II. EBÛ HANÎFE (R.A.)’İN AYKIRI DAVRANDIĞI İDDİA EDİLEN HADİSLER

II. EBÛ HANÎFE (R.A.)’İN AYKIRI DAV-RANDIĞI İDDİA EDİLEN HADİSLER

Sözünü ettiğimiz özet, kendi içerisinde yüzyirmi-beş konu ihtiva etmektedir.47 İbn Ebû Şeybe birçok delili bir araya getirdikten sonra Ebû Hanîfe (r.a.)’i hadise nasıl muarız olduğunu açıklayarak tenkid etmek-tedir. Bunu açıklamaya geçmeden önce şunu ifade ede-lim: Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıhta tam beşyüzbin, bir başkarivayete göre birmilyon ikiyüzyetmişbin küsûr mesele tasavvur etmiştir. Bu kadar çok mesele arasında İbn Ebû Şeybe ancak yüzyirmibeş meseleyi tenkid edebil-miştir. Bu gerçekten olumlu bir yöndür. Dolayısıyla Ebû Hanife (r.a.)’in bu muazzam bilgi mirasına karşılık tenkid edildiği meselelerin oranı, onbin yüzaltmışta birdir. Bununla birlikte tenkid edilen meselelerin yarısı hakkında muhtelif hadisler mevcuttur. Bir müctehid bunlardan bazı hadisleri kendi metodu çerçevesinde tercih sebeplerinden herhangi birisiyle tercih etmekte ve almakta, bir diğeri ise yine kendi metodu çerçeve-sinde tercihe değer olduğu için buna muhalif olan ha-disleri alabilmektedir. Dolayısıyla herhangi bir mücte-hidin aleyhinde sarih ve sahih hadise muhalefet ettiği şeklinde hüküm vermeye imkan yoktur. Çünkü ictihadî meseleler, hakkında kesin konuşulacak durumlar değil-dir. Tenkid edilen meselelerin kalan yarısını beşe böl-düğümüzde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Bu meselelerin beşte birinde âhad haberler, Kur‘ân âyetle-rine muhaliftir.

İkinci beşte biriyle ilgili hadisler ise hem meşhur haber ve hem de bundan daha aşağı dere-cedeki rivayetlerdir. Dolayısıyla iki delilden daha güç-lüsüyle amel etmiş olmak için meşhur olan tercih edil-miştir. Üçüncü beşte biri teşkil eden meseleler hakkında ise anlayış farklılıkları vardır. Burada İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in anlayış inceliğinin diğer müctehidlerin anlayış-larından farklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Dördüncü beşte birde Ebû Hanîfe (r.a.)’in kısmen tenkid edileceği durumlar bulabiliriz. Son beşte birde ise İbn Ebû Şeybe‘nin hanefî kitaplarında zikredildiği üzere -Ebû Hanîfe (r.a.)’in söylemediği şeyleri kendisine nispet ederek- hata ettiği meselelerdir. Bu meseleleri tek tek sunma, herbirine cevap verme ve herbirinin dayandığı delilleri ortaya koyma açısından aşağıdaki metodu be-nimsemiş bulunuyoruz.
Meselenin ortaya konulması, delillerinin sunul-ması, İbn Ebû Şeybe’nin ifadesine göre Ebû Hanîfe (r.a.)’in bu meseleler hakkındaki görüşleri, bunlara ve-rilecek cevap. Bu cevapların büyük bir bölümü aşağı-daki metod üzeredir:

İlgili hadisin sened ve metin açısından durumu-nun değerlendirilmesi, Ebû Hanîfe (r.a.)’in ilgili mesele hakkında istidlalinin ve görüşünün beyanıyla o konuda-ki dayandığı deliller, Ebû Hanîfe (r.a.) ile aynı kanaatte olan alimlerin kimler olduğu.
Şimdi söz konusu yüzyirmi beş meseleyi madde madde ayrıntısıyla ele alalım.

1- Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Yahudi Bir Erkekle Bir Kadını Recmetmesi48
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Cabir b. Semura (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yahudi bir erkekle, bir kadını recmetmiştir.49
2- Bera b. Âzib (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yahudi bir erkeği rec-metmiştir.50
3- Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivayet olunduğu-na göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yahudi bir erkek-le kadını recmetmiştir.51
4- İbn Ömer (r.a.)’dan rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz iki yahudiyi recmetmiş-tir. Ravi İbn Ömer (r.a.) kendisinin de onları recmeden-lerin arasında olduğunu ifade etmiştir.52
5- Şa’bî (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz bir yahudi erkekle kadını recmetmiştir.53

İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “yahu-di erkek ve kadınların recmedilmeleri gerekmediği” görüşüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.54
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Cabir b. Semura (r.a.) hadisinin isnadında Şerik ve Semmak, Cabir b. Abdullah (r.a.) hadisinin isnadında ise Mucâlid bulunmaktadır. Şabî’nin haberi mürsel-dir. Bu habere göre söz konusu olayın hicretin başında veya daha sonra olması muhtemeldir. Malikilerin ve başka bilginlerin tercihleri budur. Netice olarak iki ya-hudinin recme-dildiğini ifade eden hadis, “Kadınları-nızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit geti-rin. Eğer şahit getirirlerse, o kadınları ölüm alıp götü-rünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar ev-lerde hapsedin.”55 âyet-i kerîmesiyle neshedilmiştir.

Bezzar’ın isnadında İbnu’r-Rasi‘a, Cerîr’in isna-dında ise mechul bir ravi bulunmaktadır. Dolayısıyla onun haberi delil olacak seviyede değildir. Ahmed b. İshak’ın isnadında ise müdellis bir ravi olup hadisi, “an fülan” lafzıyla muanan olarak rivayet etmiştir. Dolayı-sıyla onun haberi de delil olacak seviyede değildir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre bir kimsenin muhsan56 olması için müslüman olması şarttır. Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşünü Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Allah’a şirk koşan muhsan değildir,57 hadisine dayandırmakta-dır. Recm ile ilgili daha önce geçen hadisler bir uygu-lamayı aktarmakta ve genellik ifade etmemektedir. Bu hadisler başka hadislerle çelişmektedir. Bunlardan birisi İbn Râhûye’nin merfû hükmünde daha önce geçen Al-lah’a şirk koşmak hiçbir şeyi muhsan kılmaz,58 hadisi-dir. Hadisin ravileri sikadır. İbn Ebû Meryem’in, Dâra-kutnî’deki hadisi ise şöyledir: Kâ‘b b. Malik (r.a.) bir yahudi kadınla evlenmek istemiş Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ise kendisine Onunla evlenme çünkü o senimuhsan kılmaz,59 buyurmuştur. Utbe b. Temîm de bu rivayete Dârakutnî’yi desteklemektedir ve bilgindiği gibi Utbe de sikadır.

Hammad b. İbrahim, Muhammed b. Hasen, Ma-likîler, Hanefîlerin büyük bir kısmı ve Rabia de Ebû Hanîfe (r.a.)’e bu görüşünde katılmaktadırlar. Söz ko-nusu bilginler, muhsan olmanın şartının müslüman ol-mak olduğu yolundaki görüşünde Ebû Hanîfe (r.a.)’e iştirak etmektedirler. Daha önce recmle ilgili geçen hadislere ise “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz o iki yahu-diyi Tevrat’ın hükmüne göre recmetmiştir. Dolayısıyla bu hükmün İslâmın öngördüğü hükümle hiçbir alakası yoktur. Yapılan iş onların kitabında olan bir hükmü uygulamak kabilindendir” şeklinde cevap vermişlerdir. Bunu İbn Ebû Şeybe’nin Musannef’ isimli eserinde Ya-hudi olan kadın muhsan kılmaz60 şeklindeki rivayet ettiği haber de te’yid etmektedir.

2- Deve Ağıllarında Namaz Kılmak61
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Abdullah b. Muğaffel (r.a.)’in rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Koyun ağıllarında namaz kılabilirsiniz, deve ağıllarında kılmayınız. Çünkü onlar şeytandan yaratılmıştır,62 buyurmuştur.
2- Cabir b. Semura (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere koyun ağıllarında namaz kılabilece-
ğimizi ifade ederken deve yataklarında kılmamamızı emretti.”63 dediği rivayet edilmiştir.
3- Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayetine göre Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz Koyun ağıllarıyla deve yatakla-rından başka bir yer bulamayacak olursanız namazları-nızı koyun ağıllarında kılınız. Develerin yattıkları yerde kılmayınız,64 buyurmuştur.
4- Abdullah b. Rabi (r.a.)’in rivayetine göre Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz Deve ağıllarında namaz kı-lınmaz,65 buyurmuştur.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Deve ağıllarında namaz kılmada herhangi bir sakınca yok-tur.” görüşüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.66
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.

Deve ağıllarında namaz kılmayı yasak eden az önce geçen hadisler bir çok yoldan rivayet edilmiş ve böylece güç kazanmış olsa bile, Buhârî (rh.a.)’in şartını taşımamaktadırlar. Bu hadisler Yeryüzü benim için mescid ve temiz bir yer olarak kılındı,67 hadisinin kar-
şısında duramaz. Bu, son derece sağlam bir hadistir. Hiçbir hadis bunun karşısında duramaz. Söz konusu hadis bütün sahih kitaplarda, sünen ve müsnedlerde rivayet edilmiştir. Hadis genelliği ile -temiz olmaları şartıyla- deve ağıllarında ve başka yerlerde namaz kılı-nabileceğini ifade etmektedir. Koyun ağıllarında namaz kılma hadisi başka yer bulamayan kimseye cevap ola-rak zikredilmiştir. Dahası İmam Buhârî ağıllarda namaz kılmanın mescid yapılmadan önceki bir uygulama ol-duğunu da beyan etmiştir.

İmam Ebû Hanîfe (r.a.) deve ağıllarında namaz kılma yasaklığının sebebinin namaza mani olan necaset olmadığı kanaatindedir. Bu açıdan deve ile koyun ağılı-nın veya başka bir hayvanın yattığı yerin birbirinden farkı yoktur. Ona göre yasaklık sebebi, devenin insanın üzerine çullanması ve onunla karşı karşıya gelen kim-senin ölüm tehlikesiyle yüz yüze gelmesidir. Nitekim hadis bu sebebe işaret etmektedir. Çünkü hadiste Onlar şeytandan yaratılmıştır ve Bu develerin içinde vahşi hayvanlar gibi olanları vardır,68 buyrulmuştur. Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz deve ağıllarında namaz kıl-maktan kaçınılmasını onların bu saldırılarından korku neticesinde emretmiştir. Yoksa yasaklık onların necis olduklarından ve koyunlarda kendileri gibi necaset ol-madığından değildir. Koyunun ise insana herhangi bir zarar vereceğinden endişe edilmez. İmam Ebû Hanîfe (r.a.) görüşünü aşağıda zikredeceğimiz hadislere da-yandırmıştır.
1- İbn Ömer (r.a.)’nın “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz, devesine karşı (onu sütre edinerek) namaz kılar-dı.”69 dediği rivayet edilmiştir.
2- Ubâde b. Samit (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Huneyn günü ganimet malından bir devenin yanında bize namaz kıldırdı. Sonra bir deveye karşı durup onu sütre edinerek bize namaz kıldırdı.”70 dedi-ği rivayet edilmiştir.

Bu iki hadisten deveye karşı durup onu sütre edi-nerek namaz kılınabileceği anlaşılmaktadır. Buradan deveye karşı namaz kılmanın ve deve ağıllarında onla-rın hizasında namaza durmanın yasaklanmadığı hükmü ortaya çıkmaktadır. Buradaki mekruhluk, devenin ağı-lında dışkısını veya idrarını yapmasından kaynaklan-maktadır.
3- Ebû Hanîfe (r.a.)’in üçüncü delili ise Abdullah b. Nafî’in Leys b. Sa’d’e “Zikretmiş olduğun deve ağıl-larının hükmüne gelince bize bunun mekruh olduğu haberi ulaştı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, biniti üze-rinde namaz kılardı. İbn Ömer (r.a.) ve şu topraklarımı-zın hayırlılarından bizim yetişmiş olduğumuz bilginler, develerini kendileriyle kıble arasında tutarlar ve onlara karşı -hayvanlar dışkısını ve idrarını yaparken- namaza dururlardı.” şeklinde yazmış olduğu mektuptur.
Ebû Hanîfe (r.a.)’e bu konuda bir gurup âlim işti-rak etmiştir. Bunlar derler ki: Deve ağıllarında namaz kılmayı yasak eden haberlerin manası ve yasaklığın
sebebi hakkında bilginler farklı şeyler söylemişlerdir. Bunlar arasında Yahya b. Âdem, Kadı Abdullah, Ebû Yusûf, İmam Malik (r.a.), İmam Şafiî, İmam Muham-med (rh.a.e.) ve başkaları da bulunmaktadır.

Burada önemli olan bir başka nokta daha vardır. O da İbn Ebû Şeybe’nin Musannef isimli eserinde “De-veyi Sütre Yapıp Ona Karşı Namaz Kılma” şeklinde bir başlık kullanmasıdır.
3- Ganimetten Süvarinin Ve Piyadenin Hissesi71
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Ömer (r.a.)’nın “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz ata iki hisse, piyadeye bir hisse verdi.” dediği rivayet edilmiştir.72
2- Mekhûl (r.a.)’in, “Hz. Peygamber (s.a.v.), ikisi Ata, birisi süvariye olmak üzere süvariye üç hisse tahsis etti.”73 dediği rivayet edilmiştir.
3- İbn Abbas (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz bir hisse kendisine, iki hisse de atına olmak üzere süvariye üç hisse tahsis etti.” dediği rivayet edilmiş, Salih b. Keysan da bunu kabul etmişir..74

İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Ga-nimetten ata bir hisse, sahibine bir hisse verilir ” görü-şüyle söz konusu rivayetlere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.75
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Ganimetlerin taksimi konusunda “süvariye iki, piyadeye bir” ve “süvariye bir, piyadeye bir hisse veri-lir.” şeklinde farklı rivayetler bulunmaktadır.
Ebû Hanîfe (r.a.), ganimetten süvariye bir, sahi-bine bir hisse tahsis edilmesi gerektiğini ifade eden rivayeti tercih etmiştir. Bir müctehidin ravilerin hadisin lafzı hakkında ihtilaf etmeleri durumunda kendince uygun gördüğü tercih yollarına dayanarak bu rivayet-lerden herhangi birini tercih etmiş olmasının hadise muhalefet etmekle hiçbir ilgisi yoktur. İmam Ebû Hanîfe (r.a.), İslâm hukukunda herhangi bir malı hay-vanların mülkiyetine geçirme şeklinde bir hüküm ol-madığını tespit edince ata iki hisse verileceğine dair olan rivayetin raviden kaynaklanan bir hata olduğuna hükmetmiştir. Çünkü kelimenin ortasındaki elif harfi özel isimler hariç erken dönemlerde bilginlerin yazıla-rında yer almazdı. Böylece ibareyi hatalı okuyan kimse “fâris=süvari ve râcil=piyade” kelimesini “feres=at” ve “racul=adam” olarak okumuştur. Netice olarak Ebû Hanîfe (r.a.) bu konuyu yanlış anlayanlara “Ben bir hayvanı bir mü’mine üstün tutmam” sözüyle cevap vermiş, İslâm hukukunda hayvanlara mal temlik etme gibi bir durum olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Bunoktada ata hisse verilmesinin mecazî anlamda olduğu iddiası geçerli değildir. Zira öncelikli olan, bir kelime-nin sözlük anlamıdır, mecazî anlamı değildir.

Bazı savaşlarda süvariye ganimetten kat kat hisse verileceğine dair haberleri Ebû Hanîfe (r.a.), delilleri birbiriyle uzlaştırmak için “ayrıntıya girme” şeklinde değerlendirmiştir. Çünkü süvarilere olan ihtiyaç savaş-tan savaşa değişebilir. Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşüne delil olarak aşağıdaki rivayetleri de zikretmiştir.
1- Mikdad (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in birisi atına, birisi de kendisine olmak üzere ganimetten iki hisse verdiğini rivayet etmiştir.76
2- Zübeyr (r.a.) Benî Kureyza gazvesine süvârî olarak katıldığını Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ga-nimetten bir hisse kendisine, bir hisse de atına verdiğini nakletmiştir.77
3- Mücemma b. Câriye (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimizin süvariye iki hisse, piyadeye bir hisse ver-diğini haber vermiştir.78
4- İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sü-variye iki hisse, piyadeye bir hisse verdiğini rivayet etmiştir.79
5- Münzir b. Ebî Hımsa (r.a.) Hz. Ömer (r.a.)’in kendisini bir müfrezenin başına getirdiğinde ganimet elde ettiğini ve süvariye iki hisse, piyadeye bir hisse
verdiğini, Hz. Ömer (r.a.)’in de onun bu hareketini onayladığını rivayet etmiştir.
Ganimet taksimi hakkındaki hadisleri birbiriyle şu şekilde uzlaştırmak mümkündür. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bazı süvarilere iki hisse vermiştir ki bu, on-ların hakettikleri hissedir. Bazılarına ise üç hisse ver-miştir. Fazladan verilen bir hisse savaşa teşvik kabilin-dendir. Dolayısıyla fazladan verilen hisse, tıpkı müca-hidleri savaşa teşvik etmek için öldürdükleri düşman askerinin üzerindeki selebin80 onu öldüren mücahide verilmiş olması gibi savaşa atlı katılmayı teşvik ama-cıyladır.
İmam Züfer (rh.a.) ve Hasan b. Ziyad (rh.a.) da bu görüşünde Ebû Hanîfe (r.a.)’e katılmışlardır.

4- Mushafla Birlikte Düşman Topraklarına Yol-culuk Yapmak81
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis şudur:
İbn Ömer (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in düşman, bir zarar verir endişesiyle Kur’ân’la birlikte düşman topraklarına yolculuk yapmayı yasak ettiğini rivayet etmiştir.82
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “mus-hafla birlikte düşman topraklarına yolculuk yapmakta herhangi bir sakınca olmadığı” görüşüyle söz konusu rivayete muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.83
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Az önce geçen İbn Ömer (r.a.) hadisi, ravinin kendi lafzıdır. İbn Ömer (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ifadesini Kur’an’la birlikte yolculuğa çık-mayınız. Çünkü ben düşmanın ona zarar vermesinden korkuyorum,84 şeklinde rivayet etmiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in kanaatine göre buradaki ya-saklığın sebebi hadiste belirtilmiştir. Dolayısıyla söz konusu yasaklık, düşmanın Kur’ân’a zarar vereceği kor-kusunun bulunması durumuyla sınırlıdır. Böyle bir ya-saklık söz konusu dönemde müslümanların elinde yete-rince mushaf olmaması nedeniyle geçerliydi. Hz. Pey-gamber (s.a.v.) döneminde mushafların düşmanların eline geçmesi durumunda müslümanların Kur’ân’dan bazı şeyleri elden kaçırmayacaklarının garantisi olma-dığı gibi onların ellerinde mushaf kalmadığını bilmeleri durumunda düşmanların onu değişikliğe uğratmayacak-larından da emin değillerdi. Oysa günümüzde mushaf-lar çoğaldığı ve Kur’ân’ı ezbere bilenlerin sayısı arttığı için böyle bir tehlike mevcut değildir.
Bunlar sadece İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşü olmayıp, aynı zamanda İmam Ebû Yusûf ve Muham-med b. Hasan (rh.a.) da bu görüşü paylaşmaktadır.

5- Bağış Konusunda Çocukları Birbirine Eşit Tutmak85
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis şudur:
1- Muhammed b. Numan, dedesinin babası Nu-man’a bir köle bağışladığını onun da onayını almak için Hz. Peygamber (s.a.v.)’e geldiğini Efendimiz’in (s.a.v.) dedesine Bütün çocuklarına bunun aynısını bağışladın mı? diye sorduğunu, dedesi “hayır” deyince, Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz’in kendisine onu geri ver diye emrettiğini rivayet etmiştir.86
2- Numan b. Beşir (r.a.), babasının kendisine bir bağışta bulunduğunu annesinin babasına “Peygamber (s.a.v.) Efendimizin onayını almadığın sürece ben buna razı olmam.” dediğini bunun üzerine babasının Pey-gamber (s.a.v.) Efendimize gittiğini ve “Amra’dan olan oğluma bağışta bulundum. Ancak eşim senin onayını almamı istedi.” dediğini, Hz. Peygamber (s.a.v.) Bütün çocuklarına bunun aynısını verdin mi? diye sorduğunu babası, “hayır” deyince Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Allah’tan korkunuz, çocuklarınız arasında adil olunuz87 buyurduğunu rivayet etmiştir. Bir başka rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Ben zulme şahitlik etmem88 demiştir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “bu konuda herhangi bir sakınca olmadığı” görüşüyle söz konusu iki hadise muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği iki hadis, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Numan b. Beşir (r.a.)’in, bir babanın çocuğuna bağışta bulunmasına dair rivayet ettiği hadislerin lafız-ları birbirinden farklıdır. Bu da fıkıh âlimlerinin ictihad alanlarını genişletmiş ve onların herhangi bir husustaki emrin vücubiyet veya mendubiyet ifade ettiği hususun-da ihtilafa düşmelerine neden olmuştur.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.) konuyla ilgili bütün ha-dislerin mendubiyet ifade ettiği kanaatine varmış ve bu görüşünü, Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in kızı Hz. Aişe (r.anhâ)’yı, Hz. Ömer (r.a.)’in oğlu Asım (r.a.)’i mal bağışlama açısından diğer evlatlarına üstün tutması şeklindeki uygulamalarına dayandırmıştır.
Aralarında İmam Malik (r.a.), Leys b. Sa‘d, Süf-yan es-Sevrî, Şafiî ve Ebû Hanîfe (r.a.)’in öğrencileri olmak üzere âlimlerin çoğunluğu (rh.a.e.) bu görüşünde kendisine katılmak-tadırlar.
6- Müdebber89 Kölenin Satışı90
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Cabir (r.a.)’in “Ensardan bir adam malik oldu-ğu kölesini müdebber yaptı. Ancak bu köleden başka herhangi bir malı yoktu. Bunun neticesi olarak Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz o köleyi sattı ve en-Nehham (r.a.)91 da satın aldı.”92 dediği rivayet edilmiştir.
2- Cabir (r.a.)’in nakline göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz müdebber köleyi satmıştır.93
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “mü-debber kölenin satılmayacağı ” görüşüyle söz konusu rivayetlere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.94
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Muhammed b. Ali el-Bakır, Cabir (r.a.)’den riva-yet edilen bu hadisi bildiğini ve hadiste sadece müdeb-ber kölenin hizmetinin satılmasından sözedildiğini ifa-de etmiştir. İbn Ebû Şeybe’nin rivayet ettiği hadis bir uygulamanın naklinden ibaret olduğu için genelleme yapılamaz. Cabir (r.a.)’in hadisi ise mutlak olup, Ebû
Cafer’in mürseli onu mukayyed hale getirmiştir. Böyle-ce hadis, üzerine hüküm bina edilmeye elverişli olmak-tan çıkmıştır.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre borçlu olan efen-dinin müdebber kıldığı kölenin hizmetinin satışı, köle-nin mülkiyetinin satışı demek değildir ve efendinin müdebber kıldığı kölesini satma hakkı yoktur. Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşünü Hz. Ömer (r.a.)’in müdebber kılınan bir cariyenin satışını birçok sahabenin huzurun-da reddetmesine dayandırmaktadır. Bu olaya çok sayıda sahabi şahit olmuştur. Bu durum, müdebber köleyi sat-manın caiz olmadığı yolunda sahabilerin icma ettikleri anlamını taşır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in esas aldığı temel kaidelerden birisi şudur: Delil olarak kullanılmaya veya kullanılmamaya müsait olan herhangi bir delil, -aklı başında olan malik’in yaptığı tasarrufları ilga etmeksi-zin- delil olarak kullanılabilir.
İmam Malik (r.a.), Şafiî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, İshak b. Rahuye (rh.a.e.) ve zahiriler Ebû Hanîfe (r.a.)’e bu görüşünde katılmakta olup, Hz. Aişe (r.anhâ), Mücahid, Hasan-ı Basrî ve Tâvus (rh.a.e.) de aynı görüştedir.
7- Defnedilmiş Ölünün Üzerine Namaz Kılmak95
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in defnedilmiş ölü üzerine namaz kıldığını” rivayet etmiş-tir.96
2- Yezid b. Sabit (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efen-dimizin “Bir kadının toprağa verildikten sonra üzerine dört tekbir getirerek cenaze namazını kıldığını” naklet-miştir.97
3- Ebû Üsame b. Sehl babasının “Avali halkından bir kadın vefat etti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kadı-nın kabrine gitti ve dört tekbir getirerek cenaze namazı-nı kıldı.”98 dediğini haber vermiştir.
4- İmran b. Husayn (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Bir din kardeşiniz öldü. Haydi onun cenaze namazını kılınız, buyurduğunu ve namazda dört tekbir getirdiğini rivayet etmiştir.99 Hz. Peygamber (s.a.v.)’in burada kastettiği Necâşî idi.
5- İbn Abbas (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz toprağa gömüldükten sonra bir ölünün cenaze namazını kıldırdı.”100 demiştir.
6- Cabir (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Necâşî’nin cenaze namazını kıldırdı ve dört tekbir ge-tirdi.”101 demiştir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in ” bir ölü üzerine iki kez cenaze namazı kılınmaz” diyerek yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini iddia etmiştir.102
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Defnedilmiş ölü üzerine cenaze namazı kılınması hakkındaki hadisin bazı rivayet yollarında bu uygula-manın sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)’e mahsus bir uy-gulama olduğunu gösteren ifadeler vardır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in kanaatine göre defnedilmiş olan bir ölü üzerine cenaze namazı kılmak Hz. Pey-gamber (s.a.v.)’e özel durumlardandır. Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşünü, Ebû Hureyre (r.a.)’in rivayet ettiği şu ha-bere dayandırmaktadır: “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz mescidi temizleyen bir kadının veya erkeğin kabri üze-rine cenaze namazı kıldıktan sonra Bu kabirler içinde yatanlara karanlıklarla doludur. Ben onların üzerlerine namaz kılmak suretiyle kabirlerini aydınlatıyorum,103 demiştir Hz. Peygamber (s.a.v.) söz konusu kabirler üzerine namaz kılmasına öyle bir gerekçe göstermiştir ki bizim bu ifadeden hareketle başka kabirlerin bu ka-birlerin hükmünde olduğunu bilmemize imkan bırak-mamıştır. Zira (s.a.v.) Efendimiz, Bu kabirler karanlıkla dopdoludur. Benim üzerlerine namaz kılmamla Allah Teâlâ oraları aydınlatmaktadır, demiştir.
Bir çok bilgin kabre konulmuş olan ölü üzerine namaz kılmanın Peygamber (s.a.v.) Efendimize özel bir
durum olduğu konusunda Ebû Hanîfe (r.a.)’e katılmak-tadır. Bunların arasında Ebu’l-Velid el-Bâcî, İbrahim Nehaî, Hasan-ı Basrî, Süfyan es-Sevrî, Evzaî, Hasen b. Hayy ve Leys b. Sa’d (rh.a.e.) vardır.
8- Kurbanlık Develeri İş‘âr104 105
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimi-zin “Kurbanlık devesinin hörgücünü sağ tarafından bir parça kanattığını (iş’âr) ve akan kanı eliyle sildiğini”106 haber vermiştir.
2- Misver b. Mahreme (r.a.) ve Mervan (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Hudeybiye yılı yüzon küsûr sahabeyle birlikte yola çıktığını, Zilhuleyfe mev-kiine vardıkları zaman kurbanlık devesinin boynuna kurbanlık nişanı taktığını ve hörgücünden bir parça kanatarak ihrama girdiğini.”107 nakletmişlerdir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in ” kur-banlık devenin hörgücünden bir parça kanatmanın (iş’âr) müsle olduğu” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.108
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Sünnet olan iş’âr, hafifçe kanatmaktır. Ebû Hanîfe (r.a.)’in zamanında yapılan iş’âr ise kurbanlık devenin hörgücünde büyük bir yara açılarak yapılırdı. Bu ise müsledir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre kurbanlık devele-rin hörgücünü kanatma İslâmdan önce uygulanmakta olan bir adetti. Sebebi ise Mekkeliler savaşçı insanlardı. Başkalarının mallarını gasbetmekten ve yağmalamaktan çekinmezlerdi. Bununla birlikte Beytullah’a ve oraya sunulan kurbanlıklara hürmet ederlerdi. Bundan dolayı kurbanlık develerin hörgüçlerini kanatarak ve boyunla-rına kurbanlık nişanı takarak bu hayvanların kurbanlık olduklarına işaret etmiş oluyorlardı. İslâm gelince hör-gücü kanatılan devenin Allah (c.c.)’e yaklaşmak isteyen kimsenin mülkünden çıktığına işaret olsun ve kurbanlık hayvan olduğu bilinsin diye bu uygulamayı kabul etti.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kurbanlık olarak ayırdığı develeri topladı. Bunlar otuzaltı veya otuzyedi deveydi. Rivayetlerde sözü edilen iş’ârın, bu otuzaltı veya otuzyedi deveden sadece birinde yapıldığı ifade edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) söz konusu iş’ârı muhtemelen bu develerden sadece birisine uygulamış ve yapmamayı daha uygun gördüğü için kalan develer-de uygulamamıştır. Özellikle iş’âr yapmama, iki uygu-lamasından sonuncusudur.
Bunun yanında Ebû Hanîfe (r.a.) kendi görüşünü Hz. Aişe (r.anhâ)’nın uygulamasına da dayandırmıştır. Çünkü Hz. Aişe (r.anhâ) kurbanlık devesine iş’âr yap-
mamıştır. Aynı şekilde büyük bilgin Abdullah b. Abbas (r.a.) da kişinin iş’âr yapmayla yapmama arasında tercih hakkına sahip olduğunu söylemiştir.
İbrahim en-Nehâî ve başkaları (rh.a.e.) bu kanaa-tinde Ebû Hanîfe (r.a.)’e katılmışlardır.
9- Saffın Gerisinde Tek Başına Namaz Kılan Kimsenin Durumu109
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Vâsıba b. Ma’bed (r.a.)’in “Adamın biri saffın en gerisinde durarak tek başına namaz kıldı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz o kişiye namazını yeniden kılmasını emretti”110 dediği rivayet edilmiştir.
2- Ali b. Şeyban (r.a.)’den şöyle nakledilmektedir: Bir gün yola çıktık ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizin huzuruna varınca kendisine biat ettik, arkasında namaz kıldık. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz safların arkasında namaz kılan bir kişi gördü ve namazını bitirinceye ka-dar o kişinin başında durdu. Namazı bitince; Namazını yeniden kıl. Saffın gerisinde duranın namazı olmaz buyurdu.111
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “saffın gerisinde duran kişinin namazının geçerli olduğu” gö-rüşüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.112
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Birinci hadisin isnadında İbn İdris bulunmakta olup onun zihinsel problemleri vardır. Ayrıca isnattaki Husayn da rivayetleri delil olamayacak bir kişidir. Ha-disin isnadındaki Hilal ise Vâsıba’dan hadis işitmemiş-tir. Dolayısıyla hadis mürseldir. İkinci hadisin isnadın-da yer alan Mülazim’in rivayet ettiği hadis de delil ola-rak kullanılamaz. Ayrıca hadisin isnadında Abdullah b. Bedir ve İbn Ali b. Şeybân isminde iki mechul ravi bulunmaktadır. Netice olarak bu hadis isnad itibariyle problemli bir hadistir. Hadisi bazı muhaddisler de sahih görmemektedir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.) kendi görüşünü, Ebû Bekre’nin rivayet ettiği Allah senin ibadete şevkini art-tırsın. Ama bir daha saffın arkasında tek başına namaz kılma113 şeklindeki hadise dayandırmaktadır. Bu ha-dis söz konusu namazın kabul edilmediğini değil, kera-hetle sahih olduğunu ifade etmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in düşünce tarzı şudur: Saffın gerisinde durup namaz kılan kimse bütünüyle geçersiz bir iş yapıyor olsaydı, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, “İmamın arka-sında namaza durmayıp, saffın gerisinde duran kimse-
nin namazı olmaz” demek için o kişinin namazını bi-tirmesini beklemezdi. O halde (s.a.v.) Efendimizin vur-gulamak istediği nokta namazın sahih olmadığı değil, kâmil olmadığıdır. Hâkim en-Nîsâbûrî söz konusu ha-disi Buhârî ve Müslim’in, isnadındaki zayıflık sebebiyle rivayet etmediklerini söylemiştir.
İmam Şafiî, Süfyan es-Sevrî, Abdullah b. Müba-rek, Hasan-ı Basrî, Evzaî, İmam Malik (r.a.), Ebû Yu-suf ve Muhammed (rh.a.e.) bu görüşünde Ebû Hanîfe (r.a.)’e katılmaktadırlar.
10- Hamilelik Sebebiyle Mülâ‘ane Yapma114 115
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Abdullah (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir kadınla erkek arasında mülâ’ane yaptığını ve Belki de bu kadın esmer tenli ve kıvırcık saçlı bir çocuk dünyaya getirir dediğini gerçekten de o kadının siyah tenli ve kıvırcık saçlı bir çocuk doğurduğunu.116 haber vermiş-tir.
2- İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimi-zin bir kimsenin karısı hamile kaldı diye aralarında mülâ’ane yaptığını.117 rivayet etmiştir.
3- Adamın biri karısının karnındaki çocuğun ken-disine ait olmadığını iddia edince Şa‘bî’nin ona “Karın-la mülâ’anede bulun.” dediği.118 rivayet edilmiştir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “hami-lelik nedeni ile mülâ’ane yapılamayacağı” görüşüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüş-tür.119
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Bilginler arasında hamilelik nedeniyle li’ân ya-pılması gerektiği kanaatinde olmayanlar vardır. Çünkü erkeğin hamilelik zannettiği şey, karın şişkinliği olabi-lir. Dolayısıyla zanna dayalı bir meseleden dolayı mülâ’ane yapmak doğru değildir. Bazı bilginler ise ha-milelik nedeniyle li’ân yapmanın câiz olduğu kanaatin-dedirler.
Yukarıda zikredilen birinci hadis, Hilal b. Umey-ye olayı ile ilgili hadisten kısaltılarak nakledilmiş olup sahih hadis kitaplarında ve sünenlerde mevcuttur. İkinci hadisin isnadında ise rivayetleri delil olarak kullanıla-mayacak olan Ubade b. Mansur bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise, ne merfû ve ne de mürseldir. Bu rivayet sade-ce Şa‘bî’nin görüşünü yansıtmaktadır. Şa‘bî de hamile-lik nedeniyle li’ân yapmayı caiz görenlerden sadece birisidir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.), hamilelik nedeniyle li’ân yapmanın câiz olmadığı kanaatindedir. O bu görüşünü hamilelik olarak zannedilen şeyin karın şişkinliği olabi-leceği düşüncesine dayandırmaktadır. Ebû Hanîfe (r.a.) delil olarak Abdullah (r.a.) hadisini esas almaktadır. Hadisin bir yerinde “ben gözümle gördüm, kulağımla işittim” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, li’ânın sebebi-nin kocanın karısının karnındaki çocuğu kabul etmeme-si değil, ona zina isnad etmesi olduğuna delildir. Aynı şekilde bu hadis, Uveymir el-Aclanî olayı ile birlikte yorumlandığında da hüküm böyledir. Çünkü Uveymir hadisinin baş tarafında “Söyler misiniz bir erkek karısı ile birlikte bir başka erkeği yakalasa onu öldürebilir mi, eğer öldürürse siz de bu erkeği kısasen öldürür müsü-nüz?” şeklinde bir soru vardır. Bu soru da li’ânın, koca-nın karısına zina isnad etmesi sebebine dayandığını gösterir. Nûr suresinin tefsirinde Buhârî’nin Sahih’inde yer alan Sehl b. Sa’d hadisinde “Kadın hamile idi, koca-sı onun karnındaki çocuğu kabul etmedi.” ifadesi yer almaktadır. Li’ân, kocanın karısına zina isnad etmesi sebebi iledir. Çünkü hadisin metninde “Söyler misiniz bir adam karısını bir başka erkekle yakalarsa…” den-mektedir ki bu ifadeden kocanın karısına zina isnad ettiği gayet açık olarak anlaşılmaktadır.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e bu kanaatinde Süfyan es-Sevrî, Ebû Yusûf, Muhammed, Ahmed b. Hanbel, İbnu’l-Macişun ve Züfer b. Huzeyl (rh.a.e.) iştirak et-mektedirler.
11- Köle Azadında Kura Çekme120
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis şudur:
İmran b. Husayn (r.a.)’in “Bir adamın altı kölesi vardı. Ölürken onların tamamını azad etti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu köleler arasında kur’a çekti ve ikisini azad etti, dördünü köle olarak bıraktı.” dedği rivayet edilmiştir. Ebû Hureyre (r.a.)’den de buna ben-zer bir rivayet mevcuttur.121
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Bu uygulamanın itibara alınacak bir şey olmadığı ve bu konuda kura çekmek gerekmediği şeklindeki” görüşüy-le söz konusu hadise muhalefet ettiğini ileri sürmüş-tür.122
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Bu hadisi İmam Müslim iki lafızla rivayet etmiş-tir. Bu iki hadisin birbirleriyle çelişik olmaları nedeniy-le aynı anda sahih olmaları mümkün değildir. Senedleri birbirine eşit olduğu için tercih yapma imkanı da yok-
tur. Herhalde İmam Buhârî bu sebeple söz konusu hadi-si tahric edip eserine almamıştır.
Ebû Hanîfe (r.a.) bu konuda kur’a çekilmesi ka-naatinde değildir. Çünkü hadiste “ölüm gelip çattığı zaman onları azad etti” şeklinde bir ifade vardır. Bu ifade o kişinin kölelerini ölmek üzere iken azad ettiğini kesin biçimde belirtmektedir. İfadeden anlaşıldığına göre o kişinin herhangi bir varisi de yoktur.
Peygamber (s.a.v.) Efendimizin varislerin olurunu aramamış olması ve hadisin lafzında “ölmek üzereyken vasiyet etti” ifadesinin geçmesi dolayısıyla bu ibare, kölenin azadını vasiyet ettiğini göstermektedir. Ortada tercih gerektiren bir durum olmaksızın iki rivayetten birisi tercih edildiğinde diğer rivayet nassın muteber delâlet yollarından herhangi birine göre hüküm ifade etmez bir durumda kalmaktadır. İmam Ebû Hanîfe (r.a.) görüşünü Bir kimse başkasıyla ortak olduğu kölesi üze-rindeki hissesini azad ettiğinde imkanı varsa ortağının hissesini öder, yoksa köle çalışıp öder.123 hadisine dayandırmıştır. Bu hadis, köleyi azad eden kişinin vari-si olması takdirinde iki durumdan bahsetmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.) mücmeli değil, sarih ifadeyi almıştır. Ha-bere muhalif olan, mücmele değil, sarih habere muhalif olan kişidir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in esas aldığı görüş ise sözdür. Başkasının esas aldığı ise fiil ve uygulamadır. Kaide ise şudur: Sözle uygulama çeliştiğinde söz, uygu-lamaya tercih edilir. Ebû Hanîfe (r.a.) görüşünü bir de Hz. Ali (r.a.)’in şu uygulamasına dayandırmıştır: Hz.
Ali (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimiz döneminde Yemen’de bulunduğu bir sırada bir çocuk hakkında çekişmeye düşen üç kişi arasında kur’a çekti ve çocuğu kur’ası çıkan kişiye verdi. Sonra Hz. Ömer (r.a.) zama-nında bir çocuk hakkında çekişmeye düşen iki şahıs arasında hüküm verdi ve çocuğu -her ikisine mirasçı olmak ve her ikisi de çocuğa mirasçı olmak üzere- bun-ların ikisine verdi. Hz. Ali (r.a.)’in elinde birinci hükmü nesheden bir delil olmasaydı daha sonra kur’aya baş-vurmaksızın hüküm vermezdi. Müslümanların, yolcu-luk halinde kendisine iştirak edecek eşleri belirlerken kadınlar arasında kur’a çekme uygulaması kocasıyla yolculuğa çıkamayan kadınların gönüllerini hoş etmek içindir. Çünkü kasm124 hükmü, bilginlerin ittifakı ile yolculuk esnasında geçerli değildir.
Kadı Iyaz, bir grup bilginin kur’a meselesinde Ebû Hanîfe (r.a.) ile aynı düşündüğünü söylemiştir. Tahâvî de kur’a çekme uygulamasının faiz âyetiyle yü-rürlükten kaldırıldığını ispat edebilmek için çok nefes tüketmiştir.
12- Efendinin Zina Eden Cariyesine Sopa Vurma Cezası Uygulaması125
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Hz. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında bulundu-ğumuz bir sırada bir adam çıkageldi. Peygamber (s.a.v.)
Efendimize muhsan olmayan bir cariyenin zina etmesi halinde cezasının ne olacağını sordu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Ona sopa cezası uygulayın. Eğer bir daha tekrarlarsa yine sopa vurun. Üçüncü veya dördün-cü kez tekrarlarsa onu bir ip karşılığına bile olsa satı-nız,126 buyurdu.
2- Hz. Ali (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimizin (Allah’ın koyduğu) cezaları kendi köleleriniz ve cariye-lerinize uygulayınız,127 buyurduğunu rivayet etmiştir.
3- Ebû Hureyre (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimizin Herhangi birinizin cariyesi zina ettiğinde ona sopa cezası vursun. Onu kınamasın. Bu fiili bir kez daha yaparsa onu bir kıl ip bahasına bile olsa satsın,128 buyurduğunu nakletmiştir.
4- Hz. Aişe (r.anhâ) Peygamber (s.a.v.) Efendi-mizin Cariye zina ettiğinde ona sopa vurunuz. Tekrar yaparsa yine sopa vurunuz. Tekrar yaparsa yine sopa vurunuz. Dördüncü kez zina ederse ona sopa vurunuz, sonra küçük bir ip bahasına bile olsa onu satınız,129 buyurduğunu rivayet etmiştir.
5- Ubâde b. Temim (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Bir cariye zina ettiğinde ona sopa vurunuz. Sonra yine zina ederse yine sopa vurunuz. Bundan son-ra yine ederse yine sopa vurunuz. Sonra da onu bir ip bahasına bile olsa satınız.130 buyurduğunu rivayet etmiştir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “efen-dinin cariyesine sopa cezası uygulayamayacağı ” görü-şüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sür-müştür..131
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada öncelikle Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye bakış açısı ve son olarak da ken-disine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre zina eden cariyeye sopa cezası vurulur. Fakat Ebû Hanîfe (r.a.) söz konusu cezanın toplum içinde kaos meydana gelmemesi için tek tek ferdlere bırakılmadığı kanaatindedir. Ona göre bu mesele, hüküm verme yetkisine sahip olan makama aittir. Hüküm verme ancak kamu otoritesine sahip olan kimseye aittir. Ebû Hanîfe (r.a.) bu kanaatini aşağıdaki delillere dayandırmaktadır:
1- İbn Ebû Şeybe’nin Musannef isimli eserinde Abde- Âsım isnadıyla Hasan’ın “Namaz, zekat, şer’î cezalar ve kısas olmak üzere dört meselenin devlet baş-kanının yetkisinde olduğunu ifade ettiği”132 rivayet edilmiştir.
2- Abdullah b. Muhayriz de “Cuma, şer’î cezalar, zekat ve fey’in133 devlet başkanının yetkisinde oldu-ğunu” söylemiş, Atâ el-Horasanî de benzeri açıklama-larda bulunmuştur.134
13- Su İki Kulle135 Miktarına Ulaştığında Pis Olmaz136
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Ebû Said el-Hudrî (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimize “İçerisine âdet kanlarının, köpek leşlerinin ve pisliklerin atıldığı Bidâa kuyusundan abdest alınıp alınamayacağının sorulduğunu, (s.a.v.) Efendimizin de Su temizdir, onu hiçbir şey necis kılamaz,137 diye ce-vap verdiğini nakletmiştir.
2- İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ha-nımlarından birisinin bir çanaktan boy abdesti aldığını, daha sonra Peygamber (s.a.v.) Efendimizin bu kaptan boy abdesti veya abdest almak için geldiğini, hanımı: “Ya Resulallah (s.a.v.)! ben cünüptüm.” demesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Su cünüp olmaz,138 dediğini rivayet etmiştir.
3- Abdullah b. Ömer (r.a.)’in babasından nakline göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Su iki kulle miktarı-na erişti mi necis olmaz,139 demiştir.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “böyle bir suyun necis olduğu” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür..140
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
İbnü’l-Kattân el-Fâsî, bidâa kuyusu ile ilgili hadi-sin zayıf olduğunu, isnadı açısından ravisinin ismi üze-rinde ihtilaf bulunduğunu ifade etmiştir. Hadisin ravisi olan Abdullah’ın durumu ve kim olduğu bilinmemekte-dir. Hadis İbn Vaddah vasıtasıyla bizlere ulaşmaktadır. Fakat İbn Abdilber, Abdussamed’in onun mechul oldu-ğunu söylediğini nakletmiştir.
Şu halde bu hadisin İbn Vaddah’dan başka ravisi yoktur. Dolayısıyla böyle bir hadis delil olamaz. İbn Dakîk el-Iyd Kulleteyn hadisi zayıftır ve bu hadis sened ve metin yönünden problemlidir, demiştir.
Araştırma neticesinde kulleteyn hadisinin zayıf olduğu ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı Ebû Hanîfe (r.a.) suyun necis olduğu kanaatindedir. Ebû Hanîfe (r.a.) Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen “durgun su”141 hadisini delil olarak almaktadır.
14- Kerahet Vaktinde142 Uyanan Kimsenin Na-mazı143
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Enes (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Unutarak veya uyuyarak geçirilen namazın telafisi hatırladığında kılınmasıdır,144 buyurduğunu rivayet etmiştir .
2- Ebû Cuhayfe’nin babasından nakline göre Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz kendisiyle birlikte güneş doğuncaya kadar uyuyup kalanlara Sizler birer ölü idi-niz. Allah ruhlarınızı size geri verdi. Her kim uyuyarak veya unuttuğu için namazını geçirecek olursa hatırladı-ğında ve uyandığında o namazı kılsın, buyurduğunu rivayet etmiştir. Bunun aynısı İbn Mesud (r.a.)’den da rivayet edilmiştir.145
3- Ebû Hureyre (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Biz bir gece Peygamber (s.a.v.) Efendimizle birlikte mola vermiş ve güneş yüzümüze vurup bizi rahatsız edinceye kadar uyuyup kalmıştık. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Herkes hayvanının başını tutarak yürüsün, buyurarak buradan uzaklaştı. Sonra su istedi, abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Daha sonra kâmet getirildi ve bize namaz kıldırdı.”146
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Kişi-nin güneş doğarken veya batarken kılmış olduğu namaz kafi değildir.” görüşüyle yukarıdaki rivayetlere muhale-fet ettiğini ileri sürmüştür..147
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
İbn Ebû Şeybe’nin naklettiği hadislere göre Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz güneş doğarken veya batar-ken namaz kılmıştır. Güneş batarken, doğarken ve tam tepede bulunduğu sırada namaz kılmanın yasaklığına dair sahih hadisler vardır. Bu hadislerden birisi Buhârî hariç altı hadis bilgininin rivayet ettiği Ukbe hadisidir. Netice olarak uyuduğu veya unuttuğu için geçirdiği namazı güneş doğarken veya batarken kaza eden kimse deliller arasında zikredilen ilk iki hadisi esas almakta-dır. Öte yandan Peygamber (s.a.v.) Efendimizin uyu-muş olduğu mekandan başka bir yere uzaklaştığını ifa-de eden Ebû Hureyre (r.a.) hadisi, namazı kaza etmek için tek şartın uykudan uyanmak olmadığını beyan et-mektedir. Böylece Ebû Hanîfe (r.a.)’e yapılacak her-hangi bir itiraz geçerliliğini yitirmektedir.
15- Sarık Üzerine Mesh Etmek148
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Bilal (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz iki mesti ve sarığı üzerine mesh yaptı.” dediği rivayet edilmiştir.149
2- Ebû Müslim Selman (r.anhümâ) ile birlikte iken abdest almak için mestini ayağından çıkaran bir adam görünce Ona “Mestine, başına aldığın örtüye ve başının ön kısmına mesh et. Çünkü ben Peygamber (s.a.v.) Efendimizi iki mesti ve başına aldığı örtü üzeri-ne mesh yaparken gördüm” dediğini rivayet etmiş-tir.150
3- Muğire b. Şube (r.a.)’in babasından nakline gö-re Peygamber (s.a.v.) Efendimiz başının ön tarafına, iki mestine mesh vermiş, elini sarığı üzerine koyup sarığını meshetmiştir.151
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “sarık ve mest üzerine mesh vermenin yeterli olmayacağı” görüşüyle söz konusu hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.152
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada öncelikle Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye bakış açısı ve son olarak da ken-disine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Önceki zikredilen hadislerde başa örtülen örtü veya sarık üzerine mesh verme ile yetinileceğini göste-ren herhangi bir ifade yoktur. Tam tersine abdest alanı gören kimse onun sarığını veya miğferini ıslak olan iki elinden biri ile başından çıkardığını ve diğeriyle başına mesh verdiğini görmüş ve belki de onun sarığına mesh verdiğini zannetmiştir. Üstelik Yüce Allah (c.c.)’ün
kitabı başa mesh verme konusunda kesin bir ifade kul-lanmaktadır. O halde bu gibi haberlere dayanarak sarık üzerine mesh vermekle yetinmek kesinlik ifade eden nassa karşı cüretli olmak anlamına gelir. Şu halde bu görüşü ileri süren kişinin delili çok çürüktür. İbn Ku-teybe sarık üzerine mesh verme hadisinin delil olarak kullanılamayacağı konusunda icma olduğunu iddia et-miş ve “Başın dörtte birini mesh etmek Allah (c.c.)’ün Kitabında farzdır. O halde lafzı ihtilaflı olan bir hadisle bu farziyet ortadan kalkmaz.” demiştir.
16- Yanılarak Beşinci Rekata Kalkmanın Hük-mü153
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis şudur:
1- Abdullah (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Hz. Pey-gamber (s.a.v.) bir gün namaz kıldı. Namazı ya fazla veya eksik kıldı. Selam verip de cemaate dönünce: “Ya Resulallah (s.a.v.)! Namaz hakkında yeni bir emir mi geldi?” diye sordular. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Neden sordunuz? deyince cemaat, “Siz namazı şöyle şöyle kıldınız” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz iki secde yaptı, sonra selam verdi.154
2- Bir başka rivayete göre Abdullah (r.a.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün öğlen namazını beş rekat kıldırdı. Kendisine siz öğleni beş rekat kıldırdınız, de-nince selamdan sonra iki secde (sehiv secdesi) yaptı, dediği rivayet edilmiştir.155
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “na-mazda yanılan kimse dördüncü rekatta oturmamışsa namazını yeniden iade eder ” görüşüyle yukarıda zikre-dilen hadise muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.156
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadis, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Yukarıdaki hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimi-zin dördüncü rekatta oturmadığını belirten bir ifade yoktur. Dolayısıyla Ebû Hanife (r.a.)’in hadise muhale-fet ettiğinden bahsedilemez. Aksine doğru olanı O (s.a.v.)’in dördüncü rekatta oturduğudur. Bunun delili ise; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in onlara öğrettiği miktar üzerine sadece beşinci rekatı ilave etmiş olmasıdır. Eğer beşinci rekata kalkmış olmanın dışında başka bir şey daha yapmış olsaydı onu da zikrederdi.
Dördüncü rekatta oturulmadığında namazın yeni-den iade edilmesi ictihadî bir mesele olup her iki tarafın elinde namazı bilinen genel usule göre kılmak gerektiği ilkesi dışında kendilerini destekleyecek herhangi bir delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla rivayetlere muhale-fetten ziyade farklı ictihatlar söz konusudur.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in yanılarak namaza bir rekat daha eklenmesi durumunda yeniden kılınması gerektiği şeklindeki kanaati ihtiyata son derece uygun-dur. Çünkü o, İslâmda namazın iki veya üç ya da dört rekatlı olduğunu ve beş rekatlı bir namaz bulunmadığı-nı göz önüne almıştır. Namaz kılan kimse dördüncü rekatta oturmayıp, beşinci rekatı secdeyle kayıtladığın-da uygulanmayan bir şeyi yapmış olur. Bu sebeple dör-düncü rekatın başında oturulmaksızın bir rekat ilave edilmiş olan namazın yeniden iade edilmesi gerekir.
17- Mazeret Dolayısıyla Sirval Giyen İhramlıya Kurban Kesmenin Gerekli Olması157
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in İh-ramlı olan kişi izar158 bulamayacak olursa sirval giyer. Ayağına nalın bulamazsa mest giyer, dediğini rivayet etmiştir.159
2- Cabir (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ayağına giyecek nalın bulamayan kimse mest, izar bulamayan kimse sirval giyer, dediğini haber vermiştir.160
3- İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Adamın biri Peygamber (s.a.v.) Efendimize “Ya Resulallah! İhramlı ne giyecek?” veya “ihramlı neyi giymeyecek?” diye sorunca (s.a.v.) Efendimiz bu soruya İhramlı kamîs (gömlek), sirval, sarık ve mest giyemez. Ancak
nalın bulamadığı takdirde mest giyebilir. Fakat mestin topuktan yukarı olan kısmını kessin, buyurmuştur.161
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “İh-ramlının zikredilen şeyleri giyemeyeceği, giydiği tak-dirde ceza olarak kurban kesmesi gerektiği ” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.162
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Daha önce geçen rivayetlerde ihramlının sözü edilen şeyleri giydiğinde kendisine kurban kesmenin gerekmediğini belirten herhangi bir ifade geçmiş değil-dir. İhramlı olan kimsenin bir mazerete binaen giyilme-si yasak olan bir elbiseyi giydiğinde kendisine gerekli olan kurban, bu özürü dolayısıyla üzerinden düşmez. Belli bir mazeret nedeniyle meydana gelen izin, fidye-nin düşmesini gerekli kılmaz. Tıpkı başından bir rahat-sızlığı olan ihramlının başını traş etmesi veya dikişli elbise giymesi durumunda fidyenin düşmediği gibi. Nitekim Yüce Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyurur: “Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahat-sızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üze-re fidye gerekir.”163 Aynı konuda Kütübü sitte’de yer alan Ka‘b b. Ucra (r.a.) hadisi bulunmaktadır. Peygam-
ber (s.a.v.) Efendimiz Ka’b b. Ucra (r.a.)’e “Bu başında-ki bitler sana rahatsızlık veriyor mu?” deyince Ka’b (r.a.), “evet” diye cevap vermiş bunun üzerine Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz Başını traş et, sonra bir koyun kurban kes veya üç gün oruç tut ya da üç sa’ hurmayı altı fakire dağıt,164 buyurmuştur.
18- Yolculuk Halinde İki Namazı Cem Etme165
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efendi-mizle birlikte toplam olarak sekiz ve toplam olarak yedi rekat namaz kıldım” deyince kendisine “Ey Ebu’ş-Şa’sa! zannediyorum o öğlen namazını son vaktine ka-dar geciktirdi, ikindiyi ise ilk vaktinde kıldı. Akşam namazını son vaktine kadar geciktirdi, yatsıyı ise ilk vaktinde kıldı” denilince İbn Abbas (r.a.), “Ben de böy-le olduğunu zannediyorum”diye karşılık vermiştir.166
2- Muaz b. Cebel (r.a.)’in ” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Tebuk gazvesinde yolculuk halinde öğlenle ikindiyi, akşamla yatsıyı cem etti.” dediği rivayet edil-miştir.167
3- Cabir (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Tebuk savaşında öğlenle ikindiyi ve akşamla yatsıyı cem ederek kıldı.” dediği nakledilmiştir.168
4- Abdullah b. Enes (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Biz Enes (r.a.)’le birlikte Mekke’ye yolculuk halinde
idik. Enes (r.a.) henüz evinde iken güneş tam tepeden biraz batıya kayınca öğlen namazını kılıp hayvanına öyle bindi. Yolculuğa çıktığında ikindi vakti girince ikindiyi kıldı. Güneş zevale ermeden evinden hareket edip de yola çıktığında ve namaz vakti girince kendisi-ne “namaz vakti geldi” dedik. Bize: “Yürüyün” dedi. Nihayet öğle vakti çıkıp ikindi vakti girer girmez hay-vanından indi. Öğlenle ikindiyi cem etti ve sonra “Ben bu vakitte Peygamber (s.a.v.) Efendimizin de böyle yaptığını gördüm.” dedi.169
5- Amr b. Şuayb (r.a.), babası vasıtasıyla dedesi-nin “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Benî Mustalık sava-şında iki namazı cem etti.” dediğini nakletmiştir. 170
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “na-mazı cem etmek câiz değildir “görüşüyle yukarıda zik-redilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür..171
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Buharî ve Müslim’de yer alan bir hadise göre İbn Mesud (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Ben Resulullah (s.a.v.)’in -Müzdelife müstesna- bir namazı vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim. Müzdelife’de ise akşamla yatsıyı birlikte kıldı ve ertesi günü sabah na-mazını da vaktinden önce kıldı”172 İbn Mesud (r.a.)’in
fıkhî melekesi ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizle uzun süre birlikte olduğu bilinen hususlardandır. Şu halde namazı cem etmek hanefilerin zikrettiği gibi olmasaydı İbn Mesud (r.a.) gibi birisinin bunu bilmemesi mümkün olmazdı. Müslim’in el-Câmiu’s-Sahih’ isimli eserinde İbn Abbas (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Me-dine’de herhangi bir korku ve yolculuk hali olmadığı halde öğlenle ikindiyi cem ederek birlikte kıldı” dediği rivayet edilmiştir.173 Görüşlerine uyulan âlimlerden hiçbiri yolculuk hali dışında iki namazın birlikte cem edilip kılınabileceğini söylememiştir. Bu da namazların cem’inden maksadın, öğlen namazını en son vaktine kadar erteleyip, ikindi namazını ise ilk vaktinde kılmak şeklinde olduğunu gösterir. İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in yaptığı bu konudaki delilleri uzlaştırmaktan ibarettir. Sözünü ettiğimiz iki namazı birlikte kılma fıkıhta “sûrî cem” adıyla bilinir.
19- Vakıf174
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Babam Hz. Ömer (r.a.)’in eline Hayber’den bir arazi geçince Peygamber (s.a.v.) Efendimize gelerek “Bana Hay-ber’den çok kıymetli bir arazi parçası intikal etti. Bu konuda ne emir buyurursunuz?” diyerek burayı ne yapması gerektiğini sordu. Peygamber (s.a.v.) Efendi-miz İstersen toprağın esas mülkiyetini elinde tutar ve ürününü tasadduk edersin, deyince babam, o toprağı
aslı satılmaksızın, bağışlanmaksızın ve miras olarak kalmamak üzere gelirini fakirlere, yakın akrabalara, köle azadına, Allah (c.c.) yoluna, yolcuya ve zayıfa vakfetti. Ona bakan kimsenin meşru biçimde ürünün-den yemesinde veya mülk edinmemek kaydıyla bir dos-tuna yedirmesinde herhangi bir sakınca olmayacağı da hükme bağlandı.175
2- İbn Tavûs, babası vasıtasıyla Hacer el-Mederî (r.a.)’in “Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ailesi, yaptığı vakıf malından haddi aşmaksızın normal hudutlar dahi-linde kalarak yerlerdi.” dediğini nakletmiştir.176
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “varis-lerin miras bırakan akrabalarının yapmış olduğu vakfı reddetme hakları vardır” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.177
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşüne göre vakıf, vasiyyet tarzında yapıldığında veya hakim bağlayıcılı-ğına hüküm verdiğinde ondan dönülmez hale gelir. Ay-rıca vakıf yapılan mal vakfeden kişinin ölüm hastalı-ğında yapıldığı takdirde varislerin mirasın üçte birini aşan kısmını reddetme hakları vardır. Ebû Hanîfe (r.a.)
bu görüşünü, Kadı Şurayh (rh.a.)’in rivayet ettiği hadis-lerle, bizzat onun uygulamasına dayandırmıştır.
20- Müslüman Olmadan Önce Yapılan Adak178
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Ömer (r.a.), babası Hz. Ömer (r.a.)’in “Ben cahiliye döneminde bir adak adamıştım. Müslüman olduktan sonra bunun hükmünü Peygamber (s.a.v.) Efendimize gelip sordum. Peygamber (s.a.v.) Efendi-miz bana yapmış olduğum adağımı yerine getirmemi emretti.” dediğini nakletmiştir.179
2- Tavûs’un “Müslüman olmadan önce adak ada-yan kimse müslüman olduğunda söz konusu adağını yerine getirmesi gerekir.” dediği rivayet edilmiştir.180
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Müs-lüman olmadan önce yapılan adak, kişi müslüman ol-duktan sonra geçerliliğini yitirir” görüşüyle yukarıda zikredilen rivayetlere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Bir hadiste (s.a.v.) Efendimiz Her kim Allah (c.c.)’e isyan etmeyi adarsa O’na isyan etmesin. Adak ancak Allah (c.c.)’ün rızasına uygun olan şekilde yapı-
lır,181 buyurmuştur. Söz gelimi cahiliye döneminde Mescid-i Haram’da itikaf yapma adağında bulunan kimsenin bu yaptığı Allah (c.c.)’ü bırakarak tapmış ol-duğu tanrısı içindir. Bu da hiç kuşkusuz günahtır. Pey-gamber (s.a.v.) Efendimizin Hz. Ömer (r.a.)’e adağını yerine getirmesini emretmesi, onun cahiliye dönemin-deki niyetini ve kastını kabul etmesi anlamına gelmez. Aksine onun cahiliye dönemindeki niyet ve kastını müslüman olduktan sonra Allah (c.c.)’ü hoşnut eden ve içinde O’na itaatı barındıran amele yönlendirmektir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Hz. Ömer (r.a.)’e Adağını yerine getir, diye emretmesi, onun eski kasıt ve niyetini müslüman olduktan sonra Allah (c.c.)’ü razı edecek olan yöne yönlendirme amacını gütmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in cahiliye kasıt ve niyetinin atılması yolundaki görüşü bu konudaki haberlerle çelişmez.
21- Velinin İzni Olmadan Yapılan Nikah182
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Hz. Aişe (r.anhâ) Peygamber (s.a.v.) Efendi-mizin üç kez Velinin nikahlamadığı kadının nikahı ge-çersizdir, dediğini ve devamla Eğer koca bu kadınla zifafa girmişse bunun karşılığında mehrini verecektir. Bu durumda anlaşmazlık olur ve kadının da velisi yok-sa velisi, devlet başkanıdır, buyurduğunu rivayet etmiş-tir.183
2- Ebû Bürde (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ve-lisiz nikâh geçersizdir, dediğini aktarmıştır.184
3- Ebû Bürde (r.a.)’in babasından nakline göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Velisiz nikah olmaz, bu-yurmuştur.185
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Ebû Hanîfe (r.a.) velisiz kıyılan nikahın karı-koca arasında denklik mevcutsa geçerli olduğunu söyleyerek” yukarı-da zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüş-tür.186
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Yukarıda verilen üç hadisten Hz. Aişe (r.anhâ)’nın rivayet ettiği, velisiz nikahın geçersiz oldu-ğunu ifade etmektedir. Çünkü Hz. Aişe (r.anhâ), -İmam Malik (r.a.)’in Muvatta’ isimli eserinde ifade edildiği üzere- kardeşi Abdurrahman (r.a.)’in kızını onun bilgisi olmaksızın evlendirmiştir. Bir ravinin kendi rivayet ettiği hadisle amel etmemesi erken dönem hadis tenkid-çisi alimlerin çoğunluğuna göre o hadisin sıhhatini en-gelleyen bir kusur kabul edilmektedir. Ebû Bürde (r.a.) hadisinin isnadında kopukluk bulunmakta olup munka-
tıdır.187 Munkatı‘ hadis, -özellikle munkatı‘ olmayan haberle çatıştığında- delil olarak kullanılamaz. Ebü’l-Ahfas’ın rivayet ettiği ikinci hadisin isnadında da ko-pukluk bulunmaktadır. Müslim ve dört imamın rivayet ettikleri Dul olan kadın nikahlanma konusunda kendisi karar vermeye daha çok yetkilidir,188 hadisi, munkatı‘ olan Velinin izni olmadan yapılan nikah geçersizdir, hadisinin hükmünü ortadan kaldırmaktadır.
22- Ölü Adına Namaz Kılmak189
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) Sa’d b. Ubâde (r.a.)’in adak adayıp da yerine getirmeden vefat eden annesinin du-rumunu Peygamber (s.a.v.) Efendimize sorunca (s.a.v.) Efendimizin Onun adına sen adağını yerine getir,190 buyurduğunu rivayet etmiştir.
2- Ebû Bürde (r.a.), babasının şöyle dediğini nak-letmiştir: “Bir gün Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ya-nında oturuyordum. Bir kadın çıkageldi. Peygamber (s.a.v.) Efendimize “Benim annemin üzerinde iki aylık oruç borcu vardı. Onun adına ben tutabilir miyim?” diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.v.) Onun adına sen oruç tutabilirsin, dedi ve devamla Annenin bir borcu olsaydı ve sen de o borcu ödeseydin bu annenin adına ödenmiş olur muydu, olmaz mıydı? diye sorunca Ka-dın, “Evet ödenmiş olurdu” dedi. Peygamber (s.a.v.)
Efendimiz bu cevap üzerine O halde sen de onun adına oruç tutabilirsin, dedi.
3- İbn Abbas (r.a.)’in nakline göre Sinan b. Ab-dullah b. el-Cühenî’nin halası şöyle anlatmıştır: Pey-gamber (s.a.v.) Efendimize gelerek “Benim annem hac yapmayı adadı ancak bunu yerine getirmeden vefat etti. Ben onun adına haccedebilir miyim?” diye sordum. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Sen Onun adına hacca gidebilir misin? diye sorunca ben, “Evet” diye cevap verdim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz O halde annenin adına hacca git, buyurunca ben, “Bu, annemin adadığı haccın yerine geçer mi?” diye sordum. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Evet. Söyler misin annenin borcu olsaydı ve sen de o borcu ödeseydin annenin borcu ödenmiş olur muydu? diye sordu. Ben, “evet olurdu” deyince Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Allah’a olan borç daha önceliklidir,191 diye karşılık verdi.
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “evla-dın yaptığı hac annesinin yapması gereken haccın yeri-ne geçmez” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.192
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-
kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Bu rivayetler problemlidir. Bu konudaki mevcut uygulama, rivayet edilen bazı hadislere muhaliftir. Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadis Her kim üzerinde oruç borcuyla ölürse velisi onun adına oruç tutabilir,193 şeklindedir. Bu hadisin isnadında Ahmed b. Hanbel (r.a.)’in değerlendirmesine göre münker194 rivayetleriyle tanınan Ubeydullah b. Cafer bulunmakta-dır ve bu hadis de münkerdir.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in düşüncesine göre bir sahabi kendi rivayetine muhalif bir uygulama içindeyse bu, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den yaptığı rivayeti nesheden bir başka hadisin bulunduğu anlamına gelmektedir. Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre bir sahabinin Hz. Peygamber (s.a.v.)’den yapmış olduğu rivayet -daha sonraki tabaka-larda yapılmış olan âhad haberlerin aksine- kesinlik ifade eder. Çünkü bir sahabinin kendi nezdinde kesinlik ifade eden bir haberi bırakıp da zan ifade eden bir görü-şü alması düşünülemez. Bunun aksini düşünmek saha-biyi tanımamak demektir. İbn Ömer (r.a.) ve İbn Abbas (r.a.)’den Buhârî’de ta’likan yer alan haberde bunun tam aksi rivayet edilmiştir. İmam Malik (r.a.)’in Muvatta’ isimli eserinde İbn Ömer (r.a.)’nın “Hiç kimse bir baş-kası adına namaz kılamaz ve yine hiç kimse bir başkası adına oruç tutamaz.” dediği nakledilmiştir. Bu durumda müctehidin işi gerçekten ağır ve zordur. Müctehid ya bütün rivayetleri problemli oldukları için almayacak ve
İslâm hukukundaki genel kaideleri esas alacaktır ya da “Ölü adına namaz kılmayı, sevabını ona bağışlamak kabilinden” sayarak bütün rivayetleri cem edip uzlaştı-racaktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz âdeta genel ola-rak bütün ölülere nasıl yararlı davranılacağını göster-mektedir. Ebû Hanîfe (r.a.)’in düşünce tarzı ve yakla-şımı budur. O bu görüşünü Abdurrezzak b. Hemmam’ın Musannef’ isimli eserinde İbn Ömer (r.a.)’nın Hiç kim-se bir başkası adına namaz kılamaz. Hiç kimse bir baş-kası adına oruç tutamaz. Bunun yerine o kişi adına ta-saddukta bulunursun veya bir hediye verirsin,195 şek-lindeki rivayetine dayandırmaktadır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’e son görüşüyle İmam Şafiî, İmam Malik (r.a.), Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhûye ve Ebû Ubeyd Kâsım b. Sellâm (rh.a.e.) da iştirak et-mişlerdir.
23- Zina Eden Erkekle Kadının Bulundukları Yerden Sürgün Edilmeleri196
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
Ebû Hureyre (r.a.), Zeyd b. Halid ve Şibl (r.a.e.)’den şöyle anlatmaktadır: Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına bir adam geldi ve “Allah aşkına ara-mızda Allah’ın Kitabına göre hüküm verir misin?” dedi. Şikayette bulunduğu kişi kendisinden daha anlayışlıydı. “Ya Resûlallah (s.a.v.). Aramızda Allah’ın Kitab’ına göre hüküm ver ve müsade et de önce ben anlatayım.”
dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu kişiye söyle de-yince adam şöyle anlattı: “Benim oğlum şu şahsın ya-nında hizmetçi olarak çalışıyordu. Bu adamın karısıyla zina etmiş. Buna karşılık ona yüz koyun ve bir hizmet-çiyi fidye olarak verdim. Bilen bir kimseye bu durumu sorunca bana oğluma yüz sopa vurmak ve bir yıl sürgü-ne göndermek, bu adamın karısına ise recm cezası uy-gulamak gerektiğini haber verdi.” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizin aranızda Allah’ın kitabıy-la hükmedeceğim. Yüz koyun ve hizmetçi sana geri iade edilecek. Oğluna yüz sopa vurulup bir yıl sürgün edilecek. Ey Uneys kalk bu adamın karısına git. Eğer suçunu itiraf ederse onu da recm et, buyurdu.197
2- Ubade b. Samit (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efen-dimizin Hükümleri benden alınız. Allah Teâlâ o kadın-lara bir yol açtı. Bekârla bekârın, dulla dulun cezası farklıdır. Bekâra sopa cezası verilir ve sürgüne gönderi-lir. Dul erkekle dul kadının zina cezası ise yüz sopa ve recmdir, buyurduğunu rivayet etmiştir.198
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “zina eden erkeğin sürgüne gönderilemeyeceği” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.199
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanak-ları, meseleye bakış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Zina eden bekara yüz sopa ve bir yıl sürgüne gönderme cezasının birlikte uygulanacağı, dula sopa cezasıyla recm cezasının birlikte veya sadece recm ce-zasının uygulanacağına dair rivayet edilen hadisler bir-biriyle çelişiktir. Zina eden cariye hadisinde sopa ceza-sından başka, Gâmidiyye ve Asîf hadisinde de recm cezasından başka bir ceza zikredilmemiştir.
Ebû Hanîfe (r.a.) bu rivayetleri teker teker ele alıp inceleyince zina eden erkekle, zina eden kadına sopa cezası uygulamasının Allah (c.c.)’ün Kitabında açıklan-dığını, sopa cezasının onların bekar olmaları halinde söz konusu olduğu hükmünün ise mütevatir sünnetle sabit olduğunu görmüştür. Kur’ân’da bu cezaya ilaveten sürgün edileceklerine dair bir hüküm yoktur. O halde kat’i olan Kur’ân âyeti üzerine zannî bir hüküm ilave olunamaz. Zina eden kadınla erkek muhsan oldukların-da mütevatir sünnete göre cezaları recm olunmaktır. Ebû Hanîfe (r.a.) bazı hadislerde yer alan sürgün ceza-sını kamu maslahatının gerektirdiği durumlarda ahlak-sız ve edepsiz olan kişileri o bölgeden uzaklaştırma kabilinden saymıştır. Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre Allah (c.c.)’ün Kitabında âyetle belirtilen sopa cezasının ya-nında asli olarak başka bir ceza daha yoktur. Eğer sür-gün cezası asli bir ceza olsaydı, Allah (c.c.)’ün Kitabın-da sopa cezasıyla birlikte zikredilirdi. Zina eden kişiyi
sürgüne göndererek kamu yararını sağlamak şartlara göre değişebilir. Hatta zina edeni sürgüne gönderme durumunda daha zararlı bir sonuç ortaya çıkarsa iki zarardan daha hafifine geri dönülebilir. Daha hafif olanı da bazı durumlarda sürgün cezasını uygulamamaktır. İki zarardan daha hafif olanını tercih etmek Kitabımızın kabul ettiği bir ilkedir. Nitekim Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Sana şarap ve kumar hakkında soru so-rarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insan-lar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.”200 Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşünü Hz. Ömer (r.a.)’in uygulamasına da-yandırmıştır. Hz. Ömer (r.a.) Rabia b. Umeyye b. Ha-lef’i içki içtiği için Hayber’e sürgün edince, Rabia, Hayber’den kaçıp Herakliyus’a sığınıp hıristiyan olmuş-tur. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.): “Bundan sonra hiç-bir müslümanı sürgünle cezalandırmayacağım” demiş-tir. Maiz, Ğâmidiyye ve Asîf hadisleri bu konudaki son uygulama olması sebebiyle sürgün cezası nesholmuştur. Muhsan olan ve zina eden kişiye hem sopa cezası uygu-lanacağı ve hem de recmedileceğine dair bazı rivayetler ise zina eden kişinin muhsan olduğunun bilinmemesi sebebiyledir. O kişinin muhsan olduğunun öğrenilme-sinden sonra sadece recm cezası uygulanmıştır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’e söz konusu yaklaşımında Mu-hammed b. Hasen, Malik, Şafiî, Evzaî ve Süfyan es-Sevrî (rh.a.e.) katılmaktadırlar. Bu, Hz. Ebû Bekir
(r.a.), Ömer (r.a.), Zührî ve İbrahim en-Nehâî’nin de görüşüdür.
24- Çocuğun İdrarı201
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Ummu Kays bnt. Muhsan (r.a.) şöyle anlat-maktadır: Ben henüz süt emme çağındaki oğlumla bir-likte Peygamber (s.a.v.) Efendimizin huzuruna girmiş-tim. Çocuk (s.a.v.) Efendimizin üzerine idrar yaptı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir miktar su istedi ve suyu çocuğun idrarını yaptığı kısma serpti.202
2- Lubabe bnt. Haris (r.a.) şöyle nakletmektedir: “Hz. Ali (r.a.)’in oğlu Hasan (r.a.) çocukken Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz’in üzerine idrarını yaptı, ben: “Ya Resûlallah (s.a.v.) elbiseni ver, sen başka giy” de-yince Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Erkek çocuğun idrarı üzerine su serpilir, kız çocuğun idrar yaptığı yer ise yıkanır, buyurdu.203
3- Hz. Aişe (r.anhâ) “Peygamber (s.a.v.) Efendi-mize bir çocuk getirildiğini, çocuk, (s.a.v.) Efendimizin üzerine idrarını yapınca hemen oraya su döktüğünü ve o kısmı yıkamadığını” rivayet etmiştir.204
4- Ebû Leyla (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Biz Peygamber (s.a.v.) Efendimizin yanında oturuyorken Hz. Ali (r.a.)’in oğlu Hüseyin (r.a.) emekliye emekliye çıkageldi ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizin kucağına
oturdu, sonra da idrarını yaptı. Biz hemen çocuğu al-mak için aceleyle yerimizden fırladık. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Oğlum! oğlum! Ne yap-tın sen? dedi. Sonra su istedi ve suyu idrarın üzerine döktü.205
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “idra-rın yıkanması gerektiği ” görüşüyle yukarıdaki rivayet-lere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.206
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi:
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Hadisler, “reşşehu=su serpti”, “nadahhahu=su serpti”, “lem yağsilhu=yıkamadı”, “fedeâ bimâin feet-beahû iyyahu=su istedi ve üzerine su döktü” farklı la-fızlarla nakledilmiştir. “Lem yağsilhu=yıkamadı” cüm-lesi, Zührî’nin sözüdür. Aynı şekilde “fe bâle alâ sevbi-hi=onun elbisesi üzerine idrar yaptı” cümlesinden mak-sat, -İbn Şa‘bân’ın da dediği gibi- çocuğun kendi elbise-sine idrar yapması anlamındadır. “Tehuttu-hu=çitelersin”, “sümme takrıduhu bi’l-mai=sonra suyla ovalarsın”, “sümme tandahuhu=üzerine su serpersin”, “sümme tusalli fihi=sonra o elbiseyle namaz kılarsın” ifadeleri ise Esmâ hadisinde yer almaktadır. İkinci ha-
disin isnadında hakkında ihtilaf olan Semmak, Kabûs’tan rivayet etmektedir. Kabûs’u ise sadece mec-hul olan raviler hakkında sika hükmü veren İbn Hibbân güvenilir olarak göstermektedir. İbn Hibbân’ın ravileri sika kılma hususunda titiz davranmaması dolayısıyla sözüne itibar edilmez.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in yaklaşımına göre ha-diste geçen “reş” kelimesi burada “yıkamak” manasına-dır. Yıkama, su serpmek dışında olabileceği gibi ovmak tarzında da olabilir. Nitekim Araplar gökten bardaktan boşanırcasına yağmur yağmasını “ğasele=yıkadı” fiilini kullanarak “gaseleni’s-semâu=gök beni yıkadı” derler.
Kız çocukla erkek çocuğun idrarı arasında fark görmeme, Said b. Müseyyeb, İbrahim en-Nehâî, Hasan b. Hubeyy, Süfyân es-Sevrî, Ebû Hanîfe (r.a.)’in öğren-cileri ve İmam Malik (r.a.) (rh.a.e.)’in de görüşüdür. Çünkü bu bilginlerin tamamı bu konudaki hadislerde geçen “reş” ve “nadh” kelimelerini yıkamak manasında kabul etmişlerdir.
25- Li‘ân Sonrası Kadının Nikahı207
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Sehl b. Sa’d, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin zamanında li’ân yapan ve (s.a.v.) Efendimiz tarafından tefrik208 edilen bir karı koca gördüğünü, tefrik edilen kocanın Peygamber (s.a.v.) Efendimize “Ya Resûlallah,
ben bu kadına zina ederken yakaladığımı söyleyerek iftira ettim.” dediğini rivayet etmiştir.209
2- İbn Abbas (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendi-miz’in li’ân yapan karı kocanın arasını tefrik ettiğini nakletmiştir.210
3- İbn Ömer (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendi-miz’in ensardan bir erkekle kadın arasında li’ân uygula-dığını ve bunun ardından aralarını tefrik ettiğini haber vermiştir.211
4- İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatmıştır: Peygamber (s.a.v.) Efendimiz li’ânda bulunan karıyla kocanın ara-sını tefrik etti. Adam: “Ya Resulallah! Aramızda evlilik bağı var.” deyince Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Eğer sen bu kadının namusu konusunda iddianda doğru sözlü isen nikah bağınız kendiliğinden sona ermiştir. Eğer yalan söylüyorsan seni bunun için ondan ayırıyorum, demiştir.212
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “koca-nın liân esnasında yalan söylediğini itiraf ettiğinde ha-nımıyla tekrar evlenebileceğini” söyleyerek yukarıdaki rivayetlere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.213
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-
kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Sehl b. Sa’d (r.a.) hadisinin isnadında hadis riva-yetinde titiz olmayan, Buhârî’ye göre ise rivayetlerinin çoğu münker olan Iyaz el-Fihr bulunmaktadır. “Mülâ’a-ne yapan karı koca birbirlerinden tefrik edildiklerinde asla birleşemezler.” rivayeti ise Ali (r.a.) ve İbn Mesud (r.a.)’e aittir. Bu hadis merfû olarak sadece İbn Ebi’l-Mağra vasıtasıyla İbn Ömer (r.a.)’den nakledilmiştir. Ancak bu rivayet sahih değildir. Çünkü Ebu’l-Mağra’dan rivayet eden ravi Muhammed b. Osman el-Mücessim yalanla itham edilmiştir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e göre karı koca arasında uygulanan mülâ’ane nesebi koruma ve insanların onur-larının lekelenmesini engellemeye yöneliktir. Bu sebep-le li’ân yapan erkeğin -yalan söylediğini itiraf ettiği takdirde- li’ân yaptığı karısıyla evlenebilir. Çünkü erke-ğin yalan söylediğini itiraf etmesinde nesebi koruma ve eşinin onurunu muhafaza etme gibi bir fayda vardır.
İbn Ebû Şeybe’nin rivayet ettiği hadisler, li’ân fii-linin tek başına evlilik ilişkisini sona erdirdiğine delâlet etmemektedir. Eğer böyle olsaydı yapılan tefrik anlam-sız ve boşuna olurdu. Şu halde İbn Ebû Şeybe’nin aleyhte kullandığı delil Ebû Hanîfe (r.a.)’in lehinedir. Li’âna katılan kocanın Peygamber (s.a.v.) Efendimizin huzurunda karısını boşamasının ve rivayette ayrılığın ya boşama ya da tefrik yoluyla gerçekleştiğine dair her-hangi bir delilden söz edilmemesinin zorunlu sonucu,
mülâ’ane yapan kadının haramlığının ebedî olmadığı, aksine kocanın yalan söylediğini itiraf etmesi duru-munda onunla nikahlanmasının mümkün olduğu şek-lindedir.
26- Oturan Kişinin İmamlığı214
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz bir gün attan düştü ve sağ tarafı yaralandı. Biz kendisini ziyaret etmek için huzu-runa girdik. Bu esnada namaz vakti geldi ve bize otura-rak namaz kıldırdı. Biz ise arkasında ayakta durarak ona uyduk. Namazı bitirince İmam ancak kendisine uyulmak için öne geçer. İmam tekbir getirdiğinde siz de getirin. Rükua gittiğinde siz de rükua gidin, buyur-du.215
2- Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmıştır: “Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz bir gün hastalandı. Sahabiler kendisini ziyaret etmek için huzuruna girdiler. Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz oturarak, sahabiler ise ona uyarak ayakta namaz kıldılar. Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz sahabilere oturmalarını işaret etti, onlar da otur-dular. Namazını bitirince onlara dönerek İmam ancak kendisine uyulmak için öne geçen kimsedir, dedi.216
3- Cabir (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Resulullah (s.a.v.) bir gün atından bir kütüğün üzerine düştü ve ayağından yaralandı. Biz kendisini ziyaret etmek üzere
huzuruna girdik. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hz. Aişe (r.anhâ)’nın evinin ön kısmında oturarak namaz kılıyordu. Biz de ayakta onun namazına katıldık. Bize oturun diye işaret etti. Namazını bitirince İmam ancak kendisine uyulmak için vardır. İmam ayakta namaz kıldığında sizler de ayakta, oturarak kıldığında sizler de oturarak kılınız. İmam otururken Acemlerin büyükleri-ne yaptıkları gibi ayağa kalkmayınız, buyurdu.217
4- Ebû Hureyre (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efen-dimiz’in İmam ancak kendisine uyulmak içindir… İmam oturarak kıldığında sizler de oturarak kılınız, buyurdu-ğunu rivayet etmiştir.218
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Bir kimse oturarak imamlık yapamaz” görüşüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüş-tür.219
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
İmam oturarak namaz kıldığında sizler de otura-rak kılınız, hadisi birçok yoldan sahih olarak rivayet edilmiştir. Fakat -Buhârî ve Müslim’de Hz. Aişe (r.anhâ) hadisinde rivayet olunduğu üzere- son uygula-
ma imam herhangi bir mazerete binaen oturarak imam-lık yaptığında cemaatin ona ayakta uyması şeklindedir. Buhârî’nin el-Câmiu’s-sahîh isimli eserinde yukarıdaki hadisin neshedildiği açıkça belirtilmiştir. Bu durumda İbn Hibban’ın Ebû Hanîfe (r.a.)’e yönelik eleştirileri de isabetli değildir.
İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in kanaatine göre hasta olmayan bir kimse namazını oturarak kılamaz. Ebû Hanîfe (r.a.) bu görüşünü, Hz. Aişe (r.anhâ)’nın “Pey-gamber (s.a.v.) Efendimiz vefatından önce kıldığı en son namazını oturduğu halde kılarken, arkasındaki ce-maat ise ayakta kılmışlardır.” şeklindeki ifadesine da-yandırmışlardır. Bu hadis İmam oturarak kıldığında, sizler de oturarak kılınız, hadisini neshetmiştir.
Ebû Yusuf, Muhammed, Şafiî, Malik ve Evzaî (rh.a.e.) bu rivayetinde İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’e katı-lan bilginlerdir.
27- Süt Emme Olayına Şahitlik Edenler220
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- Ukbe b. el-Haris (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Ebû İhâb et-Temimî’nin kızıyla evlendim. Zifaf gece-sinin sabahında Mekke halkından azadlı bir cariye gele-rek “Ben sizin ikinizi emzirmiştim.” dedi. Bunun üzeri-ne durumu Medine’de bulunan Peygamber (s.a.v.) Efendimize sormak üzere hayvanıma binerek Medi-ne’ye vardım. “Bu cariyenin ailesine sorduğumu, onla-
rın da emzirme olayını inkar ettiklerini” ifade ederek durumu Hz. Peygamber (s.a.v.)’e arzettim. Bunun üze-rine o (s.a.v.) Bu olmaz. Senin süt emdiğin bir defa söylenmiş. Ayrıl ondan, buyurdu. Ben de bu emir üze-rine başka biriyle evlendim.221
2- İbn Ömer (r.a.), “Peygamber (s.a.v.) Efendi-miz’e süt emme olayında kimlerin şahitlik etmesinin geçerli olduğu sorulunca O (s.a.v.)’in Bir kadın veya bir erkeğin şahitliği yeterlidir, dediğini rivayet etmiş-tir.222
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “süt emme konusunda bir kadın veya erkeğin şehadeti ge-çerli değildir ve şahitlerin çok olması gerekir.” görü-şüyle yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.223
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Yukarıda zikredilen birinci hadis, sahih hadis ki-taplarında ve sünenlerde yer almaktadır. İkinci hadisin isnadında zayıf olan İbnu’l-Beylemanî ile İbn Useym adında iki ravi bulunmaktadır.
Ebû Hanîfe (r.a.)’in kanaatine göre süt emme ko-nusunda bir kadının şahitliğinin geçerli olması kapısı açılacak olursa herhangi bir kadın, evlenen bir çifti ayırmak istediğinde bunu kolaylıkla yapabilir. Bundan dolayı tek başına bir kadının süt emme konusunda şe-hadeti kabul olunmaz. Tam tersine şahitlerin şehadet nisabına ulaşmış olması gerekir. Çünkü süt emme mal davalarında geçerli olan iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin şahitliğiyle geçerlidir. Dolayısıyla süt emme konusunda kadınların tek başlarına yapacakları şehadet kabul olunmaz. Çünkü nikah konusunda ha-ramlık, ayrılmaz unsurlarından birisidir. Öte yandan nikah bağı sadece kadınların şehadetiyle ortadan kalk-maz. Netice olarak tek başına kadınların şahadetiyle haramlık sabit olmaz. Çünkü Yüce Allah (c.c.) mallara şahit kılma konusunda: “Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstere-ceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun).” buyurmakta-dır.224
Buna ek olarak Ebû Hanîfe (r.a.), Amr -Muğira b. Şube- Ali ve İbn Abbas (r.a.) (r.a.e.)’nin sadece kadınla-rın şehadetiyle karı koca arasında tefrik yapılmayacağı şeklindeki görüşlerine dayanmıştır. Hz. Ömer (r.a.) ise “Eğer şahitlik eden kadın bir delil sunabilecek olursa süt emenlerin arası tefrik edilir. Aksi takdirde kadınla erkeğin evlenmesine engel olunmaz. Ancak kendileri evlenmekten kaçınırlarsa bu müstesnadır.” demiştir.
Söz konusu görüşünde Ebû Hanîfe (r.a.)’e âlimle-rin çoğunluğu katılmaktadır. Bilginler, birinci hadise bazı rivayetlerinde yer alan “erkeği o kadınla evlen-mekten yasakladı” ifadesini tenzihen225 yasaklama, bazı rivayetlerde geçen “o kadını bırak” şeklindeki emri de koca töhmete maruz kalacağı noktalardan uzak kal-sın diye “yol gösterme mahiyetinde” bir emir şeklinde yorumlayarak cevap vermektedirler.
28-Kocanın Daha Sonra Müslüman Olması Du-rumunda Nihakın Tazelenmesi226
a) Konuyla ilgili İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler şunlardır:
1- İbn Abbas (r.a.) “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Medine’ye gelen kızı Zeyneb (r.anhâ)’yı nikahlanışın-dan iki sene sonra Mekke’de bulunan kocası Ebülâs (r.a.)’e geri gönderdi.” demiştir.227
2- Eş-Şa‘bî (r.a.), “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kızı Zeyneb (r.anhâ)’yı kocasına ilk nikahı ile Mekke’ye geri gönderdi.” demiştir.228
İbn Ebû Şeybe, İmam Ebû Hanîfe (r.a.)’in “Bu durumda nikahın tazelenmesi gerektiğini” söyleyerek yukarıda zikredilen hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmüştür.229
b) İbn Ebû Şeybe’nin Görüşünün Değerlendiril-mesi.
Burada öncelikle İbn Ebû Şeybe’nin delil olarak zikrettiği hadisler, isnad açısından ele alınacak, Ebû Hanîfe (r.a.)’in görüşlerinin dayanakları, meseleye ba-kış açısı ve son olarak da kendisine katılan bilginler söz konusu edilecektir.
Birinci hadisin isnadında İbn İshak bulunmakta-dır. Onun hakkında söylenebilecek en hafif şey, müdel-lis olduğu için “an” lafzıyla yaptığı rivayetlerin kabul edilemeyeceğidir. Hadisin isnadındaki İbnu’l-Husayn ise rivayetlerinde gevşek bir ravidir. İbnu Uyeyne “Biz-ler onun hadisiyle yetiniyorduk.” derken, Ebû Dâvûd onun İkrime’den rivayet ettiği hadislerin münker oldu-ğunu ifade etmiştir. Onun hakkında hadis tenkidçileri-nin hadisinin terkedilmesini gerektiren ifadeleri vardır. İkrime çok tenkit edilmiştir. İkinci haber mürseldir ve özellikle bu konuda delil olarak kullanılamaz. Çünkü eş-Şa‘bî’nin, İbn Ebû Şeybe’nin Musannef isimli ese-rinde söylemiş olduğu görüş bunun tam aksinedir.