerinin tamamının muttasıl olduğunu göstermektedir. Hatta isnadını zikretmemiş olduğu mufassal hadisi bile sahih destekleyicileri güçlendirmektedir. Sonuç itibarıyla Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedleri, sıhhat açısından diğer hadis imamlarının rivayet ettikleri mutemed kitaplardan daha aşağı değildir. Diğer taraftan müsned ravilerinin Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedlerinde sıhhat şartı koşmadığını ifade ettiklerini bilmekteyiz. Ebû Hanîfe (r.a.), bu riva-yetleri kendi bilgisine göre aktarmaktadır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in bize sünnetten çıkarılmış ve hiç kimsenin dere-cesine erişemeyeceği büyük bir fıkhî miras bıraktığını da bilmekteyiz. Onun müsnedlerde sıhhat şartı arama-ması, ya da bunu zikretmemesi kendisinin aleyhine değil, lehinedir. Onun yaptığı rivayetlerde sahih olarak bulunan rivayetler sahihtir. Zayıf olarak tespit edilenle-
rin ise incelenmesi gerekir. Eğer Ebû Hanîfe (r.a.) bu zayıf rivayeti almış ve fıkhına ve görüşüne esas yapmış ise bu tartışılır. Fakat o -ileride geleceği üzere- zayıf hadisi kendi görüşüne tercih eder. O halde Ebû Hanîfe (r.a.) zayıf hadis rivayet etti diye kınanamaz. Bu du-rumda onu övmemiz ve hadise muhalif olduğu iddiala-rını reddetmemiz gerekir. Ayrıca onun hadise muhale-fet ettiği iddiasını ise şu ana kadar hiçbir kimse ispat edebilmiş değildir.
B. MÜSNEDLERLE İLGİLİ ELEŞTİRİ VE ÖVGÜLER
Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedleri, görüşlerini ve dayanmış olduğu delillerini ihtiva eder. Söz konusu müs-nedleri birçok bilgin tenkid ederken, bazıları ise tam aksine onun delillerini teyid etmiş ve yapılan itiraz-lara cevap vermiştir. Yukarıda bazı muhaddislerin Ebû Hanîfe (r.a.)’i şiddetli bir şekilde eleştirdiklerini gör-müştük. Bu hücumlar, Hatîb el-Bağdâdî’den rivayet ettiğimiz nakilde ifadesini bulmuştu. Burada ise muha-liflerin onun delillerini reddetme konusunda -ve özel-likle kendisine muhalif oldukları noktalarda- yaptıkları şiddetli eleştirileri ele alacağız. Ebû Hanîfe (r.a.)’i eleş-tirme hususunda üç âlimin ileri gittiği görülmektedir:
Bunların birincisi, Ebû Bekir b. Ebû Şeybe’dir. İbn Ebû Şeybe, Musannef isimli eserinde “Ebû Hanîfe’ye Eleştiri” başlığıyla özel bir bölüm açmıştır.
İkincisi, Said b. Mansur’dur. Said, Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivayetine muhalif olan rivayetleriyle onun delillerini çürütmeye çalışmıştır.
Üçüncüsü ise, el-Müfhim isimli eserin müellifi Ebû Hafs Ömer b. İbrahim el-Kurtubî’dir. Kurtubî, söz konusu müsnedleri tenkid konusunda özel bir kitap yazmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedlerini birarada toplayan Hârizmî ile aynı asırda yaşayan Kurtubî, bu eserine er-Reddu’s-sedîd fî nakdi Camiî’l-Mesânîd adını vermiştir. Söz konusu eser hâlâ el yazması halinde olup şu ana kadar hiç kimsenin iltifatına ve ilgisine mazhar olmamıştır.708
Ebû Hafs el-Kurtubî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivayet-te bulunduğu ravileri ele alıp tenkid etmekte ve daha önce hadislerini rivayet ettiğimiz Tarîf ve Abdulmelik el-Kurazî’nin zayıf raviler olduklarını söylemektedir. O, Ebû Hanife (r.a.)’in mürsellerini de tenkid etmektedir. Kurtubî, bazı noktalarda isabet etmiştir. Biz de yukarı-da Ebû Hanîfe (r.a.)’in mürselleri ve zayıf hadisler ko-nusunda zaten bu hususlara dikkat çekmiştik.
Ebû Hafs el-Kurtubî’nin, Ebû Hanîfe (r.a.)’e en çok yüklendiği nokta, onun Hammad vasıtasıyla İbra-him en-Nehâî’den yaptığı ‘İnsanlara her sarhoşluk verici şey haramdır.’ şeklindeki ifadeleri hatalıdır. Onların asıl söylemek istedikleri ‘Her içecek maddesinden sarhoş olmanın haram olduğudur.’ şeklindeki naklidir.709
Kurtubî bu rivayeti aktardıktan sonra Ebû Hanîfe (r.a.)’i, insanların sözleriyle Resûlullah (s.a.v.)’in sözü-nü birbirinden ayıramamak ve anlamamakla itham et-miştir ve onu, Resûlullah (s.a.v.)’e hata isnad etmekle suçlamıştır.710
Burada sorulması gerekli bazı sorular bulunmak-tadır. Biz bu hatayı neden Ebû Hanîfe (r.a.)’e yüklüyo-ruz. O bu rivayeti Hammad vasıtasıyla İbrahim en-Nehâî’den yapmıyor mu? Muhaddislere göre herhangi bir isnadda bulunan kimsenin, okuyucuyu isnad ettiği o şahsa havale etmiş olduğu bilinen kurallardan değil midir? Sahih olmayan ya da sabit bulunmayan bir riva-yeti sırf rivayet etti diye muhaddise hücum etmek doğru mudur? Eğer bunu yapmak doğruysa, o zaman Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği hadisler hakkında da aynı şeyi yapmak gerekir. Nitekim Ahmed b. Hanbel’in ri-vayet ettiği hadislerden tenkide uğrayanlarının en azın-dan dört olduğu söylenilmektedir. İbn Ebû Şeybe, Ab-durrezzak b Hemmam, İbnu’l-Mübarek, Taberî ve Ta-beranî’nin Mu‘cem’lerinde tenkide uğrayan birçok ha-disler vardır.
Kaldı ki bu rivayet, zayıf bir rivayet ya da uy-durma bir hadis değildir. Bu hadise insanların sözüdür diyerek yanlış yapan İbrahim en-Nehaî’dir. Nitekim bu hadis, çok meşhur olup Buhârî711, Müslim712, Ahmed b. Hanbel713, Tirmizî714, Ebû Davûd715, Nesaî716, İbn Mâce717, İbn Ebû Şeybe718, Abdurrezzak719, el-Mu‘cemu’l-kebîr isimli eserinde Taberânî720, Dârakut-
nî721 ve İbn Hibban722 (rh.a.e.) tarafından rivayet edilmiştir. İbrahim en-Nehâî burada iki noktada hata etmiştir. Birincisi, hadisi insanların sözü diye aktarmış, ikincisi de, hatayı hadise nispet etmiştir. Oysa hadis meşhurdur ve lafzı sahihtir. İbrahim’in yapmış olduğu te’vil hatalıdır. Fakat muhaddislerin, bu hatayı sırf müs-nedinde zikretti diye Ebû Hanîfe (r.a.)’e neden yükle-diklerini anlayabilmiş değiliz.
Öte yandan farzedelim ki bu bir hatadır ve Ebû Hanîfe (r.a.)’in naklinden bu yanlışlığı onayladığı gibi bir izlenim doğmaktadır. Ama yine de sormak gerekir. Bilginleri öyle inandıklarına emin olmadığımız herhan-gi bir şeyle itham etmemiz doğru mudur?
Ebû Hafs el-Kurtubî, Ebû Hanîfe (r.a.)’e karşı eleştirilerini Ebü’z-Zübeyr kanalıyla Cabir’den birçok hadis rivayet ettiği şeklinde bir iddiayla bitirmekte ve onun “an Ebi’z-Zübeyr, an Cabir.” şeklinde mu‘anan olarak rivayet ettiği dört hadisi tenkid etmektedir.723 Kurtubî devamla Ebü’z-Zubeyr’in, Cabir’den hadis duymuş olmasının kuşkulu olduğunu ortaya koyan bir-çok ifadelere yer vermekte ve onun müdellis724 oldu-ğunu, dolayısıyla hadislerinin sahih olamayacağını ileri sürmektedir.
Burada söz konusu meselenin sadece Ebû Hanîfe (r.a.) ile başka bilginler arasında değil, bilakis bütün muhaddisler arasında, özellikle hadis ilminin iki otori-tesi Muhammed b. İsmail el-Buhârî ile Müslim b. Hac-cac el-Kuşeyrî arasında da ihtilaflı olduğunu hatırlatma-
lıyız. Nitekim Müslim el-Câmiu’s- sahîh isimli eserinin Mukaddime kısmında şu açıklamayı yapmaktadır: Bir ravinin hocasından hadis duyduğu kesin ise daha sonra ondan “an fülan, an fülan” şeklindeki rivayeti muttasıl ve semâ yoluyla aldığı kabul edilir.725 Müslim’in biz-zat kendisi de birçok hadisi “an ebi’z-Zübeyr an Cabir” şeklinde mu‘anan olarak nakletmiştir. Eğer biz Ebû Hanîfe (r.a.)’i bundan dolayı tenkid edeceksek, o zaman Müslim’i de etmek zorundayız. Halbuki böyle bir ten-kid ne Ebû Hanîfe (r.a.)’e, ne de Müslim’e yöneltile-mez. Çünkü bunların herbiri kendi dalında otorite olup, bizlere düşen onların görüşlerine saygı duymaktır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in Müsned’lerine, Kurtubî’nin yöneltmiş olduğu tenkidler bunlardan ibarettir. Bundan sonra İbn Ebû Şeybe ve Said b. Mansur’un yaptığı tenkidleri ele alacağız. Adı geçen her iki bilgin önde gelen bir âlim olup, muhaddisler nezdinde büyük bir mertebeye sahip olmaları hasebiyle kendilerinin Ebû Hanîfe (r.a.)’e yö-neltmiş oldukları tenkidleri tasnif ettik. Amacımız bu ihtilafa ışık tutmak, buradan herkesçe kabul edilir bir sonuç çıkarmak ve böylece kimin hatalı, kimin isabet etmiş olduğunu görmektir.
C. MÜSNEDLERLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR
Bundan önceki bölümlerde Hârizmî’nin, Ebû Hanîfe (r.a.)’in onbeş müsnedini biraraya getirip, konu-larına göre tertip ettiğini ifade etmiştik. O, hadisi zikret-tikten sonra müsnedlerdeki yerine işaret etmektedir.
Hârizmî’den sonra bilginler şerh yazarak, ihtisar ederek (kısaltarak) ve açıklamalarda bulunarak bu müs-nedlere karşı hizmette daha aktif bir rol almışlardır. Ayrıca Hârizmî’den önce ve sonra Müsnedleri tenkid eden âlimler de olmuştur.
Hicrî 655 senesinde vefat eden Hârizmî’den726 sonra İbnu’l-Bezzâzî veya Bezzâzî lakabıyla meşhur olan Ha-fızuddin Muhammed b. Muhammed b. Şihab b. Yusûf el-Kerderî el-Bureykınî el-Hârizmî el-Hanefî gelmiştir. Bezzâzî bir hanefî fakihi ve usûlcüsü olup, aslen Saray diyarındandır. İlk tahsilini Saray ve Kı-rım’da tamamladıktan sonra Mekke’ye yerleşmiş ve hicrî 827 yılında burada vefat etmiştir. Bezzâzî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in sahih ve sünenler üzerine yaptığı zeva-idlerle de ilgilenmiş, onları tahric etmiş, isnadlarını değerlendirmiş, şâhidleri ve bunlar üzerine yapılan uy-gun mütâbeatları727 tespit etmiştir.728 Bezzâzî’nin söz konusu kitabı el yazması olup, III. Ahmed kütüphane-sinde 1227 numarada kayıtlıdır.729 Bu iki bilginden sonra söz konusu müsnedleri ihtisar ve şerh eden bil-ginler de gelmiştir.
1. Şerh edenler
a) Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedini ilk şerheden usulcü ve muhaddis, Cemalüddin Mahmud b. Ahmed b. Mes’ud b. Abdurrahman el-Konevî ed-Dımeşkî el-Hane-fî’dir. O, Dımaşk’da hanefî kadılığı görevini üst-lenmiş ve hicrî 771 de vefat etmiştir. Konevî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in Müsned’ini önce ihtisar etmiş, esere el-
Mutemed muhtasaru’l-müsned ismini vermiş ve isnad-ları ve mükerrer olan hadisleri hazfetmiştir. Eser küçük boy 100 varak halinde olup Türkiye’de 1923 yılında basılmıştır.
Daha sonra yazmış olduğu bu muhtasarını şerh etmiş, buna da el-Müstened ismini vermiştir. Bu çalış-masında hadisleri şerh etmiş ve Hanefî mezhebinde fıkhî meselelere, onların ne şekilde delil getirildiğini açıklamıştır. Konevî bu hadisleri muhaliflerine karşı delil olarak kullanmıştır. Öte yandan hadislerdeki garip kelimeleri şerh etmiş ve tenkid edilen bazı hadis ravile-rini değerlendirmiş, onların sika olduğuna dair cerh ve ta‘dîl âlimlerinin görüşlerini nakletmiştir.730 Müellifin yapmış olduğu bu şerh, Zâhiriyye kütüphanesinde Os-maniye bölümünde 213 numarada kayıtlıdır.
b) Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsned’ini şerheden bir başka bilgin Kasım b. Kutlubuğa b. Abdullah el-Mısrî’dir. O, Kasım el-Hanefî diye de tanınır. Kendisine Zeynüddin lakabı verilmiştir. Kutlubuğa fakih, usulcü, muhaddis ve tarihçidir. Hicri 802 yılında dünyaya gel-miş, Kahire’de 879 yılında vefat etmiştir.731
Kutlubuğa’nın söz konusu şerhi el-Emâlî ale’l-müs-ned ismindedir. Kutlubuğa, Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsned’ini Harisî’nin rivayetini esas alarak tertip etmiş, fıkhın konularına göre düzenledikten sonra üzerine el-Emâlî’yi yazmıştır.
İşaret ettiğimiz bu el-Emalî iki büyük cilt halinde olup, hadislerin üzerine ta‘likleri732 içerir. Kutlubuğa bu eserde garip kelimeleri şerhetmiş ve hanefî mezhe-binin esas aldığı fıkhî meselelere bu hadislerin ne şekil-de delalet ettiğini beyan etmiştir. Bilindiği üzere söz konusu hadisler, Ebû Hanîfe (r.a.)’in delil olarak kul-landığı hadislerdir. Kutlubuğa, kitabını -el-Hârizmî’nin yaptığı gibi- Ebû Hanîfe (r.a.)’in menkıbeleriyle açmış ve İbn Ebû Şeybe ile Ebû Hanîfe (r.a.)’in rivayet ettiği hadislerle çelişen haberleri rivayet eden bilginlere ce-vap vererek bitirmiştir. Kutlubuğa eserinde rical ilmi hakkında da bilgi vermiştir. Bu eser Bağdat’ta Evkaf kütüphanesinde el yazması halindedir.733
c) Daha sonra Ebû Hanîfe (r.a.)’in bu müsnedini hicrî 911 yılında vefat eden ve Şafiî mezhebine mensup olan İmam Celalüddin es-Süyûtî şerhetmiştir. Bu eser, Şafiî bir âlimin Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedini şerhet-miş olması açısından önemli bir çalışmadır. Daha önce işaret ettiğimiz üzere Süyûtî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in hayat hikayesi ve menkıbesi hakkında risâle seviyesinde özel bir kitap kaleme almıştır. Bu eserine Tebyîdu’s-Sahîfe bi Menâkıbı Ebî Hanîfe ismini vermiştir. Süyûtî daha sonra Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedine bir şerh yazmış ve esere et-Ta‘lîkâtu’l-Münîfe alâ Müsnedi Ebî Hanîfe ismini vermiştir. Süyûtî, ta‘liklarında büyük oranda insaflı davranmış, Şafiî olmasına rağmen mezhebine taassupla sarılmamıştır. Şevkânî, “Süyûtî bu ta‘lîkında
adeti aksine ihtisar yapmış, fakat faydalı şeyler söyle-miştir.” demiştir.734
Bu kitap yazma eserler arasında mevcut değildir. Kanaatimizce kütüphane görevlileri kaybetmiş ya da unutmuşlardır.
d) Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsnedini şerhedenlerden birisi de Molla Ali el-Kârî’dir. Bu zatın tam künyesi Ali b. Sultan Muhammed el-Herevî el-Karî el-Hanefi’dir. Lakabı Nûruddin Nasıru’s-Sünne el-Mekkî’dir. Ali el-Kârî, Herat şehrinden İslam beldelerine yolculuk yap-mış, sonra Mekke’ye yerleşmiş ve1014 senesinde Mek-ke’de vefat etmiştir.735
Ali el-Kârî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsned’ini Has-kefî rivayetini esas alarak şerhetmiş, hadislerini diğerle-rinden çok daha güzel bir şekilde tahric etmiştir. Ali el-Kârî hadislerin tahricini yaparken Sahîhayn, Sünen-i erbaa ve diğer hadis kitaplarında olduğu gibi, bölüm ve bâbları zikretmektedir. Çoğu zaman hadisin sıhhat de-recesini, bilginlerin o hadis hakkındaki değerlendirme-sini açıklamış, sonra hadisleri inceden inceye şerh et-miştir. Şerhederken izlemiş olduğu metod Müsned’in ifadesini parantez içine koymak, sonra hadisin isnadın-dan başlayarak ricalinin hayat hikayesini aktarmak şek-lindedir. Ali el-Kârî hadis ricalini tanıttıktan sonra, ha-disi veya eseri kelime kelime açıklamaya geçer ve ha-disten elde edilen hükümleri açıklar. Bununla da yetin-meyerek söz konusu hadisin bilginler nezdinde birçok rivayetlerden farklı lafızlarını ve diğer rivayet yollarını
zikreder. Bundan maksat şerhettiği hadisin veya Ebû Hanîfe (r.a.)’in çıkarmış olduğu hükmün güçlenmesidir. Bu kitap, matbu olup, piyasada mevcuttur.736
2. İhtisar edenler
Bir kitaba hizmet, ya onu açıklamak, tefsir etmek ve üzerinde ta‘likte bulunmak maksadıyla şerh ederek, ya da doğrudan eserden maksadın ne olduğunu açıkla-mak, sözü uzatmamak ve ihtisas sahibi olmayanlara pratik bir fayda sunmak maksadıyla ihtisar ederek yapı-lır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsned’i hakkında yapılan bir-çok şerhler ve ihtisarlar da bu amaçla yapılmıştır. Şerh-lerin bazılarından yukarıda sözettik. Açıklamayı tercih ettiğimiz muhtasarlar da şunlardır.
a) Ebû Abdullah Sadruddin Muhammed b. Abbad b. Malik b. Dâvûd b. Hasen b. Dâvûd el-Hallâtî’nin yapmış olduğu ihtisar çalışmasıdır. Bu zat el-Hallâtî diye meşhurdur. Kendisi fakih ve muhaddis olup, hicrî 652 yılında vefat etmiştir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in müsne-dini isnad-ları ve mükerrerleri hazfederek ihtisar etmiş ve adına Maksadu’l-Müsned demiştir.737
b) İkinci ihtisar çalışması Konevî’nindir. Yazar eserine el-Mutemed adını vermiştir. Bu eser hakkında yukarıda bilgi verilmiştir.
c) Bir başka ihtisar çalışması, Ebü’l-Bakâ Ebü’z-Ziyâ Ahmed b. Muhammed el-Kureşî el-Adevî el-Mekkî’nin yaptığı çalışmadır. Yazar bu eserine el-Müstened muhtasaru’l-müsned ismini vermiş olup, bu
çalışmasında o da isnadları ve mükerrerleri hazfetmiş-tir.738
d) Son ihtisar çalışması, Şerefüddin İsmail b. İsa b. Devlet el-Evgânî’nin yaptığı çalışmadır. Bu zat fakih ve muhaddistir. Eserine İhtiyar-u i’timadi’l-mesanîd fî ihtisâr-ı Esmâ-i ba‘d-ı ricâli’l-Mesânîd ismini vermiştir (rh.a.e.).